19.11.2017

PEKMEZ

Pekmezi Nedir?

Üzüm, kuşburnu, incir, keçiboynuzu (harnup) veya dut gibi tatlı meyvelerin ya da şeker pancarı, ardıç meyvesi gibi şekere dönüşebilecek tarım ürünlerinin ezilerek kaynatılması ile üretilen, Anadoluya özgü, yoğun ve tatlı bir şuruptur.

Anadolu'nun yöresel yiyeceği olan pekmez diğer ülkelerde de üretilmeye başlansa da Türkiye pekmez çeşitleri ve kullanımı konusunda öncüdür. Türkiye'de 5 farklı pekmez türü üretilmektedir. Pekmez yapılacak üzümler normal yediğimiz üzümlerden daha farklıdır. Pekmez yapılmak amacıyla üretilen bu üzümler veya dutlar havan, pres gibi makinelerle sıkılır, suyu çıkarılır. Elde edilen bu şıra 50-60 derece sıcaklıkta 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra, içerisine pekmez toprağı eklenir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından önerilen; 100 kg üzüm şırasına 1-5 kg pekmez toprağı eklenmesidir.

Pekmeze koyu rengini ve kıvamını veren işlem kaynatmadır. Kaynatma işlemi sırasında kestirilen şıranın içindeki şekerler karamelize olup kararır. Suyun kaynama süresince azalmasıyla karışım koyu bir kıvam alır. Pekmez kaynatılırken şıra bir seferde kaynatılarak pekmez haline gelmelidir. Şıra kaynatıldığında kaptaki eksilme yeni şıra ile doldurulmamalıdır. Bu pekmezin kalitesini bozar. Karışımın göz göz kaynaması ve pekmez kokusu yayması pekmezin kıvama geldiğinin göstergesidir. Kaynatma üstü açık geniş kaplarda yapıldığı gibi, vakumlu ortamda daha düşük ısılarda açık renkli pekmez üretilebilir.

Yapımı anlatılan bu ürün türüne "tatlı cıvık pekmez" denir. "Günbalı" denen pekmez türü şıranın geniş kaplarda, güneş altında suyunun uçurulmasıyla elde edilir.

Besin değeri
Pekmezin besin değerleri, yapıldığı meyveye göre değişkenlik göstermekle birlikte, karbonhidrat içeriği dolayısıyla (1,276kJ / 305 kcal) iyi bir enerji kaynağıdır. B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaç olarak bilinir. İçermiş olduğu %80'e yakın karbonhidratın tümünün glikoz ve fruktoz halinde olması sindirim sisteminde parçalanmaya gerek kalmadan kolayca kana geçmesini sağlar.


Çeşitleri

Üzüm pekmezi
Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Enerji vermesi, iştah açması belirgin özelliklerindendir. Gebelikte bebek gelişimi ve anne adayları için çok faydalıdır. Ayrıca mide, bağırsak ve böbrekler üzerine olumlu etkileri vardır. Damar sertliğine iyi gelir ve kan dolaşımını kolaylaştırır.

Yapılışı
Üzüm pekmezi olgunlaşan üzümlerden yapılır. Beyaz, siyah farketmez fakat siyah üzüm pekmezi çok aranan bir pekmez dir.toplanan üzümler sıkılmak için betondan yapılan veya içi oyulan taş salk(üzüm sıkma yeri)denilen yerde de torbalara koyularak ayakta çizme ile sıkılıp veya basınçlı sıkma makinaları ile sıkılıp şırası (suyu) çıkarılır. Çıkarılan şıra süzüldükten sonra kazanlara koyularak kaynatılır. İyice kaynatılan şıra süzülüp dinlenmesi için geniş kaplara konulur ve üzeri güneş alacak şekilde örtülerek güneşte birkaç gün bekletilir ve olgunlaşan pekmez süzülerek kaplara konur ve yenilecek duruma getirilir.

Dut pekmezi
Duttan elde edilen pekmez türüdür. Özellikle mide hastalıkları, ülsere iyi gelir. Astım ve bronşit hastalıklarında, soğuğa karşı vücut direncinin arttırılmasında kullanılır. Sporcular için enerji deposudur. Bebeklerin ve çocukların zeka ve bedensel gelişimine yardımcı olur. Gargara halinde ağız ve boğaz hastalıklarında da etkilidir. Çocuklarda sıklıkla rastlanan pamukçukta da tedavi edici olarak kullanılır.

Yapılışı
Olgunlaşan dutlar dört kişi tarafından köşelerinden tutulan hasavan (bez) üzerine ağaçtan silkelenerek (Ağaçtan Dökülerek) kazanlara konur. Kazana dutları kapatacak kadar su konur ve çekirdeklerinden ayrılıncaya kadar kaynatılr. Kaynayan pekmez süzülüp dinlendirilikten sonra tekrar kazana konup birkaç kaynar gelinceye kadar kaynatılır ve geniş tabanlı kaplara konulur ve birkaç gün güneşte bırakılır. Güneşlendirmenin ardından tekrar süzülerek saklanacağı kaplara alınır.

Harnup (Keçiboynuzu) pekmezi
Keçiboynuzundan elde edilen pekmez türüdür. Ege ve Akdeniz yöresine has bir pekmez türüdür. En faydalı pekmez türlerinden biridir. Doğal ve katkısız olanını tüketmek gerekir.Glikoz katkılı olanlar fayda yerine zarar vermektedir.

Nefes darlığına karşı oldukça etkilidir (alerjik nefes darlığı bulunan hastalara keçi boynuzu pekmezi önerilir). Kolestrolün düşürülmesinde, tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. Cinsel gücü ve sperm sayısını artırır. Vücudu güçlendirip, yeniler. Ayrıca dişleri ve kemikleri güçlendirici etikisi de vardır. Bağırsakları hareketlendirir. İyi beslenmesi gereken çocuklar ve gebeler için oldukça faydalı bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda içerdiği mineraller (potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, bakır, çinko vb.) ve vitaminler sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine ve daha başka birçok dokuda çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kalsiyum, sodyum ve potasyum içeriği yüksektir. Bu sayede kandaki zehirli maddeleri temizler. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına karşı ve sindirim sistemi üzerine etkilidir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. İçerdiği A , B, B2, B3, D vb. vitaminler dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

Andız (ardıç) pekmezi
Andız ağacının meyvelerinden elde edilen pekmez türüdür. Andız kozalaklarından elde edilen "andız özü"yle pekmez yapılır.Harnup pekmezi gibi buda Mersin ve çevresinde sık yapılan bir pekmez türüdür. Bronşit, öksürük, sarılık, kaşıntı, egzama, mide bulantısı, akciğer, karaciğere faydalı bir pekmezdir. Bütün pekmez cinslerinde olduğu gibi kan yapıcıdır ve enerji verir.Tadı değişiktir. biraz acımsıdır.

Pancar Pekmezi
Şeker pancarı köklerinden elde edilen pekmez türüdür. Özellikle Kırklareli ilinin Poyralı köyünde ve Amasya'da iyi bilinen bu pekmez çeşidi soyulmuş ve kıyılmış taze beyaz şeker pancarının kaynatılması sonucu elde edilir. 7-8 saat kaynama sonucunda soğuduğunda macun kıvamını alan bu pekmez rumeli kültüründe önemli bir yere sahiptir.

Zayıflık ve halsizlikten yakınan kişiler için mükemmel bir şifa kaynağı. Kemik erimesinin, öksürüğün, iştahsızlığın organik ilacı. 30-40 dakikada kana karışması nedeniyle en hızlı ve doğal enerji dopinglerinden biri. Anemiden kas yorgunluğuna kadar pek çok sağlık sorununa karşı vücudun direncini arttıran ve çözüm sunan bir besin maddesidir. Yüksek tansiyonu düşürür. Vücut performansını arttırıcı, kuvvet verici ve besleyicidir. Hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Karaciğer ve böbrekleri çalıştırır. Cilt hastalıklarına karşı şifa sunar. İçeriğindeki yüksek Tiamin oranıyla sinirleri yatıştırır, depresyonu engeller. 1 kaşık pekmez bir insanın günlük demir, kalsiyum, potasyum ve magnezyum ihtiyacını içerir.

Pekmezin faydaları

Meyveler, taze olarak tüketilebildikleri gibi, kuru, pestil veya pekmez olarak da tüketilebilirler. Peki, pekmezin faydaları neler?

Pekmez, tatlı meyvelerin ezilip kaynatılarak suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilen yoğun kıvamlı tatlı bir şuruptur.

Pekmez, çocukların gelişiminde oldukça önemli olan mineralleri içerir. Özellikle çocuk beslenmesinde, karbonhidrat ve proteinler oldukça önemli bir yer tutar. Anne sütünden sonra, çocuğun yeterli beslenebilmesi için karbonhidrat ve protein desteğine ihtiyacı vardır.

Beyin enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullandığından, glikoz alınmadığı takdirde beyindeki gelişmede duraklama ve yavaşlama gerçekleşir. Kana geçmesi çok kolay olan şeker, üzümde ve pekmezde bol miktarda, glikoz ve fruktoz olarak basit karbonhidrat formunda bulunur. Bu nedenle sindirim sisteminde parçalanmasına gerek kalmaz ve dolayısıyla doğrudan emilime uğrar.

Mineraller açısından çok zengin pekmez; demir, fosfor, çinko, magnezyum, potasyum gibi mineraller açısından da oldukça zengindir. Magnezyum ve potasyum, sinir sisteminin düzenli çalışması için gereklidir ve bu ihtiyaç kuru üzüm ya da pekmez tüketimiyle karşılanabilir.

Çinko ise, cinsiyet gelişimi, büyüme ve gelişme için oldukça önemlidir. Kalsiyum açısından da oldukça zengin olan pekmez, kemiklerin gelişimi, sağlıklı büyüme ve gelişme, kalp sağlığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riskini önlemek için de tüketilmelidir.

Demir minerali de, vücutta hemoglobin yapımında kullanılmakta olduğundan, kemik iliğinde çok önemli bir düzenleyici faktördür ve kan hücreleri oluşumu için gereklidir.

