31.12.2015

TOROS SEDİRİ (Cedrus Libani)

Global Bilgiler  /  at  04:39  /  No comments

Botanik Özellikleri:

Toros Sediri ( Cedrus libani A. Richard) Gymnospermae'lerin Coniferae sınıfı Pinoideae takımı, Pinaceae familyasındandrr. Synonymleri: C. libanotica Trew., C. libani Loud., C. libanensis Juss., Cedrorum libani Hist. ingilizeesi "Cedar of Lebanon" ya da "Lebanon Cedar", almancası· "Libanon-zeder", Fransızeast "Cedre du

Liban"dır (Kayacık, 1967, s. 175; Cullen & Coode, 1965, s. 71; Eliçin, 1980, s. 4) Yurdumuzda halk arasında "Katran" adı da verilen bu tür, dolgun gövdeli, kalın dallı, görmekli bir orman ağacıdır.

Gençlikte piramidal tepeye sahip ise de zamanla tepe formu bozulur, yayvanlaşır ve şemsiye gibi bir şekil alır (Kayacık, 1967, s. 175).

Toros Sediri 1000 yaşına kadar yaşayabilmekte ve uzun yaşamı boyunca yaklaşık 40 m boy, 2 m çap ve 35 mm kabuk kalınlığına ulaşabilmektedir. (Evcimen, 1961, s. 66-69; Gökmen, 1970, s. 225). Gençlerde, yukarı doğru yönelmiş olan dallar, yaşlılarda gövde ile 90 oc lik açı yapacak biçimde yatay durumdadır. Genelde kalın dallanma yaptıkları halde; Feke- Aytepe serisi-Aytepe mevkii, Gülnar-Söğütdağı serisi-Kurttepe mevkii, Anamur-Abanoz sedir ormanlarının bazı bölümleri ve Finike- Sirken'de olduğu gibi, ince dallanma yapan, oldukça konik tepeli ve dolgun gövdeli bireylerden oluşan sedir meşcereleri bulunmaktadır (Boydak, 1986, s. 23). Tepe, Atlas sedirine göre daha sık dallıdır. Genellikle, sık meşcerelerde gövdeler düzgün, az dallı ve dolgundur. Kabuk, gençlikte düzgün yeşilimtrak kül renginde olup, sonraları ağaç yaşlandıkça, boyuna çatlaklı, pullu bir yapıya döner. Yaşlı ağaçlarda kabuğun rengi siyahımtrak kül rengidir (Berkel, 1954, s. 1 0). Sedirler, gençlikten itibaren, derine giden kök ve ona bağlı ikinci derecede köklerle, derin bir kök sistemi meydana getirirler (Boydak, 1986, s. 25). 

Kökler özellikle kalker topraklar üzerinde, kalker yarık ve çatlaklarından faydalanarak, oldukça derin tabakalara girer. Tipik bir yarı ışık ağacıdır; Yan ve üst gölge baskısına dayanması oldukça fazladır (Saatçioğlu, 1976, s. 279; Kalıpsız & Eler, 1984, s. 13).

iğne yapraklar, kısa sürgünlerde 30-40 tanesi bir arada, demet görünümünde, uzun sürgünlerde tek olarak bulunur. 15-25 mm uzunluğunda, dört köşeli, sivri uçlu, sert ve batıcıdır. Renkleri genellikle koyu yeşil, bazılarında açık yeşil ya da mavimsi renktedir.

Yaş ilerledikçe, açık yeşil yapraklar çoğalır. Tomurcuklar reçinesiz, yuvarlak ya da yumurta biçiminde ve açık sarı renktedir. Dişi çiçekler, kısa sürgünlerin ucunda, dik duruşlu kozalak durumunda olup, tabanı iğne yapraklarla çevrilmiştir. Erkek çiçekler, kısa sürgünlerin ucunda bulunur ve başlangıçta yeşil olan renkleri daha sonra sarıya dönerek, boyları 3-5 santimetreye ulaşır (Kayacık, 1967, s. 176; Gökmen, 1970, s. 225-226; Odabaşı, 1990, s. 15). Polinizasyon (tozlaşma) sırasında erkek çiçekler olgunlaştığı halde, polenler henüz olgunlaşmış durumda değildir. Polenlerin olgunlaşması döllenme zamanının başladığı andır (Aytuğ, 1965, s. 41 ). Dişi çiçek oluşumu eylül ayına rastlar. Her yıl için kesin süreler verilmemekle birlikte, genel olarak, karpellerin, çiçek oluşumundan 1-2 ay sonra kapanmaya başladığı söylenebilir (Odabaşı, 1990, s. 15).

Kozalaklar iki yılda olgunlaşır. Olgunlaşma mevsiminde, bir ağaç üzerinde, üç ayrı kozalak bulunur. Birincisi, kısa sürgünlerin ucunda dik duran, karpelleri açık ya da henüz kapanmış, yeni oluşmuş 1-2 cm uzunluğundaki kozalaklar; ikincisi normal büyüklüğe erişmiş, yeşil ya da kısmen kahverenginde bir yıllıklar; üçüncüsü de gri -kahverengi, normal büyüklükte, karpelleri kapalı ya da az çok açılmış iki yıllıklar(Saatçioğlu, 1956, s. 40). Kozalaklar çoğunlukla fıçı ya da yumurta biçiminde, 8-20 cm boyundadırlar. Dallar üzerinde dik durumda, genel olarak tek tek, kimi zaman da çift olarak bulunurlar. Boz-kahverengindeki olgun kozalakların, genellikle üzeri bol reçinelidir. Tam kenarlı olan kozalak pulları, ortada hafif bir çıkıntı yapar. Dış yüzeyleri kısa pullarla örtülmüştür. Ortalama olarak 12 mm boyunda ve 5 mm enindeki tohumun, bol reçine bezeleri vardır. Kanat + tohum uzunluğu ortalama olarak 33 mm kadardır.

Tohum dökümü karpellerin 2-3 ay içinde dağılması ile olur ve geriye dal üzerinde dik bir kozalak ekseni kalır (Kayacık, 1967, s. 172-176; Odabaşı, 1990, s. 17-18).

SEDİRİN DOĞAL YAYILIŞI

Toros Sediri (Cedrus libani A. Rich.), U.ibnan'ın kuzeyinde ve Suriye'deki birkaç meşcere dışında, asıl yayılışını Toros Dağları'nda yapmaktadır (Sevim, 1955, s. 16; Davis, 1965, s. 71; Boydak, 1986,s. 10). Sedirin Türkiye'deki genel yayılışı, 36 o 16'- 38 o 05' kuzey enlemleri ile, 29 o 02' -37 o 19' doğu boylamları arasındadır (Sevim, 1955, s. 38). Bu genel yayılışın dışında, Sultandağları, Deresinek Vadisi, Emirdağ Çaykışla, Niksar Akıncıköyü ve Erbaa Çatalan yörelerinde küçük meşcere ve gruplar halinde rastlanılmaktadır (Boydak, 1986,s.11-15).

Türkiye'de 67 850 ha normal koru, 31 475 ha ise bozuk koru olmak üzere, toplam 99 325 hektar saf sedir ormanı bulunmaktadır (Anonim, 1987). 

Eski kaynaklardan ve yazılı belgelerden, sedirin doğal yayılışının, bugünkü sınırlarının çok ötesinde olduğu anlaşılmaktadır.

Odununun kolay işlenebilir, güzel kokulu ve dayanıklı olması, ibrelerinin hayvan yemi olarak kullanılması ve aşırı otlatma nedeniyle, sedir ormanları tarih boyunca tahrip edilmiş, ve bugünkü sınırlarına çekilmiştir (Mayer & Sevim, 1959, s. 112). 1944 yılında Antalya, Bucak ve Karadeniz ardı ormanlarında incelemelerde bulunan Savaş (1946), birçok yaşlı sedir meşcerelerinden söz etmekte ve yapılan tahribatı anlatmaktadır. "Sana gördüğüm sedir ormanlarının en mükemmelini göstereyim diyen klavuzum bile Delikdağın (Beydağları) arkasındaki Kırlangıç kapalı havzasında ancak birkaç hektar sedir ormanı kaldığını görünce hayret etti. Bu ihtiyar avcı çok değil, onbeş seneden beri bu semtlere uğramamıştı. Halbuki bu kısa müddet bugünkü enkaz artıklarına göre beş-altıyüz hektar büyüklüğündeki sedir ormanını yok etmeğe kafi gelmişti". Savaş aynı eserinde benzer tahribatı Bucak çevresi, Niksar ve Erbaa sedir ormanlarında da gözlediğini belirtmektedir. Günümüzde de bir çok sedir meşceresi otlatma ve hayvanlara yem sağlamak amacıyla budanma baskısı altındadır (Boydak, 1986, s. 12). 

