21.01.2018

ZEYTİN DALI NEDEN BARIŞIN SEMBOLÜDÜR

barışın sembolü zeytin dalıDini İnanç Yönünden:

Hz. Adem AS

Hz. Âdem ölümünden önce Allah’tan merhamet dilemiş ve bunun için oğlu Şit' i görevlendirmiştir. Şit cennet bahçesindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum alıp babasının ağzına koymuştur. Babası gömülünce, tohumlar yeşermiş ve bu tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi büyümüştür. Bu da bu üç ağacın kutsal ve kalıcı barışla olan ilgisine delalet sayılmıştır.

Hz. Nuh AS

Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulunca geminin güvertesinden bir beyaz güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin çağlar boyu barışın sembolü olarak anılır olmuştur.

Yunan Mitolojisine Göre:

Yunan mitolojisinde Athena, Atina'nın sahibi olabilmek için Poseidon ile yarış içerisindedir. Bu amaç doğrultusunda Poseidon, üç dişli mızrağını Akropolis'e saplayarak deniz suyunun fışkırmasını sağlayarak şehre sahip olur. Athena ise buna karşılık şehre bir zeytin ağacı diker. Zeus'un başkanlığını yaptığı, tanrı ve tanrıçaların huzurunda kurulan mahkemede yeryüzüne daha güzel bir hediye verdiği belirlenen Athena haklı bulunur. Böylece bölgeye zeytinin ilk getirilişi Athena'ya mal edilir. Tüm bunlara dayanılarak Antik Yunanistan'da gelinlere zeytinden yapılan bir taç giydirilir ve Antik Olimpiyat Oyunları'nda birinciler zeytin dalıyla ödüllendirilirdi.

Zeytin Dalı Ne Zamandan Beri Barışın Sembolü Olarak Kullanılıyor?


Zeytin dalının barışın bir sembolü olarak kullanılması MÖ beşinci yüzyıla dayanır. Yunan oyun yazarı Aristophanes'in Barış (Irini) adlı eserinde "tüm tanrıçaların en yücesi, barış tanrıçası Irini'ye göre zeytinin oldukça değerli olduğu" belirtilir. Benzer şekilde zeytin dalı, Roma İmparatorluğu dönemindeki sikkelerde de Irini'nin niteliklerinden biri olarak yer almaktadır.
Global Bilgiler  /  at  12:31  /  No comments

barışın sembolü zeytin dalıDini İnanç Yönünden:

Hz. Adem AS

Hz. Âdem ölümünden önce Allah’tan merhamet dilemiş ve bunun için oğlu Şit' i görevlendirmiştir. Şit cennet bahçesindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum alıp babasının ağzına koymuştur. Babası gömülünce, tohumlar yeşermiş ve bu tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi büyümüştür. Bu da bu üç ağacın kutsal ve kalıcı barışla olan ilgisine delalet sayılmıştır.

Hz. Nuh AS

Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulunca geminin güvertesinden bir beyaz güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin çağlar boyu barışın sembolü olarak anılır olmuştur.

Yunan Mitolojisine Göre:

Yunan mitolojisinde Athena, Atina'nın sahibi olabilmek için Poseidon ile yarış içerisindedir. Bu amaç doğrultusunda Poseidon, üç dişli mızrağını Akropolis'e saplayarak deniz suyunun fışkırmasını sağlayarak şehre sahip olur. Athena ise buna karşılık şehre bir zeytin ağacı diker. Zeus'un başkanlığını yaptığı, tanrı ve tanrıçaların huzurunda kurulan mahkemede yeryüzüne daha güzel bir hediye verdiği belirlenen Athena haklı bulunur. Böylece bölgeye zeytinin ilk getirilişi Athena'ya mal edilir. Tüm bunlara dayanılarak Antik Yunanistan'da gelinlere zeytinden yapılan bir taç giydirilir ve Antik Olimpiyat Oyunları'nda birinciler zeytin dalıyla ödüllendirilirdi.

Zeytin Dalı Ne Zamandan Beri Barışın Sembolü Olarak Kullanılıyor?


Zeytin dalının barışın bir sembolü olarak kullanılması MÖ beşinci yüzyıla dayanır. Yunan oyun yazarı Aristophanes'in Barış (Irini) adlı eserinde "tüm tanrıçaların en yücesi, barış tanrıçası Irini'ye göre zeytinin oldukça değerli olduğu" belirtilir. Benzer şekilde zeytin dalı, Roma İmparatorluğu dönemindeki sikkelerde de Irini'nin niteliklerinden biri olarak yer almaktadır.

Hükumet Kapanması Nedir?

government closure
ABD’deki düzenlemeye göre, Kongre kalıcı bütçe onaylanana kadar geçici ek bütçelerle arayı kapatamazsa “hükumet kapanır” ve acil ve temel hizmetler dışında tüm kamu faaliyetleri durur. Kapatma dönemlerinde federal hükumetin çalışanları “temel hizmetler”, “temel olmayan hizmetler” olarak ikiye ayrılır. 1995 yılında bu kategorilerin isimlendirilmesi, insanları incitici bulunduğu için “muaf” ve “muaf olmayan” olarak değiştirildi. Kapatmadan muaf olmayan personele, kapatma dönemlerinde “izinli” olduklarını bildiren mektuplar gönderilir ve ücretleri bu süre içinde ödenmez.

2013 yılındaki son kapatmada yaklaşık 850 bin federal kamu çalışanına izin bildirimi yapıldı. Bu, toplam federal kamu çalışanlarının yüzde 40’ını oluşturuyordu. Kapatma sona erdiğinde, zorunlu izne çıkarılan kamu çalışanlarının ödemeleri hemen her zaman geriye doğru yani kapatma dönemini de kapsayacak şekilde yapılmaya başlanır. İzne çıkarılmayan temel kamu hizmetlerinde çalışanların da maaşları kesilir ama onlar çalışmayı sürdürür.

Ordu mensupları ile hava trafik kontrolü, sağlık hizmetlerinin önemli bölümü, afet yardım çalışmaları, elektrik idaresi, cezaevleri, sosyal güvenlik ve diğer kamu yardımları alanında çalışanlar genellikle kapatma dönemlerinde çalışmaya devam eder. Fakat birçok diğer kamu faaliyeti sekteye uğrar. 2013 yılındaki hükumet kapatması sırasında ulusal parklar kapatılmış, vize ve pasaport hizmetleri aksamıştı.

“Hükumet kapanırsa”, İktidardaki Parti açısından büyük prestij kaybı olacaktır çünkü bu durum şimdiye kadar kongrenin her iki kanadında da çoğunluğu oluşturan bir iktidar partisinin başına hiç gelmemiştir.


1976 yılında Kongre’nin bütçe ve kamu harcamaları bütçesini geçirmekte kullandığı yasal çerçeve kabul edildiğinden bu yana hükumet resmen 18 kere “kapanmıştır”.
Global Bilgiler  /  at  11:53  /  No comments

government closure
ABD’deki düzenlemeye göre, Kongre kalıcı bütçe onaylanana kadar geçici ek bütçelerle arayı kapatamazsa “hükumet kapanır” ve acil ve temel hizmetler dışında tüm kamu faaliyetleri durur. Kapatma dönemlerinde federal hükumetin çalışanları “temel hizmetler”, “temel olmayan hizmetler” olarak ikiye ayrılır. 1995 yılında bu kategorilerin isimlendirilmesi, insanları incitici bulunduğu için “muaf” ve “muaf olmayan” olarak değiştirildi. Kapatmadan muaf olmayan personele, kapatma dönemlerinde “izinli” olduklarını bildiren mektuplar gönderilir ve ücretleri bu süre içinde ödenmez.