Tablet halinde olan demir formu, vücutta kullanılan demir formundan farklıdır. Bu sebeple demir ihtiyacının tablet yerine doğal yollardan, yani pekmez veya kuru üzümle karşılanması çok daha uygun olacaktır.

Aynı zamanda, siyah üzüm ve pekmezde bolca bulunan antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahiptir.

Pekmezin Zararları

Pekmez ne kadar sağlık açısından faydalı olsa da üretim, saklama ve tüketim şartlarına göre sağlık için bazı riskler yaratabilir. 
Bu riskler;
  • Aşırı derecede kaynatılarak hazırlanan pekmez tüketimi kanser riskini arttırıcı etki yaratır.
  • Pekmezin kapağı açıldıktan sonra mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Aksi halde besleyici özelliğini yitirir.
  • Aşırı pekmez tüketimi ishal, mide bulantısı, şişkinlik ve göğüs ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabilir.
Global Bilgiler  /  at  15:57  /  No comments

Pekmezi Nedir?

Üzüm, kuşburnu, incir, keçiboynuzu (harnup) veya dut gibi tatlı meyvelerin ya da şeker pancarı, ardıç meyvesi gibi şekere dönüşebilecek tarım ürünlerinin ezilerek kaynatılması ile üretilen, Anadoluya özgü, yoğun ve tatlı bir şuruptur.

Anadolu'nun yöresel yiyeceği olan pekmez diğer ülkelerde de üretilmeye başlansa da Türkiye pekmez çeşitleri ve kullanımı konusunda öncüdür. Türkiye'de 5 farklı pekmez türü üretilmektedir. Pekmez yapılacak üzümler normal yediğimiz üzümlerden daha farklıdır. Pekmez yapılmak amacıyla üretilen bu üzümler veya dutlar havan, pres gibi makinelerle sıkılır, suyu çıkarılır. Elde edilen bu şıra 50-60 derece sıcaklıkta 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra, içerisine pekmez toprağı eklenir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından önerilen; 100 kg üzüm şırasına 1-5 kg pekmez toprağı eklenmesidir.

Pekmeze koyu rengini ve kıvamını veren işlem kaynatmadır. Kaynatma işlemi sırasında kestirilen şıranın içindeki şekerler karamelize olup kararır. Suyun kaynama süresince azalmasıyla karışım koyu bir kıvam alır. Pekmez kaynatılırken şıra bir seferde kaynatılarak pekmez haline gelmelidir. Şıra kaynatıldığında kaptaki eksilme yeni şıra ile doldurulmamalıdır. Bu pekmezin kalitesini bozar. Karışımın göz göz kaynaması ve pekmez kokusu yayması pekmezin kıvama geldiğinin göstergesidir. Kaynatma üstü açık geniş kaplarda yapıldığı gibi, vakumlu ortamda daha düşük ısılarda açık renkli pekmez üretilebilir.

Yapımı anlatılan bu ürün türüne "tatlı cıvık pekmez" denir. "Günbalı" denen pekmez türü şıranın geniş kaplarda, güneş altında suyunun uçurulmasıyla elde edilir.

Besin değeri
Pekmezin besin değerleri, yapıldığı meyveye göre değişkenlik göstermekle birlikte, karbonhidrat içeriği dolayısıyla (1,276kJ / 305 kcal) iyi bir enerji kaynağıdır. B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaç olarak bilinir. İçermiş olduğu %80'e yakın karbonhidratın tümünün glikoz ve fruktoz halinde olması sindirim sisteminde parçalanmaya gerek kalmadan kolayca kana geçmesini sağlar.


Çeşitleri

Üzüm pekmezi
Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Enerji vermesi, iştah açması belirgin özelliklerindendir. Gebelikte bebek gelişimi ve anne adayları için çok faydalıdır. Ayrıca mide, bağırsak ve böbrekler üzerine olumlu etkileri vardır. Damar sertliğine iyi gelir ve kan dolaşımını kolaylaştırır.

Yapılışı
Üzüm pekmezi olgunlaşan üzümlerden yapılır. Beyaz, siyah farketmez fakat siyah üzüm pekmezi çok aranan bir pekmez dir.toplanan üzümler sıkılmak için betondan yapılan veya içi oyulan taş salk(üzüm sıkma yeri)denilen yerde de torbalara koyularak ayakta çizme ile sıkılıp veya basınçlı sıkma makinaları ile sıkılıp şırası (suyu) çıkarılır. Çıkarılan şıra süzüldükten sonra kazanlara koyularak kaynatılır. İyice kaynatılan şıra süzülüp dinlenmesi için geniş kaplara konulur ve üzeri güneş alacak şekilde örtülerek güneşte birkaç gün bekletilir ve olgunlaşan pekmez süzülerek kaplara konur ve yenilecek duruma getirilir.

Dut pekmezi
Duttan elde edilen pekmez türüdür. Özellikle mide hastalıkları, ülsere iyi gelir. Astım ve bronşit hastalıklarında, soğuğa karşı vücut direncinin arttırılmasında kullanılır. Sporcular için enerji deposudur. Bebeklerin ve çocukların zeka ve bedensel gelişimine yardımcı olur. Gargara halinde ağız ve boğaz hastalıklarında da etkilidir. Çocuklarda sıklıkla rastlanan pamukçukta da tedavi edici olarak kullanılır.

Yapılışı
Olgunlaşan dutlar dört kişi tarafından köşelerinden tutulan hasavan (bez) üzerine ağaçtan silkelenerek (Ağaçtan Dökülerek) kazanlara konur. Kazana dutları kapatacak kadar su konur ve çekirdeklerinden ayrılıncaya kadar kaynatılr. Kaynayan pekmez süzülüp dinlendirilikten sonra tekrar kazana konup birkaç kaynar gelinceye kadar kaynatılır ve geniş tabanlı kaplara konulur ve birkaç gün güneşte bırakılır. Güneşlendirmenin ardından tekrar süzülerek saklanacağı kaplara alınır.

Harnup (Keçiboynuzu) pekmezi
Keçiboynuzundan elde edilen pekmez türüdür. Ege ve Akdeniz yöresine has bir pekmez türüdür. En faydalı pekmez türlerinden biridir. Doğal ve katkısız olanını tüketmek gerekir.Glikoz katkılı olanlar fayda yerine zarar vermektedir.

Nefes darlığına karşı oldukça etkilidir (alerjik nefes darlığı bulunan hastalara keçi boynuzu pekmezi önerilir). Kolestrolün düşürülmesinde, tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. Cinsel gücü ve sperm sayısını artırır. Vücudu güçlendirip, yeniler. Ayrıca dişleri ve kemikleri güçlendirici etikisi de vardır. Bağırsakları hareketlendirir. İyi beslenmesi gereken çocuklar ve gebeler için oldukça faydalı bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda içerdiği mineraller (potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, bakır, çinko vb.) ve vitaminler sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine ve daha başka birçok dokuda çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kalsiyum, sodyum ve potasyum içeriği yüksektir. Bu sayede kandaki zehirli maddeleri temizler. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına karşı ve sindirim sistemi üzerine etkilidir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. İçerdiği A , B, B2, B3, D vb. vitaminler dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

Andız (ardıç) pekmezi
Andız ağacının meyvelerinden elde edilen pekmez türüdür. Andız kozalaklarından elde edilen "andız özü"yle pekmez yapılır.Harnup pekmezi gibi buda Mersin ve çevresinde sık yapılan bir pekmez türüdür. Bronşit, öksürük, sarılık, kaşıntı, egzama, mide bulantısı, akciğer, karaciğere faydalı bir pekmezdir. Bütün pekmez cinslerinde olduğu gibi kan yapıcıdır ve enerji verir.Tadı değişiktir. biraz acımsıdır.

Pancar Pekmezi
Şeker pancarı köklerinden elde edilen pekmez türüdür. Özellikle Kırklareli ilinin Poyralı köyünde ve Amasya'da iyi bilinen bu pekmez çeşidi soyulmuş ve kıyılmış taze beyaz şeker pancarının kaynatılması sonucu elde edilir. 7-8 saat kaynama sonucunda soğuduğunda macun kıvamını alan bu pekmez rumeli kültüründe önemli bir yere sahiptir.

Zayıflık ve halsizlikten yakınan kişiler için mükemmel bir şifa kaynağı. Kemik erimesinin, öksürüğün, iştahsızlığın organik ilacı. 30-40 dakikada kana karışması nedeniyle en hızlı ve doğal enerji dopinglerinden biri. Anemiden kas yorgunluğuna kadar pek çok sağlık sorununa karşı vücudun direncini arttıran ve çözüm sunan bir besin maddesidir. Yüksek tansiyonu düşürür. Vücut performansını arttırıcı, kuvvet verici ve besleyicidir. Hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Karaciğer ve böbrekleri çalıştırır. Cilt hastalıklarına karşı şifa sunar. İçeriğindeki yüksek Tiamin oranıyla sinirleri yatıştırır, depresyonu engeller. 1 kaşık pekmez bir insanın günlük demir, kalsiyum, potasyum ve magnezyum ihtiyacını içerir.

Pekmezin faydaları

Meyveler, taze olarak tüketilebildikleri gibi, kuru, pestil veya pekmez olarak da tüketilebilirler. Peki, pekmezin faydaları neler?

Pekmez, tatlı meyvelerin ezilip kaynatılarak suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilen yoğun kıvamlı tatlı bir şuruptur.

Pekmez, çocukların gelişiminde oldukça önemli olan mineralleri içerir. Özellikle çocuk beslenmesinde, karbonhidrat ve proteinler oldukça önemli bir yer tutar. Anne sütünden sonra, çocuğun yeterli beslenebilmesi için karbonhidrat ve protein desteğine ihtiyacı vardır.

Beyin enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullandığından, glikoz alınmadığı takdirde beyindeki gelişmede duraklama ve yavaşlama gerçekleşir. Kana geçmesi çok kolay olan şeker, üzümde ve pekmezde bol miktarda, glikoz ve fruktoz olarak basit karbonhidrat formunda bulunur. Bu nedenle sindirim sisteminde parçalanmasına gerek kalmaz ve dolayısıyla doğrudan emilime uğrar.

