29.04.2018

Kut'ül Amare Zaferi



Global Bilgiler
"Kut'ül Amare" zaferi, Çanakkale'nin ardından Birinci Dünya Savaşı'nın en büyük zaferi olma niteliği taşır.

İngiliz tarihçi James Morris'in, "Britanya askeri tarihinin en aşağılık teslimi" diye tanımladığı Kut'ül Amare Savaşı, Irak'ın doğu kesiminde Dicle Nehri kıyısındaki Kut şehri yakınlarında konuşlanmış İngiliz askerleri ile müttefiklerinin kuşatılmasıyla başladı ve kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilip, İngiliz birliklerinin tamamının esir alınmasıyla tamamlandı.

Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz 6. Tümeni Bağdat'a ilerlerken, 22-23 Kasım 1915'te Selmanı Pak Muharebesi'ni kaybedip geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut kasabasına sığındı. 6. Ordu'nun komutanlığına atanan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Albay Sakallı Nurettin Paşa'nın birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı.

İngilizler, Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris Kolordusu'yla hücuma geçti ancak 6 Ocak'ta Şeyh Saad Muharebesi'nde 4 bin askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede Türk ordusuna "geri çekilme" emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay Nurettin Paşa ise görevinden alındı, yerine Halil Paşa getirildi.

19 Nisan 1916 tarihinde Bağdat'taki karargahında tifüsten ölen Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın yerine 6. Ordu komutanlığına atanan Halil Paşa, 29 Nisan'da General Charles Townshend komutasındaki İngiliz ordularını teslim aldı.

Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend, kuşatma sürerken Halil Paşa'ya gönderdiği mektupta, ordusunu teslime hazır olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Efendim Hazretleri, açlık bizi silah bırakmaya zorluyor. Zatıalilerinin, 'Sizin cesur askerleriniz bizim samimi ve kıymettar misafirleriniz olacaktır.' sözlerinize istinaden kahraman askerlerimi size teslime hazırım. Askerlerim verilen görevi yaptıkları için onlara iyi davranınız. Siz, askerlerimi Selmanpark Muharebesi'nde, ricat zamanlarında ve beş ay devam eden Kut'ül Amare kuşatmasında görmüşsünüzdür. Askerlerimin vazifesini nasıl ifa ettiğini takdir etmişsinizdir. Askeri harp tarihi, özel olarak bu meseleyi teyit edecektir.

İcab eden şartlar yerine getirildikten sonra sizin karargahınıza gelip, Kut'ül Amare'yi teslim etmeye hazırım. Fakat erzakın sevkini hızlandırmanızı rica ve temenni eylerim. Size hastanemi ziyaret etmenizi ve orada bulunan askerlerimden bazılarının kolsuz ve ayaksız, bazılarının da hasta ve zayıf olduğunu görmenizi teklif ediyorum. Bunları harp esiri olarak almaya hevesli olduğunuzu farz etmem. Bunlar için en iyi yolun yaralıların Hindistan'a sevki olacağı kanaatindeyim."
"Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz." Halil Paşa'nın, İngiliz birliklerini 29 Nisan 1916'da teslim almasının ardından söylediği söz.

KUTÜL AMARE KUŞATMASI

8.000 askerden oluşan İngiliz-Hint garnizonu Bağdat'ın 160 kilometre güneyinde Kut kasabasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılır. 1915 yılında bu kasabanın nüfusu 6.500 civarıdır. 29 Nisan 1916'da garnizonun teslim olmasını takiben kuşatma esnasında sağ kalanlar esir olarak Halep'e götürülür.

Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun komutanlığına atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay ‘Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İlk yardım harekâtı korgeneral Fenton Aylmer komutasında toplanmış 19.000 kişilik orduydu. Ocak 1916'ta Ali Gharbi'den nehrin son noktasına vardılar.

İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse de 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde ölü ve yaralı toplam 4.262 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede geri çekilme emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay ‘Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa getirildi.

19 bin kişilik İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde ölü ve yaralı 1.600 kayıp verdirilerek geri püskürtüldü. Osmanlı ordusu Vadi'nin yukarısındaki Felahiye'de (Hanna) mevzilendi. Burası Dicle ve Suwaikiya bataklığı arasında daralan kuru zeminde bir geçitti. 21 Ocak tarihinde 20 bin kişilik İngiliz birlikleri Felahiye Muharebesi'ni ölü ve yaralı 2.741 kayıpla kaybetti. Kut garnizonu için felaketi getiren bir kayıptı.

İngilizler kuşatmayı sona erdirmek için Mart başında İngiliz general Fenton Aylmer komutasında yeniden bir taarruz girişiminde bulundu. Ancak 8 Mart 1916 tarihinde Sâbis (Dujaila) mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettiyse de 3.500 asker kaybederek geri çekildi. Sâbis Muharebesi'nde alınan yenilgiden dolayı 12 Mart 1916 tarihinde General Aylmer azledilerek yerine General George Frederick Gorringe getirildi.

Halil Paşa 20-30 bin kişilik bir takviye kuvvetin cepheye katılmasını sağladı. Yeni atanan General Gorringe 5 Nisan tarihinde Felahiye, Beit Asia ve Sannaiyat bölgelerine doğru saldırıya geçti. Her iki tarafın mevcudu yaklaşık 30.000 kişiydi. 22 Nisan tarihine kadar geçen sürede ölü ve yaralı 1.200 kayıp veren İngiliz birlikleri yenilerek çekildiler.

Bu sırada İngilizler tarihteki ilk havadan yiyecek ve mühimmat ikmal harekâtını gerçekleştirdiler. Fakat bunların sık sık Osmanlı siperlerine veya Dicle Nehrine düşmesini önleyemediler. 19 Nisan 1916 tarihinde 6. Ordu Komutanı Mareşal Von der Goltz Paşa, Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsten ölünce, yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

29 Nisan 1916'da General Townshend, Kut'ta yaşanan açlığın da etkisiyle, diğer 5 general, 481 subay ve 13.300 er ile birlikte Osmanlı Kuvvetleri'ne teslim oldu. İngiliz kuvvetleri 23.000 ölü ve yaralı, Osmanlı kuvvetleri 10.000 ölü ve yaralı vermiş, 13.000 İngiliz ve Hint askeri esir alınmıştır.

İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını “Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi” olarak tanımlamıştır. Bu yenilgi İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infial uyandırdı. Bunun üzerine General Lake ve General Gorringe İngiliz ordusunda görevlerinden alınmış ve yerlerine General Maude getirilmiştir.

Bu çarpışmaların askeri tarih açısından bir başka önemi de bilinen ilk havadan ikmal denemesini İngiliz ordusunun Kut'taki birliklerini ikmal için 26 gün boyunca Dicle'deki Ora Üssü'nden 3 adet Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile bu kuşatma sırasında gerçekleştirmiş olmalarıdır. Ancak bu çaba yeterli olmamış ve sonucu değiştirmemiştir.

KUT'ÜL AMARE ZAFERİ NEDEN KUTLANMIYOR?

Kût'ül-Amâre zaferi, sadece Türk ordusu içerisinde bayram olarak kutlanıyordu. 1952 yılında, Türkiye'nin Adnan Menderes iktidarı döneminde NATO'ya üye olmasının ardından bayramın kutlamasına son verildi.
Global Bilgiler  /  at  14:44  /  No comments



Global Bilgiler
"Kut'ül Amare" zaferi, Çanakkale'nin ardından Birinci Dünya Savaşı'nın en büyük zaferi olma niteliği taşır.