Kantarcı (1982-a, s. 116-130), sedirin doğal yayılışını yetişme ortamı karakteristiklerine göre; Akdeniz'e bakan yamaçlar, deniz etkisini alan vadiler, deniz etkisine kısmen veya tamamen kapalı havzalar, Göller Bölgesi ve Erbaa gibi farklı bölgelere ayırmaktadır.

Dikey yayılışını 1000-1200 metreden başlayıp 1800-2200 m yükseltilere kadar çıktığını belirtmektedir.

Boydak (1986), Hassa yöresinde son zamanlarda yapılan tespitleri ve Kuzey Anadolu'daki lokal yayılışı da göz önünde tutarak, sedirin 650-2000 m. yükseltileri arasında orman kurduğunu belirtmektedir.

Sedirin doğal yayılışının batı sınırını Acıpayam Bozdağ ile Köyceğiz Çaldağ hattı oluşturmaktadır. Bu bölgede Dumludağ, Göktepe, Fethiye, Babadağ, Acıpayam Bozdağ'da 1300 metreden sonra yer yer saf veya karaçam ile karışık, verimli sedir ormanları bulunmaktadır (Sevim 1955, s. 38).

Sedir, optimal yayılışını Kaş, Elmalı ve Finike üçgeninde yapmaktadır. 

Denize bakan yamaçlarda 1270 m yükseltilerde görülür, 1450 metreden itibaren saf ormanlar kurar (Kantarcı, 1982). Kaş Susuzdağı Kuruova, Katrandağı, Kohudağı, Akdağ, Finike Arif yaylası, Aykırıçay havzası; Beydağlarında Sarı Çandır dağı, incebel mevkileri sedirin başlıca bulunduğu yerlerdir (Sevim, 1955; Kantarcı, 1982; Atalay, 1987). Denize kapalı olan Elmalı havzasının güneyinde Susuzdağı'nın kuzey bakılannda bulunan Çığlıkara'daki karstik alanlarda ve Kızlarsivrisi'nin güneybatısındaki Çamkuyuları mevkiinde, sedir görkemli bir kuşak oluşturur. Elmalı ovasının güney ucundaki Avlan Beli civarında sedir 1000 m rakımda saf orman kurmaktadır. Kantarcı (1982-b, s. 34) bu durumu Avlan Beli ve civarının denizden gelen nemli rüzgarları almasına bağlamaktadır.

Finike Gülmez serisi Asarönü Köyü'nün güneyinde 460 m. yükseltide, fert halinde sedir ağaçları tarafımızdan görülmüştür. Çok yaşlı olmayan bu ağaçlar, halen alanda yer almaktadırlar. Denizden 8250 m uzaklıkta bulanan ve önü denize açık olan bu yamaçta, her mevsimde sisin ve bulutların kümelendiği gözlenmektedir. Bu lokal iklim bölgede zengin bir bitki örtüsü de yaratmıştır. Beydağları'ndaki sedir yayılışından sonra doğuya doğru sedirin ilk görüldüğü yer Bucak Sobya Köyü civarı, Karlıkdağı ve Katrandağı'dır.

Toros Göknarının (Abies cilicica Carr.) doğal yayılışının batı sınırını oluşturan bu bölgede sedir ve göknar karışık ormanlar kurmaktadır. Sedir, Göller Bölgesi'nde Bayduş, Kasnak, Eğribük, Belciyaz ve Barla Dağı'nda birbirinden kopuk ve dağınık bir yayılış yapmaktadır. 1450 m yükseltilerde görülen sedir 2000 metreye kadar çıkabilmektedir. Beyşehir gölünün batısında, Dedegöl Dağı'nda, Şarkikaraağaç ilçesinin güneyinde bulanan Kızıldağ'da sedir ormanları bulunmaktadır.

Bu genel yayılışın dışında Sultandağları Deresinek Vadisi'nde ve son zamanlarda tespit edilen Emirdağ Çaykışla Deresi'ndeki sedir kalıntı meşcereleri stebe en fazla sokulan lokal yayılışlardır (Günay, 1990, s. 59). Antalya Bozburun Dağı'nda sedire 1450 metrede rastlanır. Göknar Sedir karışık meşcereleri 1600 m. yükseltiye kadar devam eder. bu yükseltiden itibaren karışıma Karaçam da katılır. Manavgat mıntıkasında, Sedirin diğer türlerle karışık ormanlar kurarak 2000 metreye kadar çıktığı görülmektedir. Alanya Çatak, Alıkbaşı, Deliklidağ mıntıkalarında derin vadi yamaçlarında, Göknarın hakim olduğu karaşık meşcereler 2100 m yükseltiye kadar çıkmaktadır (Sevim, 1955, s. 32). Sedir; Göksu Vadisi'nin batısına düşen Taşeli, Abanoz ve Koçaş yaylalarında, Ermenek civarında 1400-1800 m yükseltileri arasında Toros Göknan ve Karaçam ile karışık gür ormanlar kurmaktadır (Atalay, 1987, s. 98).

Mut havzasında 1550-1900 m rakımları arasında, Mersin Kadıncık ormanında, Arapoluğu'nda; Pozantı civarında, Feke Meran Yaylası'nda; Andırın Kaleboynu ve Akifiye bölgelerinde saf veya karışık sedir ormanlarına rastlanılmaktadır (Sevim, 1955, s. 36). Sevim (1955) özellikle Feke ve Andırın bölgelerindeki ormanları, meşcere artığı olarak nitelemiş ve bunların korunması gereğine işaret etmiştir.

Göksun bölgesinde sedir kuşağı 1450 metreden başlamaktadır. 1600 m yükseltiye kadar Göknar ile karışım yapmaktadır. Bu yükseltiden sonra 1900 metreye kadar bu karışıma gruplar halinde Doğu Kayını (Fagus orientalis L.) katılmaktadır. Kahramanmaraş'ın kuzeyindeki Engizek Dağı'nın güney, Ahırdağı'nın kuzey bakılannda ve Yavşan Dağı'nda yer alan sedir sahaları, doğal yayılışın doğu sınırını oluşturmaktadır (Sevim, 1955, s. 38; Boydak, 1986, s. 1 0).

Amanos Dağları'nda 1400-1800 m rakımları arasında, Göknar ve Kayının yüksek rekabet gücü nedeniyle, sedir düşük bonitetlerde görülebilmektedir (Aksoy & Özalp, 1990, s. 97). Sedir, Antakya Hassa-Yoluklar ve Söğüt köyleri arasında doğal olarak meşcereler halinde 650 m bireysel olarak da 620 m yükseltiye kadar inebildiği görülmektedir (Boydak, 1986, s. 7).

Sedirin Güney Anadolu'daki genel yayılışının dışında, Kuzey Anadolu'da Niksar ve Erbaa civarında iki lokal yayılışı daha vardır (Savaş, 1946, s. 23; Akıncı·, 1963, s. 104). Canik Dağları'nın güney bakısında yer alan Erbaa Çatalan sedir ormanı gruplar halinde 700-1400 m. Niksar ilçesine 20 km mesafedeki Akıncı köyü sedir meşceresi ise 670-1000 m rakımları arasında yer almaktadır (Akıncı, 1963,s. 105).

Sedirin Toros Dağları'ndaki yayılışı, genelde birbirinden kopuk meşcereler ve gruplar halindedir. Yanlış müdahaleler, düzensiz faydalanma ve otlatma nedeniyle, yayılış alanı daralmıştır. Mevcut sedir meşcereleri biraz da Toros Göknan ve Kayının yüksek rekabet gücü nedeniyle, daha çok düşük bonitetlerde, ulaşılması güç ve sarp yerlerde bulunmaktadır. Sedirin optimum yayılışı Antalya Fethiye arasındadır. Bu bölgede, iyi korunan saf ve verimli sedir meşcere kuruluşlarına rastlamak mümkündür. Bu bölgenin görkemli orman toplumlarını bulunduran Elmalı Çığlıkara bölgesi 1991 yılında Orman Bakanlığı'nca alınan bir kararla "Muhafaza Ormanı" olarak ayrılmıştır.

