24.01.2016

Kumulların stabilizasyonu ve ağaçlandırılması

Global Bilgiler  /  at  00:39  /  No comments

Tanımlar ve Türkiye’nin önemli kumul alanları

Uçucu kum: Farklı jeolojik yaşlarda olabilen, bağlantısız ve rüzgârla harekete geçen kuma denir.

Kumul (eksibe): Uçucu kumun meydana getirdiği ve çoğu kez fazla yüksek olmayan tümsek ve tepeciklere verilen isimdir (Saatçioğlu 1970a).

Oluşum yerlerine göre kumullar “kıyı kumulu” (sahil kumulu)ve “iç kumul” (kara kumulu” olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Kumul alanlarda genelde vejetasyon yok edilmiş veya değişik şiddetlerde tahrip edilmiş durumdadır. Hareketli kumullarda kum tanelerini birbirlerine bağlayıcı humus, kil gibi maddeler bulunmamakta ve kum egemen rüzgâr yönünde tepeler ve bağlantılı diziler (silsileler) oluşturarak ilerlemektedir (Atay 1964; 1972). Bağlayıcı maddelerin olmayışı veya miktarının yetersiz olması, ağaçlandırma açısından ekolojik koşulları oldukça güç hale getirebilmektedir.

Kumullar, kendilerine özgü koşullara sahip ekolojik sistemlerdir. Yapıları hızla değişen kumullar olabileceği gibi, durgun yapı sergileyen kumullar da bulunmaktadır. Kumul hareketlerinin görüldüğü her alan stabilizasyon çalışmalarına aday değildir. Gerekli gözlem ve analizler yapılmadan kumul stabilizasyon çalışmalarını yürütmek, bu alanlardaki biyolojik çeşitliliğin devamlılığı açısından ve kumulun dinamikleri açısından sakıncalar doğurabilir. Günümüzde kumul alanlarının devamlılığı ve ekolojik denge içinde barındırdığı flora ve faunanın korunması öne çıkmaktadır. Birçok ülkede sivil toplum örgütleri kumul alanlarının bitkilendirilmesine karşı çıkmakta, bu alanların dokularının bozulmamasına dikkat çekmeye çalışmaktadır. Ancak bazı durumlarda kıyı ve iç kumulların stabilizasyonu bir zorunluluktur. Bu durumda yeterli analiz ve sentezler yapılıp mevcut kumul vejetasyonu dikkate alınarak koruma stratejilerinin geliştirilmesi gerekir. Kumul tespit çalışmaları ile gerekli bitki ve mikroekolojik alanların korunmasını bağdaştırmak mümkündür

Hareketli kumullar tarım alanlarını, örenleri, yerleşim alanlarını, yolları, su rezervlerini ve diğer tesisleri işgal edebilirler. Örneğin Konya-Karapınar iç kumulunun etkisi ile bazı köyler terkedilmiştir . Kıyı kumulları örneğin Patara’da ören yerini, Durusu-Terkos’ta İstanbul’un su rezervlerinden birisi olan Terkos Gölü’nü ve Antalya-Kumköy-Serik (Köprüçay) arasındaki tarım alanlarında olduğu gibi bazı yörelerde tarım alanlarını işgal etmiştir. Bu nedenle mevcut yerel florayı koruyacak planlamalarla kumul ağaçlandırması bazı yörelerde bir zorunluluktur.

Türkiye’deki kıyı kumulları, toplam 46 583 ha alan kaplamaktadır. Ülkemizde kumul alanların ağaçlandırılması konusunda başarılı çalışmalar yürütülmüştür (Büyükyıldırım 1961, Atay 1962, Saatçioğlu, 1970a, Saatçioğlu ve Ark. 1978, Yeşilkaya ve Neyişçi 1992, Saraçoğlu ve Bozkuş 1996, Kantarcı ve Ark. 1973). Günümüze kadar 13 283 hektar alanda kıyı kumul tespit çalışması yapılmıştır. Ülkemizdeki kapsamlı kıyı kumul çalışmaları AGM tarafından 1960 yılında başlatılmıştır. Bu çalışmalar; Side-Sorgun, Serik-Kadriye-Belek (fıstıkçamı ile kaplı olmayan hareketli kumul kısımları),  Fethiye-Kumluova, Kaş-Ovagelemiş, Kaş-Patara, Tarsus-Turan Emeksiz, Adana-Akyatan, Mersin-Karabucak, Silifke, Sinop-Sarıkum, İstanbul-Çatalca ve Durusu (Terkos) kıyı kumullarında yürütülmüştür (Büyükyıldırım 1961, Atay 1981, Anon. 2011a).