İngiliz tarihçi James Morris'in, "Britanya askeri tarihinin en aşağılık teslimi" diye tanımladığı Kut'ül Amare Savaşı, Irak'ın doğu kesiminde Dicle Nehri kıyısındaki Kut şehri yakınlarında konuşlanmış İngiliz askerleri ile müttefiklerinin kuşatılmasıyla başladı ve kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilip, İngiliz birliklerinin tamamının esir alınmasıyla tamamlandı.

Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz 6. Tümeni Bağdat'a ilerlerken, 22-23 Kasım 1915'te Selmanı Pak Muharebesi'ni kaybedip geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut kasabasına sığındı. 6. Ordu'nun komutanlığına atanan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Albay Sakallı Nurettin Paşa'nın birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı.

İngilizler, Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris Kolordusu'yla hücuma geçti ancak 6 Ocak'ta Şeyh Saad Muharebesi'nde 4 bin askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede Türk ordusuna "geri çekilme" emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay Nurettin Paşa ise görevinden alındı, yerine Halil Paşa getirildi.

19 Nisan 1916 tarihinde Bağdat'taki karargahında tifüsten ölen Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın yerine 6. Ordu komutanlığına atanan Halil Paşa, 29 Nisan'da General Charles Townshend komutasındaki İngiliz ordularını teslim aldı.

Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend, kuşatma sürerken Halil Paşa'ya gönderdiği mektupta, ordusunu teslime hazır olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Efendim Hazretleri, açlık bizi silah bırakmaya zorluyor. Zatıalilerinin, 'Sizin cesur askerleriniz bizim samimi ve kıymettar misafirleriniz olacaktır.' sözlerinize istinaden kahraman askerlerimi size teslime hazırım. Askerlerim verilen görevi yaptıkları için onlara iyi davranınız. Siz, askerlerimi Selmanpark Muharebesi'nde, ricat zamanlarında ve beş ay devam eden Kut'ül Amare kuşatmasında görmüşsünüzdür. Askerlerimin vazifesini nasıl ifa ettiğini takdir etmişsinizdir. Askeri harp tarihi, özel olarak bu meseleyi teyit edecektir.

İcab eden şartlar yerine getirildikten sonra sizin karargahınıza gelip, Kut'ül Amare'yi teslim etmeye hazırım. Fakat erzakın sevkini hızlandırmanızı rica ve temenni eylerim. Size hastanemi ziyaret etmenizi ve orada bulunan askerlerimden bazılarının kolsuz ve ayaksız, bazılarının da hasta ve zayıf olduğunu görmenizi teklif ediyorum. Bunları harp esiri olarak almaya hevesli olduğunuzu farz etmem. Bunlar için en iyi yolun yaralıların Hindistan'a sevki olacağı kanaatindeyim."
"Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz." Halil Paşa'nın, İngiliz birliklerini 29 Nisan 1916'da teslim almasının ardından söylediği söz.

KUTÜL AMARE KUŞATMASI

8.000 askerden oluşan İngiliz-Hint garnizonu Bağdat'ın 160 kilometre güneyinde Kut kasabasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılır. 1915 yılında bu kasabanın nüfusu 6.500 civarıdır. 29 Nisan 1916'da garnizonun teslim olmasını takiben kuşatma esnasında sağ kalanlar esir olarak Halep'e götürülür.

Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun komutanlığına atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay ‘Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İlk yardım harekâtı korgeneral Fenton Aylmer komutasında toplanmış 19.000 kişilik orduydu. Ocak 1916'ta Ali Gharbi'den nehrin son noktasına vardılar.

İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse de 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde ölü ve yaralı toplam 4.262 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede geri çekilme emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay ‘Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa getirildi.

19 bin kişilik İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde ölü ve yaralı 1.600 kayıp verdirilerek geri püskürtüldü. Osmanlı ordusu Vadi'nin yukarısındaki Felahiye'de (Hanna) mevzilendi. Burası Dicle ve Suwaikiya bataklığı arasında daralan kuru zeminde bir geçitti. 21 Ocak tarihinde 20 bin kişilik İngiliz birlikleri Felahiye Muharebesi'ni ölü ve yaralı 2.741 kayıpla kaybetti. Kut garnizonu için felaketi getiren bir kayıptı.

İngilizler kuşatmayı sona erdirmek için Mart başında İngiliz general Fenton Aylmer komutasında yeniden bir taarruz girişiminde bulundu. Ancak 8 Mart 1916 tarihinde Sâbis (Dujaila) mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettiyse de 3.500 asker kaybederek geri çekildi. Sâbis Muharebesi'nde alınan yenilgiden dolayı 12 Mart 1916 tarihinde General Aylmer azledilerek yerine General George Frederick Gorringe getirildi.

Halil Paşa 20-30 bin kişilik bir takviye kuvvetin cepheye katılmasını sağladı. Yeni atanan General Gorringe 5 Nisan tarihinde Felahiye, Beit Asia ve Sannaiyat bölgelerine doğru saldırıya geçti. Her iki tarafın mevcudu yaklaşık 30.000 kişiydi. 22 Nisan tarihine kadar geçen sürede ölü ve yaralı 1.200 kayıp veren İngiliz birlikleri yenilerek çekildiler.

Bu sırada İngilizler tarihteki ilk havadan yiyecek ve mühimmat ikmal harekâtını gerçekleştirdiler. Fakat bunların sık sık Osmanlı siperlerine veya Dicle Nehrine düşmesini önleyemediler. 19 Nisan 1916 tarihinde 6. Ordu Komutanı Mareşal Von der Goltz Paşa, Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsten ölünce, yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

29 Nisan 1916'da General Townshend, Kut'ta yaşanan açlığın da etkisiyle, diğer 5 general, 481 subay ve 13.300 er ile birlikte Osmanlı Kuvvetleri'ne teslim oldu. İngiliz kuvvetleri 23.000 ölü ve yaralı, Osmanlı kuvvetleri 10.000 ölü ve yaralı vermiş, 13.000 İngiliz ve Hint askeri esir alınmıştır.

İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını “Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi” olarak tanımlamıştır. Bu yenilgi İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infial uyandırdı. Bunun üzerine General Lake ve General Gorringe İngiliz ordusunda görevlerinden alınmış ve yerlerine General Maude getirilmiştir.

Bu çarpışmaların askeri tarih açısından bir başka önemi de bilinen ilk havadan ikmal denemesini İngiliz ordusunun Kut'taki birliklerini ikmal için 26 gün boyunca Dicle'deki Ora Üssü'nden 3 adet Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile bu kuşatma sırasında gerçekleştirmiş olmalarıdır. Ancak bu çaba yeterli olmamış ve sonucu değiştirmemiştir.

KUT'ÜL AMARE ZAFERİ NEDEN KUTLANMIYOR?

Kût'ül-Amâre zaferi, sadece Türk ordusu içerisinde bayram olarak kutlanıyordu. 1952 yılında, Türkiye'nin Adnan Menderes iktidarı döneminde NATO'ya üye olmasının ardından bayramın kutlamasına son verildi.