SEDiRiN EKOLOJiSi

"Orman Ekolojisi" orman ağaçlarının çevreyle olan karşılıklı ilişkilerini araştıran bir disiplin olarak, ormanların rasyonel ve verimli bir şekilde kurulması ve işletilmesine yönelik tüm diğer bilim dalları ve uygulama çalışmalarının temelini oluşturur. Türkiye'de Lübnan Sedirinin ekolojisi ilk kez Sevim tarafından 1950'1i yıllarda bilimsel olarak ele alınmış ve bu araştırmacının yapmış olduğu çalışmalar ve yayınlar, daha sonra aynı konuda çalışan diğer araştırmacılar için güvenli bir temel oluşturmuştur. Arada yaşanan durgun bir dönemden sonra, sedir ekolojisine gösterilen ilgi 1980'li yıllarda yeniden canlanmış ve başta Kantarcı olmak üzere, pek çok yerli ve yabancı araştırıcı tarafından yürütülen araştırma faaliyetleri 22-27 ekim 1990 tarihlerinde Antalya'da düzenlenen Uluslararası Sedir Sempozyumu'nda doruk noktasına ulaşmıştır.

Bir ağaç türünün ekolojik isteklerinin belirlenmesinde, tümdengelim yöntemi izlenerek, o türün doğal yayılış alanının mevki, iklim, toprak özellikleri ve biyotik faktörleri incelenip, bir yargıya varılmaktadır.

Sedir örneğinde ise çok değerli odunundan dolayı, tarihten gelen bir tahribat sonucu ortaya çıkan bugünkü doğal yayılış alanı, sedirin gerçek ekolojik isteklerini ve tolerans yeteneğini tam anlamıyla temsil ederneyecek kadar daralmıştır. Buna karşın 1000- 2000 m yükseltiler arasındaki sedir kuşağı içinde, iklim özelliklerinde, önemli farklar görülmektedir.

Akdeniz orman ekosisteminin bir parçası olarak ele alındığı zaman, sedir yayılış alanında yaz kuraklığı, olumsuz meyil anakaya-toprak özellikleri, geç don ve otlatma gibi biyotik etkenler, sınırlayıcı çevre faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Haklı olarak söylendiği gibi, burada da Türk ormancısının karşılaşacağı ekolojik sorunların temelinde, su faktörü bulunmaktadır.

Bu bölümde, sedirin ekolojik istekleri ve sedir yayılış alanının genel ekolojik özellikleri, mevki, iklim, toprak ve biyotik faktörler başlıkları altında, ele alınacaktır. Uygulamada çalışan meslektaşlarımızın, bu genel çerçeve içinde, bulundukları bölgenin yerel ekolojik özelliklerini dikkatle değerlendirmeleri gerekmektedir.

Mevki Özellikleri 

Denizden Yükseklik

Sedirin yayılış alanı genel olarak 1000-2000 m yükseltiler arasında yer almaktadır. Ancak, alt sınır yer yer değişmekte; üst sınır ise çoğu yerde alpine orman sınırını oluşturmaktadır. Batı Toroslar'ın denize bakan yamaçlarındaki sedir kuşağı, kızılçam kuşağının üstünde yer almaktadır. Buralarda, sedirin alt sınırı yer yer 1200-1250 metreden başlamaktadır. Buna karşılık Doğu Toroslar'da bu iki kuşak arasına ardıç, karaçam ve meşeden oluşan, başka bir kuşak girmektedir. Göller Bölgesi'nde ise kızılçam kuşağı çok dar kalmakta, bunun hemen üstünde, karaçam ve ardıç, onun da üzerinde, sedir ormanları yer almaktadır. Deniz etkisinin ulaşamadığı ve kışın fazla don görülen kapalı havzalarda ise sedir, altta belirgin bir kuşak oluşturan ardıcın üzerinden başlamaktadır (Kantarcı, 1982-a, s. 115 ve 1982-b, s. 45). Atalay (1987, s. 97) sedirin Amanos Dağları'nın doğusunda, Hassa ve Aydınoğlu havzasında, Fethiye-Babadağ'ın batısında 500-550 metreye kadar indiğini bildirmektedir.

Sedir, Toroslar'da 2100 metreye kadar çıkmakta ve buralarda, üst orman sınırını oluşturmaktadır. Üst orman sınırının çizilmesinde en önemli faktör düşük hava sıcaklığıdır. Bu sınıra yakın yükseltilerdeki yaşlı sedirler, çok kısa ve bozuk formda bir gövde geliştirmekte; tepeler, basık ve düzensiz bir yapı kazanmaktadır. Ayrıca, rüzgar, kar ve don etkilerinin de yardımıyla, toprak yüzeyine kadar sık dallar uzatan piramidal çalı formuna ve hatta yerde sürünen genç fertlere de rastlanmaktadır (Sevim, 1955-a, s. 51; Mayer & Sevim, 1959, s. 124).

Bakı ve Meyil

Sedirin asıl yayılış alanı olan Toroslar'da kalker anakayanın su tarafından yarılması, karstlaşma ve toprak erozyonu sonucu olarak, çok arızalı ve fazla meyilli bir arazi yapısı meydana gelmiştir.

Özellikle, yüksek kesimlerdeki sarp yamaçlarda, toprak katmanı tümüyle uzaklaşmış bulunduğundan, anakaya ortaya çıkmış olup, yalnız anakayadaki çatlaklarda, bir miktar toprak bulunmaktadır.

Fazla meyil, olumsuz toprak koşullarını da beraberinde getirdiğinden, bu gibi yerlerde ya çok düşük kalitede meşcereler oluşmakta ya da çok seyrek bireyler halinde bir sedir varlığı görülmektedir.

Meyilin azaldığı yerlerde ve yamaçların alt kısımlarında ise toprak derinliği artmakta ve yükselen bonitetle birlikte iyi kuruluşta meşcerelere rastlanmaktadır. Dik yamaçlardan erozyonla taşınan verimli toprak materyali, her ne kadar daha aşağılardaki delikerde birikmiş ise de kışın buralarda hakim olan ekstrem düşük sıcaklıklar ve don olaylarından dolayı, sedirin yetişmesi engellenmektedir. Meyilin fazla olduğu ağaçlandırma alanlarında, dikimlerin teraslarda yapılması ve doğal gençleştirme uygulanacak eğimli arazilerde, etkili önlemler alınarak , zaten hassas olan ekolojik dengenin daha da bozulmasının önlenmesi gerekmektedir.

Doğal yayılış alanında sedirin hangi bakılan tercih ettiği konusunda, elimizde fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Bir ışık veya yarı ışık ağacı olan sedirin daha ziyade güney bakılan yeğleyeceği düşünülmekle birlikte, hemen hemen tüm bakılarda sedire rastlanmakta olduğu bir gerçektir. Kantarcı (1982-a, s. 115) sedirin bakıya bağlı olarak 1800-2000 m yükseltiler arasında, ardıçla yer değiştirdiğini bildirmektedir. Şöyle ki, Acıpayam Bozdağ dolaylarında kuzeye bakan yamaçlarda seyrek sedir ve hakim kokulu ardıç bulunduğu halde, güney bakılarda 2000 metreye kadar, sedir, ardıçla birlikte karışık ormanlar kurmaktadır. Topraktaki rutubet koşulları bakımından, kuzey bakıların daha avantajlı olması, özellikle, fidan ve gençlik çağında büyük bir önem kazanmaktadır. Elmalı Sedir

Araştırma Ormanında yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, dikim uygulamalarında, bakının, ortalama yaşayan fidan sayısı üzerinde etkili olduğu görülmüştür (Akan, 1979, s. 123). Güneye bakan yamaçlarda, kar erimesi daha erken başladığından, ekim yoluyla gelen fideler ilkbaharda geç donlardan büyük zarar görmüştür.