Daha önce belirtildiği gibi, Türkiye’de 465 193 hektar alanda hafif-çok şiddetli arası rüzgâr erozyonu bulunmaktadır. Bu alanların %70’i (322 474 ha) Konya sınırları içindedir. 103 000 hektar alan ise Konya-Karapınar yöresindedir (Ülke düzeyindeki rüzgâr erozyonu alanının %22’si) (Tavşanoğlu 1976, Anon 2010). Konya-Karapınar’da 16 000 ha kumul alanı korumaya alınmış ve 13 000 ha’da kumul tesbit çalışmaları tamamlanmıştır.

Kıyı ve iç kumulların ağaçlandırılması tekniği
Kumulları işlevsel açıdan üç sınıfa ayrılmaktadır:
Doğal dengesi içinde devam eden kumullar,
Doğal ve ekolojik dengenin bozulması sonucu kumullaşma eğilimindeki alanlar,
Dengesi kısmen veya tamamen bozulmuş olan kumullar.

Birinci gruptaki kumulların korunması ana amaç olmalıdır. İkinci ve üçüncü gruptaki kumullarda ana amaç, kumulu doğal dengesine kavuşturacak teknik ve biyolojik önlemlerin zamanında ve yeteri kadar alınmasıdır. İkinci gruptaki alanlarının en belirgin özelliği bu alanların daha önce kumul alanı olmayışıdır. Bir başka deyişle, bu alanlar yapay olarak kumullaşma eğilimine girmiş alanlar olarak değerlendirilebilir. İkinci gruptaki bu sahaların eski haline dönüşümü daha kısa zamanda gerçekleşebilir.

Kıyı kumulları dalgaların aşındırdığı kayaçlardan kopardığı parçalarla ve/veya ırmak ve derelerin taşıdığı toprak materyali ile oluşmaktadır. Kıyıda oluşan bu kumulların karaya doğru ilerlemesini önlemek için bir “ön kumul” tesisi yapılmaktadır. Bazı koşullarda çalışmalar ön kumul tesisi yapmadan da yürütülmektedir. Ancak ön kumul yükseldikçe haraketli yüzeysel kumulun hareketi azalmaktadır. Ön kumul tesisi önemli ve yararlıdır.

Kıyı kumullarının ağaçlandırılması çalışmalarında, kumulun kaynağı olan kıyıdan başlanarak kara içine doğru devam edilir. Kural kumulu kaynağında tutmaktadır. İç kumullarda ise çalışma yönünü egemen rüzgâr yönü belirler. Çalışmalar iç kumulun egemen rüzgâr yönü tarafından ve rüzgâra dik başlanarak rüzgâr yönünde ilerler.

Kumul ağaçlandırmalarında güçlükler, geçici ve daimi stabilizasyon

Kumul ağaçlandırmalarında aşağıda belirtilen güçlükler bulunmaktadır (Büyükyıldırım 1961).
Fidanlar dikimden sonra kuma gömülebilmekte veya kökleri açılabilmektedir.
Kıyı kumullarındaki bazı bitkiler deniz tuzundan az ve ya çok etkilenebilir.
Kurak mevsimde toprak yüzeyinden 30-40 cm derinliğe kadar toprak nemi kaybolmakta ve kurumalar görülmektedir.
Kum yüzeyinden yüksek derecelere ulaşan sıcaklık, fidan kök boğazına zarar verebilmektedir.
Rüzgâr transpirasyonu artırmaktadır.
Konya-Karapınar iç kumulunda olduğu gibi yağış miktarının azlığı, sulama gerektirebilmektedir.

Tür seçimi, dikim yöntemi ve zamanı, gerekirse sulama ve diğer önlemlerle yukarıdaki olumsuzlukların etkileri azaltılabilmektedir.

Kumul hareketlerini durdurmak amacı ile yapılan ağaçlandırma çalışmaları, birçok yayında “geçici stabilizasyon” ve “daimi stabilizasyon (ağaçlandırma)”olmak üzere iki ana bölümde uygulanmaktadır (Atay 1964; 1972, Saatçioğlu 1970a, Saatçioğlu ve Ark. 1978, Ürgenç 1998a;c; 2000, Dirik 2005). Geçici stabilizasyon çalışmaları ön kumul tesisi ile yüzeysel kumul hareketlerinin engellenmesi, mekanik yöntemler ve bitkisel örtüleme yöntemlerini (çayırlandırma, çalılandırma) kapsamaktadır. Bunları daimi stabilizasyon (ağaçlandırma) izlemektedir.