1.04.2018

1 Nisan Nedir Ve Neden Şaka Yapılır


1 Nisan’la ilgili olarak ortaya atılan efsaneler:
1-FRANSAYLA İLGİLİ HİKAYE
1564’de Fransa Kralı IX. Charles’ın, takvimi değiştirerek yılın başlangıcını Ocak ayının birinci gününe alması ve o zamanın iletişim koşullarından dolayı bazı insanların bu gelişmeden haberi olmaması nedeni ile bu kararı protesto etmek amacı ile eski adetlerini sürdürmelerine neden olmuştur.
Kralın kararını protesto eden halk, 1 Nisan’da partiler düzenlemeye, birbirlerine hediyeler vermeye devam etmişlerdir. Yeni takvimden haberdar olup onu kabul edip uygulayan diğerleri ise bunları ‘1 Nisan aptalları’ olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını vermişlerdir. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler vermişler, yapılmayacak partilere davet etmişler, gerçek olması mümkün olmayan haberler üreterek yaymışlardır. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başlamışlardır. Zaman içinde bu geleneği gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Fransız kökenli bu geleneğin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürmüştür. Oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayılmıştır.
"NİSAN BALIĞI" KAVRAMI
Nisan 1 tabiri bir de ‘Nisan Balığı’ kavramı olarak da tabir edilmektedir. Fransa’da yılın bu döneminde balık avının yasak olmasından dolayı bazı şaka severlerin balık avcılarını kandırmak için ırmaklara ‘Nisan Balığı’ diye bağırarak çiroz ringa balıkları atmaları sonucunda bu şaka kavramı ortaya çıkmıştır.   Günümüzde bu gelenek yapılmasa da balık şeklinde çikolatalar yenerek, insanların arkasına kâğıttan balıklar iliştirilerek, dostlar işletilerek bu özel şaka geleneği hala yaşatılmaktadır.
2-ENDÜLÜSLE İLGİLİ HİKAYE
1 Nisan için bilinen belkide en eski hikaye
15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya'daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunun bilincinde olan Haçlı ordusunun komutanı kaleyi düşürmek için değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda aklına bir fikir gelir. 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil, kaledekilere seslenir; "Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım" der. Bunun üzerine gerekli görüşmeler sonrasında Müslümanlar canlarının kurtarılması karşılığında kaleyi teslim ederler. Ertesi gün sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar, bizi öldürmeyeceğinize dair "yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz" derler. Bu söz üzerine Haçlı ordusunun komutanı "Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur" diye cevap verir ve Bütün Müslümanlar orada şehid edilirler. Hikaye'ye göre o gün bugündür. 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan şaka günü olarak kutlanmaktadır.
"HİLE GÜNÜ"
1 Nisan’ın tarihi her ne kadar yaygın olarak Müslümanların şehit edildiği ‘Hile Günü’ olarak anlatılmış olsa da, tarihi kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Hikaye'de bahsedilen Endülüs’teki son kale olan Gırnata’nın düştüğü tarih, 2 Ocak 1492 gününe rastlamaktadır. Kaldı ki, İslam dahi normalde yalanı katı kurallarla yasakladığı halde savaş esnasında caiz görür. Bu kültüre sahip olan Müslümanların Haçlı ordusu komutanının bir sözüne inanıverip henüz korumakta oldukları kaleyi saf saf teslim etmiş olmaları hiç de gerçekçi bir açıklama gibi görünmüyor.
3-DİĞER HİKAYELER
Nisan 1 şakasının ortaya çıkışı, Associated Press Ajansı sayesinde ABD’deki yüzlerce gazeteye servis edilen bu garip teori, aslında tamamen uydurma bir hikayeydi. Boskin’in Orta Çağ’la ilgili çalışmalar yaptığı için inandırıcı bir şekilde anlatabildiği bu kurmaca olay, Kugel (ki aslında ünlü bir Yahudi yemeğidir) adında bir soytarının kral oluş hikayesini işliyordu. Ne var ki, tarih profesörünün resmen bir ‘eşek şakası’ yaptığının anlaşılması birkaç hafta sürmüş, medyaya da geyik yapmak için epeyce malzeme sunmuştu.
Öte yandan Kansas üniversitesi’nin hazırladığı Calerıdar of Diversity’de (Farklılıklar Takvimi) 1 Nisan Şakası hakkında en çok kabul gören aşağıdaki teorinin kullanılmış olduğunu görüyoruz:
1582 yılında Papa XIII. Gregory zamanında vaktiyle Roma İmparatoru Jül Sezar tarafından hazırlatılan Jülyen takviminden Papa’nın adından gelen Gregoryen takvimine geçilmesi üzerine öncesinde 25 Mart-l Nisan tarihlerinde kutlanan yeni yıl, 1 Ocak gününe alınmıştı. Bu yeni düzenlemeyi kabullenmeyenler veya buna alışamayanlar ise yeni yılı eski usul kutlamaya devam edince çevrelerine eğlence malzemesi oldular ve eski yılbaşı olan 1 Nisan günü boyunca çeşitli şakalara (sahte parti davetiyeleri, kemik hediyeler vs.) maruz kaldılar.
İşte Fransızlar tarafindan en bilinen isimleriyle ‘Poisson d’Avril’ (Nisan Balığı), ‘April Fools’s Day’ (Aptallar Günü) gibi isimlerle anılan bu neşeli günle ilgili çeşitli efsaneler ve tabii bir de muhtemel gerçek ortaya çıkmıştır.
Nisan 1 ya da Nisan Balığı, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dahil dünyanın pek çok yerinde tanınmaktadır. Nisan 1 ile ilgili başka bir efsane de Pagan kültüründe 1 Nisan’da kutlanan Fous bayramıdır. Antik Roma’da Hilarya adıyla benzer bir bayram da kutlanmaktadır. Hindistan’da ise bu bayram 31 Mart’ta Holi adıyla kutlanmaktadır. İskoçya 1 Nisan’ı Gowk veya Cuckoo günü olarak kutlarken, İngiltere, April Fools’ Day yani Nisan Kaçıklar Günü olarak 1 Nisan’ı kutlamaktadır.
Tam olarak ortaya çıkış hikayesi belli olmayan bu ‘Şaka Günü’ ile ilgili yazılanları incelediğimizde 1 Nisan’da şaka yapmanın Fransa’da lSDD’lerin sonunda başlayan beş asırlık bir gelenek olduğunu görülmektedir. Gabriella Kalapes’un konu hakkındaki yazısında bahsettiği gibi 1 Nisan şakasıyla ilgili onlarca teori vardır ve sadece bazıları diğerlerine göre biraz daha yaygındır.