2013 yılındaki son kapatmada yaklaşık 850 bin federal kamu çalışanına izin bildirimi yapıldı. Bu, toplam federal kamu çalışanlarının yüzde 40’ını oluşturuyordu. Kapatma sona erdiğinde, zorunlu izne çıkarılan kamu çalışanlarının ödemeleri hemen her zaman geriye doğru yani kapatma dönemini de kapsayacak şekilde yapılmaya başlanır. İzne çıkarılmayan temel kamu hizmetlerinde çalışanların da maaşları kesilir ama onlar çalışmayı sürdürür.

Ordu mensupları ile hava trafik kontrolü, sağlık hizmetlerinin önemli bölümü, afet yardım çalışmaları, elektrik idaresi, cezaevleri, sosyal güvenlik ve diğer kamu yardımları alanında çalışanlar genellikle kapatma dönemlerinde çalışmaya devam eder. Fakat birçok diğer kamu faaliyeti sekteye uğrar. 2013 yılındaki hükumet kapatması sırasında ulusal parklar kapatılmış, vize ve pasaport hizmetleri aksamıştı.

“Hükumet kapanırsa”, İktidardaki Parti açısından büyük prestij kaybı olacaktır çünkü bu durum şimdiye kadar kongrenin her iki kanadında da çoğunluğu oluşturan bir iktidar partisinin başına hiç gelmemiştir.


1976 yılında Kongre’nin bütçe ve kamu harcamaları bütçesini geçirmekte kullandığı yasal çerçeve kabul edildiğinden bu yana hükumet resmen 18 kere “kapanmıştır”.

30.12.2017

ByLock Nedir?

ByLock, şifreli iletişim sağlayan bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yazışma dışında, sesli görüşme yapmayı da sağlar. Kullanıcılar sadece birbirlerinin adlarını görebilir.

Android ve iOS için hazırlanan ByLock'un 2014 Kasım'ındaki Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinden önce yazıldığı tespit edilmiştir.

MİT 2014 yılında Bylock yazılımının Litvanya'daki sunucusuna sızmıştır, ancak kırılması ve kayıtlardan isimlere ulaşılması 2016 Mayıs ayında gerçekleşmiştir. İlk tespitlere göre, 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta belirlenmiştir.

ByLock ilk olarak ABD'de David Keynes adlı şirket tarafından yayınlanmıştır. Ancak bu şirketin tabela şirketi olduğu, yazılımın Türkiye'de üretildiği tespit edilmiştir.

ByLock, Jailbreak uygulamaları içeren sitelerden masaüstü bilgisayarlara indirilebilmektedir. Apple Store ve Google Play'de bulunmamaktadır. Doğrudan telefona indirilememektedir.

ByLock, bilgisayara indirilip sonra telefona yüklenen ve kod ile aktif edilebilen bir uygulamadır.

Telefonda ByLock olup olmadığı nasıl anlaşılır?

IOS ve Android işletim sistemlerinde geçmişe dönük tarama yapan uygulamalar bulunmaktadır, tam kesin olmasada bu uygulamalarla bir nebze olsun daha öne Bylock kullanılıp kullanılmadığı anlaşılabilmektedir. Onun için teknik olarak haberleşme cihazları tamircisine gidip böyle bir geriye dönük tarama yaptırarak bir nebze olsun bu telefonlarda Bylock kullanılıp kullanılmadığı tespit edilebilir. 

Özellikle ikinci el telefon alanlar bu konuya çok dikkat etmelidir.

Alıntı kaynağı: https://www.sabah.com.tr/teknoloji/2017/11/10/10-soruda-bylock-nedir
Global Bilgiler  /  at  05:41  /  No comments

ByLock, şifreli iletişim sağlayan bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yazışma dışında, sesli görüşme yapmayı da sağlar. Kullanıcılar sadece birbirlerinin adlarını görebilir.

Android ve iOS için hazırlanan ByLock'un 2014 Kasım'ındaki Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinden önce yazıldığı tespit edilmiştir.

MİT 2014 yılında Bylock yazılımının Litvanya'daki sunucusuna sızmıştır, ancak kırılması ve kayıtlardan isimlere ulaşılması 2016 Mayıs ayında gerçekleşmiştir. İlk tespitlere göre, 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta belirlenmiştir.

ByLock ilk olarak ABD'de David Keynes adlı şirket tarafından yayınlanmıştır. Ancak bu şirketin tabela şirketi olduğu, yazılımın Türkiye'de üretildiği tespit edilmiştir.

ByLock, Jailbreak uygulamaları içeren sitelerden masaüstü bilgisayarlara indirilebilmektedir. Apple Store ve Google Play'de bulunmamaktadır. Doğrudan telefona indirilememektedir.

ByLock, bilgisayara indirilip sonra telefona yüklenen ve kod ile aktif edilebilen bir uygulamadır.

Telefonda ByLock olup olmadığı nasıl anlaşılır?

IOS ve Android işletim sistemlerinde geçmişe dönük tarama yapan uygulamalar bulunmaktadır, tam kesin olmasada bu uygulamalarla bir nebze olsun daha öne Bylock kullanılıp kullanılmadığı anlaşılabilmektedir. Onun için teknik olarak haberleşme cihazları tamircisine gidip böyle bir geriye dönük tarama yaptırarak bir nebze olsun bu telefonlarda Bylock kullanılıp kullanılmadığı tespit edilebilir. 

Özellikle ikinci el telefon alanlar bu konuya çok dikkat etmelidir.

Alıntı kaynağı: https://www.sabah.com.tr/teknoloji/2017/11/10/10-soruda-bylock-nedir

28.12.2017

API Nedir?

apiAPI (Application Programming Interface)

"Uygulama Programlama Arayüzü"