Zarar fide sayısının% 30-40'ını bulmaktadır. Oysa, kuzeye bakan yamaçlar, daha uzun bir süre karla örtülü olarak kaldıklarından, buralardaki fideler don tehlikesini atlatmaktadır. Diğer taraftan, güney yamaçlardaki topraklar, fazla güneşlenmeden dolayı, daha erken kurumakta ve derinlemesine kök gelişimini gerçekleştirmeyen genç fertler kurumaktadırlar.

İklim Özellikleri

Çölaşan (1960, s. 19), Köppen'in sınıflandırmasına uygun olarak, Adana, Mersin, K. Maraş - Antakya ve Antalya'da hüküm süren iklimi "Güney Anadolu Deniz iklimi" adı altında Akdeniz iklimi olarak nitelemiş ve (Csh) sembolünü kullanmıştır. Bu genel sınıflama içinde, sedirin doğal olarak yayılış gösterdiği yüksek kuşakta, Akdeniz ikliminin, dağ tipi hakimdir. Ancak, bölgenin jeomorfolojik yapısının da etkisiyle, çok farklı iklim özelliklerine sahip yöreler bulunmaktadır.

Kantarcı (1982-a, s. 116), sedirin doğal yayılış alanında görülen iklim özelliklerinin ayrılmasında önerdiği yaklaşım şöyledir:

a- Toroslar'ın Akdeniz'e bakan yamaçları.
b- Deniz etkisinin vadilerden sokulduğu yerler.
c- Deniz etkisine kısmen ya da tamamen kapalı yerler.
d- Göller yöresi.
e- Erbaa yöresi.

Doğal sedir yayılış alanında, nemli ve ılık iklimden, nispeten kuru ve soğuk karlı kışlara sahip iklime kadar, çeşitli karakterde iklim özelliklerine rastlanmaktadır.Yeni ağaçlandırma sahalarında, bu farklı yetişme ortamları göz önüne alınarak, buralarda kullanılacak fidan materyalinin orijin bakımından uygun olmasına dikkat etmek gerekmektedir (Kantarcı .1982-a, s. 113).

Sevim'in (1955-a, s. 48) gözlemlerine göre, aynı bölgede görülmesine karşın sedir, karaçam ve ardıç kadar sert iklime dayanıklı değildir; deniz etkisine kapalı kuzey yamaçlardan ve su ayırım sınırından kaçınır.

Sıcaklık

Toroslar'ın Akdeniz Dağ ikliminin hakim olduğu kısımlarda, yıllık ortalama hava sıcaklığı 1000 m yükseltiye kadar 14 oc dir. 

Geçiş zonu, Akdeniz ardı ve Göller Yöresi'nde ise bu değer 12 oc ye düşmektedir. Deniz den yükseklik arttıkça, yıllık ortalama sıcaklıkta da bir azalma görülmektedir. Örneğin, 1600 m yükseltide 8 oc ye karşılık 2000 metrede 6 oc ye kadar inmektedir. Meteorolojik ölçümlerin fiilen bir sedir ormanında yapıldığı 1660 metredeki Çarnkuyusu'nda yıllık ortalama sıcaklık 7.5 oc olarak saptanmıştır. Erbaa-Tor Tepe'de (1250 m) ise bu değerin 9.6 oc olacağı hesaplanmaktadır (Kantarcı, 1982-a, s. 156; Atalay, 1987, s.41 ).

Sedir yayılış alanında en sıcak ay temmuz olup ortalaması 20°C nin üzerindedir. Yüksek yerlerde temmuz ortalaması 18 oc ye düşmektedir. Çamkuyusu'nda 24 yıllık kayıtlara göre 1660 m yükseltide temmuz ayına ait ortalama hava sıcaklığı 18.1 oc dir. Sedir yayılış alanında kaydedilen maksimum sıcaklıklar 35 'OC nin üzerindedir.

Ocak, yılın en soğuk ayı olup, aylık ortalama sıcaklık -2.5 ile +3°C do!aylarındadır. Kışın kaydedilen en düşük sıcaklıklar -15 "C den daha aşağıdadır. Bu rakamlardan açıkça görüldüğü gibi, tipik Akdeniz iklimi'nin hakim olduğu sahil kesiminden farklı olarak, sedirin doğal yayılış alanında, kışın çok düşük hava sıcaklıkları görülmektedir.

Örneğin; Elmalı'da bir yılda düşük sıcaklığın -0.1 oc den daha soğuk olduğu gün sayısı ortalama 60.5 dir (Meteoroloji Bülteni, 1974, s. 169). Genellikle sedirin ilkbahar donlarına karşı, orta derecede duyarlı bir ağaç olduğu bilinmekte ve zaman zaman "don kurutması" olayı yaşanmaktadır. Özellikle, sırtlarda ve yüksek düzlüklerdeki sırıklık çağına gelmiş sağlıklı bireylerin, 8-1 O ağaçtan oluşan guruplar halinde kuruduğu görülmüştür (Evcimen, 1963, s. 30). Genç sedir fertleri de kimi zaman don zararına uğramaktadır; ancak derin kar örtüsünün kapattığı fidanlar, bu tehlikeyi başarıyla atlatabilmektedirler.

Yağış

Toroslar'daki yağışın asıl kaynağı Atlas Okyanusu olup, Batı Toroslar Doğu Toroslar'dan daha nemlidir; çünkü yağışlar, batıdan kaynaklanmaktadır. 

Yağışlar bölgeye kuzey-batı ve özellikle, güney- batı hava sistemleri tarafından taşınmaktadır. Yıllık ortalama yağış miktarı 650-1200 mm arasında değişmektedir. Yağışların yöreler arasındaki dağılımı jeomorfolojik yapıya bağlı olarak, önemli farklar göstermektedir. Yağış getiren güney-batı rüzgarlarına bakan yamaçlar, bol yağış alırken; Akdeniz ardı bölgesine, çok daha az yağış düşmektedir (Kantarcı, 1982-a, s. 137 ve

1982-b, s. 43; Kantarcı, 1990, s. 13; Atalay, 1987, s. 42). Varol'un (1965, s. 52) tahminlerine göre Erbaa-Tertepe'de yıllık yağış 650- 750 mm dolaylarındadır.

Sedir mıntıkasında, yağışlar yağmur ve kar şeklinde düşmektedir. Yıllık ortalama karla örtülü günler, alçak yerlerde birkaç günle sınırlı kalırken (Örneğin, Gülek'te 2.4 gün), bu sayı yükseltiyle birlikte artarak Aslanköy'de 52 ve Çamkuyusu'nda 79.5'a ulaşmaktadır. Toroslar'ın 1000 metreden daha yüksek kısımlarda, kar yağışı genellikle kasım sonunda başlamakta ve mart sonuna kadar sürmektedir. 

Kar örtüsünün derinliği 50 santimetreyi aşmaktadır. Bilindiği gibi, sedir tohumu kar üzerine düşmektedir. Bazen, rüzgarın da etkisiyle sedir ağaçlarında "kar kırması" şeklinde zarar meydana gelmektedir. Ancak, sedir ormanlarında, çoğunlukla, tepe kapalılığının düşük olması, kar kırma zararlarını azaltıcı yönde etkilemektedir.

Çok sık ve kapalı olan sırıklık çağındaki meşcerelerde, kar kırıkiarına daha fazla rastlanmaktadır. Yüksek rakımlı ve fazla meyilli yamaçlarda, kar ağırlığı ile meydana gelen "pala" oluşumu da dikkat çekmektedir (Evcimen, 1963, s. 30). Elmalı yakınlarındaki Sedir Araştırma Ormanı'nda 1983 yılında meydana gelen zarar 819 m3 hacim oluşturan 2 458 adet sediri etkilemiştir.

Sedir mıntıkasında, yağışların yıl içindeki dağılımı, büyük bir düzensizlik göstermektedir. Yağışların yaklaşık olarak yarısı kışın düşerken, diğer yarısı, ilkbahar ve sonbahar arasında bölüşülmekte ve yaz mevsiminde aşırı bir kuraklık yaşanmaktadır. Yazın düşen yağışlar , toplam yağışın % 5'ini aşmamaktadır (Atalay, 1987, s. 43). Sedir ormanlarındaki yağış rejimine iyi bir örnek olmak üzere, Elmalı Sedir Araştırma Ormanı sınırları içindeki Çamkuyusu meteoroloji rasatlarının 24 yıllık (1968-1991 dönemi) ortalama değerlerinden yararlanılarak Thornthwaite yöntemine göre (Çepel, 1966, s. 23 ve 1978, s. 465) düzenlenen su bilançosu grafiği şekil 1 de verilmiştir.