Global Bilgiler  /  at  12:27  /  No comments


1 Nisan’la ilgili olarak ortaya atılan efsaneler:
1-FRANSAYLA İLGİLİ HİKAYE
1564’de Fransa Kralı IX. Charles’ın, takvimi değiştirerek yılın başlangıcını Ocak ayının birinci gününe alması ve o zamanın iletişim koşullarından dolayı bazı insanların bu gelişmeden haberi olmaması nedeni ile bu kararı protesto etmek amacı ile eski adetlerini sürdürmelerine neden olmuştur.
Kralın kararını protesto eden halk, 1 Nisan’da partiler düzenlemeye, birbirlerine hediyeler vermeye devam etmişlerdir. Yeni takvimden haberdar olup onu kabul edip uygulayan diğerleri ise bunları ‘1 Nisan aptalları’ olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını vermişlerdir. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler vermişler, yapılmayacak partilere davet etmişler, gerçek olması mümkün olmayan haberler üreterek yaymışlardır. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başlamışlardır. Zaman içinde bu geleneği gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Fransız kökenli bu geleneğin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürmüştür. Oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayılmıştır.
"NİSAN BALIĞI" KAVRAMI
Nisan 1 tabiri bir de ‘Nisan Balığı’ kavramı olarak da tabir edilmektedir. Fransa’da yılın bu döneminde balık avının yasak olmasından dolayı bazı şaka severlerin balık avcılarını kandırmak için ırmaklara ‘Nisan Balığı’ diye bağırarak çiroz ringa balıkları atmaları sonucunda bu şaka kavramı ortaya çıkmıştır.   Günümüzde bu gelenek yapılmasa da balık şeklinde çikolatalar yenerek, insanların arkasına kâğıttan balıklar iliştirilerek, dostlar işletilerek bu özel şaka geleneği hala yaşatılmaktadır.
2-ENDÜLÜSLE İLGİLİ HİKAYE
1 Nisan için bilinen belkide en eski hikaye
15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya'daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunun bilincinde olan Haçlı ordusunun komutanı kaleyi düşürmek için değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda aklına bir fikir gelir. 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil, kaledekilere seslenir; "Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım" der. Bunun üzerine gerekli görüşmeler sonrasında Müslümanlar canlarının kurtarılması karşılığında kaleyi teslim ederler. Ertesi gün sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar, bizi öldürmeyeceğinize dair "yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz" derler. Bu söz üzerine Haçlı ordusunun komutanı "Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur" diye cevap verir ve Bütün Müslümanlar orada şehid edilirler. Hikaye'ye göre o gün bugündür. 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan şaka günü olarak kutlanmaktadır.
"HİLE GÜNÜ"
1 Nisan’ın tarihi her ne kadar yaygın olarak Müslümanların şehit edildiği ‘Hile Günü’ olarak anlatılmış olsa da, tarihi kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Hikaye'de bahsedilen Endülüs’teki son kale olan Gırnata’nın düştüğü tarih, 2 Ocak 1492 gününe rastlamaktadır. Kaldı ki, İslam dahi normalde yalanı katı kurallarla yasakladığı halde savaş esnasında caiz görür. Bu kültüre sahip olan Müslümanların Haçlı ordusu komutanının bir sözüne inanıverip henüz korumakta oldukları kaleyi saf saf teslim etmiş olmaları hiç de gerçekçi bir açıklama gibi görünmüyor.
3-DİĞER HİKAYELER
Nisan 1 şakasının ortaya çıkışı, Associated Press Ajansı sayesinde ABD’deki yüzlerce gazeteye servis edilen bu garip teori, aslında tamamen uydurma bir hikayeydi. Boskin’in Orta Çağ’la ilgili çalışmalar yaptığı için inandırıcı bir şekilde anlatabildiği bu kurmaca olay, Kugel (ki aslında ünlü bir Yahudi yemeğidir) adında bir soytarının kral oluş hikayesini işliyordu. Ne var ki, tarih profesörünün resmen bir ‘eşek şakası’ yaptığının anlaşılması birkaç hafta sürmüş, medyaya da geyik yapmak için epeyce malzeme sunmuştu.
Öte yandan Kansas üniversitesi’nin hazırladığı Calerıdar of Diversity’de (Farklılıklar Takvimi) 1 Nisan Şakası hakkında en çok kabul gören aşağıdaki teorinin kullanılmış olduğunu görüyoruz:
1582 yılında Papa XIII. Gregory zamanında vaktiyle Roma İmparatoru Jül Sezar tarafından hazırlatılan Jülyen takviminden Papa’nın adından gelen Gregoryen takvimine geçilmesi üzerine öncesinde 25 Mart-l Nisan tarihlerinde kutlanan yeni yıl, 1 Ocak gününe alınmıştı. Bu yeni düzenlemeyi kabullenmeyenler veya buna alışamayanlar ise yeni yılı eski usul kutlamaya devam edince çevrelerine eğlence malzemesi oldular ve eski yılbaşı olan 1 Nisan günü boyunca çeşitli şakalara (sahte parti davetiyeleri, kemik hediyeler vs.) maruz kaldılar.
İşte Fransızlar tarafindan en bilinen isimleriyle ‘Poisson d’Avril’ (Nisan Balığı), ‘April Fools’s Day’ (Aptallar Günü) gibi isimlerle anılan bu neşeli günle ilgili çeşitli efsaneler ve tabii bir de muhtemel gerçek ortaya çıkmıştır.
Nisan 1 ya da Nisan Balığı, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dahil dünyanın pek çok yerinde tanınmaktadır. Nisan 1 ile ilgili başka bir efsane de Pagan kültüründe 1 Nisan’da kutlanan Fous bayramıdır. Antik Roma’da Hilarya adıyla benzer bir bayram da kutlanmaktadır. Hindistan’da ise bu bayram 31 Mart’ta Holi adıyla kutlanmaktadır. İskoçya 1 Nisan’ı Gowk veya Cuckoo günü olarak kutlarken, İngiltere, April Fools’ Day yani Nisan Kaçıklar Günü olarak 1 Nisan’ı kutlamaktadır.
Tam olarak ortaya çıkış hikayesi belli olmayan bu ‘Şaka Günü’ ile ilgili yazılanları incelediğimizde 1 Nisan’da şaka yapmanın Fransa’da lSDD’lerin sonunda başlayan beş asırlık bir gelenek olduğunu görülmektedir. Gabriella Kalapes’un konu hakkındaki yazısında bahsettiği gibi 1 Nisan şakasıyla ilgili onlarca teori vardır ve sadece bazıları diğerlerine göre biraz daha yaygındır.


21.01.2018

ZEYTİN DALI NEDEN BARIŞIN SEMBOLÜDÜR

barışın sembolü zeytin dalıDini İnanç Yönünden:

Hz. Adem AS

Hz. Âdem ölümünden önce Allah’tan merhamet dilemiş ve bunun için oğlu Şit' i görevlendirmiştir. Şit cennet bahçesindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum alıp babasının ağzına koymuştur. Babası gömülünce, tohumlar yeşermiş ve bu tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi büyümüştür. Bu da bu üç ağacın kutsal ve kalıcı barışla olan ilgisine delalet sayılmıştır.

Hz. Nuh AS

Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulunca geminin güvertesinden bir beyaz güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin çağlar boyu barışın sembolü olarak anılır olmuştur.

Yunan Mitolojisine Göre:

Yunan mitolojisinde Athena, Atina'nın sahibi olabilmek için Poseidon ile yarış içerisindedir. Bu amaç doğrultusunda Poseidon, üç dişli mızrağını Akropolis'e saplayarak deniz suyunun fışkırmasını sağlayarak şehre sahip olur. Athena ise buna karşılık şehre bir zeytin ağacı diker. Zeus'un başkanlığını yaptığı, tanrı ve tanrıçaların huzurunda kurulan mahkemede yeryüzüne daha güzel bir hediye verdiği belirlenen Athena haklı bulunur. Böylece bölgeye zeytinin ilk getirilişi Athena'ya mal edilir. Tüm bunlara dayanılarak Antik Yunanistan'da gelinlere zeytinden yapılan bir taç giydirilir ve Antik Olimpiyat Oyunları'nda birinciler zeytin dalıyla ödüllendirilirdi.

Zeytin Dalı Ne Zamandan Beri Barışın Sembolü Olarak Kullanılıyor?