Mineraller açısından çok zengin pekmez; demir, fosfor, çinko, magnezyum, potasyum gibi mineraller açısından da oldukça zengindir. Magnezyum ve potasyum, sinir sisteminin düzenli çalışması için gereklidir ve bu ihtiyaç kuru üzüm ya da pekmez tüketimiyle karşılanabilir.

Çinko ise, cinsiyet gelişimi, büyüme ve gelişme için oldukça önemlidir. Kalsiyum açısından da oldukça zengin olan pekmez, kemiklerin gelişimi, sağlıklı büyüme ve gelişme, kalp sağlığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riskini önlemek için de tüketilmelidir.

Demir minerali de, vücutta hemoglobin yapımında kullanılmakta olduğundan, kemik iliğinde çok önemli bir düzenleyici faktördür ve kan hücreleri oluşumu için gereklidir.

Tablet halinde olan demir formu, vücutta kullanılan demir formundan farklıdır. Bu sebeple demir ihtiyacının tablet yerine doğal yollardan, yani pekmez veya kuru üzümle karşılanması çok daha uygun olacaktır.

Aynı zamanda, siyah üzüm ve pekmezde bolca bulunan antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahiptir.

Pekmezin Zararları

Pekmez ne kadar sağlık açısından faydalı olsa da üretim, saklama ve tüketim şartlarına göre sağlık için bazı riskler yaratabilir. 
Bu riskler;
  • Aşırı derecede kaynatılarak hazırlanan pekmez tüketimi kanser riskini arttırıcı etki yaratır.
  • Pekmezin kapağı açıldıktan sonra mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Aksi halde besleyici özelliğini yitirir.
  • Aşırı pekmez tüketimi ishal, mide bulantısı, şişkinlik ve göğüs ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabilir.

6.11.2017

KAS ÇEŞİTLERİ


Kaslar kasılabilen, dolayısıyla da hareketleri sağlama özelliği olan yapılardır. Vücuda desteklik eder, hareketi sağlar, vücut ısısını meydana getirir. Ayrıca iç organları bağlar ve onları askıda tutar. Çeşitli organizmalarda farklı kas tipleri vardır. Protistlerde çizgisiz kas telcikleri bulunur. Basit özellikte olmasına rağmen bir tek hücreli olan parmesyumda kontraktif kofullar kas işlevi görür. Omurgasızlarda ise çoğunlukla düz kaslardan oluşur. Yavaş ve ritmik kasılırlar. Solucanlarda, yumuşakçalarda düz kaslar bulunur. Eklembacaklılarda uçma ve sıçramayı sağlayan çizgili kaslar bulunur. Tüm omurgalılarda iskeleti hareket ettiren çizgili kaslar, yemek borusunda, midede, bağırsaklar, kan damarlarının duvarlarında, üreme organları ve diğer organ duvarlarında ise düz kaslar bulunur. Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşittir.

1.Düz Kaslar: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir. Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.

Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.

2.Çizgili Kaslar: İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler.

Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar. Bir çizgili kasın yapısı tüm bir kastan yapı birimlerine doğru; kas demeti, kas teli, telcikler (miyofibril, aktin ve miyozin proteinleri) olarak sıralana bilinir. Sarkoplazma içinde miyofibriller arasında dağılmış zengin bir endoplazmik retikulum ağı (sarkoplazmik retikulum) vardır. Miyofibriller özel bir diziliş gösteririler. Bu diziliş açık ve koyu bantlar meydana getir.

Kas liflerinde açık renkli görülen I bandı, koyu renkli görülen A bandı olarak isimlendirilir. I bandını tam ortasında koyu renkli ince çizgi Z bandı olarak adlandırılır. A bandının ortasında görülen bölgeye ise H bandı adı verilir. Kas dokusunda ard arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sakromer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir. Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına ise aktin iplikleri denir. Bu ipliklerin temel yapıları proteindir.

Miyozin iplikleri komşu I bandına geçmezler. Aktin iplikleri ise I bantların meydana getiriler ve kısmen iki taraftan A bandının içine girerler. Böylece A bantlarının ucunda miyozin ve aktin iplikleri bulunurken orta kısımlarında sadece miyozin iplikleri yer alır. Sadece miyozin ipliklerinden oluşan bu kısım H bandını meydana getirir. Aktin iplikleri I bandının ortasında birleştikleri yere de Z çizgisi denir. Kasa çizgili görünüm bu şekilde kazandırılmıştır. I bandı yalnız aktin ipliklerinden, H bandı yalnız miyozin ipliklerinden, A bandı ise hem aktin hem de miyozin ipliklerinden oluşur.

Kas Proteinlerinin Sıralanışı: Kas telleri aktin ve miyozin proteinlerinden başka hemoglobine benzeyen miyoglobin proteinini içerirler. Miyoglobinin görevi kaslarda O2 azaldığı zaman kandan O2 almak ve oksidasyonu sağlamaktır. Miyofibrilin O2’e bağlanma kapasitesi hemoglobinden fazladır. Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları bir taraftan hareketli bir kemiğe (bilgi yelpazesi.net) bağlanırken diğer taraftan mutlaka hareketli bir ekleme bağlanmışlardır. Kemiğe bağlandığı nokta başlangıç noktası, ekleme bağlandığı nokta sonlanış noktasıdır. Bu iki tutunma arasında kalan kısım karın kısmıdır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.

3.Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.
Global Bilgiler  /  at  08:18  /  No comments


Kaslar kasılabilen, dolayısıyla da hareketleri sağlama özelliği olan yapılardır. Vücuda desteklik eder, hareketi sağlar, vücut ısısını meydana getirir. Ayrıca iç organları bağlar ve onları askıda tutar. Çeşitli organizmalarda farklı kas tipleri vardır. Protistlerde çizgisiz kas telcikleri bulunur. Basit özellikte olmasına rağmen bir tek hücreli olan parmesyumda kontraktif kofullar kas işlevi görür. Omurgasızlarda ise çoğunlukla düz kaslardan oluşur. Yavaş ve ritmik kasılırlar. Solucanlarda, yumuşakçalarda düz kaslar bulunur. Eklembacaklılarda uçma ve sıçramayı sağlayan çizgili kaslar bulunur. Tüm omurgalılarda iskeleti hareket ettiren çizgili kaslar, yemek borusunda, midede, bağırsaklar, kan damarlarının duvarlarında, üreme organları ve diğer organ duvarlarında ise düz kaslar bulunur. Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşittir.

1.Düz Kaslar: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir. Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.

Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.

2.Çizgili Kaslar: İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler.

Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar. Bir çizgili kasın yapısı tüm bir kastan yapı birimlerine doğru; kas demeti, kas teli, telcikler (miyofibril, aktin ve miyozin proteinleri) olarak sıralana bilinir. Sarkoplazma içinde miyofibriller arasında dağılmış zengin bir endoplazmik retikulum ağı (sarkoplazmik retikulum) vardır. Miyofibriller özel bir diziliş gösteririler. Bu diziliş açık ve koyu bantlar meydana getir.

Kas liflerinde açık renkli görülen I bandı, koyu renkli görülen A bandı olarak isimlendirilir. I bandını tam ortasında koyu renkli ince çizgi Z bandı olarak adlandırılır. A bandının ortasında görülen bölgeye ise H bandı adı verilir. Kas dokusunda ard arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sakromer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir. Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına ise aktin iplikleri denir. Bu ipliklerin temel yapıları proteindir.

Miyozin iplikleri komşu I bandına geçmezler. Aktin iplikleri ise I bantların meydana getiriler ve kısmen iki taraftan A bandının içine girerler. Böylece A bantlarının ucunda miyozin ve aktin iplikleri bulunurken orta kısımlarında sadece miyozin iplikleri yer alır. Sadece miyozin ipliklerinden oluşan bu kısım H bandını meydana getirir. Aktin iplikleri I bandının ortasında birleştikleri yere de Z çizgisi denir. Kasa çizgili görünüm bu şekilde kazandırılmıştır. I bandı yalnız aktin ipliklerinden, H bandı yalnız miyozin ipliklerinden, A bandı ise hem aktin hem de miyozin ipliklerinden oluşur.

Kas Proteinlerinin Sıralanışı: Kas telleri aktin ve miyozin proteinlerinden başka hemoglobine benzeyen miyoglobin proteinini içerirler. Miyoglobinin görevi kaslarda O2 azaldığı zaman kandan O2 almak ve oksidasyonu sağlamaktır. Miyofibrilin O2’e bağlanma kapasitesi hemoglobinden fazladır. Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları bir taraftan hareketli bir kemiğe (bilgi yelpazesi.net) bağlanırken diğer taraftan mutlaka hareketli bir ekleme bağlanmışlardır. Kemiğe bağlandığı nokta başlangıç noktası, ekleme bağlandığı nokta sonlanış noktasıdır. Bu iki tutunma arasında kalan kısım karın kısmıdır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.

3.Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.

1.10.2017

Osmanlılarda sulh!

1663 yılında Avusturya ile Osmanlı Devleti’nin arası bozulmuştu. Avusturyalılar anlaşmalara aykırı olarak hudutta iki palanga inşasına başlamışlardı. Ayrıca çeteler eliyle Osmanlı hudut karakollarına saldırmakta idiler.

Osmanlı ordusunun harekete geçeceği anlaşılınca Avusturya'dan elçiler geldi. Yapılmakta olan palangalar yıkılmayınca görüşmeler akamete uğradı. Artık Osmanlı ordusu yollardaydı. Belgrad'da yapılan görüşmelerden de netice alınamadı. Ordu harekâtına devamla Budin'e geldiğinde elçiler son bir görüşme talebinde bulundular.

Serdar-ı ekrem Fazıl Ahmed Paşa görüşmelerin sürdüğü odaya girdiğinde bütün vezirler ve elçiler ayağa kalktılar. Paşa, elçiye hoş geldin dedikten sonra yerine oturdu. Onlar da hoş bulduk deyip oturdular.

Ardından Ahmed Paşa ile elçiler arasında şöyle bir konuşma cereyan etti:

Ahmed Paşa: "Evvela sen niçin geldin?"

Elçiler: "Sulh etmeye. Çasarın muradı sulhtür. Biz dahi sulh yapmak istiyoruz."

Ahmed Paşa: "Bizim cümle isteyeceklerimizi boynuna alabilir misin?"

Elçi: "Alırım."