İşletim sistemlerine duyulan ihtiyaçlardan biri standart olarak her program tarafından yapılması gereken şeyleri ortak bir çatı altında toplamak ve programları sistemde belirli kurallar altında çalışmasını sağlamaktır. İşletim sistemlerinin değerini anlamak için işletim sistemi olmayan bir bilgisayar düşünün.
Yaptığınız programları diske kaydetme ihtiyacınız var. İşletim sisteminiz yoksa programlarınızı diske yazacak ve okuyacak assembly kodları sizin yazmanız gerekecektir. Ve her program diske yazma ve okuma kodlarını içinde bulundurmak zorunda olacaktır. Ayrıca diske yazacağınız programı diskin neresine yazacaksınız. Tabi ki herkes kendi programının başa yazılmasını isteyecektir. Bu da diski paylaşım sorununu çıkaracaktır. Ayrıca yazıcı için de problem vardır. Her yazıcı aynı sistemle çalışmayacağı için programınızda yazdırma işlemleri de varsa belli başlı yazıcı tipleri için gerekli kodları yazmanız gerekecektir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
İşte PC'ler ilk çıktığında disk işlemlerini kolaylaştırmak için DOS ta piyasaya çıktı. DOS disk işlemlerini yapmak için yazılım interruptlarını programcıların hizmetine sunmuştu. Diskle ilgili bir işleminiz için INT X'in Y numaralı servisini çağırıyordunuz ve bu işlemleri sizin yerinize DOS yapıyordu. Sistemler geliştikçe bilgisayar değişik alanlara da hitap etmeye başlayınca çok değişik arabirimler de çıktı. DOS'a grafik, yazıcı işlemleri gibi standart işlemler de eklendi ve sistemde bulunan standart donanımların hemen hemen hepsine DOS veya BIOS interruptlarıyla erişebiliyordunuz. Ayrıca DOS programların belleği nasıl kullanacağını da belirliyordu. DOS işletim sistemi olarak kullanıcıya herhangi bir standart arabirim sunmamıştır. Sadece programların sistemdeki standart donanımlara ulaşabilecekleri kodları kullanıcıya sunmuştur. DOS'ta yapılan programların hiçbiri bir birine benzemez. Her program kendi kullanıcı arayüzünü belirlemek zorundadır ve bunun için gerekli kodu kendisi yazmak zorundadır. DOS'ta yapılan programların kullanım ve programlanmasının zorluğu da bir ölçüde buradan kaynaklanır.
DOS'un programlara standart bir arabirim sunmaması, bellek sınırlarının olması gibi sebeplerden dolayı çok çok geç kalmış olsada Windows çıktı. Windows DOS'un sağladığı standart donanıma ulaşma haricinde Ses kartları, Gelişmiş yazıcılar, Scanner'ler gibi donanımların kullanımını da programların kullanımına sunar. Ayrıca programlara standart arabirimleri (Diyalog kutuları, Formlar, Kontroller gibi) kullanma imkanı da sunmuştur. DOS kendi servislerini yazılım interruptlarıyla sunarken Windows API'lerle sunar.
Şimdi şöyle bir şey düşünülebilir. DOS'ta çok program yaptım ama diske birşey yazdırmak için DOS'un interruptlarını kullanmaya hiç ihtiyaç duymadım. Evet eğer assembly program yazmadıysanız bunlara da ihtiyacınız yoktur. Çünkü kullandığınız programlama dili bu işi sizin yerinize yapıyordu. Bu VB'de yaptığınız programlarda da böyledir. API kullanacaksınız diye bir şart yok VB bunları sizin yerinize kullanır. Ancak DOS'taki programlama dillerinde olduğu gibi VB'de de programlama dilinin sunduğu işlemler her zaman işinizi görmeyebilir, bu durumda Windows API'lerini kullanma ihtiyacı duyarsınız.
Basic herhalde bütün zamanların en yavaş programlar üreten dili olma özelliğini kimseye kaptırmak istemiyor. Quick Basicte yaptığınız bir program, aynı işi yapan C ile yapılmış programdan en az 5 kat daha yavaş çalışacaktır. Bu fark GWBasic'te daha da büyüktür. VB'de de durumun iç açıcı olduğunu iddia etmek çok güç. Programlarınızda API kullanmanız bu hız barajlarını aşmanızı sağlayacaktır. Ayrıca VB'nin sunmadığı bazı işlemler için de API kullanmak gerekir. Örneğin sistemdeki boş bellek miktarını verecek herhangi bir komut VB'de bulunmaz bunu da yine API kullanarak öğrenmek zorundasınız.
Windows'un sunduğu bu API'ler gruplandırılarak bir çok DLL ve EXE dosyasına konmuştur. VB'de kullanılan OCX dosyalarında da API'ler bulunabilir. Bu API'lerden birini kullandığınızda API'nin bulunduğu DLL sisteme daha önce yüklenmemişse önce bu DLL yüklenir ve API çalıştırılır.
Programınızda API kullanmak için Declare deyimiyle API'yi tanımlamanız gerekir. Bu tanımdan sonra tanımladığınız API'ye bir fonksiyon veya bir altprogram gibi ulaşabilirsiniz.
VB'de API Tanımı
VB'de API'ler iki şekilde tanımlanabilir. Fonksiyon veya altprogram olarak. Fonksiyon olarak tanımlanan API'lerden geriye bir değer dönerken, altprogram olarak tanımlananlardan bir değer geri dönmez.
Alt program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Sub isim Lib "libname" [([parametreler])]
Fonksiyon program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Function isim Lib libname [([parametreler])] [As tip]
Burada isim fonksiyonun ismidir ve programda API bu isimle çağrılır. Libname kullanılan kütüphanenin ismi, parametreler; fonksiyona giren parametreler, As tip; fonksiyondan dönen değerin tipidir.
API'nin tanımlanacağı yer formun veya modülün General-Declerations kısmıdır. API'yi bir formun decleration kısmında tanımlarsanız API'yi yalnız o formun altprogramlarından çağırabilirsiniz. Bir modülde tanımlarsanız programınızın her yerinde kullanabilirsiniz.
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa veya API ile aynı isme sahip bir VB komutu var ise bu durumda Alias isimleri kullanmanız gerekir.
Private/Public Declare Function/Sub isim Lib libname Alias "isim" [([parametreler])] [As tip]
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa API isminin sonuna A ekleyerek Alias ismi olarak vermeniz gerekir. Bunun sebebi Windows işletim sisitemi farklı dilleri desteklemektedir. ANSI karakter setini destekleyen ülkler için sonuna A harfi, UniCode veya iki karekter genişliğini kullanan ülke seti için ise sonuna W harfi eklemeniz gerekir.
API tanımı yaparken kullanacağınız tiplerin isimlerini ise C'den VB'ye çevirmeniz gerekir. Genel olarak tip karşılıkları şöyledir.

C
Visual Basic

atom
ByVal değişken AS integer

bool
ByVal değişken As Long

byte
ByVal değişken As Byte

char
ByVal değişken As Byte

colorref
ByVal değişken As Long

dword
ByVal değişken As Long

hwnd,hdc,hmenu vb
ByVal değişken As Long

int,uint
ByVal değişken As Long

long
ByVal değişken As Long

lparam
ByVal değişken As Long

lpdword
değişken As Long

lpint,lpuint
değişken As Long

Iprect
değişken As type

Ipstr,Ipcstr
ByVal değişken As String

Ipvoid
değişken As Any

lpword
değişken As Integer

lresult
ByVal değişken As Long

null
değişken As Any veya ByVal değişken As Long

short
ByVal değişken As Integer

void
Sub procedure

word
ByVal değişken As Integer

wparam
ByVal değişken As Long

16 bit
ByVal değişken As Integer

32 bit
ByVal değişken As Long

float
ByVal değişken As Single

double
ByVal değişken As Double
Parametrelerden biri iki farklı tipte değer alabiliyorsa bunu As Any olarak tanımlamanız gerekir. Hangi parametrenin Any olarak tanımlanması gerektiğine ancak dosyadaki bilgileri okuyarak anlayabilirsiniz. Örneğin bir parametre hem string içerebiliyor ve hemde Null içerebiliyorsa bu parametre Any olarak tanımlanmalıdır.
Yaptıkları işlere göre API'lerin bulundukları dosyalar ise şunlardır :

DLL
Fonksiyonları

Advapi32.dll
Şifre ve Kayıt dosyası işlemleri gibi gelişmiş bir çok API'ler

Comdlg32.dll
Diyalog pencereleri ile ilgili API'ler

Gdi32.dll
Grafik API'leri

Kernel32.dll
Çekirdek Windows API'leri

Lz32.dll
32 bit skıştırma API'leri

Mpr.dll
Multiple Provider Router API'leri

Netapi32.dll
32-bit Network API'leri

Shell32.dll
32-bit Shell API'leri

User32.dll
Kullanıcı arabirimi API'leri

Version.dll
Versiyon işlemleri API'leri

Winmm.dll
Multimedia API'leri

Winspool.drv
Print spooler API'leri

"Alıntıdır"
Global Bilgiler  /  at  19:05  /  No comments

apiAPI (Application Programming Interface)

"Uygulama Programlama Arayüzü"