Zeytin dalının barışın bir sembolü olarak kullanılması MÖ beşinci yüzyıla dayanır. Yunan oyun yazarı Aristophanes'in Barış (Irini) adlı eserinde "tüm tanrıçaların en yücesi, barış tanrıçası Irini'ye göre zeytinin oldukça değerli olduğu" belirtilir. Benzer şekilde zeytin dalı, Roma İmparatorluğu dönemindeki sikkelerde de Irini'nin niteliklerinden biri olarak yer almaktadır.
Global Bilgiler  /  at  12:31  /  No comments

barışın sembolü zeytin dalıDini İnanç Yönünden:

Hz. Adem AS

Hz. Âdem ölümünden önce Allah’tan merhamet dilemiş ve bunun için oğlu Şit' i görevlendirmiştir. Şit cennet bahçesindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum alıp babasının ağzına koymuştur. Babası gömülünce, tohumlar yeşermiş ve bu tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi büyümüştür. Bu da bu üç ağacın kutsal ve kalıcı barışla olan ilgisine delalet sayılmıştır.

Hz. Nuh AS

Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulunca geminin güvertesinden bir beyaz güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin çağlar boyu barışın sembolü olarak anılır olmuştur.

Yunan Mitolojisine Göre:

Yunan mitolojisinde Athena, Atina'nın sahibi olabilmek için Poseidon ile yarış içerisindedir. Bu amaç doğrultusunda Poseidon, üç dişli mızrağını Akropolis'e saplayarak deniz suyunun fışkırmasını sağlayarak şehre sahip olur. Athena ise buna karşılık şehre bir zeytin ağacı diker. Zeus'un başkanlığını yaptığı, tanrı ve tanrıçaların huzurunda kurulan mahkemede yeryüzüne daha güzel bir hediye verdiği belirlenen Athena haklı bulunur. Böylece bölgeye zeytinin ilk getirilişi Athena'ya mal edilir. Tüm bunlara dayanılarak Antik Yunanistan'da gelinlere zeytinden yapılan bir taç giydirilir ve Antik Olimpiyat Oyunları'nda birinciler zeytin dalıyla ödüllendirilirdi.

Zeytin Dalı Ne Zamandan Beri Barışın Sembolü Olarak Kullanılıyor?


Zeytin dalının barışın bir sembolü olarak kullanılması MÖ beşinci yüzyıla dayanır. Yunan oyun yazarı Aristophanes'in Barış (Irini) adlı eserinde "tüm tanrıçaların en yücesi, barış tanrıçası Irini'ye göre zeytinin oldukça değerli olduğu" belirtilir. Benzer şekilde zeytin dalı, Roma İmparatorluğu dönemindeki sikkelerde de Irini'nin niteliklerinden biri olarak yer almaktadır.

Hükumet Kapanması Nedir?

government closure
ABD’deki düzenlemeye göre, Kongre kalıcı bütçe onaylanana kadar geçici ek bütçelerle arayı kapatamazsa “hükumet kapanır” ve acil ve temel hizmetler dışında tüm kamu faaliyetleri durur. Kapatma dönemlerinde federal hükumetin çalışanları “temel hizmetler”, “temel olmayan hizmetler” olarak ikiye ayrılır. 1995 yılında bu kategorilerin isimlendirilmesi, insanları incitici bulunduğu için “muaf” ve “muaf olmayan” olarak değiştirildi. Kapatmadan muaf olmayan personele, kapatma dönemlerinde “izinli” olduklarını bildiren mektuplar gönderilir ve ücretleri bu süre içinde ödenmez.

2013 yılındaki son kapatmada yaklaşık 850 bin federal kamu çalışanına izin bildirimi yapıldı. Bu, toplam federal kamu çalışanlarının yüzde 40’ını oluşturuyordu. Kapatma sona erdiğinde, zorunlu izne çıkarılan kamu çalışanlarının ödemeleri hemen her zaman geriye doğru yani kapatma dönemini de kapsayacak şekilde yapılmaya başlanır. İzne çıkarılmayan temel kamu hizmetlerinde çalışanların da maaşları kesilir ama onlar çalışmayı sürdürür.

Ordu mensupları ile hava trafik kontrolü, sağlık hizmetlerinin önemli bölümü, afet yardım çalışmaları, elektrik idaresi, cezaevleri, sosyal güvenlik ve diğer kamu yardımları alanında çalışanlar genellikle kapatma dönemlerinde çalışmaya devam eder. Fakat birçok diğer kamu faaliyeti sekteye uğrar. 2013 yılındaki hükumet kapatması sırasında ulusal parklar kapatılmış, vize ve pasaport hizmetleri aksamıştı.

“Hükumet kapanırsa”, İktidardaki Parti açısından büyük prestij kaybı olacaktır çünkü bu durum şimdiye kadar kongrenin her iki kanadında da çoğunluğu oluşturan bir iktidar partisinin başına hiç gelmemiştir.


1976 yılında Kongre’nin bütçe ve kamu harcamaları bütçesini geçirmekte kullandığı yasal çerçeve kabul edildiğinden bu yana hükumet resmen 18 kere “kapanmıştır”.
Global Bilgiler  /  at  11:53  /  No comments

government closure
ABD’deki düzenlemeye göre, Kongre kalıcı bütçe onaylanana kadar geçici ek bütçelerle arayı kapatamazsa “hükumet kapanır” ve acil ve temel hizmetler dışında tüm kamu faaliyetleri durur. Kapatma dönemlerinde federal hükumetin çalışanları “temel hizmetler”, “temel olmayan hizmetler” olarak ikiye ayrılır. 1995 yılında bu kategorilerin isimlendirilmesi, insanları incitici bulunduğu için “muaf” ve “muaf olmayan” olarak değiştirildi. Kapatmadan muaf olmayan personele, kapatma dönemlerinde “izinli” olduklarını bildiren mektuplar gönderilir ve ücretleri bu süre içinde ödenmez.

2013 yılındaki son kapatmada yaklaşık 850 bin federal kamu çalışanına izin bildirimi yapıldı. Bu, toplam federal kamu çalışanlarının yüzde 40’ını oluşturuyordu. Kapatma sona erdiğinde, zorunlu izne çıkarılan kamu çalışanlarının ödemeleri hemen her zaman geriye doğru yani kapatma dönemini de kapsayacak şekilde yapılmaya başlanır. İzne çıkarılmayan temel kamu hizmetlerinde çalışanların da maaşları kesilir ama onlar çalışmayı sürdürür.

Ordu mensupları ile hava trafik kontrolü, sağlık hizmetlerinin önemli bölümü, afet yardım çalışmaları, elektrik idaresi, cezaevleri, sosyal güvenlik ve diğer kamu yardımları alanında çalışanlar genellikle kapatma dönemlerinde çalışmaya devam eder. Fakat birçok diğer kamu faaliyeti sekteye uğrar. 2013 yılındaki hükumet kapatması sırasında ulusal parklar kapatılmış, vize ve pasaport hizmetleri aksamıştı.

“Hükumet kapanırsa”, İktidardaki Parti açısından büyük prestij kaybı olacaktır çünkü bu durum şimdiye kadar kongrenin her iki kanadında da çoğunluğu oluşturan bir iktidar partisinin başına hiç gelmemiştir.


1976 yılında Kongre’nin bütçe ve kamu harcamaları bütçesini geçirmekte kullandığı yasal çerçeve kabul edildiğinden bu yana hükumet resmen 18 kere “kapanmıştır”.

30.12.2017

ByLock Nedir?