Ahmed Paşa: "İmdi. Sulh birkaç çeşid olur. Birincisi Âl-i Osman'ın cümle kulları evlerinde rahat ve huzurda iken devlet büyükleri iki tarafın reayasının asayişi için eylerler. İkincisi, devlet büyükleri sefer üzerinde iken yapılır. Bir sulh da şudur ki; Âl-i Osman'ın yer götürmez askeriyle darü'l-harbe girildiğinde olur... İşte biz bugün yer götürmez Osmanlı ve yıldız sayısı Tatar askeriyle vilayetinize geldik. Asitane'de iken sulh murad etmiş idin. Bir hâl ile makule yaklaşmayıp bu ağır askeri buraya kadar getirdiniz. Bu vaktin sulhü artık diğer vakitlerle kıyas edilemez... Bundan önce Sultan Süleyman (Kanuni) ile senevî otuz bin altın vergi vermek şartıyla sulh akdedilmişti. Bir defa da senede Devlet-i Aliyye'ye iki yüz bin guruş nakit vermek üzere Koca Murad Paşa ile sulh yapmıştınız. Şimdi bu iki sulhdan hangisine razı olursunuz?"

Elçiler: "Sultan Süleyman ile olan sulhü bilmeyiz. Amma Koca Murad Paşa ile akdolunan sulhta senevî iki yüz bin guruşluk pişkeş verilmek üzere yazılıdır. Ancak bugün için Çasar efendimizin sikke vermeye rızası olmadığı gibi bu namı kabul edenlerden de değildir."

Ahmed Paşa: "Ne güzel. Var Budin kalesinde zevk ve safada ol ve hatırınız hoş tutasınız. Çünkü elçisiniz ve elçiye zeval yoktur. Biz efendinin memleketine varalım. Bakalım Hakk teala ne gösterir..."

Artık konuşma sırası silahlara gelmişti.

KUZEY IRAK

Bu defa yanı başımızda iki kale yaptırılmıyor. Devlet kuruluyor. İngilizler Osmanlı Devletini biraz da Müslümanları birbirine kırdırarak ve herkese devlet vadederek yıkmışlardı. Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan devletleri hep bu vaadin neticesi olarak ortaya çıktı. Bugünkü devletin kurulacağı ise Lozan'da belliydi. Büyük ve güçlü bir Türkiye istemeyen Hıristiyan Haçlı gücü uzun emelli programlar ile geleceği kurgulamaya çalışıyorlar.

Türkiye daha II. Abdülhamid Han'ın nasıl yıkıldığı ile dahi yüzleşemedi. II. Abdülhamid Han'a ve dolayısıyla Osmanlı Devleti'ne en büyük şamarın içeriden vurulduğu gerçeğini anlayamadı. Bırakın bunları anlamayı yüz yıl boyunca kötülenen, aşağılanan, iftiraya uğrayan hep II. Abdülhamid Han oldu.

İşte bunun için Kuzey Irak'taki devlete müdahale edemezsin. Zira tarihten dersler çıkarıp yüz yıl ötesine yani bugünlere sen hazırlanmadın. Sen içeride, öleli 100 sene olmuş bir hakan ve tarihin derinliklerine çekilmiş bir devletle uğraşırken ötekiler plan ve projeler geliştiriyorlardı.

Bu plan ve projenin en önemli ayağı FETÖ idi. 40 yıllık bir projenin neticesi olarak uygulama sahnesine konuldu. Millet nasıl olduğunu dahi anlayamadan ülkeyi parçalamaya götüren bu sinsi işgal hareketini bitirdi. Anlamadan diyorum, zira hâlâ bu ülke içinde bu sinsi oluşuma su taşıyanlar var. Hâlâ bunu ülkede partiler arası mesele olarak görenler var. Hâlâ 15 Temmuz başarılı olsaydı bırakın kuzeyde yeni bir devletin ortaya çıkışını, bizden de önemli bir toprak parçasının ayrılmış olduğu gerçeğini takdir edemeyenler var.

Evet millet lideriyle birlikte bu girişimi bitirdi. Fakat düşmanın B ve C planları devam ediyor. Zira dışarıda bir asır önce devlet verdiği ve bugün de devlet vadettiği kuklaları emir eri gibi çalışmaktalar. Görev beklemekteler. Türkiye'nin güvenerek ittifak edeceği ve birlikte müdahale edeceği ne yazık ki tek devlet yok.

Bunu anlamak için 1916'da İngilizlerin meşhur ajanları Lawrence'ten Türklerle Kürtlerin arasını açmasını istediği gerçeğini unutmamak lazım. Lawrence o zaman İngiliz devlet adamlarına, "Onlar et ve tırnak gibiler. Aralarını açmanız imkânsızdır. Tam yüz sene lazım" demişti.

LAWRENCE

Türkiye bölücü aklın projesi olarak Öcalan fitnesiyle bu uçuruma doğru sürükleniyordu. Son dönemde atılan adımlar bize Güneydoğu'yu bir kez daha kazandırdı. FETÖ'den sonra en mühim kazancımız da bu oldu. Şimdi Barzani ile Türkiye'yi zayıflatacak üçüncü adımı başlatıyorlar. Burada hedefleri kısa vadeli değil. Çok uzun da değil. Türkiye'nin ilk karışık veya güçsüz bir zamanını kollayacakları kesin. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da "yeni Lawrence'ler bu defa başarılı olamayacaklardır" diyerek eski numaralara karşı dikkatli olduklarını beyan etti ki son derece önemlidir.

Evet Türkiye II. Abdülhamid Han'ı iyi anlamalı ve onu düşürdükleri tuzağa bir kez daha düşmemelidir. Onun denge siyasetini çok iyi kavramalı ve yürütmelidir. Bir defa şu iyi bilinmeli ki ABD artık dost değil, hasımdır! 15 Temmuz'daki rolü ortaya çıktığı gibi bugünkü tavrı da net bir biçimde meydandadır. Zira PYD'ye (dolaylı olarak PKK'ya) vermiş olduğu binlerce tır dolusu silah bunun en bariz misali olarak ortadadır. Türkiye son bir yıldır ortaya koyduğu gibi artık teslimiyetçi politikalardan tam kurtulup menfaat ilişkileri içerisinde güveneceği müttefik ülkeleri belirlemek, ona göre politikalar geliştirmek durumundadır.

LAWRENCE

Türkiye bölücü aklın projesi olarak Öcalan fitnesiyle bu uçuruma doğru sürükleniyordu. Son dönemde atılan adımlar bize Güneydoğu'yu bir kez daha kazandırdı. FETÖ'den sonra en mühim kazancımız da bu oldu. Şimdi Barzani ile Türkiye'yi zayıflatacak üçüncü adımı başlatıyorlar. Burada hedefleri kısa vadeli değil. Çok uzun da değil. Türkiye'nin ilk karışık veya güçsüz bir zamanını kollayacakları kesin. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da "yeni Lawrence'ler bu defa başarılı olamayacaklardır" diyerek eski numaralara karşı dikkatli olduklarını beyan etti ki son derece önemlidir.

Evet Türkiye II. Abdülhamid Han'ı iyi anlamalı ve onu düşürdükleri tuzağa bir kez daha düşmemelidir. Onun denge siyasetini çok iyi kavramalı ve yürütmelidir. Bir defa şu iyi bilinmeli ki ABD artık dost değil, hasımdır! 15 Temmuz'daki rolü ortaya çıktığı gibi bugünkü tavrı da net bir biçimde meydandadır. Zira PYD'ye (dolaylı olarak PKK'ya) vermiş olduğu binlerce tır dolusu silah bunun en bariz misali olarak ortadadır. Türkiye son bir yıldır ortaya koyduğu gibi artık teslimiyetçi politikalardan tam kurtulup menfaat ilişkileri içerisinde güveneceği müttefik ülkeleri belirlemek, ona göre politikalar geliştirmek durumundadır.

"Hocanın Yüksek Müsaadeleriyle alıntıdır"

Türkiye Gazetesi
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Global Bilgiler  /  at  16:18  /  No comments

1663 yılında Avusturya ile Osmanlı Devleti’nin arası bozulmuştu. Avusturyalılar anlaşmalara aykırı olarak hudutta iki palanga inşasına başlamışlardı. Ayrıca çeteler eliyle Osmanlı hudut karakollarına saldırmakta idiler.

Osmanlı ordusunun harekete geçeceği anlaşılınca Avusturya'dan elçiler geldi. Yapılmakta olan palangalar yıkılmayınca görüşmeler akamete uğradı. Artık Osmanlı ordusu yollardaydı. Belgrad'da yapılan görüşmelerden de netice alınamadı. Ordu harekâtına devamla Budin'e geldiğinde elçiler son bir görüşme talebinde bulundular.

Serdar-ı ekrem Fazıl Ahmed Paşa görüşmelerin sürdüğü odaya girdiğinde bütün vezirler ve elçiler ayağa kalktılar. Paşa, elçiye hoş geldin dedikten sonra yerine oturdu. Onlar da hoş bulduk deyip oturdular.

Ardından Ahmed Paşa ile elçiler arasında şöyle bir konuşma cereyan etti:

Ahmed Paşa: "Evvela sen niçin geldin?"

Elçiler: "Sulh etmeye. Çasarın muradı sulhtür. Biz dahi sulh yapmak istiyoruz."

Ahmed Paşa: "Bizim cümle isteyeceklerimizi boynuna alabilir misin?"

Elçi: "Alırım."

Ahmed Paşa: "İmdi. Sulh birkaç çeşid olur. Birincisi Âl-i Osman'ın cümle kulları evlerinde rahat ve huzurda iken devlet büyükleri iki tarafın reayasının asayişi için eylerler. İkincisi, devlet büyükleri sefer üzerinde iken yapılır. Bir sulh da şudur ki; Âl-i Osman'ın yer götürmez askeriyle darü'l-harbe girildiğinde olur... İşte biz bugün yer götürmez Osmanlı ve yıldız sayısı Tatar askeriyle vilayetinize geldik. Asitane'de iken sulh murad etmiş idin. Bir hâl ile makule yaklaşmayıp bu ağır askeri buraya kadar getirdiniz. Bu vaktin sulhü artık diğer vakitlerle kıyas edilemez... Bundan önce Sultan Süleyman (Kanuni) ile senevî otuz bin altın vergi vermek şartıyla sulh akdedilmişti. Bir defa da senede Devlet-i Aliyye'ye iki yüz bin guruş nakit vermek üzere Koca Murad Paşa ile sulh yapmıştınız. Şimdi bu iki sulhdan hangisine razı olursunuz?"