İşletim sistemlerine duyulan ihtiyaçlardan biri standart olarak her program tarafından yapılması gereken şeyleri ortak bir çatı altında toplamak ve programları sistemde belirli kurallar altında çalışmasını sağlamaktır. İşletim sistemlerinin değerini anlamak için işletim sistemi olmayan bir bilgisayar düşünün.
Yaptığınız programları diske kaydetme ihtiyacınız var. İşletim sisteminiz yoksa programlarınızı diske yazacak ve okuyacak assembly kodları sizin yazmanız gerekecektir. Ve her program diske yazma ve okuma kodlarını içinde bulundurmak zorunda olacaktır. Ayrıca diske yazacağınız programı diskin neresine yazacaksınız. Tabi ki herkes kendi programının başa yazılmasını isteyecektir. Bu da diski paylaşım sorununu çıkaracaktır. Ayrıca yazıcı için de problem vardır. Her yazıcı aynı sistemle çalışmayacağı için programınızda yazdırma işlemleri de varsa belli başlı yazıcı tipleri için gerekli kodları yazmanız gerekecektir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
İşte PC'ler ilk çıktığında disk işlemlerini kolaylaştırmak için DOS ta piyasaya çıktı. DOS disk işlemlerini yapmak için yazılım interruptlarını programcıların hizmetine sunmuştu. Diskle ilgili bir işleminiz için INT X'in Y numaralı servisini çağırıyordunuz ve bu işlemleri sizin yerinize DOS yapıyordu. Sistemler geliştikçe bilgisayar değişik alanlara da hitap etmeye başlayınca çok değişik arabirimler de çıktı. DOS'a grafik, yazıcı işlemleri gibi standart işlemler de eklendi ve sistemde bulunan standart donanımların hemen hemen hepsine DOS veya BIOS interruptlarıyla erişebiliyordunuz. Ayrıca DOS programların belleği nasıl kullanacağını da belirliyordu. DOS işletim sistemi olarak kullanıcıya herhangi bir standart arabirim sunmamıştır. Sadece programların sistemdeki standart donanımlara ulaşabilecekleri kodları kullanıcıya sunmuştur. DOS'ta yapılan programların hiçbiri bir birine benzemez. Her program kendi kullanıcı arayüzünü belirlemek zorundadır ve bunun için gerekli kodu kendisi yazmak zorundadır. DOS'ta yapılan programların kullanım ve programlanmasının zorluğu da bir ölçüde buradan kaynaklanır.
DOS'un programlara standart bir arabirim sunmaması, bellek sınırlarının olması gibi sebeplerden dolayı çok çok geç kalmış olsada Windows çıktı. Windows DOS'un sağladığı standart donanıma ulaşma haricinde Ses kartları, Gelişmiş yazıcılar, Scanner'ler gibi donanımların kullanımını da programların kullanımına sunar. Ayrıca programlara standart arabirimleri (Diyalog kutuları, Formlar, Kontroller gibi) kullanma imkanı da sunmuştur. DOS kendi servislerini yazılım interruptlarıyla sunarken Windows API'lerle sunar.
Şimdi şöyle bir şey düşünülebilir. DOS'ta çok program yaptım ama diske birşey yazdırmak için DOS'un interruptlarını kullanmaya hiç ihtiyaç duymadım. Evet eğer assembly program yazmadıysanız bunlara da ihtiyacınız yoktur. Çünkü kullandığınız programlama dili bu işi sizin yerinize yapıyordu. Bu VB'de yaptığınız programlarda da böyledir. API kullanacaksınız diye bir şart yok VB bunları sizin yerinize kullanır. Ancak DOS'taki programlama dillerinde olduğu gibi VB'de de programlama dilinin sunduğu işlemler her zaman işinizi görmeyebilir, bu durumda Windows API'lerini kullanma ihtiyacı duyarsınız.
Basic herhalde bütün zamanların en yavaş programlar üreten dili olma özelliğini kimseye kaptırmak istemiyor. Quick Basicte yaptığınız bir program, aynı işi yapan C ile yapılmış programdan en az 5 kat daha yavaş çalışacaktır. Bu fark GWBasic'te daha da büyüktür. VB'de de durumun iç açıcı olduğunu iddia etmek çok güç. Programlarınızda API kullanmanız bu hız barajlarını aşmanızı sağlayacaktır. Ayrıca VB'nin sunmadığı bazı işlemler için de API kullanmak gerekir. Örneğin sistemdeki boş bellek miktarını verecek herhangi bir komut VB'de bulunmaz bunu da yine API kullanarak öğrenmek zorundasınız.
Windows'un sunduğu bu API'ler gruplandırılarak bir çok DLL ve EXE dosyasına konmuştur. VB'de kullanılan OCX dosyalarında da API'ler bulunabilir. Bu API'lerden birini kullandığınızda API'nin bulunduğu DLL sisteme daha önce yüklenmemişse önce bu DLL yüklenir ve API çalıştırılır.
Programınızda API kullanmak için Declare deyimiyle API'yi tanımlamanız gerekir. Bu tanımdan sonra tanımladığınız API'ye bir fonksiyon veya bir altprogram gibi ulaşabilirsiniz.
VB'de API Tanımı
VB'de API'ler iki şekilde tanımlanabilir. Fonksiyon veya altprogram olarak. Fonksiyon olarak tanımlanan API'lerden geriye bir değer dönerken, altprogram olarak tanımlananlardan bir değer geri dönmez.
Alt program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Sub isim Lib "libname" [([parametreler])]
Fonksiyon program olarak API tanımı:
Private/Public Declare Function isim Lib libname [([parametreler])] [As tip]
Burada isim fonksiyonun ismidir ve programda API bu isimle çağrılır. Libname kullanılan kütüphanenin ismi, parametreler; fonksiyona giren parametreler, As tip; fonksiyondan dönen değerin tipidir.
API'nin tanımlanacağı yer formun veya modülün General-Declerations kısmıdır. API'yi bir formun decleration kısmında tanımlarsanız API'yi yalnız o formun altprogramlarından çağırabilirsiniz. Bir modülde tanımlarsanız programınızın her yerinde kullanabilirsiniz.
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa veya API ile aynı isme sahip bir VB komutu var ise bu durumda Alias isimleri kullanmanız gerekir.
Private/Public Declare Function/Sub isim Lib libname Alias "isim" [([parametreler])] [As tip]
API'yi doğru olarak tanımladığınız halde VB, ilgili dosyada böyle bir API bulunmadığını söylüyorsa API isminin sonuna A ekleyerek Alias ismi olarak vermeniz gerekir. Bunun sebebi Windows işletim sisitemi farklı dilleri desteklemektedir. ANSI karakter setini destekleyen ülkler için sonuna A harfi, UniCode veya iki karekter genişliğini kullanan ülke seti için ise sonuna W harfi eklemeniz gerekir.
API tanımı yaparken kullanacağınız tiplerin isimlerini ise C'den VB'ye çevirmeniz gerekir. Genel olarak tip karşılıkları şöyledir.

C
Visual Basic

atom
ByVal değişken AS integer

bool
ByVal değişken As Long

byte
ByVal değişken As Byte

char
ByVal değişken As Byte

colorref
ByVal değişken As Long

dword
ByVal değişken As Long

hwnd,hdc,hmenu vb
ByVal değişken As Long

int,uint
ByVal değişken As Long

long
ByVal değişken As Long

lparam
ByVal değişken As Long

lpdword
değişken As Long

lpint,lpuint
değişken As Long

Iprect
değişken As type

Ipstr,Ipcstr
ByVal değişken As String

Ipvoid
değişken As Any

lpword
değişken As Integer

lresult
ByVal değişken As Long

null
değişken As Any veya ByVal değişken As Long

short
ByVal değişken As Integer

void
Sub procedure

word
ByVal değişken As Integer

wparam
ByVal değişken As Long

16 bit
ByVal değişken As Integer

32 bit
ByVal değişken As Long

float
ByVal değişken As Single

double
ByVal değişken As Double
Parametrelerden biri iki farklı tipte değer alabiliyorsa bunu As Any olarak tanımlamanız gerekir. Hangi parametrenin Any olarak tanımlanması gerektiğine ancak dosyadaki bilgileri okuyarak anlayabilirsiniz. Örneğin bir parametre hem string içerebiliyor ve hemde Null içerebiliyorsa bu parametre Any olarak tanımlanmalıdır.
Yaptıkları işlere göre API'lerin bulundukları dosyalar ise şunlardır :

DLL
Fonksiyonları

Advapi32.dll
Şifre ve Kayıt dosyası işlemleri gibi gelişmiş bir çok API'ler

Comdlg32.dll
Diyalog pencereleri ile ilgili API'ler

Gdi32.dll
Grafik API'leri

Kernel32.dll
Çekirdek Windows API'leri

Lz32.dll
32 bit skıştırma API'leri

Mpr.dll
Multiple Provider Router API'leri

Netapi32.dll
32-bit Network API'leri

Shell32.dll
32-bit Shell API'leri

User32.dll
Kullanıcı arabirimi API'leri

Version.dll
Versiyon işlemleri API'leri

Winmm.dll
Multimedia API'leri

Winspool.drv
Print spooler API'leri

"Alıntıdır"

15.12.2017

TUZ LAMBASI

salt lambTuz Lambası Nedir?