ByLock, şifreli iletişim sağlayan bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yazışma dışında, sesli görüşme yapmayı da sağlar. Kullanıcılar sadece birbirlerinin adlarını görebilir.

Android ve iOS için hazırlanan ByLock'un 2014 Kasım'ındaki Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinden önce yazıldığı tespit edilmiştir.

MİT 2014 yılında Bylock yazılımının Litvanya'daki sunucusuna sızmıştır, ancak kırılması ve kayıtlardan isimlere ulaşılması 2016 Mayıs ayında gerçekleşmiştir. İlk tespitlere göre, 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta belirlenmiştir.

ByLock ilk olarak ABD'de David Keynes adlı şirket tarafından yayınlanmıştır. Ancak bu şirketin tabela şirketi olduğu, yazılımın Türkiye'de üretildiği tespit edilmiştir.

ByLock, Jailbreak uygulamaları içeren sitelerden masaüstü bilgisayarlara indirilebilmektedir. Apple Store ve Google Play'de bulunmamaktadır. Doğrudan telefona indirilememektedir.

ByLock, bilgisayara indirilip sonra telefona yüklenen ve kod ile aktif edilebilen bir uygulamadır.

Telefonda ByLock olup olmadığı nasıl anlaşılır?

IOS ve Android işletim sistemlerinde geçmişe dönük tarama yapan uygulamalar bulunmaktadır, tam kesin olmasada bu uygulamalarla bir nebze olsun daha öne Bylock kullanılıp kullanılmadığı anlaşılabilmektedir. Onun için teknik olarak haberleşme cihazları tamircisine gidip böyle bir geriye dönük tarama yaptırarak bir nebze olsun bu telefonlarda Bylock kullanılıp kullanılmadığı tespit edilebilir. 

Özellikle ikinci el telefon alanlar bu konuya çok dikkat etmelidir.

Alıntı kaynağı: https://www.sabah.com.tr/teknoloji/2017/11/10/10-soruda-bylock-nedir
Global Bilgiler  /  at  05:41  /  No comments

ByLock, şifreli iletişim sağlayan bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yazışma dışında, sesli görüşme yapmayı da sağlar. Kullanıcılar sadece birbirlerinin adlarını görebilir.

Android ve iOS için hazırlanan ByLock'un 2014 Kasım'ındaki Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinden önce yazıldığı tespit edilmiştir.

MİT 2014 yılında Bylock yazılımının Litvanya'daki sunucusuna sızmıştır, ancak kırılması ve kayıtlardan isimlere ulaşılması 2016 Mayıs ayında gerçekleşmiştir. İlk tespitlere göre, 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta belirlenmiştir.

ByLock ilk olarak ABD'de David Keynes adlı şirket tarafından yayınlanmıştır. Ancak bu şirketin tabela şirketi olduğu, yazılımın Türkiye'de üretildiği tespit edilmiştir.

ByLock, Jailbreak uygulamaları içeren sitelerden masaüstü bilgisayarlara indirilebilmektedir. Apple Store ve Google Play'de bulunmamaktadır. Doğrudan telefona indirilememektedir.

ByLock, bilgisayara indirilip sonra telefona yüklenen ve kod ile aktif edilebilen bir uygulamadır.

Telefonda ByLock olup olmadığı nasıl anlaşılır?

IOS ve Android işletim sistemlerinde geçmişe dönük tarama yapan uygulamalar bulunmaktadır, tam kesin olmasada bu uygulamalarla bir nebze olsun daha öne Bylock kullanılıp kullanılmadığı anlaşılabilmektedir. Onun için teknik olarak haberleşme cihazları tamircisine gidip böyle bir geriye dönük tarama yaptırarak bir nebze olsun bu telefonlarda Bylock kullanılıp kullanılmadığı tespit edilebilir. 

Özellikle ikinci el telefon alanlar bu konuya çok dikkat etmelidir.

Alıntı kaynağı: https://www.sabah.com.tr/teknoloji/2017/11/10/10-soruda-bylock-nedir

28.12.2017

API Nedir?

apiAPI (Application Programming Interface)

"Uygulama Programlama Arayüzü"

İşletim sistemlerine duyulan ihtiyaçlardan biri standart olarak her program tarafından yapılması gereken şeyleri ortak bir çatı altında toplamak ve programları sistemde belirli kurallar altında çalışmasını sağlamaktır. İşletim sistemlerinin değerini anlamak için işletim sistemi olmayan bir bilgisayar düşünün.
Yaptığınız programları diske kaydetme ihtiyacınız var. İşletim sisteminiz yoksa programlarınızı diske yazacak ve okuyacak assembly kodları sizin yazmanız gerekecektir. Ve her program diske yazma ve okuma kodlarını içinde bulundurmak zorunda olacaktır. Ayrıca diske yazacağınız programı diskin neresine yazacaksınız. Tabi ki herkes kendi programının başa yazılmasını isteyecektir. Bu da diski paylaşım sorununu çıkaracaktır. Ayrıca yazıcı için de problem vardır. Her yazıcı aynı sistemle çalışmayacağı için programınızda yazdırma işlemleri de varsa belli başlı yazıcı tipleri için gerekli kodları yazmanız gerekecektir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
İşte PC'ler ilk çıktığında disk işlemlerini kolaylaştırmak için DOS ta piyasaya çıktı. DOS disk işlemlerini yapmak için yazılım interruptlarını programcıların hizmetine sunmuştu. Diskle ilgili bir işleminiz için INT X'in Y numaralı servisini çağırıyordunuz ve bu işlemleri sizin yerinize DOS yapıyordu. Sistemler geliştikçe bilgisayar değişik alanlara da hitap etmeye başlayınca çok değişik arabirimler de çıktı. DOS'a grafik, yazıcı işlemleri gibi standart işlemler de eklendi ve sistemde bulunan standart donanımların hemen hemen hepsine DOS veya BIOS interruptlarıyla erişebiliyordunuz. Ayrıca DOS programların belleği nasıl kullanacağını da belirliyordu. DOS işletim sistemi olarak kullanıcıya herhangi bir standart arabirim sunmamıştır. Sadece programların sistemdeki standart donanımlara ulaşabilecekleri kodları kullanıcıya sunmuştur. DOS'ta yapılan programların hiçbiri bir birine benzemez. Her program kendi kullanıcı arayüzünü belirlemek zorundadır ve bunun için gerekli kodu kendisi yazmak zorundadır. DOS'ta yapılan programların kullanım ve programlanmasının zorluğu da bir ölçüde buradan kaynaklanır.
DOS'un programlara standart bir arabirim sunmaması, bellek sınırlarının olması gibi sebeplerden dolayı çok çok geç kalmış olsada Windows çıktı. Windows DOS'un sağladığı standart donanıma ulaşma haricinde Ses kartları, Gelişmiş yazıcılar, Scanner'ler gibi donanımların kullanımını da programların kullanımına sunar. Ayrıca programlara standart arabirimleri (Diyalog kutuları, Formlar, Kontroller gibi) kullanma imkanı da sunmuştur. DOS kendi servislerini yazılım interruptlarıyla sunarken Windows API'lerle sunar.
Şimdi şöyle bir şey düşünülebilir. DOS'ta çok program yaptım ama diske birşey yazdırmak için DOS'un interruptlarını kullanmaya hiç ihtiyaç duymadım. Evet eğer assembly program yazmadıysanız bunlara da ihtiyacınız yoktur. Çünkü kullandığınız programlama dili bu işi sizin yerinize yapıyordu. Bu VB'de yaptığınız programlarda da böyledir. API kullanacaksınız diye bir şart yok VB bunları sizin yerinize kullanır. Ancak DOS'taki programlama dillerinde olduğu gibi VB'de de programlama dilinin sunduğu işlemler her zaman işinizi görmeyebilir, bu durumda Windows API'lerini kullanma ihtiyacı duyarsınız.
Basic herhalde bütün zamanların en yavaş programlar üreten dili olma özelliğini kimseye kaptırmak istemiyor. Quick Basicte yaptığınız bir program, aynı işi yapan C ile yapılmış programdan en az 5 kat daha yavaş çalışacaktır. Bu fark GWBasic'te daha da büyüktür. VB'de de durumun iç açıcı olduğunu iddia etmek çok güç. Programlarınızda API kullanmanız bu hız barajlarını aşmanızı sağlayacaktır. Ayrıca VB'nin sunmadığı bazı işlemler için de API kullanmak gerekir. Örneğin sistemdeki boş bellek miktarını verecek herhangi bir komut VB'de bulunmaz bunu da yine API kullanarak öğrenmek zorundasınız.
Windows'un sunduğu bu API'ler gruplandırılarak bir çok DLL ve EXE dosyasına konmuştur. VB'de kullanılan OCX dosyalarında da API'ler bulunabilir. Bu API'lerden birini kullandığınızda API'nin bulunduğu DLL sisteme daha önce yüklenmemişse önce bu DLL yüklenir ve API çalıştırılır.
Programınızda API kullanmak için Declare deyimiyle API'yi tanımlamanız gerekir. Bu tanımdan sonra tanımladığınız API'ye bir fonksiyon veya bir altprogram gibi ulaşabilirsiniz.
VB'de API Tanımı
VB'de API'ler iki şekilde tanımlanabilir. Fonksiyon veya altprogram olarak. Fonksiyon olarak tanımlanan API'lerden geriye bir değer dönerken, altprogram olarak tanımlananlardan bir değer geri dönmez.
Alt program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Sub isim Lib "libname" [([parametreler])]
Fonksiyon program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Function isim Lib libname [([parametreler])] [As tip]
Burada isim fonksiyonun ismidir ve programda API bu isimle çağrılır. Libname kullanılan kütüphanenin ismi, parametreler; fonksiyona giren parametreler, As tip; fonksiyondan dönen değerin tipidir.
API'nin tanımlanacağı yer formun veya modülün General-Declerations kısmıdır. API'yi bir formun decleration kısmında tanımlarsanız API'yi yalnız o formun altprogramlarından çağırabilirsiniz. Bir modülde tanımlarsanız programınızın her yerinde kullanabilirsiniz.
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa veya API ile aynı isme sahip bir VB komutu var ise bu durumda Alias isimleri kullanmanız gerekir.
Private/Public Declare Function/Sub isim Lib libname Alias "isim" [([parametreler])] [As tip]
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa API isminin sonuna A ekleyerek Alias ismi olarak vermeniz gerekir. Bunun sebebi Windows işletim sisitemi farklı dilleri desteklemektedir. ANSI karakter setini destekleyen ülkler için sonuna A harfi, UniCode veya iki karekter genişliğini kullanan ülke seti için ise sonuna W harfi eklemeniz gerekir.
API tanımı yaparken kullanacağınız tiplerin isimlerini ise C'den VB'ye çevirmeniz gerekir. Genel olarak tip karşılıkları şöyledir.