Elçiler: "Sultan Süleyman ile olan sulhü bilmeyiz. Amma Koca Murad Paşa ile akdolunan sulhta senevî iki yüz bin guruşluk pişkeş verilmek üzere yazılıdır. Ancak bugün için Çasar efendimizin sikke vermeye rızası olmadığı gibi bu namı kabul edenlerden de değildir."

Ahmed Paşa: "Ne güzel. Var Budin kalesinde zevk ve safada ol ve hatırınız hoş tutasınız. Çünkü elçisiniz ve elçiye zeval yoktur. Biz efendinin memleketine varalım. Bakalım Hakk teala ne gösterir..."

Artık konuşma sırası silahlara gelmişti.

KUZEY IRAK

Bu defa yanı başımızda iki kale yaptırılmıyor. Devlet kuruluyor. İngilizler Osmanlı Devletini biraz da Müslümanları birbirine kırdırarak ve herkese devlet vadederek yıkmışlardı. Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan devletleri hep bu vaadin neticesi olarak ortaya çıktı. Bugünkü devletin kurulacağı ise Lozan'da belliydi. Büyük ve güçlü bir Türkiye istemeyen Hıristiyan Haçlı gücü uzun emelli programlar ile geleceği kurgulamaya çalışıyorlar.

Türkiye daha II. Abdülhamid Han'ın nasıl yıkıldığı ile dahi yüzleşemedi. II. Abdülhamid Han'a ve dolayısıyla Osmanlı Devleti'ne en büyük şamarın içeriden vurulduğu gerçeğini anlayamadı. Bırakın bunları anlamayı yüz yıl boyunca kötülenen, aşağılanan, iftiraya uğrayan hep II. Abdülhamid Han oldu.

İşte bunun için Kuzey Irak'taki devlete müdahale edemezsin. Zira tarihten dersler çıkarıp yüz yıl ötesine yani bugünlere sen hazırlanmadın. Sen içeride, öleli 100 sene olmuş bir hakan ve tarihin derinliklerine çekilmiş bir devletle uğraşırken ötekiler plan ve projeler geliştiriyorlardı.

Bu plan ve projenin en önemli ayağı FETÖ idi. 40 yıllık bir projenin neticesi olarak uygulama sahnesine konuldu. Millet nasıl olduğunu dahi anlayamadan ülkeyi parçalamaya götüren bu sinsi işgal hareketini bitirdi. Anlamadan diyorum, zira hâlâ bu ülke içinde bu sinsi oluşuma su taşıyanlar var. Hâlâ bunu ülkede partiler arası mesele olarak görenler var. Hâlâ 15 Temmuz başarılı olsaydı bırakın kuzeyde yeni bir devletin ortaya çıkışını, bizden de önemli bir toprak parçasının ayrılmış olduğu gerçeğini takdir edemeyenler var.

Evet millet lideriyle birlikte bu girişimi bitirdi. Fakat düşmanın B ve C planları devam ediyor. Zira dışarıda bir asır önce devlet verdiği ve bugün de devlet vadettiği kuklaları emir eri gibi çalışmaktalar. Görev beklemekteler. Türkiye'nin güvenerek ittifak edeceği ve birlikte müdahale edeceği ne yazık ki tek devlet yok.

Bunu anlamak için 1916'da İngilizlerin meşhur ajanları Lawrence'ten Türklerle Kürtlerin arasını açmasını istediği gerçeğini unutmamak lazım. Lawrence o zaman İngiliz devlet adamlarına, "Onlar et ve tırnak gibiler. Aralarını açmanız imkânsızdır. Tam yüz sene lazım" demişti.

LAWRENCE

Türkiye bölücü aklın projesi olarak Öcalan fitnesiyle bu uçuruma doğru sürükleniyordu. Son dönemde atılan adımlar bize Güneydoğu'yu bir kez daha kazandırdı. FETÖ'den sonra en mühim kazancımız da bu oldu. Şimdi Barzani ile Türkiye'yi zayıflatacak üçüncü adımı başlatıyorlar. Burada hedefleri kısa vadeli değil. Çok uzun da değil. Türkiye'nin ilk karışık veya güçsüz bir zamanını kollayacakları kesin. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da "yeni Lawrence'ler bu defa başarılı olamayacaklardır" diyerek eski numaralara karşı dikkatli olduklarını beyan etti ki son derece önemlidir.

Evet Türkiye II. Abdülhamid Han'ı iyi anlamalı ve onu düşürdükleri tuzağa bir kez daha düşmemelidir. Onun denge siyasetini çok iyi kavramalı ve yürütmelidir. Bir defa şu iyi bilinmeli ki ABD artık dost değil, hasımdır! 15 Temmuz'daki rolü ortaya çıktığı gibi bugünkü tavrı da net bir biçimde meydandadır. Zira PYD'ye (dolaylı olarak PKK'ya) vermiş olduğu binlerce tır dolusu silah bunun en bariz misali olarak ortadadır. Türkiye son bir yıldır ortaya koyduğu gibi artık teslimiyetçi politikalardan tam kurtulup menfaat ilişkileri içerisinde güveneceği müttefik ülkeleri belirlemek, ona göre politikalar geliştirmek durumundadır.

LAWRENCE

Türkiye bölücü aklın projesi olarak Öcalan fitnesiyle bu uçuruma doğru sürükleniyordu. Son dönemde atılan adımlar bize Güneydoğu'yu bir kez daha kazandırdı. FETÖ'den sonra en mühim kazancımız da bu oldu. Şimdi Barzani ile Türkiye'yi zayıflatacak üçüncü adımı başlatıyorlar. Burada hedefleri kısa vadeli değil. Çok uzun da değil. Türkiye'nin ilk karışık veya güçsüz bir zamanını kollayacakları kesin. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da "yeni Lawrence'ler bu defa başarılı olamayacaklardır" diyerek eski numaralara karşı dikkatli olduklarını beyan etti ki son derece önemlidir.

Evet Türkiye II. Abdülhamid Han'ı iyi anlamalı ve onu düşürdükleri tuzağa bir kez daha düşmemelidir. Onun denge siyasetini çok iyi kavramalı ve yürütmelidir. Bir defa şu iyi bilinmeli ki ABD artık dost değil, hasımdır! 15 Temmuz'daki rolü ortaya çıktığı gibi bugünkü tavrı da net bir biçimde meydandadır. Zira PYD'ye (dolaylı olarak PKK'ya) vermiş olduğu binlerce tır dolusu silah bunun en bariz misali olarak ortadadır. Türkiye son bir yıldır ortaya koyduğu gibi artık teslimiyetçi politikalardan tam kurtulup menfaat ilişkileri içerisinde güveneceği müttefik ülkeleri belirlemek, ona göre politikalar geliştirmek durumundadır.

"Hocanın Yüksek Müsaadeleriyle alıntıdır"

Türkiye Gazetesi
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

19.06.2017

Isırgan Otu (Urtica dioica)

Global Bilgiler
Latince ismi Urtica dioica olan ısırgan, ısırgangiller familyasında yer alan yakıcı tüyleri ile bilinen bir bitkidir.

Taze ısırgan otunun yapraklarına ya da sapına dokunmak cildi tahriş ettiği için acı vericidir. Ancak ısırgan otu, yüzyıllardır sağlığa faydaları nedeniyle kullanılmaktadır.
Isırgan otu yaprakları üzerindeki tüyler cildi tahriş eden kimyasallar içerir. Bu nedenle taze ısırgan otunun yapraklarına ya da sapına dokunmak acı vericidir. Ancak bu bitki, yüzyıllardır sağlığa nice faydası nedeniyle kullanılmaktadır.
50-150 santimetre yükseklikte, yaprakları dişli, bir yıllık veya çok yıllık bir bitki olan ısırganın, toprak üstünde kalan kısımları ve kökleri kullanılır. Gövdesi dik, 4 köşemsi, basit veya tabandan itibaren dallanmıştır. Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprakları tırtıklı, meyveleri esmer renktedir.
Global Bilgiler
Türkiye’de ağdanak, cımcar, cıncar, cızlagan, cızgani, çincar adlarıyla da bilinir.
Isırganın toprak üstü kısımları, kalsiyum, potasyum ve silisik asit tuzları içerir. Yakıcı tüylerinde ise histamin, aseltilkolin ve seratonin bileşikleri bulunur.
Isırgan bitkisinin yaprakları geleneksel olarak idrak söktürcü olarak kullanılır. Bu etki nedeniyle özellikle zayıflama çaylarında, romatizmal ödemlerin azaltılmasına yönelik çaylarda bulunmaktadır. Bu bitki, modern tıpta da ilaçların içinde kullanılmaktadır.
Avrupa, Kuzey Amerika, Asya’nın soğuk bölgeleri ve Kanada’nın bazı bölgelerinde yetişen ısırgan, Türkiye’de de yaygın olarak bulunur.
Isırgan çok uzun yıllardır insanlar tarafından kullanılan bir bitkidir. İlk olarak hangi tarihte tedavi amaçlı kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle Millattan Sonra 1. yüzyılda Yunanlı hekim Dioskurides’in ısırgan otuna ilişkin, “taze toplanmış yaprakları yaraların mikrop kapmasını önler, burun kanamalarında kullanılır” dediği bilinmektedir.