Tuz lambası, doğal kaya tuzunun biçimlendirilerek lamba formuna getirilmiş halidir.

Tuz lambası İngilizce olarak, ‘’Salt lamp ‘’ kavramına karşılık gelmektedir. Türkçe diğer ifadesi ise, ‘’kaya tuzu lambası’’dır. Işığın değişik biçimlere sokulan tuz parçaları ile buluşturulması ile ortaya çıkan tüm aksesuarları kapsamaktadır.

Tuz Lambalarının Faydaları
  • Tuz lambaları, negatif iyon yayarlar. Böylece, havanın nötrleşerek temizlenmesini sağlarlar.
  • Negatif İyon yayarak iç mekanlardaki hava kalitesini arttırır.
  • Doğal bir negatif iyon jeneratörü olan bu lambalar gerçek anlamda "Havanın Vitamini"dirler.
  • Negatif İyonların Faydaları
  • Stres, fiziksel, ruhsal yorgunluk, uykusuzluk, ağrılara iyi gelir.
  • Nezle, migren, astım gibi rahatsızlıklara iyi gelir, akciğerlerin kapasitesini yükseltir.
  • Canlılık, zindelik verir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Bebek ya da çocukların yanında fiziksel, ruhsal gelişim için temiz hava sağlar.
  • İşte verimi ve konsantrasyonu arttırır.
Tuz Lambası Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir:

salt lambTuz lambasını alırken odanın m2 sine dikkat etmelisiniz. Tuz lambası ne kadar büyük olursa faydası da o kadar çok olur. Mesela 10 m2 lik bir odada 30-35 m2 lik bir tuz lambası kullanırsanız eğer, bulunduğunuz oda adeta bir tuz mağarasına dönüşür, faydası ve etkisi çok daha güçlü olur. Ayrıca Uzun Tuz Lamba olarak özellikle doğal modelleri tercih edilmelidir. Çünkü yazılı ve resimli olanlarda cila ve yapıştırıcı kullanılır. Bu durum tuz lambasının %40 doğal özelliğini kaybetmesine sebep olur.

Tuz Lamba Nasıl Kullanılır :

Uyumadan bir saat önce Tuz lambasını fişe takın sabaha kadar içindeki lamba yanmalıdır. Faydasını görmek için mutlaka lambayı fişe takmanız gerekir. Gündüzde lambası açık vaziyette kullanabilirsiniz. Elektrik tüketimi minimum seviyededir. Buzdolabı lambası kadar düşük enerji tüketir. Ayrıca odanın kapı ve penceresi kapalı olursa etkisini her nefes alışınızda hissedersiniz.

Tuz Lambasının ömrü ve etkisi ne kadar sürer?

Eğer tuz Lambasını her akşam fişe takıyorsanız bir ömür kullanabilirsiniz. Tuz ısındıkça kendini korur.
Global Bilgiler  /  at  19:04  /  No comments

salt lambTuz Lambası Nedir?

Tuz lambası, doğal kaya tuzunun biçimlendirilerek lamba formuna getirilmiş halidir.

Tuz lambası İngilizce olarak, ‘’Salt lamp ‘’ kavramına karşılık gelmektedir. Türkçe diğer ifadesi ise, ‘’kaya tuzu lambası’’dır. Işığın değişik biçimlere sokulan tuz parçaları ile buluşturulması ile ortaya çıkan tüm aksesuarları kapsamaktadır.

Tuz Lambalarının Faydaları
  • Tuz lambaları, negatif iyon yayarlar. Böylece, havanın nötrleşerek temizlenmesini sağlarlar.
  • Negatif İyon yayarak iç mekanlardaki hava kalitesini arttırır.
  • Doğal bir negatif iyon jeneratörü olan bu lambalar gerçek anlamda "Havanın Vitamini"dirler.
  • Negatif İyonların Faydaları
  • Stres, fiziksel, ruhsal yorgunluk, uykusuzluk, ağrılara iyi gelir.
  • Nezle, migren, astım gibi rahatsızlıklara iyi gelir, akciğerlerin kapasitesini yükseltir.
  • Canlılık, zindelik verir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Bebek ya da çocukların yanında fiziksel, ruhsal gelişim için temiz hava sağlar.
  • İşte verimi ve konsantrasyonu arttırır.
Tuz Lambası Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir:

salt lambTuz lambasını alırken odanın m2 sine dikkat etmelisiniz. Tuz lambası ne kadar büyük olursa faydası da o kadar çok olur. Mesela 10 m2 lik bir odada 30-35 m2 lik bir tuz lambası kullanırsanız eğer, bulunduğunuz oda adeta bir tuz mağarasına dönüşür, faydası ve etkisi çok daha güçlü olur. Ayrıca Uzun Tuz Lamba olarak özellikle doğal modelleri tercih edilmelidir. Çünkü yazılı ve resimli olanlarda cila ve yapıştırıcı kullanılır. Bu durum tuz lambasının %40 doğal özelliğini kaybetmesine sebep olur.

Tuz Lamba Nasıl Kullanılır :

Uyumadan bir saat önce Tuz lambasını fişe takın sabaha kadar içindeki lamba yanmalıdır. Faydasını görmek için mutlaka lambayı fişe takmanız gerekir. Gündüzde lambası açık vaziyette kullanabilirsiniz. Elektrik tüketimi minimum seviyededir. Buzdolabı lambası kadar düşük enerji tüketir. Ayrıca odanın kapı ve penceresi kapalı olursa etkisini her nefes alışınızda hissedersiniz.

Tuz Lambasının ömrü ve etkisi ne kadar sürer?

Eğer tuz Lambasını her akşam fişe takıyorsanız bir ömür kullanabilirsiniz. Tuz ısındıkça kendini korur.

12.12.2017

KAYA TUZU

rock saltKaya Tuzu Nedir?

Kaya tuzu, sodyum klorürün mineral formudur. İzometrik kristalleri oluşturur. Mineral tipik olarak renksiz ya da sarıdır; ancak yabancı maddelerin miktarı ve türüne bağlı olarak açık mavi, koyu mavi ya da pembe de olabilir. Genellikle sülfat, halojen tuzu ya da boraks asidi tuzu gibi diğer evaporit minerallerle birlikte oluşur.

Bir başka deyişle, tuzun işlenmemiş doğal halidir. Mineral bakımından daha zengin, kimyasallardan arınmış hallerinden dolayı sofra tuzuna göre daha sağlıklıdır. Kaya tuzunun içinde 84 farklı mineral bulunur. Kaya tuzu sofra tuzu gibi içine girdiği yemeklere kolayca karışmadığı için pek fazla tercih edilmiyor. Ancak birçok yerde bulabileceğiniz tuz öğütücüsü tuzluklar sayesinde artık evlerde rahatlıkla kaya tuzu kullanabilirsiniz. Günlük kullanımda kaya tuzu kullanmak, vücudun ihtiyacı olan mineralleri karşılamasına yardımcı olur.

Kaya tuzunun faydaları;
rock salt

- Sindirim sistemini uyararak iştah açar.
- Bağırsak fonksiyonlarını geliştirir ve mide asidini düzenler.
- Birçok solunum rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
- Alerji, astım ve soğuk algınlığı tedavisinde faydalıdır.
- Sinüs iltihaplarını azaltır.
- Bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller içerir.
- İçerdiği demir, magnezyum, bakır ve kalsiyum organlarımız için gereklidir.
- Tuz lambası olarak da kullanılabilir.

Kimyasal Formülü: NaCl
Özgül ağırlığı :2.1
Yoğunluğu:21-2.6 g/cc


Global Bilgiler  /  at  13:05  /  No comments

rock saltKaya Tuzu Nedir?