C
Visual Basic

atom
ByVal değişken AS integer

bool
ByVal değişken As Long

byte
ByVal değişken As Byte

char
ByVal değişken As Byte

colorref
ByVal değişken As Long

dword
ByVal değişken As Long

hwnd,hdc,hmenu vb
ByVal değişken As Long

int,uint
ByVal değişken As Long

long
ByVal değişken As Long

lparam
ByVal değişken As Long

lpdword
değişken As Long

lpint,lpuint
değişken As Long

Iprect
değişken As type

Ipstr,Ipcstr
ByVal değişken As String

Ipvoid
değişken As Any

lpword
değişken As Integer

lresult
ByVal değişken As Long

null
değişken As Any veya ByVal değişken As Long

short
ByVal değişken As Integer

void
Sub procedure

word
ByVal değişken As Integer

wparam
ByVal değişken As Long

16 bit
ByVal değişken As Integer

32 bit
ByVal değişken As Long

float
ByVal değişken As Single

double
ByVal değişken As Double
Parametrelerden biri iki farklı tipte değer alabiliyorsa bunu As Any olarak tanımlamanız gerekir. Hangi parametrenin Any olarak tanımlanması gerektiğine ancak dosyadaki bilgileri okuyarak anlayabilirsiniz. Örneğin bir parametre hem string içerebiliyor ve hemde Null içerebiliyorsa bu parametre Any olarak tanımlanmalıdır.
Yaptıkları işlere göre API'lerin bulundukları dosyalar ise şunlardır :

DLL
Fonksiyonları

Advapi32.dll
Şifre ve Kayıt dosyası işlemleri gibi gelişmiş bir çok API'ler

Comdlg32.dll
Diyalog pencereleri ile ilgili API'ler

Gdi32.dll
Grafik API'leri

Kernel32.dll
Çekirdek Windows API'leri

Lz32.dll
32 bit skıştırma API'leri

Mpr.dll
Multiple Provider Router API'leri

Netapi32.dll
32-bit Network API'leri

Shell32.dll
32-bit Shell API'leri

User32.dll
Kullanıcı arabirimi API'leri

Version.dll
Versiyon işlemleri API'leri

Winmm.dll
Multimedia API'leri

Winspool.drv
Print spooler API'leri

"Alıntıdır"
Global Bilgiler  /  at  19:05  /  No comments

apiAPI (Application Programming Interface)

"Uygulama Programlama Arayüzü"