Isırgan, Orta Çağ’da Avrupa’da da çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılırdı.
Isırganın faydaları

  • İdrar söktürücüdür 
  • Yüksek miktarda demir içerir
  • Anemi tedavisinde yardımcı olarak kullanılır
  • Sindirim sistemini ve diğer organları temizler
  • Artrit semptomlarını hafifletir
  • İdrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılır
  • Karaciğeri temizler
  • Böbrekleri temizler
  • Öksürüğe iyi gelir
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir
  • Soğuk algınlığına iyi gelir
  • Saman nezlesinin tedavisinde kullanılır
  • Sindirimi düzenler

Isırgan otunun yan etkileri

  • Isırganın vücuda birçok faydası bulunmakla birlikte dikkatli kullanılmalıdır.
  • Isırganın bazı kişilerde, mide ağrısı, terleme, ishal, ciltte döküntü, alerji gibi yan etkiler yarattığı gözlenmiştir.
  • Isırgan otu yaprakları açık bir yara üstünde kesinlikle kullanılmamalıdır. Isırgan otu, kan şekeri seviyesinde yapabileceği değişiklikler nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. İdrar söktürücü olan ısırgan otu çayı böbrek ve mesane sorunu olanlarda doktora danışılmadan tüketilmemelidir.
  • Isırgan otu çayı başka ilaçlarla etkileşime geçebilir ve kanın pıhtılaşmasını etkileyebilir. Yüksek tansiyon ilaçlarının etkisini arttırabileceğinden bu ilaçlarla birlikte tüketilmesi sakıncalıdır.
Isırgan otu çayı?
Global Bilgiler
Isırgan otu çayı da diğer bitki çayları gibi kaynatılarak yapılmaz. Isırgan otu çayı yapmak için en pratik tarif 1 çay kaşığı kurutulmuş ısırgan otunu, kaynamış suda 10 dakika kadar demlemeye bırakmaktır.
Demleme sırasında sağlık için faydalı bileşenler suya geçerken, cildi tahriş edenler etkisini kaybeder.
Isırgan otu sadece çay olarak tüketilmez. Kökleri ve yaprakları sebze yemeği olarak pişirilebilir. Yine kökler ve yapraklar börek içlerinde kullanılabilir. Isırgan otu çorbası, lezzetli ve doyurcudur.
Besin Değerleri

Miktarı: 100 gKalori (kcal) 41
Toplam yağ 0,1 g
Sodyum 4 mg
Potasyum 334 mg
Karbonhidrat 7 g
Diyet Lifi 7 g
Şeker 0,3 g
Protein 2,7 g
A Vitamini 2.011 IU 
Kalsiyum 481 mg
Demir 1,6 mg 
B6 Vitamini 0,1 mg
Magnezyum 57 mg

(Bilgiler Sağlık tavsiyesi değildir paylaşım ve genel kültür amaçlıdır, sağlığınızla ilgili konularda doktorunuza danışın) 
Global Bilgiler  /  at  10:31  /  No comments

Global Bilgiler
Latince ismi Urtica dioica olan ısırgan, ısırgangiller familyasında yer alan yakıcı tüyleri ile bilinen bir bitkidir.

Taze ısırgan otunun yapraklarına ya da sapına dokunmak cildi tahriş ettiği için acı vericidir. Ancak ısırgan otu, yüzyıllardır sağlığa faydaları nedeniyle kullanılmaktadır.
Isırgan otu yaprakları üzerindeki tüyler cildi tahriş eden kimyasallar içerir. Bu nedenle taze ısırgan otunun yapraklarına ya da sapına dokunmak acı vericidir. Ancak bu bitki, yüzyıllardır sağlığa nice faydası nedeniyle kullanılmaktadır.
50-150 santimetre yükseklikte, yaprakları dişli, bir yıllık veya çok yıllık bir bitki olan ısırganın, toprak üstünde kalan kısımları ve kökleri kullanılır. Gövdesi dik, 4 köşemsi, basit veya tabandan itibaren dallanmıştır. Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprakları tırtıklı, meyveleri esmer renktedir.
Global Bilgiler
Türkiye’de ağdanak, cımcar, cıncar, cızlagan, cızgani, çincar adlarıyla da bilinir.
Isırganın toprak üstü kısımları, kalsiyum, potasyum ve silisik asit tuzları içerir. Yakıcı tüylerinde ise histamin, aseltilkolin ve seratonin bileşikleri bulunur.
Isırgan bitkisinin yaprakları geleneksel olarak idrak söktürcü olarak kullanılır. Bu etki nedeniyle özellikle zayıflama çaylarında, romatizmal ödemlerin azaltılmasına yönelik çaylarda bulunmaktadır. Bu bitki, modern tıpta da ilaçların içinde kullanılmaktadır.
Avrupa, Kuzey Amerika, Asya’nın soğuk bölgeleri ve Kanada’nın bazı bölgelerinde yetişen ısırgan, Türkiye’de de yaygın olarak bulunur.
Isırgan çok uzun yıllardır insanlar tarafından kullanılan bir bitkidir. İlk olarak hangi tarihte tedavi amaçlı kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle Millattan Sonra 1. yüzyılda Yunanlı hekim Dioskurides’in ısırgan otuna ilişkin, “taze toplanmış yaprakları yaraların mikrop kapmasını önler, burun kanamalarında kullanılır” dediği bilinmektedir.

Isırgan, Orta Çağ’da Avrupa’da da çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılırdı.
Isırganın faydaları

  • İdrar söktürücüdür 
  • Yüksek miktarda demir içerir
  • Anemi tedavisinde yardımcı olarak kullanılır
  • Sindirim sistemini ve diğer organları temizler
  • Artrit semptomlarını hafifletir
  • İdrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılır
  • Karaciğeri temizler
  • Böbrekleri temizler
  • Öksürüğe iyi gelir
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir
  • Soğuk algınlığına iyi gelir
  • Saman nezlesinin tedavisinde kullanılır
  • Sindirimi düzenler

Isırgan otunun yan etkileri

  • Isırganın vücuda birçok faydası bulunmakla birlikte dikkatli kullanılmalıdır.
  • Isırganın bazı kişilerde, mide ağrısı, terleme, ishal, ciltte döküntü, alerji gibi yan etkiler yarattığı gözlenmiştir.
  • Isırgan otu yaprakları açık bir yara üstünde kesinlikle kullanılmamalıdır. Isırgan otu, kan şekeri seviyesinde yapabileceği değişiklikler nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. İdrar söktürücü olan ısırgan otu çayı böbrek ve mesane sorunu olanlarda doktora danışılmadan tüketilmemelidir.
  • Isırgan otu çayı başka ilaçlarla etkileşime geçebilir ve kanın pıhtılaşmasını etkileyebilir. Yüksek tansiyon ilaçlarının etkisini arttırabileceğinden bu ilaçlarla birlikte tüketilmesi sakıncalıdır.
Isırgan otu çayı?
Global Bilgiler
Isırgan otu çayı da diğer bitki çayları gibi kaynatılarak yapılmaz. Isırgan otu çayı yapmak için en pratik tarif 1 çay kaşığı kurutulmuş ısırgan otunu, kaynamış suda 10 dakika kadar demlemeye bırakmaktır.
Demleme sırasında sağlık için faydalı bileşenler suya geçerken, cildi tahriş edenler etkisini kaybeder.
Isırgan otu sadece çay olarak tüketilmez. Kökleri ve yaprakları sebze yemeği olarak pişirilebilir. Yine kökler ve yapraklar börek içlerinde kullanılabilir. Isırgan otu çorbası, lezzetli ve doyurcudur.
Besin Değerleri

Miktarı: 100 gKalori (kcal) 41
Toplam yağ 0,1 g
Sodyum 4 mg
Potasyum 334 mg
Karbonhidrat 7 g
Diyet Lifi 7 g
Şeker 0,3 g
Protein 2,7 g
A Vitamini 2.011 IU 
Kalsiyum 481 mg
Demir 1,6 mg 
B6 Vitamini 0,1 mg
Magnezyum 57 mg

(Bilgiler Sağlık tavsiyesi değildir paylaşım ve genel kültür amaçlıdır, sağlığınızla ilgili konularda doktorunuza danışın) 

Bezelye (Pisum sativum)

Global Bilgiler"
Bezelye (Pisum sativum), baklagillerden (Fabaceae) taze, yeşil kabuğu ile taneleri ya da yalnız taneleri yenilen bir bitki türüdür. Ayrı taç yapraklı iki çenekli baklagiller familyasından tırmanıcı bir bitkidir. Bezelye adlı lezzetli ve çok besleyici sebzeyi ilkbaharda ve yazın verir. Gövdesi çok uzundur, bitkinin ağırlığını çekemeyecek inceliktedir. Beyaz çiçek açar. Yuvarlak tanelidir. Meyvesi bakla veya fasulyeye benzer, tohumları bir kılıf içerisinde dizilmiştir.
Bezelye bitkisi çok eski çağlardan beri yetiştirilmektedir. Ana vatanı Avrupa ve Batı Asyadır. İlk ve orta çağlarda, Orta Avrupa ve Kuzey Avrupa’da yetiştiriliyordu. XI. yüzyılda İngiltere de geniş ölçüde yetiştirilmeye başlandı. Günümüzde ise dünyanın birçok yerinde yetiştirilebilmektedir. Türkiye’de öbür sebzeler ve fasulye kadar olmamakla beraber bol miktarda yetiştirilmektedir.
Bahçe bezelyesi ve tarla bezelyesi adları verilen bu bir yıllık otsu bitkinin birçok çeşiti vardır. Bunlardan bazısı bodur olup 30–40 cm boylanarak yeşil yapraklarıyla toprağa yayılıp zemini örter. Bu tarz bezelyeler tarla bezelyesi olarak geçmektedir. Çiçekleri karışık renkte olup, taneleri basık ve tane renkleri de esmer kül rengi veya yeşil renkte olup ekseriya taneleri lekelidir. Sırık bezelyesi denilen diğer çeşidi gövdesinden çıkardığı sülüklerle yüksek boylu ne bulursa ona tutunan tırmanıcı bitkilerdir. Sırık bezelyesi bahçe bezelyesi olarak geçmektedir.
Global Bilgiler
Sırık bezelyenin çiçekleri beyaz ve taneleri yuvarlaktır, tanelerine göre beyaz,sarı ve yeşil olanları vardır. 70–90 cm boyuna kadar uzayabilirler. Bu sırık bezelyeleri yetiştirilirken herekle desteklenmesi gerekir. Bezelye çeşitlerinden bazılarının yalnızca taneleri yenilir. Bazı bezelyeler de parşömen denilen sert tabaka bulunmaz. Sultani bezelye adı verilen bu çeşit bezelyeler kabuğuyla birlikte yenilir. Bir başka önemli çeşitte, taneleri iri olan araka bezelyesidir.