Buradan görüldüğü gibi 759.9 milimetrelik yıllık ortalama yağışın çoğu kış aylarında düşmekte ve yaz aylarındaki yüksek evapotranspirasyon miktarları, azalan yağışlara eşlik etmektedir.

Bu nedenle, mayıs ayına kadar toprakta depolanan su buharlaşmakta ve temmuz ayından başlayarak, eylül ortalarına kadar 212.2 milimetrelik bir su açığı görülmektedir. temmuz ve ağustos aylarında toprak tamamen kurumaktadır. Sadece, kalker anakaya içindeki çatlakları dolduran toprak materyali nemli kalmakta ve buralarda derinlemesine gelişen kökler tarafından yararlanılmaktadır. Sonbaharda başlayan yağışlarla birlikte, toprak tekrar su depolamakta ve kışın 450.1 milimetrelik bir su fazlası söz konusu olmaktadır.

Ancak, Kantarcı'nın da (1985, s. 25) işaret ettiği gibi, fazla su anakayanın çatlaklı yapısına girer ve yüksek drenaj etkisiyle yüzeysel akışa geçemez. Yüzeysel akışın meydana gelmesi için sağanak yağışların, daha önce suya doymuş toprak üzerine düşmesi gerekmektedir.

Bu durumda, su ile taşınabilen toprak materyali, kısa mesafelerdeki çatlaklarda birikmektedir. Şekil 1 deki verilere göre Çamkuyusu için yağış etkenliği indisi lm = 61.3 olarak hesaplanmış ve nemli-mikrotermal iklim tipi saptanmıştır.

Yukarıda verilen bilgilerin ışığı altında, özellikle üst toprağın yaz kuraklığı gibi önemli bir sorunla karşı karşıya bulunduğu görülmektedir. 

Gerek ağaçlandırma ve gerekse gençleştirme çalışmalarında, sahaya getirilen genç sedir fertlerinin, derin bir kök sistemi geliştirerek, anakayadaki çatlaklara ulaşıncaya kadar, üst toprağın kurumasını geçiktirecek bakım, malçlama ve diğer önlemlerin alınması gerekmektedir. Sedir yayılış alanlarında ve potansiyel sahalarda, en önemli ve sınırlayıcı ekolojik faktör sudur.

Nisbi Hava Nemi

Bilindiği gibi nisbi hava nemi, havada bulunan aktüel su buharı miktarının, o andaki sıcaklık koşullarında, havanın taşıyabileceği maksimum su miktarına oranıdır ve yüzde olarak ifade edilmektedir.

Sedirin doğal yayılış alanında, iklim tipi "nemli" olarak nitelelenmekle birlikte, havanın nisbi nemi, özellikle yüksek dağ kesimlerinde düşüktür. Yaz aylarında aşırı güneş enerji girdisi ve kuru hava koşulları, birlikte etki göstererek, potansiyel evapotranspirasyonu yükseltici bir rol oynarlar. Bu durumda, sedirin transpirasyon yoluyla

meydana gelecek su kaybını azaltmak amacıyla aldığı önlem, iğne yaprakların yüzeylerinin mavi bir mum tabakasıyla kaplanmış olmasıdır (Kantarcı, 1982-a, s. 136).

Akdeniz sahil şeridinin alçak kesimlerinde, aylık ortalama nisbi nem% 60 ile ağustos ayında en düşük, %75 ile aralıkta en yüksek ortalama değerlere sahiptir. Toroslar'ın yüksek dağ kesiminde ise yazın hava daha kuru olmakta (ağustos ayında %40) , kışın fazla nem taşımaktadır (aralık ayında %80). Sedirin yayılış gösterdiği, deniz etkisinin ulaştığı ya da kapalı havzalarla, daha iç kısımlar ve Göller Yöresi'nde de benzer koşullar hakim olup, kışın nisbi nem yüksek, yazın düşük seyretmektedir. Yaz aylarındaki sıcak ve kuru hava koşulları orman yangınlarının çıkması ve hızla yayılması için uygun bir ortam hazırlamakta ve bu konuda etkili önlemler alınmasını gerektirmektedir.

Kantarcı'n ın ( 1982-a, s. 123) gözlemlerine göre, yaz aylarında Akdeniz üzerinden gelip, vadileri izleyerek, iç kısımlara sokulan sis şeklindeki nemli hava kütlelerinin, buradaki kuru hava içerisinde erimesi sonucu, deniz etkisi karaiara taşınmaktadır. Örneğin, Finike'deki Avlan Bağazı'ndan Elmalı Ovası'na nemli bir hava girmekte ve Avlan Gölü'ne bakan yamaçlarda, sedirin alt sınırı 1150 metreye kadar inmektedir. Sevim (1955-a s. 28) Avlan gölü çevresinde sedirin 1000 m yükseltiden başladığını bildirmektedir. Bu durumun, gölün küçük ölçekte yarattığı bölgesel deniz ikliminden kaynaklandığını belirtmektedir.

Yıllık ortalama nisbi nem değerleri ele alındığı zaman, Akdeniz sahil kuşağının% 65-71 lik bu değerine karşılık, Toroslar'ın denize bakan yamaçlarda %60, iç kesimlerde ise % 55 dolaylarında bir nisbi nem hesaplanmaktadır. Vejetasyon döneminde, sahil kesiminde yüksek olan ortalama nisbi nem (%50 den daha büyük), iç kesimlerde düşmektedir (%50 den daha az). iç kesimlerde nisbi nemin yazın %1 e kadar düştüğü kaydedilmiştir (Atalay, 1987, Deniz etkisine kapalı yüksek dağlık kesimde, kışın nisbi nem çok yükselmektedir. Örneğin, Elmalı - Çamkuyusu'nda 1660 metre yükseklikte kurulu, Araştırma Ormanı meteoroloji istasyonu kayıtlarında, nisbi nemin kışın %98 e kadar çıktığı görülmüştür.

Nisbi nemin bir gün içindeki değişmelerine gelince; Kantarcı (1982-b, s. 43) tarafından yapılan saptarnalara göre Akdeniz Bölgesi'nde deniz etkisi alan ya da kapalı birçok havzada (örneğin, Mersin-Aslanköy ve Antalya-Çamkuyusu) geceleyin soğuk ve nemli olan hava, yamaç aşağı hareket etmekte ve sonuç olarak, sabahleyin nisbi nem düşük ölçülmektedir. Yüksek evapotranspi rasyon nedeniyle, öğle saatlerinde, nisbi nem artmakta ve akşamları ise nisbi nem sabah değerlerinden daha yüksek bulunmaktadır.

İç kesimlerde ise en düşük nisbi nem, öğleden sonra ölçülmekte ve akşam yükselerek, sabah en yüksek değerine ulaşmaktadır. Göller Yöresi'ndeki durum da buna benzer bir seyir izlemektedir.

Işık

Literatürde sedir, bazı araştırmacılara göre bir ışık ağacı ve bazıları tarafından da yarı ışık ağacı olarak nitelendirilmektedir. Konuyu kapsamlı bir şekilde ele alarak inceleyen Boydak (1966, s. 25) bu iki görüşü birleştirmeye çalışmış ve eldeki bilgi ve görüşleri aşağıdaki gibi değerlendirmiştir. Sedir gençlikte, hatta sıklık ve sırıklık çağında, gölgeye dayanabilmektedir. Başlangıçta, siper altında yaşayan tertler, deforme olmadan gelişmelerini sürdürebilmektedir.

Ancak, tepe sürgünleri, üstteki yaşlı ağaç daliarına temas ettikten sonra, tepeleri bozulmaktadır. Bir kaç yıllık gençlikler, daha yaşlı genç ya da sırıklık çağında bireylerle kaynaşabilmektedir. Gölgede gelişimini sürdürebilen sedir gençlikleri, siperin kaldırılmasından sonra, yaşamına ve büyümesine devam etmektedir. Sedirin daha çok siper altında bulunuşu, bu türün siper gereksiniminden çok, tohum uçuş mesafesiyle ilgilidir. iyi korunduğu zaman, açık alan koşullarında hiçbir siper etkisi olmadan da yaşam ve gelişimini sürdürebilmektedir.