Kaya tuzu, sodyum klorürün mineral formudur. İzometrik kristalleri oluşturur. Mineral tipik olarak renksiz ya da sarıdır; ancak yabancı maddelerin miktarı ve türüne bağlı olarak açık mavi, koyu mavi ya da pembe de olabilir. Genellikle sülfat, halojen tuzu ya da boraks asidi tuzu gibi diğer evaporit minerallerle birlikte oluşur.

Bir başka deyişle, tuzun işlenmemiş doğal halidir. Mineral bakımından daha zengin, kimyasallardan arınmış hallerinden dolayı sofra tuzuna göre daha sağlıklıdır. Kaya tuzunun içinde 84 farklı mineral bulunur. Kaya tuzu sofra tuzu gibi içine girdiği yemeklere kolayca karışmadığı için pek fazla tercih edilmiyor. Ancak birçok yerde bulabileceğiniz tuz öğütücüsü tuzluklar sayesinde artık evlerde rahatlıkla kaya tuzu kullanabilirsiniz. Günlük kullanımda kaya tuzu kullanmak, vücudun ihtiyacı olan mineralleri karşılamasına yardımcı olur.

Kaya tuzunun faydaları;
rock salt

- Sindirim sistemini uyararak iştah açar.
- Bağırsak fonksiyonlarını geliştirir ve mide asidini düzenler.
- Birçok solunum rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
- Alerji, astım ve soğuk algınlığı tedavisinde faydalıdır.
- Sinüs iltihaplarını azaltır.
- Bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller içerir.
- İçerdiği demir, magnezyum, bakır ve kalsiyum organlarımız için gereklidir.
- Tuz lambası olarak da kullanılabilir.

Kimyasal Formülü: NaCl
Özgül ağırlığı :2.1
Yoğunluğu:21-2.6 g/cc


26.11.2017

Yeniçeriler

Yeniçeriler, Orhangazi ya da Birinci Murat zamanında kurulduğuna inanılan Osmanlı Devleti' nin askeri birlikleridir.

Yeniçeriler, Hristiyan ülkelerden alınan çocukların, devşirme yöntemi ile sıkı bir eğitimden geçtikten sonra başarılı olanlar arasından seçilerek oluşturulurdu, bu özel birlikler padişahın etrafında bulundurulurdu, savaş zamanında ise İstanbul'u korumakla görevlendirilirdi.

Sayıları dönem dönem artan, daha sonra 140 bine kadar ulaşan Yeniçeriler, padişahın ve sarayın çevresini korumakla görevli, Kapıkulu askerlerinin önemli bir bölümünü oluşturan birliklerdir.

Özellikle Niğbolu Savaşı gibi pek çok savaşta, düşmana korku salan kırmızı yeşil giysileriyle, öne çıkarak savaşmış ve pek çok kahramanlık destanı yazmışlardır.

Özellikle Osmanlının balkanlara yerleşmesin de etkili olan Yeniçeriler, zamanla Osmanlı'nın bozulmasında da en önemli unsurlardan biri olmuştur. Yeniçeriler Osmanlı tarihinin son dönemlerinde, yaptıkları isyan hareketleri ile öne çıkmış, 17. yüzyıldan itibaren, Yeniçerilere Acemi ocakları adı altında Müslüman askerlerde alınmaya başlanmıştır.

Yeniçeriler, maaşlarını üç ayda bir alırlardı, aylık olarak da Ulus'a adı verilen para verilirdi, ayrıca Osmanlı padişahlarından da culus adı altında maaş alırlardı.

Pek çok padişahın ölümünden sorumlu tutulan Yeniçeri ordusu, Osmanlı imparatorluğunun yükselme döneminde Avrupa'ya korku salan en önemli ordulardan olmuştu, özellikle 15. yüzyılda çağın en etkili ve güçlü askeri ordusu olarak anılmıştır.

Genç Osman'ın, Yeniçeri Ocağında bulunan devşirme askerler yerine, Anadolu ve Arap topraklarında yaşayan Müslümanları askerlere almak istemesi üzerine, Yeniçeriler tarafından öldürüldüğü söylenir.

Yeniçeriler ve Osmanlı ordusu savaştan önce meşhur mehteran ile savaş alanına büyük bir ses ile gelmeye başladığında düşmanın titremeye başladığı bir gerçektir ve çoğu batılı tarihçilerde bunu onaylar.

Yeniçeriler, özellikte Osmanlı'nın Yükseliş döneminde katıldıkları savaşlar nedeniyle, Avrupa' nın bilinç altında halen korkulan bir ordu olup, özellikle Avusturya ve İtalya'da Yeniçerilere İthafen, korku anlamında ve çocukları korkutmak amacıyla, susun Türkler Geliyor ve hayatın Türkler geliyor şeklinde özdeyişler ve atasözleri bulunmaktadır.

Yeniçeriler modern anlamda ilk daimi ordudur.

Özellikleri

Yeniçerilerin diğer birliklere göre belirgin farklılıkları vardı. Sadece kendilerinin giydiği üniformalar vardı, düzenli olarak maaş alıyorlardı, müzikle yürüyorlardı (mehter), kışlalarda yaşıyorlardı ve ateşli silah kullanan ilk birliklerdi. Yeniçeriler birbirlerine çok bağlıydı, kendilerini birbirlerinin ailesi olarak görürlerdi. Birinci Orta'nın birinci üyesi olan padişah, ulufe zamanı yeniçeri kıyafetleri giyip Birinci Orta ile beraber maaş alırdı. Barış zamanında asayişi sağlamakla, itfaiye işleriyle ve saray korumalığından görevlilerdi. Yeniçerilerin Padişahın korumaları olmalarına rağmen Osmanlı Ordusu'nun ana gücü değildi. 16. yy'ın sonuna kadar Yeniçeri Ocağı ordunun %10'u kadardı. 1475 yılında yeniçerilerin sayısı 6.000 civarındayken, tımarlı sipahi sayısı 40.000'dir. 17. yy'ın sonlarına doğru Osmanlılar yeniçerileri ordunun ana gücü yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda yeniçeri sayısındaki artışlarda kalite düşmeye başlamıştır.

Sefer zamanı ordunun en çok yardım alan birliğiydi. Kendilerinin gideceği yolu belirleyen ve hazırlayan, çadırlarını kuran yardımcı birlikler vardı. Ayrıca savaş zamanı hariç silahlarını taşımazlardı. Silahlarını ve cephanelerini Cebeci Ocağı taşırdı. Sefer zamanı ordudan bağımsız olarak kendilerine özel doktorlar ve hastaneler vardı. Bu farklar, - ocağın büyük askeri başarısının yanında- yabancıların ilgisini çekmiştir. Ocak kaldırıldıktan sonra bile Batı'da Osmanlı'nın simgesi olmuştur.
Ayrıca yeniçeriler Bektaşilik ve Dervişlik kültüründen etkilenmişlerdir. Yeniçeri Ocağı 16. yy'da kesin olarak Bektaşi bir yapıya bürünmüştür. Yeniçeriler kafalarına "börk" adı verilen şapkalar takmışlardır. Bazı kaynaklarda Börk'ün ilk yeniçerilerin başlarına Hacı Bektaş Veli tarafından bizzat takıldığı anlatılır. Börk'ün ön tarafında ise "kaşıklık" adı verilen bir boşluk vardı. Yeniçeriler bu boşluğa kaşıklarını takmışlardır. Kaşıklık, "kaşıklık kardeşliği" tanımını simgelemiştir.