Tüketilme şekilleri
Bezelye pek çok yemekte ve çorbalarda kullanılır. Bezelye taneleri taze olarak çok çeşitli yemekleri yapılıp yenildiği gibi kurutularak, dondurularak, konservesi yapılarak ileride tüketmek için saklanabilir. Kuru bezelye protein ve nişasta açısından taze bezelyeden daha zengindir. Bununla birlikte taze bezelyeyi sindirmek daha kolaydır. Taze bezelye olarak tüketildiğinde su oranı yüksek olduğu için önceden bir pişirme tekniği uygulamaya gerek yoktur. Direk pişirilebilir. Kuru bezelye taneleri halinde pişirilecekse yine diğer kuru baklagiller gibi önceden suda bekletilmelidir. Diğer tüm posalı yiyecekler gibi tok tutma derecesi yüksektir. Kuru bezelye tanelerinin öğütülmesiyle bezelye unu elde edilir. Bu un besleyici özelliklerinden dolayı çocuk mamalarına katılır.
Bütün bu yararlarının yanında içerdiği besin ögeleri nedeniyle kuvvetli bir besin olan bezelyeyi sindirmekte bazen güçlük çekilebilir. Bu sebeple bezelye tüketilmesi sıklıkla olmamak şartıyla özellikle yaz mevsiminde haftada bir, iki haftada bir şeklinde yapılabilir. Beslenmemiz açısından haftada 2 veya 3 defa baklagillerin tüketilmesi sağlığımız açısından oldukça önemlidir.

Besin Değerleri

Porsiyon Miktarı: 
Kalori (kcal) 81

Toplam yağ 0,4 g
Kolesterol 0 mg
Sodyum 5 mg
Potasyum 244 mg
Karbonhidrat 14 g
Diyet Lifi 5 g
Şeker 6 g
Protein 5 g
A Vitamini765 IUC Vitamini40 mg
Kalsiyum25 mgDemir1,5 mg
D Vitamini0 IUB6 Vitamini0,2 mg
B12 vitamini0 µgMagnezyum33 mg
Global Bilgiler  /  at  10:16  /  No comments

Global Bilgiler"
Bezelye (Pisum sativum), baklagillerden (Fabaceae) taze, yeşil kabuğu ile taneleri ya da yalnız taneleri yenilen bir bitki türüdür. Ayrı taç yapraklı iki çenekli baklagiller familyasından tırmanıcı bir bitkidir. Bezelye adlı lezzetli ve çok besleyici sebzeyi ilkbaharda ve yazın verir. Gövdesi çok uzundur, bitkinin ağırlığını çekemeyecek inceliktedir. Beyaz çiçek açar. Yuvarlak tanelidir. Meyvesi bakla veya fasulyeye benzer, tohumları bir kılıf içerisinde dizilmiştir.
Bezelye bitkisi çok eski çağlardan beri yetiştirilmektedir. Ana vatanı Avrupa ve Batı Asyadır. İlk ve orta çağlarda, Orta Avrupa ve Kuzey Avrupa’da yetiştiriliyordu. XI. yüzyılda İngiltere de geniş ölçüde yetiştirilmeye başlandı. Günümüzde ise dünyanın birçok yerinde yetiştirilebilmektedir. Türkiye’de öbür sebzeler ve fasulye kadar olmamakla beraber bol miktarda yetiştirilmektedir.
Bahçe bezelyesi ve tarla bezelyesi adları verilen bu bir yıllık otsu bitkinin birçok çeşiti vardır. Bunlardan bazısı bodur olup 30–40 cm boylanarak yeşil yapraklarıyla toprağa yayılıp zemini örter. Bu tarz bezelyeler tarla bezelyesi olarak geçmektedir. Çiçekleri karışık renkte olup, taneleri basık ve tane renkleri de esmer kül rengi veya yeşil renkte olup ekseriya taneleri lekelidir. Sırık bezelyesi denilen diğer çeşidi gövdesinden çıkardığı sülüklerle yüksek boylu ne bulursa ona tutunan tırmanıcı bitkilerdir. Sırık bezelyesi bahçe bezelyesi olarak geçmektedir.
Global Bilgiler
Sırık bezelyenin çiçekleri beyaz ve taneleri yuvarlaktır, tanelerine göre beyaz,sarı ve yeşil olanları vardır. 70–90 cm boyuna kadar uzayabilirler. Bu sırık bezelyeleri yetiştirilirken herekle desteklenmesi gerekir. Bezelye çeşitlerinden bazılarının yalnızca taneleri yenilir. Bazı bezelyeler de parşömen denilen sert tabaka bulunmaz. Sultani bezelye adı verilen bu çeşit bezelyeler kabuğuyla birlikte yenilir. Bir başka önemli çeşitte, taneleri iri olan araka bezelyesidir.


Tüketilme şekilleri
Bezelye pek çok yemekte ve çorbalarda kullanılır. Bezelye taneleri taze olarak çok çeşitli yemekleri yapılıp yenildiği gibi kurutularak, dondurularak, konservesi yapılarak ileride tüketmek için saklanabilir. Kuru bezelye protein ve nişasta açısından taze bezelyeden daha zengindir. Bununla birlikte taze bezelyeyi sindirmek daha kolaydır. Taze bezelye olarak tüketildiğinde su oranı yüksek olduğu için önceden bir pişirme tekniği uygulamaya gerek yoktur. Direk pişirilebilir. Kuru bezelye taneleri halinde pişirilecekse yine diğer kuru baklagiller gibi önceden suda bekletilmelidir. Diğer tüm posalı yiyecekler gibi tok tutma derecesi yüksektir. Kuru bezelye tanelerinin öğütülmesiyle bezelye unu elde edilir. Bu un besleyici özelliklerinden dolayı çocuk mamalarına katılır.
Bütün bu yararlarının yanında içerdiği besin ögeleri nedeniyle kuvvetli bir besin olan bezelyeyi sindirmekte bazen güçlük çekilebilir. Bu sebeple bezelye tüketilmesi sıklıkla olmamak şartıyla özellikle yaz mevsiminde haftada bir, iki haftada bir şeklinde yapılabilir. Beslenmemiz açısından haftada 2 veya 3 defa baklagillerin tüketilmesi sağlığımız açısından oldukça önemlidir.

Besin Değerleri

Porsiyon Miktarı: 
Kalori (kcal) 81

Toplam yağ 0,4 g
Kolesterol 0 mg
Sodyum 5 mg
Potasyum 244 mg
Karbonhidrat 14 g
Diyet Lifi 5 g
Şeker 6 g
Protein 5 g
A Vitamini765 IUC Vitamini40 mg
Kalsiyum25 mgDemir1,5 mg
D Vitamini0 IUB6 Vitamini0,2 mg
B12 vitamini0 µgMagnezyum33 mg

26.05.2017

Transpirasyon



Global Bilgiler
Bitkilerin topraktan aldıkları suyu toprak üstü kısımları ve özellikle yaprakları aracılığı ile su buharı halinde atmosfere iletmesidir.
Transpirasyon şiddeti günün 24 saati boyunca değişimler gösterdiği gibi, günden güne de değişir. Transpirasyondaki bu değişim, sıcaklık derecesine, güneş ışınlarına, topraktaki yararlanılabilir su miktarına ve diğer atmoaferik koşullara bağlı bulunmaktadır. Transpirasyon, bir yıllık bitkilerde büyüme periyodu boyunca değiştiği gibi, çok yıllık bitkilerde yıldan yıla ve gelişme durumuna göre de değişmektedir.
Transpirasyon, güneş ışınlarının miktarı ve çeşitli özellikleri topraktaki yararlanılabilir su miktarı ve bitkinin gelişme aşaması gibi etmenlerle büyük ölçüde etkilenmektedir.
Transpirasyonda gece ve gündüz arasında daha büyük farklar görülür. Çünkü, bitkilerin büyümesi ve yaşamsal işlevleri güneş ışınlarına bağlıdır. Bu nedenle de transpirasyon hemen hemen gün ışığı olan devreye bağlı kalmaktadır.
Transpirasyonun miktar ve şiddetini etkileyen faktörleri 2 grupta toplamak mümkündür
1 – Bitkisel ve fizyolojik faktörler
2 - Çevresel faktörler
Bitkisel ve fizyolojik etmenler arasında, yapraklardaki stomaların miktarı ve durumu, yaprak strüktürü, yaprakların güneş ışınlarına göre pozisyonu, genel yaprak alanı, kök ve toprak üstü kısımları arasındaki oran, yapraktaki özsuyun ozmotik basıncı ve bazı bitki hastalıklarıdır.
Çevresel etmenlerden, budar basıncı, havanın nemi, sıcaklık, ışık rüzgar, transpirasyon için gerekli toprak suyunun miktarı önemli olanlardır. Böylece denilebilir ki, yüksek sıcaklık, düşük hava nemi ve kuvvetli rüzgar transpirasyonu artırmaktadır. Aynı şekilde ışık da transpirasyonu artırıcı ve toprak suyunun yeteri kadar olmayışı da sınırlayıcı bir etkendir.
Global Bilgiler  /  at  11:40  /  No comments



Global Bilgiler
Bitkilerin topraktan aldıkları suyu toprak üstü kısımları ve özellikle yaprakları aracılığı ile su buharı halinde atmosfere iletmesidir.
Transpirasyon şiddeti günün 24 saati boyunca değişimler gösterdiği gibi, günden güne de değişir. Transpirasyondaki bu değişim, sıcaklık derecesine, güneş ışınlarına, topraktaki yararlanılabilir su miktarına ve diğer atmoaferik koşullara bağlı bulunmaktadır. Transpirasyon, bir yıllık bitkilerde büyüme periyodu boyunca değiştiği gibi, çok yıllık bitkilerde yıldan yıla ve gelişme durumuna göre de değişmektedir.
Transpirasyon, güneş ışınlarının miktarı ve çeşitli özellikleri topraktaki yararlanılabilir su miktarı ve bitkinin gelişme aşaması gibi etmenlerle büyük ölçüde etkilenmektedir.
Transpirasyonda gece ve gündüz arasında daha büyük farklar görülür. Çünkü, bitkilerin büyümesi ve yaşamsal işlevleri güneş ışınlarına bağlıdır. Bu nedenle de transpirasyon hemen hemen gün ışığı olan devreye bağlı kalmaktadır.
Transpirasyonun miktar ve şiddetini etkileyen faktörleri 2 grupta toplamak mümkündür
1 – Bitkisel ve fizyolojik faktörler
2 - Çevresel faktörler
Bitkisel ve fizyolojik etmenler arasında, yapraklardaki stomaların miktarı ve durumu, yaprak strüktürü, yaprakların güneş ışınlarına göre pozisyonu, genel yaprak alanı, kök ve toprak üstü kısımları arasındaki oran, yapraktaki özsuyun ozmotik basıncı ve bazı bitki hastalıklarıdır.
Çevresel etmenlerden, budar basıncı, havanın nemi, sıcaklık, ışık rüzgar, transpirasyon için gerekli toprak suyunun miktarı önemli olanlardır. Böylece denilebilir ki, yüksek sıcaklık, düşük hava nemi ve kuvvetli rüzgar transpirasyonu artırmaktadır. Aynı şekilde ışık da transpirasyonu artırıcı ve toprak suyunun yeteri kadar olmayışı da sınırlayıcı bir etkendir.