Sedir gençliği, daha çok siper altında grup ve kümeler halinde görülmekte, bazen de yamaç eteklerinde kenar vaziyetini andıran gençliğe rastlanmaktadır. Bu özellikleriyle sedirin hem meşcere siperinde, hem de açık alanda, ekim yoluyla gençleşebilecek bir tür olduğu görülmektedirA-S yıl sonra siperin kaldırılmasıyla gelişme daha da hızlanmaktadır.

Tahribat görmemiş sedir ormanları, tek tabakalı bir kuruluş kazanmaktadır. Ancak, bazen yanlış müdahale ve tahribat nedeniyle, farklı yaş gruplarından oluşan iki veya üç tabakalı meşcereler de bulunmaktadır (Boydak, 1986, s. 27). Saf sedir ormanlarının optimal kuruluşları, aynı yaşlı ormanların optimal kuruluşu esaslarına göre gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Evcimen, 1963, s. 147).

Rüzgar

Akdeniz bölgesi, cephe faaliyetleri yönünden aktif olup, kışın siklonik hava hareketlerine bağlı olarak, soğuk ve sıcak cepheler dolayısıyle rüzgarlar sık sık yön değiştirmekte ve bir gün içinde dahi bölge farklı hava kütlelerinin etki alanı içerisine girmektedir (Atalay, 1987, s. 46). Bölgede hakim rüzgar yönü güney-batıdır.

Bazı kesimlerde kuzeyden gelen rüzgarların da hakim olduğu görülmektedir (Çölaşan, 1960, s. 191). Atalay'a (1987, s. 46) göre yazın iç kısımlarda kuzey-batı; Akdeniz'e bakan yamaçlarda ise güney-batıdan esen rüzgarlar hakimdir. Buna ek olarak, fazla ısınmadan dolayı, öğleden sonra denizden karaya, gece ise karadan denize, yerel bir hava akımı oluşmaktadır. Aynı araştırmaya göre, kışın hakim rüzgarlar kuzey-doğu, kuzey-batı ve güney-batıdan esmektedir.

Hakim güney-batı rüzgarları, dağ ve vadilerin uzanış yönlerine bağlı olarak, yağış ve nemin Akdeniz Bölgesi'ndeki yöreler arasında paylaşımının gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynamakta ve iklimin temel özelliklerini belirlemektedir. Şöyle ki, güney-batı rüzgarlarını alan Antalya'nın doğusundaki Toros yamaçları, bol

yağış alarak çok nemli bir iklim kazanmakta; buna karşılık, güneybatı rüzgarlarına kapalı olan Göksu Vadisi, daha az yağış almakta ve buradaki iklim yarı kurak, yarı nemli olarak belirlenmektedir (Kantarcı, 1982-a, s. 137 ve 1982-b, s. 43). Bazı yerlerde, deniz etkisinin karalara çok fazla sokulabilmesi, vadileri izleyen rüzgarlarla gerçekleşmektedir. Örneğin, deniz üzerinden nem getiren depresyon rüzgarlarının Seyhan ve Ceyhan vadilerini izleyerek Ahırlı dağı ve Kahramanmaraş dolaylarını etkilemesi mümkün olmaktadır (Kantarcı, 1982-b, s. 12).

Çölaşan'a (1960, s. 191) göre, bölgede ortalama rüzgar hızı 3.0 m/sn ile en yüksek değer Antalya; 0.5 m/sn ile en küçük değer Fethiye için hesaplanmıştır. En hızlı esen rüzgarlar ise Adana'da 25.0 m/sn olarak ölçülmüştür. Sedirin en iyi yayılış gösterdiği Elmalı'da yıllık ortalama rüzgar hızı 2.2 m/sn, yılda ortalama fırtınalı (> 17.2 m/sn) gün sayısı 13.2, yıllık ortalama güney-batı rüzgarı hızı 3.4 m/sn ve bu rüzgarın yıllık ortalama esme sayısı 233 olarak saptanmıştır (Meteoroloji Bülteni 197 4, s. 170).

Derin ve sağlam bir kök sistemi kuran sedirin, rüzgara dayanıklı olduğu bilinmektedir. Ancak, kalker anakayanın çatlaklı yapısına rastlamadığı zaman, iyi bir kök gelişimi yapamamakta ve sert esen rüzgarlar, zaman zaman sedir ormanlarında "rüzgar devriği" şeklinde bir zarara neden olmaktadır. Örneğin, Elmalı Sedir Araştırma Ormanı'nda 1982 yılında 1708 m3 hacimde 6287 adet sedir ağacı, kar ve rüzgarın birlikte yaptığı zarar sonucu, anormal üretime konu olmuştur.

Toprak Özellikleri

Jeomorfolojik Özellikler

Toros Dağları geç-Miyosen çağında yükselmiş ve Akdeniz'e dökülen ırmaklar tarafından, derinlemesine olarak bölünmüştür. Tektonik bakımdan çok aktif olan bölgede, bloklar halinde çökmeler, yüzey sularının gerçekleştirdiği erozyon ve kireçtaşının karstlaşması sonucunda, son derece arızalı bir yeryüzü şekli oluşmuştur (Atalay, 1987, s. 26; Atalay, 1990 s. 168). Karst topoğrafyası, karbonik asitçe zengin suların, kireçtaşını eritmesi ve daha sonra, suda eriyik halde yani kalsiyum-bi-karbonat olarak taşınan kireçlerin birikmesi yoluyla meydana gelmişlerdir. Sonuçta, çeşitli şekil ve boyutlarda dolin, lapya, uvala ve polyeler gelişmiştir (Atalay, 1982). Ayrıca, sert kalkerlerin su vasıtasıyla aşınması sonucu, derin kanyonlar ve düdenler oluşmuştur. Yerel olarak "kar çukuru "veya "don çukuru" diye adlandırılan dolinler, kışın su ile kaplanmakta, yazın çekilen suyun yerini otsu bitkiler almaktadır. Buralarda ve komşu yamaç eteklerinde, orman bulunmaz; çünkü -ekstrem soğuk hava kütleleri, dolin tabanına çökmektedir (Sevim, 1955-b, s. 41). 

Akdeniz kıyısından itibaren bir duvar gibi yükselen Toros Dağları, güneydeki deniz etkisinin iç kısımlara ve kuzeydeki karasal etkilerin de güneye sokulmasını güçleştirmektedir. Toroslar'ın güneye bakan yamaçlarında, gür bir bitki örtüsü hak!m olmuştur (Atalay, 1987, s. 59). Jeomorfolojik yapının, dağların uzanma yönünün ve sahile açılan vadilerin bir sonucu olarak, rüzgar, yağış ve deniz etkileri iç kısımlara farklı oranlarda ulaşmakta ve böylece kısa mesafelerde, önemli yetişme muhiti farkları ortaya çıkmaktadır (Sevim, 1955-a, s. 48; Kantarcı, 1982-a, s. 138; Boydak, 1986, s. 18). Bundan dolayı, gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarında uygulanacak yöntemler seçilirken, yörenin jeomorfolojik yapısı ve konumunun, dikkate alınması gerekmektedir.

Anakaya

Türkiye'de sedirin esas doğal yayılış alanı olan Toros dağ kuşağı, Güney Alpler'in uzantısı olup, Paleozoyik, Mesozoyik ve Tersiyere ait kireçtaşları, peridotit-serpantin içeren ofiyolitler ve Palezoyik şistlerden oluşmaktadır (Atalay, 1990, s. 168). Sevim (1955-a; s. 66) tarafından yapılan tanılar, anakayının kristalin kalker (Fethiye-Göktepe, Beşkavak), masif kalker (Acıpayam-Bozdağ, Antalya-Bozburun), siyah kalker (Acıpayam-Bozdağ, PozantıÇeliklik), adi kalker (Tefenni-Maşda Dağı), yumuşak kalker (Kaşsusuz Dağ, Mersin-Nomrun), mermer (Mut-Büyüeğriçal Dağı), mikaşist (Kahramanmaraş-Yavşan Dağı) olduğunu göstermiştir.

Çepe! & Zech'in (1990, s. 45) bildirdiğine göre, sedir ormanları, genellikle dolomitik kalker üzerinde, doğal olarak bulunmamaktadır. 