Yeniçeri ocağı kurulduğu zaman evlenmeleri yasaktı. Ama I. Selim zamanında çok yaşlı bir yeniçerinin evlenmesi için çıkan izin kapıyı aralamıştır ve evlenme yaygın hale gelmiştir. III. Murad zamanında (1574–1595) evlenmeler artık sık görülmeye başlanmış, yeniçerilerin oğulları ocağa "kuloğlu" adı altında alınmış, ocağın yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Bu kuloğulları sonradan ya devlet adamı olmuş ya da bilimle uğraşmıştır. Yeniçeri Ağası hariç diğer yeniçerilerin sakal bırakması yasaktı. Bu yasaklara yeniçeriler uymuştur. Fakat 17. yy'ın ortasından itibaren silik padişahların başa geçmesiyle asayiş sağlanamamıştır ve ocakta da bozulmalar başlamıştır. Evlenmeye başlayan yeniçeriler karşılarında yaptırım görmeyince ticaretle de uğraşmaya başlamışlardır.

Yeniçeriler kendilerini Padişahın ve Padişahın tahtının koruyucusu olarak görüyorlardı. Yeniçerilere ocağın onların evi ve ailesi, Padişahın da babaları olduğu öğretilirdi.

Ekipmanları

Yeniçeriler mükemmel okçulardı. Ama 1440'dan itibaren tüfeklerin icat edilmesiyle tüfek kullanmaya da başladılar. I. Viyana Kuşatması'nda mühendisleri, lağımcıları Avrupa'da ün salmalarına yol açmıştır. Yakın dövüşte balta, kılıç ve yatağan kullandılar. Barış zamanında sadece hançer kullanırlardı. Yatağan kılıcı ocağın simgesi sayılacak kadar önemliydi. Sarayı koruyan yeniçeriler (Baltacılar) uzun saplı balta kullanırdı.

16. yy'dan itibaren yeniçeriler arasında tüfek kullanımı iyice yaygınlaşmıştı. Yeniçeriler tüfekleri, el bombalarını ve el toplarını kullanan ilk askeri birliklerdir. Tabanca yeniçeriler arasında pek popüler değildi ama Girit Kuşatması'ndan itibaren tabanca kullanımı da sıklaşmıştır.

Ocağın kaldırılması

İlk kuruluşu zamanında sadece devşirmelerden ve iyi eğitim almış güçlü kuvvetli gençlerden oluşan ve Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı, 16. yüzyıldan sonra Padişaha veya Hanımsultana yakın bazı yetenekleri kısıtlı kimselerin ocağa alınmasından sonra bozulmaya yüz tutmuştu. Çünkü, eğitimsiz ve başıboş kimselerin ocağa girmeleriyle bu askerî teşkilat, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet halini almıştı. Diğer taraftan Yeniçerilerin kendileri gibi Bektaşî olan Ahi esnaf ocaklarıyla iç içe olması ve Sultanın aldığı bazı ekonomik ve siyasi tedbirlere Ahi Esnaf Ocaklarıyla birlikte karşı durması Sultanın ve Ulemanın tepkisini çeker olmuştu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Padişahın sefere çıkmaması neticesinde ganimet geliri azalan Yeniçeriler, sakat ve yaşlı yoldaşlarına bakmak ve kendi hayatları ile savaşa gidenlerin ailelerinin geçimini ikame etmek için gelir elde etme çabasına girmişlerdir. Neticesinde; askerlikle ilgisi olmayan ticaret, kahvehane işletmeciliği, hamam işletmeciliği, kayıkçılık, depoculuk, odun ve yakacak işleri gibi sektörlere el atmışlardır. Yeniçerilerin; özellikle İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ortaları mensuplarının ticaret hayatına atılması; Yeniçeri Ocağının bozulması gibi lanse edilse de; gerçek bundan farklıdır. Avrupalı imparatorlukların deniz ticareti ile birlikte sömürgeciliğe yönelmesi, ve savaşların uzayıp gitmesi, devletin mali sistemini bozmuştu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde Ayan sınıfının ortaya çıkması ile, savaştan geri dönen veya savaşa katılmayan yerel beylerin sayısı artmış, Padişahın savaşa katılmaması neticesinde kendisine bağlı Kapıkulu Ocağı'nın da savaşa katılmayışı, savaş esnasında Osmanlı Ordusunun vurucu gücünü azaltmıştır. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı; 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardır.

Yeniçeri Ocağı, Vaka-i Hayriye diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle, 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı. Ocağın kaldırılması olayı II. Mahmud'un tüm esnaf teşkilatını ve ordudaki çoğu birimi bu konuda ikna etmesiyle başlamıştır. Şeyhülislama bu konu hakkında fetva çıkarılmasıyla devam etmiştir. Bir günün sabahında II. Mahmud yeniçerileri son kez uyarmış ve bu uyarıya saygı göstermeyen yeniçeriler itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine II. Mahmud topçulara ateş emri vererek yeniçeri ocağını büyük bir top ateşine maruz bırakmış ve hiçbir yeniçerinin kurtulmasına imkan vermemeye çalışmıştır. Kaçabilen yeniçeriler ise yakalandıkları yerde öldürülmüştür. Bu olaydan sonra, onların yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Muhammed'in Zafer Kazanmış orduları) adlı ordu kurulmuştur.

Global Bilgiler  /  at  19:15  /  No comments

Yeniçeriler, Orhangazi ya da Birinci Murat zamanında kurulduğuna inanılan Osmanlı Devleti' nin askeri birlikleridir.

Yeniçeriler, Hristiyan ülkelerden alınan çocukların, devşirme yöntemi ile sıkı bir eğitimden geçtikten sonra başarılı olanlar arasından seçilerek oluşturulurdu, bu özel birlikler padişahın etrafında bulundurulurdu, savaş zamanında ise İstanbul'u korumakla görevlendirilirdi.

Sayıları dönem dönem artan, daha sonra 140 bine kadar ulaşan Yeniçeriler, padişahın ve sarayın çevresini korumakla görevli, Kapıkulu askerlerinin önemli bir bölümünü oluşturan birliklerdir.

Özellikle Niğbolu Savaşı gibi pek çok savaşta, düşmana korku salan kırmızı yeşil giysileriyle, öne çıkarak savaşmış ve pek çok kahramanlık destanı yazmışlardır.

Özellikle Osmanlının balkanlara yerleşmesin de etkili olan Yeniçeriler, zamanla Osmanlı'nın bozulmasında da en önemli unsurlardan biri olmuştur. Yeniçeriler Osmanlı tarihinin son dönemlerinde, yaptıkları isyan hareketleri ile öne çıkmış, 17. yüzyıldan itibaren, Yeniçerilere Acemi ocakları adı altında Müslüman askerlerde alınmaya başlanmıştır.

Yeniçeriler, maaşlarını üç ayda bir alırlardı, aylık olarak da Ulus'a adı verilen para verilirdi, ayrıca Osmanlı padişahlarından da culus adı altında maaş alırlardı.

Pek çok padişahın ölümünden sorumlu tutulan Yeniçeri ordusu, Osmanlı imparatorluğunun yükselme döneminde Avrupa'ya korku salan en önemli ordulardan olmuştu, özellikle 15. yüzyılda çağın en etkili ve güçlü askeri ordusu olarak anılmıştır.

Genç Osman'ın, Yeniçeri Ocağında bulunan devşirme askerler yerine, Anadolu ve Arap topraklarında yaşayan Müslümanları askerlere almak istemesi üzerine, Yeniçeriler tarafından öldürüldüğü söylenir.

Yeniçeriler ve Osmanlı ordusu savaştan önce meşhur mehteran ile savaş alanına büyük bir ses ile gelmeye başladığında düşmanın titremeye başladığı bir gerçektir ve çoğu batılı tarihçilerde bunu onaylar.

Yeniçeriler, özellikte Osmanlı'nın Yükseliş döneminde katıldıkları savaşlar nedeniyle, Avrupa' nın bilinç altında halen korkulan bir ordu olup, özellikle Avusturya ve İtalya'da Yeniçerilere İthafen, korku anlamında ve çocukları korkutmak amacıyla, susun Türkler Geliyor ve hayatın Türkler geliyor şeklinde özdeyişler ve atasözleri bulunmaktadır.

Yeniçeriler modern anlamda ilk daimi ordudur.