Evaporasyon

Global Bilgiler
Sıvı haldeki suyun buhar halinde atmosfere dönmesi olayıdır, diğer bir ifadeyle suyun buharlaşmasıdır.
Evaporasyon iki kısımda değerlendirilebilir.
1-Su Yüzeyinden Olan Evaporasyon (Buharlaşma)
Hava ve sudaki su molekülleri sürekli ve hızlı bir şekilde hareket halindedir. Böylece su molekülleri hava ve su kitlesi arasında sürekli olarak yer değiştirirler. Eğer hareket eden ve suyun yüzeyini terk eden su moleküllerinin sayısı, havadan suya geçen su moleküllerinin sayısından fazla ise bu durumda su yüzeyinden evaporasyon meydana gelir.
Su yüzeyinden olan evaporasyonu etkileyen faktörler:
· Su yüzeyinin sıcaklığı artarsa, buhar basıncı da yükselir ve evaporasyon artar.
·Rüzgar, evaporasyon şiddetini artırmaktadır. Hemen su yüzeyine yakın durgun hava tabakalarının rüzgar aracılığı ile uzaklaştırılması evaporasyonu artırmaktadır.
·Berometrik basıncın düşmesiyle su moleküllerinin havadaki konsantrasyonu da azalır ve bu nedenle buharlaşma artar. Eğer diğer koşullar değişmezse, yükseklik arttıkça basınç düşer ve evaporasyon artar.
·Suyun tuz oranı yükselirse, evaporasyon şiddeti azalır.
·Sıvı üzerindeki hava kütlesinde bulunan gaz formundaki su buharı doygunluk noktasına ulaştığı zaman evaporasyon durur. Sudan havaya ve havadan suya dönen su moleküllerinin miktarı bu noktada birbirine eşittir.
·Bir sıvı evaporasyona maruz kalınca enerji kaybeder, sıvıya dışarıdan enerji verilmediği takdirde, sıvı soğur.
·Su yüzeyinden olan evaporasyon geceleri sıcaklığın düşmesi ve bağıl nemin artması nedeni ile gündüze oranla daha azdır.
2-Toprak Yüzeyinden Olan Evaporasyon
Yüzeyden ve yüzeye yakın toprak parçacıklarından olan evaporasyondur.
Topraktaki su miktarı, evaporasyonda sınırlayıcı bir etmendir.
Toprak yüzeyinden olan evaporasyon miktarında, taban suyu düzeyinin rolü vardır. Eğer taban suyu düzeyi toprak yüzeyine yakın ise, bu durumda evaporasyon şiddeti serbest su yüzeyinden olan evaporasyona yakın veya ona eşit olmaktadır. Eğer taban suyu düzeyi alçalırsa, evaporasyon şiddeti de azalır ki bu da toprağın özelliklerine bağlıdır.
Taban suyu düzeyinden toprak yüzeyine doğru suyun hareket edebilmesi için, taban suyu üzerinde bulunan ve kapilar saçak denen zonun toprak yüzeyine yakın olması gerekir. Bu durumda taban suyu kapilarite ile yukarıya doğru hareket eder ve evaporasyonla kaybolan suyu toprak yüzeyine ulaştırır. Toprakta su, kapilar potansiyele bağlı olarak ıslak veya nemli topraktan kuru toprağa doğru değişim gösterir.
Toprakların tekstür ve nem durumları, stürüktür ve derinlikleri gibi fiziksel özelliklerinin farklı olması nedeni ile, toprak yüzeyinden olan evaporasyon miktarı ve şiddeti bakımından genellemeler yapmak çok güçtür. Nitekim, biryerde vejetasyonun bulunması veya çıplak toprak halinde olması evaporasyonda farklar yaratır. Vejetasyon örtüsü toprak neminin bir kısmına, kullandığından evaporasyon için gerekli suyun miktarını azaltır ve dolayısıyla da evaporasyonu küçültücü etkisi vardır. Vejetasyon örtüsü aynı zamanda gölge yaptığı ve rüzgar hızını azalttığı için, toprak yüzüne yakın hava tabakalarında bağıl nem artar ve bu durum da evaporasyonu azaltır.
Toprak yüzeyine uygulanacak malçlama (toprağın bitki artıkları ile örtülmesi) da yağmuru izleyen birkaç gün için evaporasyonu azaltmaktadır. Böylece toprak yüzüne serilen bitki artıkları, yüzeye yakın hava hareketini sınırlamakta ve buhar basıncının yüksek bir düzeyde kalmasına neden olmakta, dolaysıyla da evaporasyonu azaltmaktadır.
Global Bilgiler  /  at  11:35  /  No comments

Global Bilgiler
Sıvı haldeki suyun buhar halinde atmosfere dönmesi olayıdır, diğer bir ifadeyle suyun buharlaşmasıdır.
Evaporasyon iki kısımda değerlendirilebilir.
1-Su Yüzeyinden Olan Evaporasyon (Buharlaşma)
Hava ve sudaki su molekülleri sürekli ve hızlı bir şekilde hareket halindedir. Böylece su molekülleri hava ve su kitlesi arasında sürekli olarak yer değiştirirler. Eğer hareket eden ve suyun yüzeyini terk eden su moleküllerinin sayısı, havadan suya geçen su moleküllerinin sayısından fazla ise bu durumda su yüzeyinden evaporasyon meydana gelir.
Su yüzeyinden olan evaporasyonu etkileyen faktörler:
· Su yüzeyinin sıcaklığı artarsa, buhar basıncı da yükselir ve evaporasyon artar.
·Rüzgar, evaporasyon şiddetini artırmaktadır. Hemen su yüzeyine yakın durgun hava tabakalarının rüzgar aracılığı ile uzaklaştırılması evaporasyonu artırmaktadır.
·Berometrik basıncın düşmesiyle su moleküllerinin havadaki konsantrasyonu da azalır ve bu nedenle buharlaşma artar. Eğer diğer koşullar değişmezse, yükseklik arttıkça basınç düşer ve evaporasyon artar.
·Suyun tuz oranı yükselirse, evaporasyon şiddeti azalır.
·Sıvı üzerindeki hava kütlesinde bulunan gaz formundaki su buharı doygunluk noktasına ulaştığı zaman evaporasyon durur. Sudan havaya ve havadan suya dönen su moleküllerinin miktarı bu noktada birbirine eşittir.
·Bir sıvı evaporasyona maruz kalınca enerji kaybeder, sıvıya dışarıdan enerji verilmediği takdirde, sıvı soğur.
·Su yüzeyinden olan evaporasyon geceleri sıcaklığın düşmesi ve bağıl nemin artması nedeni ile gündüze oranla daha azdır.
2-Toprak Yüzeyinden Olan Evaporasyon
Yüzeyden ve yüzeye yakın toprak parçacıklarından olan evaporasyondur.
Topraktaki su miktarı, evaporasyonda sınırlayıcı bir etmendir.
Toprak yüzeyinden olan evaporasyon miktarında, taban suyu düzeyinin rolü vardır. Eğer taban suyu düzeyi toprak yüzeyine yakın ise, bu durumda evaporasyon şiddeti serbest su yüzeyinden olan evaporasyona yakın veya ona eşit olmaktadır. Eğer taban suyu düzeyi alçalırsa, evaporasyon şiddeti de azalır ki bu da toprağın özelliklerine bağlıdır.
Taban suyu düzeyinden toprak yüzeyine doğru suyun hareket edebilmesi için, taban suyu üzerinde bulunan ve kapilar saçak denen zonun toprak yüzeyine yakın olması gerekir. Bu durumda taban suyu kapilarite ile yukarıya doğru hareket eder ve evaporasyonla kaybolan suyu toprak yüzeyine ulaştırır. Toprakta su, kapilar potansiyele bağlı olarak ıslak veya nemli topraktan kuru toprağa doğru değişim gösterir.
Toprakların tekstür ve nem durumları, stürüktür ve derinlikleri gibi fiziksel özelliklerinin farklı olması nedeni ile, toprak yüzeyinden olan evaporasyon miktarı ve şiddeti bakımından genellemeler yapmak çok güçtür. Nitekim, biryerde vejetasyonun bulunması veya çıplak toprak halinde olması evaporasyonda farklar yaratır. Vejetasyon örtüsü toprak neminin bir kısmına, kullandığından evaporasyon için gerekli suyun miktarını azaltır ve dolayısıyla da evaporasyonu küçültücü etkisi vardır. Vejetasyon örtüsü aynı zamanda gölge yaptığı ve rüzgar hızını azalttığı için, toprak yüzüne yakın hava tabakalarında bağıl nem artar ve bu durum da evaporasyonu azaltır.
Toprak yüzeyine uygulanacak malçlama (toprağın bitki artıkları ile örtülmesi) da yağmuru izleyen birkaç gün için evaporasyonu azaltmaktadır. Böylece toprak yüzüne serilen bitki artıkları, yüzeye yakın hava hareketini sınırlamakta ve buhar basıncının yüksek bir düzeyde kalmasına neden olmakta, dolaysıyla da evaporasyonu azaltmaktadır.

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.