Ancak, sedirin yayılışı kireçtaşına bağlı olmayıp, kalsiyum bakımından zengin, diğer anakayalardan oluşmuş topraklarda da bulunmakta ve benzer yerlerde yapılan dikimler de başarılı olmaktadır (Kantarcı, 1990, s. 15).

Sedirin küçük topluluklar halinde, doğal olarak bulunduğu Erbaa-Çatalan ve Niksar-Akıncı Köy dolaylarında jeolojik temeli Kretase'ye ait fliş ve bazalt, spilit ve diğer volkaniklerle katkı lı flişler oluşturmaktadır (Atalay, 1987, s. 111 ). Tertepe'de Sevim (1955-a, s. 66) tarafından yapılan tanıya göre, anakaya bol olivinli bazaltdır.

Toprak

Sedir alanlarının jeomorfolojik özellikleri, drenaj koşullarının çeşitliliği ve farklı anakayanın bulunması, değişik toprak tiplerinin yer almasına neden olmuştur. Sık rastlanan büyük toprak gruplarının başında Kırmız-Kahverengi Akdeniz Toprakları ve Kahverengi Orman Toprakları gelmektedir. Karstik alanlarda rendzina ve terrafusca toprak tipleri hakimdir. Kırmızı-Kahverengi topraklarda kireç birikimi görülmemekle ve toprakta dekalsifikasyon süreci hakim durumdadır (Topraksu 1970, s. 60; Boydak, 1986, s. 16; Atalay, 1987, s. 112).

Kireçtaşından oluşan topraklar, erozyona uğramamışsa, orta derin ya da derin, orta derecede taşlı ve kil bakımından zengin balçık topraklardır. Buralarda CaC03 içeriği fazla yüksek değildir.

Ancak, değiştirilebilir kalsiyum katyonu fazladır ve buna bağlı olarak, toprak reaksiyonu çok hafif alkalendir (7,2 - 7,8 pH). Erozyona uğramış yerlerde ise toprak daha sığ, taşlılık oranı yüksek, daha killi ve daha alkalendir (Kantarcı, 1985, s. 25; Kantarcı, 1990, s.15).

Genellikle şistler üzerinde Kahverengi Orman Toprağı, kireçtaşları üzerinde ise Kırmızı -Kahverengi Akdeniz Toprağı gelişmiştir. 

Karstik arazide oluşan topraklar kireçtaşının tabakalanmasına ve litolojik yapısına bağlıdır. Bir çok yerde ve sarp arazide, toprak tamamen sıyrılmış, anakaya özellikleri görülmekte ve yüzey kalker kayalarla kaplı bulunmaktadır. Altta yatan kireçtaşı, yarık ve çatlaklı bir yapıya sahiptir. Bu boşluklar, verimli topraklarla doldurulmuştur. Genel olarak, toprak derinliği bir kaç desimetreyi geçmemesine karşın anakayanın çatlaklı yapısından dolayı büyük bir fizyolojik derinlik kazanılmış olmakta ve orman yetişmesi için uygun toprak koşulları hazırlanmış bulunmaktadır. Yazın kuruyan üst toprağın aksine, derin çatlakları dolduran bu toprak materyali, nemli kalmaktadır(Sevim, 1955-a, s. 62; Atalay, 1990, s. 175).

Toprakların sığlığı, yüksek taşlılık oranı ve kalker anakayının çatlaklı bir yapıda olması, özellikle karstik alanlarda çok hızlı bir drenaja neden olmaktadır. Toprakta depolanan su yetersiz olup, üst toprak yazın daima kurudur. Kil oranı arttıkça, toprakta bitkiler tarafından yararlanılabilen su miktarı azalmaktadır. Bu durumda., anakayadaki çatlakları doldurmuş olan toprak materyali, daha da büyük bir önem kazanmaktadır. Sedir, gençlikten itibaren derine giden kazık kök ve ona bağlı ikinci derecede köklerle derin bir kök sistemi geliştirir (Saatçioğlu, 1986, s. 223). Derin ve geniş çatlaklara kök salan fertlerde gelişme hızlı olmaktadır. Sığ ve dar bir çatlak sistemine rastlayanlarda ise büyüme yavaştır. Sedir ormanlarında en önemli yetişme ortamı faktörü sudur. Su ise büyük oranda toprak ve anakaya özelliklerine bağlı bulunmaktadır (Sevim, 1955-a, s. 62; Kantarcı, 1990, s. 19).

Kantarcı'nın (1985, s. 27 ve 1990, s. 15) saptarnalarına göre toprakların birim hacimdeki ortalama miktan yükseltiyle azalmakta ve taşlılık oranı artmaktadır. Örneğin, Dibek Ormanı'nda 1200 m yükseltide birim hacimdeki ortalama toprak miktarı 595 kg/m3 iken, 2000 metrede 363 kg/m3 olarak belirlenmiştir. Aynı araştırmacı, kil oranının genel bakı ve yükseltiye bağlı olmadığını, ancak toprak profilinde aşağıya doğru azda olsa bir kil taşınması ve birikimi olduğunu gözlemlemiştir. Toprak reaksiyonu ile bakı ve yükselti arasında her hangi bir ilişki görülmemiştir. Fakat toprak profilinde Ah horizonundaki reaksiyon 6,5-7,5 pH olduğu halde, daha derinlerdeki horizonlarda pH değeri 8,1 e yükselerek, hafif alkalen bir reaksiyon göstermiştir.

Sedir, bilhassa gevşek, sıcak, havalanması ve suyu geçirgenliği iyi, biyolojik bakımdan aktif, nötr ya da hafif alkalen reaksiyonlu balçık ve ince kum balçığı topraklarda yetişmekle birlikte, doğal yayılışı bu topraklara bağlı kalmaktadır. Toprak faktörü, ormanların yayılışında kesin bir rol üstlenmekten çok, yetişme ortamının verimlilik ve bonitet koşullarını etkilemektedir (Sevim, 1955-a, s. 67).

Çepel ve Zech (1990, s. 48) topraktaki ve iğne yapraklıklardaki bitki besin maddesi içerikleri üzerinde yaptıkları araştırmalar sonunda, potasyum, demir ve mangan ile sedir boy büyümesi arasında pozitif; kalsiyum, bor, magnezyum ve aliminyum ile ise negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymuşlardır.

Dibek (Kumluca) ve Çamkuyusu (Eimalı) sedir ormanlarının ekolojik koşullarını araştıran Kantarcı ( 1985, s. 31) yaptığı ibre analizleri sonunda, yapraklardaki kül miktarının% 4,71 - 5,27, total azotun % 1 ,050- 3,90 ve fosfor içeriğinin % O, 132 - 1 ,895 dolayında olduğunu saptamıştır.

Ölü örtü ve Humus

Türkiye'deki sedir yayılış alanının çeşitli noklatarında ölü örtü ve humus durumu Sevim (1955-a, s. 60) tarafından incelenmiştir. Bu araştırmacıya göre, sert yamaçlardaki sedir meşcereleri altındaki toprak yüzeyi, ölü örtüden yoksundur. Buralarda taşınan ölü örtü materyali daha aşağılardaki çukurlar, kaya boşlukları ve kütüklerin çevresinde birikerek kompakt yapıda, koyu esmer renkte, yarı ayrışmış ibrelerden oluşmuş bir yüzeysel çürüntü tabakası meydana getirmektedir. Aynı araştırmacıya göre, bölgede genellikle mul humus tipine yakın, ince yapıda, yüzeysel humus formu görülmektedir ve sedir yayılış alanında ölü örtünün ayrışmasının duraksamasına neden olan tek faktör aşırı yaz kuraklığıdır. üst toprağın 0-5 santimetrelik kısmındaki yüksek humus içeriği, koyu renk ile belli olmakta ve bunun altındaki 10-15 cm derinlikte ise azalan humus miktarı ile birlikte, renkte bir açılma görülmektedir. Humusun, mineral toprak derinliklerine nüfuz edememesi periyodik kurak bölge topraklarının ortak özelliklerindendir. Sonuç olarak, üst toprağın biyolojik faaliyeti yavaşlamaktadır (Sevim, 1955-a, s. 63). Aynı araştırmacının yaptığı analizlere göre, Karbon (C) miktarı aynı kaldığı halde, mul şeklindeki yüzeysel humusun azot içeriği, yüzeysel çürüntü tipinden daha yüksek olduğundan dolayı C/N oranı daha düşüktür ve bu da ayrışmanın mul tipinde daha hızlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca C/N oranı üst topraktan aşağıya doğru küçülmektedir.