Özellikleri

Yeniçerilerin diğer birliklere göre belirgin farklılıkları vardı. Sadece kendilerinin giydiği üniformalar vardı, düzenli olarak maaş alıyorlardı, müzikle yürüyorlardı (mehter), kışlalarda yaşıyorlardı ve ateşli silah kullanan ilk birliklerdi. Yeniçeriler birbirlerine çok bağlıydı, kendilerini birbirlerinin ailesi olarak görürlerdi. Birinci Orta'nın birinci üyesi olan padişah, ulufe zamanı yeniçeri kıyafetleri giyip Birinci Orta ile beraber maaş alırdı. Barış zamanında asayişi sağlamakla, itfaiye işleriyle ve saray korumalığından görevlilerdi. Yeniçerilerin Padişahın korumaları olmalarına rağmen Osmanlı Ordusu'nun ana gücü değildi. 16. yy'ın sonuna kadar Yeniçeri Ocağı ordunun %10'u kadardı. 1475 yılında yeniçerilerin sayısı 6.000 civarındayken, tımarlı sipahi sayısı 40.000'dir. 17. yy'ın sonlarına doğru Osmanlılar yeniçerileri ordunun ana gücü yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda yeniçeri sayısındaki artışlarda kalite düşmeye başlamıştır.

Sefer zamanı ordunun en çok yardım alan birliğiydi. Kendilerinin gideceği yolu belirleyen ve hazırlayan, çadırlarını kuran yardımcı birlikler vardı. Ayrıca savaş zamanı hariç silahlarını taşımazlardı. Silahlarını ve cephanelerini Cebeci Ocağı taşırdı. Sefer zamanı ordudan bağımsız olarak kendilerine özel doktorlar ve hastaneler vardı. Bu farklar, - ocağın büyük askeri başarısının yanında- yabancıların ilgisini çekmiştir. Ocak kaldırıldıktan sonra bile Batı'da Osmanlı'nın simgesi olmuştur.
Ayrıca yeniçeriler Bektaşilik ve Dervişlik kültüründen etkilenmişlerdir. Yeniçeri Ocağı 16. yy'da kesin olarak Bektaşi bir yapıya bürünmüştür. Yeniçeriler kafalarına "börk" adı verilen şapkalar takmışlardır. Bazı kaynaklarda Börk'ün ilk yeniçerilerin başlarına Hacı Bektaş Veli tarafından bizzat takıldığı anlatılır. Börk'ün ön tarafında ise "kaşıklık" adı verilen bir boşluk vardı. Yeniçeriler bu boşluğa kaşıklarını takmışlardır. Kaşıklık, "kaşıklık kardeşliği" tanımını simgelemiştir.

Yeniçeri ocağı kurulduğu zaman evlenmeleri yasaktı. Ama I. Selim zamanında çok yaşlı bir yeniçerinin evlenmesi için çıkan izin kapıyı aralamıştır ve evlenme yaygın hale gelmiştir. III. Murad zamanında (1574–1595) evlenmeler artık sık görülmeye başlanmış, yeniçerilerin oğulları ocağa "kuloğlu" adı altında alınmış, ocağın yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Bu kuloğulları sonradan ya devlet adamı olmuş ya da bilimle uğraşmıştır. Yeniçeri Ağası hariç diğer yeniçerilerin sakal bırakması yasaktı. Bu yasaklara yeniçeriler uymuştur. Fakat 17. yy'ın ortasından itibaren silik padişahların başa geçmesiyle asayiş sağlanamamıştır ve ocakta da bozulmalar başlamıştır. Evlenmeye başlayan yeniçeriler karşılarında yaptırım görmeyince ticaretle de uğraşmaya başlamışlardır.

Yeniçeriler kendilerini Padişahın ve Padişahın tahtının koruyucusu olarak görüyorlardı. Yeniçerilere ocağın onların evi ve ailesi, Padişahın da babaları olduğu öğretilirdi.

Ekipmanları

Yeniçeriler mükemmel okçulardı. Ama 1440'dan itibaren tüfeklerin icat edilmesiyle tüfek kullanmaya da başladılar. I. Viyana Kuşatması'nda mühendisleri, lağımcıları Avrupa'da ün salmalarına yol açmıştır. Yakın dövüşte balta, kılıç ve yatağan kullandılar. Barış zamanında sadece hançer kullanırlardı. Yatağan kılıcı ocağın simgesi sayılacak kadar önemliydi. Sarayı koruyan yeniçeriler (Baltacılar) uzun saplı balta kullanırdı.

16. yy'dan itibaren yeniçeriler arasında tüfek kullanımı iyice yaygınlaşmıştı. Yeniçeriler tüfekleri, el bombalarını ve el toplarını kullanan ilk askeri birliklerdir. Tabanca yeniçeriler arasında pek popüler değildi ama Girit Kuşatması'ndan itibaren tabanca kullanımı da sıklaşmıştır.

Ocağın kaldırılması

İlk kuruluşu zamanında sadece devşirmelerden ve iyi eğitim almış güçlü kuvvetli gençlerden oluşan ve Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı, 16. yüzyıldan sonra Padişaha veya Hanımsultana yakın bazı yetenekleri kısıtlı kimselerin ocağa alınmasından sonra bozulmaya yüz tutmuştu. Çünkü, eğitimsiz ve başıboş kimselerin ocağa girmeleriyle bu askerî teşkilat, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet halini almıştı. Diğer taraftan Yeniçerilerin kendileri gibi Bektaşî olan Ahi esnaf ocaklarıyla iç içe olması ve Sultanın aldığı bazı ekonomik ve siyasi tedbirlere Ahi Esnaf Ocaklarıyla birlikte karşı durması Sultanın ve Ulemanın tepkisini çeker olmuştu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Padişahın sefere çıkmaması neticesinde ganimet geliri azalan Yeniçeriler, sakat ve yaşlı yoldaşlarına bakmak ve kendi hayatları ile savaşa gidenlerin ailelerinin geçimini ikame etmek için gelir elde etme çabasına girmişlerdir. Neticesinde; askerlikle ilgisi olmayan ticaret, kahvehane işletmeciliği, hamam işletmeciliği, kayıkçılık, depoculuk, odun ve yakacak işleri gibi sektörlere el atmışlardır. Yeniçerilerin; özellikle İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ortaları mensuplarının ticaret hayatına atılması; Yeniçeri Ocağının bozulması gibi lanse edilse de; gerçek bundan farklıdır. Avrupalı imparatorlukların deniz ticareti ile birlikte sömürgeciliğe yönelmesi, ve savaşların uzayıp gitmesi, devletin mali sistemini bozmuştu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde Ayan sınıfının ortaya çıkması ile, savaştan geri dönen veya savaşa katılmayan yerel beylerin sayısı artmış, Padişahın savaşa katılmaması neticesinde kendisine bağlı Kapıkulu Ocağı'nın da savaşa katılmayışı, savaş esnasında Osmanlı Ordusunun vurucu gücünü azaltmıştır. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı; 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardır.

Yeniçeri Ocağı, Vaka-i Hayriye diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle, 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı. Ocağın kaldırılması olayı II. Mahmud'un tüm esnaf teşkilatını ve ordudaki çoğu birimi bu konuda ikna etmesiyle başlamıştır. Şeyhülislama bu konu hakkında fetva çıkarılmasıyla devam etmiştir. Bir günün sabahında II. Mahmud yeniçerileri son kez uyarmış ve bu uyarıya saygı göstermeyen yeniçeriler itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine II. Mahmud topçulara ateş emri vererek yeniçeri ocağını büyük bir top ateşine maruz bırakmış ve hiçbir yeniçerinin kurtulmasına imkan vermemeye çalışmıştır. Kaçabilen yeniçeriler ise yakalandıkları yerde öldürülmüştür. Bu olaydan sonra, onların yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Muhammed'in Zafer Kazanmış orduları) adlı ordu kurulmuştur.

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.