İşletim sistemlerine duyulan ihtiyaçlardan biri standart olarak her program tarafından yapılması gereken şeyleri ortak bir çatı altında toplamak ve programları sistemde belirli kurallar altında çalışmasını sağlamaktır. İşletim sistemlerinin değerini anlamak için işletim sistemi olmayan bir bilgisayar düşünün.
Yaptığınız programları diske kaydetme ihtiyacınız var. İşletim sisteminiz yoksa programlarınızı diske yazacak ve okuyacak assembly kodları sizin yazmanız gerekecektir. Ve her program diske yazma ve okuma kodlarını içinde bulundurmak zorunda olacaktır. Ayrıca diske yazacağınız programı diskin neresine yazacaksınız. Tabi ki herkes kendi programının başa yazılmasını isteyecektir. Bu da diski paylaşım sorununu çıkaracaktır. Ayrıca yazıcı için de problem vardır. Her yazıcı aynı sistemle çalışmayacağı için programınızda yazdırma işlemleri de varsa belli başlı yazıcı tipleri için gerekli kodları yazmanız gerekecektir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
İşte PC'ler ilk çıktığında disk işlemlerini kolaylaştırmak için DOS ta piyasaya çıktı. DOS disk işlemlerini yapmak için yazılım interruptlarını programcıların hizmetine sunmuştu. Diskle ilgili bir işleminiz için INT X'in Y numaralı servisini çağırıyordunuz ve bu işlemleri sizin yerinize DOS yapıyordu. Sistemler geliştikçe bilgisayar değişik alanlara da hitap etmeye başlayınca çok değişik arabirimler de çıktı. DOS'a grafik, yazıcı işlemleri gibi standart işlemler de eklendi ve sistemde bulunan standart donanımların hemen hemen hepsine DOS veya BIOS interruptlarıyla erişebiliyordunuz. Ayrıca DOS programların belleği nasıl kullanacağını da belirliyordu. DOS işletim sistemi olarak kullanıcıya herhangi bir standart arabirim sunmamıştır. Sadece programların sistemdeki standart donanımlara ulaşabilecekleri kodları kullanıcıya sunmuştur. DOS'ta yapılan programların hiçbiri bir birine benzemez. Her program kendi kullanıcı arayüzünü belirlemek zorundadır ve bunun için gerekli kodu kendisi yazmak zorundadır. DOS'ta yapılan programların kullanım ve programlanmasının zorluğu da bir ölçüde buradan kaynaklanır.
DOS'un programlara standart bir arabirim sunmaması, bellek sınırlarının olması gibi sebeplerden dolayı çok çok geç kalmış olsada Windows çıktı. Windows DOS'un sağladığı standart donanıma ulaşma haricinde Ses kartları, Gelişmiş yazıcılar, Scanner'ler gibi donanımların kullanımını da programların kullanımına sunar. Ayrıca programlara standart arabirimleri (Diyalog kutuları, Formlar, Kontroller gibi) kullanma imkanı da sunmuştur. DOS kendi servislerini yazılım interruptlarıyla sunarken Windows API'lerle sunar.
Şimdi şöyle bir şey düşünülebilir. DOS'ta çok program yaptım ama diske birşey yazdırmak için DOS'un interruptlarını kullanmaya hiç ihtiyaç duymadım. Evet eğer assembly program yazmadıysanız bunlara da ihtiyacınız yoktur. Çünkü kullandığınız programlama dili bu işi sizin yerinize yapıyordu. Bu VB'de yaptığınız programlarda da böyledir. API kullanacaksınız diye bir şart yok VB bunları sizin yerinize kullanır. Ancak DOS'taki programlama dillerinde olduğu gibi VB'de de programlama dilinin sunduğu işlemler her zaman işinizi görmeyebilir, bu durumda Windows API'lerini kullanma ihtiyacı duyarsınız.
Basic herhalde bütün zamanların en yavaş programlar üreten dili olma özelliğini kimseye kaptırmak istemiyor. Quick Basicte yaptığınız bir program, aynı işi yapan C ile yapılmış programdan en az 5 kat daha yavaş çalışacaktır. Bu fark GWBasic'te daha da büyüktür. VB'de de durumun iç açıcı olduğunu iddia etmek çok güç. Programlarınızda API kullanmanız bu hız barajlarını aşmanızı sağlayacaktır. Ayrıca VB'nin sunmadığı bazı işlemler için de API kullanmak gerekir. Örneğin sistemdeki boş bellek miktarını verecek herhangi bir komut VB'de bulunmaz bunu da yine API kullanarak öğrenmek zorundasınız.
Windows'un sunduğu bu API'ler gruplandırılarak bir çok DLL ve EXE dosyasına konmuştur. VB'de kullanılan OCX dosyalarında da API'ler bulunabilir. Bu API'lerden birini kullandığınızda API'nin bulunduğu DLL sisteme daha önce yüklenmemişse önce bu DLL yüklenir ve API çalıştırılır.
Programınızda API kullanmak için Declare deyimiyle API'yi tanımlamanız gerekir. Bu tanımdan sonra tanımladığınız API'ye bir fonksiyon veya bir altprogram gibi ulaşabilirsiniz.
VB'de API Tanımı
VB'de API'ler iki şekilde tanımlanabilir. Fonksiyon veya altprogram olarak. Fonksiyon olarak tanımlanan API'lerden geriye bir değer dönerken, altprogram olarak tanımlananlardan bir değer geri dönmez.
Alt program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Sub isim Lib "libname" [([parametreler])]
Fonksiyon program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Function isim Lib libname [([parametreler])] [As tip]
Burada isim fonksiyonun ismidir ve programda API bu isimle çağrılır. Libname kullanılan kütüphanenin ismi, parametreler; fonksiyona giren parametreler, As tip; fonksiyondan dönen değerin tipidir.
API'nin tanımlanacağı yer formun veya modülün General-Declerations kısmıdır. API'yi bir formun decleration kısmında tanımlarsanız API'yi yalnız o formun altprogramlarından çağırabilirsiniz. Bir modülde tanımlarsanız programınızın her yerinde kullanabilirsiniz.
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa veya API ile aynı isme sahip bir VB komutu var ise bu durumda Alias isimleri kullanmanız gerekir.
Private/Public Declare Function/Sub isim Lib libname Alias "isim" [([parametreler])] [As tip]
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa API isminin sonuna A ekleyerek Alias ismi olarak vermeniz gerekir. Bunun sebebi Windows işletim sisitemi farklı dilleri desteklemektedir. ANSI karakter setini destekleyen ülkler için sonuna A harfi, UniCode veya iki karekter genişliğini kullanan ülke seti için ise sonuna W harfi eklemeniz gerekir.
API tanımı yaparken kullanacağınız tiplerin isimlerini ise C'den VB'ye çevirmeniz gerekir. Genel olarak tip karşılıkları şöyledir.

C
Visual Basic

atom
ByVal değişken AS integer

bool
ByVal değişken As Long

byte
ByVal değişken As Byte

char
ByVal değişken As Byte

colorref
ByVal değişken As Long

dword
ByVal değişken As Long

hwnd,hdc,hmenu vb
ByVal değişken As Long

int,uint
ByVal değişken As Long

long
ByVal değişken As Long

lparam
ByVal değişken As Long

lpdword
değişken As Long

lpint,lpuint
değişken As Long

Iprect
değişken As type

Ipstr,Ipcstr
ByVal değişken As String

Ipvoid
değişken As Any

lpword
değişken As Integer

lresult
ByVal değişken As Long

null
değişken As Any veya ByVal değişken As Long

short
ByVal değişken As Integer

void
Sub procedure

word
ByVal değişken As Integer

wparam
ByVal değişken As Long

16 bit
ByVal değişken As Integer

32 bit
ByVal değişken As Long

float
ByVal değişken As Single

double
ByVal değişken As Double
Parametrelerden biri iki farklı tipte değer alabiliyorsa bunu As Any olarak tanımlamanız gerekir. Hangi parametrenin Any olarak tanımlanması gerektiğine ancak dosyadaki bilgileri okuyarak anlayabilirsiniz. Örneğin bir parametre hem string içerebiliyor ve hemde Null içerebiliyorsa bu parametre Any olarak tanımlanmalıdır.
Yaptıkları işlere göre API'lerin bulundukları dosyalar ise şunlardır :

DLL
Fonksiyonları

Advapi32.dll
Şifre ve Kayıt dosyası işlemleri gibi gelişmiş bir çok API'ler

Comdlg32.dll
Diyalog pencereleri ile ilgili API'ler

Gdi32.dll
Grafik API'leri

Kernel32.dll
Çekirdek Windows API'leri

Lz32.dll
32 bit skıştırma API'leri

Mpr.dll
Multiple Provider Router API'leri

Netapi32.dll
32-bit Network API'leri

Shell32.dll
32-bit Shell API'leri

User32.dll
Kullanıcı arabirimi API'leri

Version.dll
Versiyon işlemleri API'leri

Winmm.dll
Multimedia API'leri

Winspool.drv
Print spooler API'leri

"Alıntıdır"

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.