Örneğin, Kaş-Susuzdağ'da ince çürüntü tabakasının C/N = 18,1 değeri, 0-5 cm derinlikte 1 0,3'e ve 10-15 cm derinlikte ise 9,0'a düşmüştür. Ayrıca, yüzeysel humus katmanının baz doygunluğunun yüksek bir düzeyde olduğu belirlenmiştir (Sevim, 1955-a, s. 65).

Vejetasyon ve Diri Örtü

Akdeniz dağ kuşağının en önemli ve değerli ağacı olan sedir yer yer saf ve karışık meşcereler kurmaktadır. Toroslar'da sedir ile karışıma giren ağaç türleri arasında Toros Göknan (Abies cilicica Carr.), karaçam (Pinus nigra Arn. Var. Caramanica Schn.), kızılçarn (Pinus brutia Ten.), boylu ardıç (Juniperus exee/sa Bieb.) ve kokar ardıç (Juniperus foetidissima Willd.) yer almaktadır. Ayrıca, sedir yayılış alanında akçaağaç türleri (Acer L. spp.), dişbudaklar (Fraxinus L. spp.), kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.), doğu kayını (Fagus orientalis Lipsky), titrek kavak (Populus tremula L.), andız (Juniperus durupeacea Lab.), saçlı meşe (Quercus cerris L.) gibi ağaç türleri de bulunmaktadır. 

Ağaçcık ve çalı türleri ise şunlardır:

Kermes meşesi (Quercus coccifera L.), mazı meşesi (Quercus infectoria Oliv.), katran ardıcı (Juniperus oxycedrus L.), akçakesme (Phil/yrea media L.), sandal (Arbutus andrachne L.), karaçalı (Paliurus sipina - christii Mill), tesbih (Styrax officinalis L.), akçaağaç yapraklı üvez (Sorbus tarmina/is Crantz), menengiçler (Pistacia L. spp.), zeytin yapraklı dafne (Daphne oleoides Schreb.), katırtırnağı (S parti um junceum L.) ve tüylü . keçiboğan ( Calycotome viiiasa Link.). Bu türlerden oluşan maki formasyonu bölgede dağınık bir çalı tabakası oluşturmaktadır (Kantarcı, 1982-a, s. 44). Elmalı dolaylarındaki sedir ormanlarında rastlanan türler Çetik (1977, s. 3) ve Niksar-Erbaa yöresindeki vejetasyon ise Anşin ve Küçük (1990, s. 7) tarafından ayrıntılarıyla incelenmiş ve tanısı yapılmıştır.

Çetik'in (1977, s.8) araştırmalarına göre tüm flora içerisinde en büyük yeri Compositae (% 13.8), Leguminosae (%9.7), Cruciferae (%9.7), Labiatae (%9.7), Caryophyllaceae (%9.3) ve Graminae (%7.5) familyalarma ait türler almaktadır.

Sedirin yapay ve doğal gençleştirilmesi çalışmalarının yürütüldüğü sahalarda, maki ve floranın engellemelerinden kurtulmak ve bunlardan yararlanarak toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini iyileştirmek amacıyla; bunların kesilip sahaya yayılması, denetimli yakma ya da toprak işlemesi gibi yöntemlerden bir veya bir kaçının yörenin koşullarına göre seçilip, uygulanması gerekmektedir. Bu konuda Akan (1979), Boydak ve Şengönül (1990), Kantarcı et al.

(1990), Boydak, Eler & Pelivan (1990), Eler & Üreyen (1990) tarafından araştırmalar yürütülmüştür. Elmalı Sedir Araştırma Ormanı'nda Akan (1979, s. 129) tarafından yürütülen araştırma sonuçlarına göre, yakma işleminin uygulandığı dikim alanlarında, boy gelişmesi bakımından materyalin alana serilip yakılması, kaba temizlikten daha yararlı olmuştur. Kontrollü yakma uygulanan parsellerdeki fidanların, diğer alan hazırlık şekillerine oranla, form, renk ve canlılık yönünden, daha iyi olduğu görülmüştür.

Biyotik Faktörler

Yukarıdaki bölümlerde, sedir ormanlarının toprak ve iklim gibi cansız çevre ortamı ve bunları oluşturan ekolojik koşullar incelenmiştir. Burada ise canlı çevreyi oluşturan insan, hayvan ve mikroorganizmalar ele alınacaktır.

Sedir ormanlarında pek çok mantar, virüs ve böcek türleri yaşama ortamı bulmakta ve bunlar önemli zararıara sebep olmaktadır.

Bunlarla ilgili bilgiler "Sedir Ormanlarının Zararlıları ve Mücadelesi" bölümünde ele alınmıştır.

Kemirgenlerden sincap (Sciurus vulgaris L.) sedir kozalaklarını parçalamak ve tohumlarını yemek suretiyle zararlı olmaktadır (Evcimen, 1963, s. 24). Tavşanların yaptığı zarar ise gençleştirme başarısını etkileyecek ölçüde büyük olup, zaman zaman tavşanların avlanmasını gerektirmektedir (Akan, 1979, s. 126). Memeliler arasında sedir ormanlarını ve ekolojisini en fazla ilgilendiren hayvan keçidir. Sedir yayılış alanı ve yakın çevresinde, büyük sayıda sürüleri beslenmektedir. Orman köylüsünün sahip olduğu sürekli keçi nüfusuna ek olarak, yazın çevreden gelen keçi sürüleri de Sedir ormanları için yıllardır bir baskı oluşturmaktadır. Bir sayıma göre yalnız Antalya il sınırları içindeki keçi sayısı 830000 dolaylarındadır ve bunların hemen hepsi yöredeki kızılçam, sedirve diğer orman arazisinde otlatılmaktadır. Keçinin Sedir ormanlarına verdiği zarar, genç ve daha yaşlı Sedir fertlerinin sürgünlerini yemek, otlatma konilerinin oluşmasına sebep olmak ve toprak erozyonunu hızlandırmak şeklinde olmaktadır. Ayrıca, yaşlı ağaçların dalları budanarak keçilere yedirilmekte ve hatta bazen bu yolla oluşmuş tetar ağaçlara rastlanmaktadır (Evcimen, 1963, s. 25).

İnsan faktörünün Sedir ormanlarında sebep olduğu zararlar ise yüzyıllardır süregelen aşırı ve usulsüz faydalanma, tarla açma ve yangın şeklinde ortaya çıkmaktadır. Sedirin günümüzdeki yayılışı, yalnızca bu türün ekolojik isteklerinden kaynaklanmamakta, uzun yıllar süren tahribatın da bir sonucu olmaktadır. Geçmişte yangınlar daha çok katran üretimi ile ilişkili olmuştur. Sedir, yangın tehlikesine karşı duyarlı ağaçlar arasında, çam türlerinden sonra gelmektedir (Evcimen, 1963, s. 27). Yangının ormana doğrudan olan zararlı etkisinden başka, yerel iklim ve özellikle toprak üzerine dolaylı etkileri de söz konusudur. Yangının toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini geliştirme yönünde yaptığı katkılar, özellikle organik madde ve azot içeriğinin yükselmesi, kontrollü yakma yöntemiyle gençleştirme çalışmalarında başarıyı artırmak amacıyla Akan (1979), Boydak, Eler & Pelivan (1990), Boydak & Şengönül (1990), Kantarcı ve Ark. (1990), Eler & üreyen (1990) tarafından denenmiştir. 

Gençleştirme çalışmalarında ekim yönteminin kullanıldığı durumlarda, tohumun zararlılardan korunması için ekim işleminin kar düşmeden önce yapılması gerekmektedir.

Sedir Karpelleri

Sedir Kozalağı

Sedir Ağacı

Genç Sedir Ağacı

Sedir Kozalakları

Reçineli Sedir Kozalakları

Reçineli Sedir Kozalakları

Olgun Sedir Kozalakları

Yaşlı bir Sedir Ağacı ve Genç Fertler

Toroslarda Sedir Ağaçları

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.