Araştırma sonuçları, belirtilen bu aşamaların birlikte uygulanabileceğini ortaya koymuştur (Saatçioğlu ve Ark. 1978, Saraçoğlu ve Bozkuş 1996, Atay 1962). Türkiye’deki çok başarılı kumul ağaçlandırma uygulamaları, belirtilen aşamaların birlikte uygulanmasıyla gerçekleştirilmektedir. Esasen bu uygulama hareketli kumulla mücadele için bir zorunluluktur. Yukarıdaki açıklamalar kapsamında kumul ağaçlandırmaları, ön kumulun oluşturulması ve bitkilendirilmesi ile ön kumulun arkasında (kara tarafında) mekanik yöntemlerin ve ağaçlandırmaların (çayırlandırma, çalılandırma ve ağaçlandırma) bir arada ve aynı zamanda uygulanması şeklinde yürütülmektedir.

Ön kumulun oluşturulması
Kıyı boyunca denizden gelen egemen rüzgârların yönüne dik olarak sırt şeklinde oluşturulan kum yığını ”ön kumul” olarak tanımlanmaktadır. Ön kumul kıyıdan en yüksek dalgaların ulaşabildiği uzaklıktan, genel olarak 50-60 m geride oluşturulmaktadır. Ön kumulu oluştururken çoğunlukla kalın tahta veya özel biçilmiş ahşap malzeme (rüzgâr kırıcı) kullanılır (Resim 15.7). Bu malzeme %50 geçirgenlik bırakılacak şekilde rüzgâr yönüne dik olarak tek sıralı veya 10 m aralıkla iki paralel sıralı olarak yerleştirilmektedir. Tek sıralı tesislerde sıranın arkasında biriken kum yığını, (kara kısmına bakan yöndeki kum yığını) daha dik istiflenir. İki sıralı tesislerde, kum iki sıra arasında daha yumuşak bir sırt oluşturur. Kum yüksekliği ahşap tesisler boyuna ulaşmadan, mevcut ahşaplar yükseltilir veya üstte yeni ahşap sıraları oluşturulur. Ön kumul, kıyıdan rüzgârla gelen kum tanelerinin yüksekliği aşamayacağı bir yükseltiye ulaştırılır (Saatçioğlu 1970a, Atay 1972, Ürgenç 1998a;c). Ön kumul, yüksekliğinin yaklaşık 20 katı bir mesafede rüzgâr durgunluğu da oluşturabilmektedir.

Kumulun ağaçlandırılması tekniği
Ön kumulda veya ön kumulun kara tarafındaki kumul alanda kumul ağaçlandırmalarına başlarken önce bazı fiziki tesisler yapılır:
1-1.5 m yükseltide 10-15 m aralıklarla rüzgâr yönüne dik ahşap, çalı veya kamıştan tesisler yapılabilir (rüzgâr kırıcı). Ahşap tesislerde tahtalar arasında yaklaşık %50 boşluk bırakılmalıdır.
1-1.5 m yükseltide ahşap malzemeden yapılan ve kenarları 10-15 m olan kareler halinde (satranç tahtası şeklinde) tesisler yapılabilir.
Kuru dallar demetler halinde kökleri rüzgâr yönüne dönük şekilde belirli bir kısmı toprağa gömülerek kumul üzerine serilebilir.

Bu tesislerin oluşturulmasından sonra ağaçlandırmaya geçilir. Ağaçlandırmalarda çayır, çalı, ağaççık ve ağaç türleri kullanılır. Tür seçimi ekolojik bölgelere göre yapılır:

Terkos (Durusu) kumul ağaçlandırmalarında sahilçamı (Pinus pinaster) ve Sarothamnus scoparius (Cytisus scoparius) veya katır tırnağı (Spartium junseum) 1.5 m dikim aralığı ile karışık olarak dikilmiştir. Dikimlerde yalancı akasya (Robinia pseudoacacia) türü de kullanılmıştır. Bazı yıl ve kısımlarda 1x1 m ve 2x2 m dikim aralıkları da kullanılmıştır. Ayrıca Amophila areneria, Isatis areneria (kelebek), Alicium stribry (mercimek) türleri ile ekim yapılmıştır. Amophyla areneria vejetatif olarak da yetiştirilip dikilmiştir. Yapılan uygulamada önce fiziki tesisler (çit) yapılmıştır. Bu tesisler paralel sıralar halinde veya satranç tahtası şeklinde uygulanmıştır. Çit perdeler perde boyunun (1-1.5 m) on katı aralıklarla (10-15 m) kurulmuştur. Ertesi yıl otlandırma ve izleyen yıl ağaçlandırma uygulanmıştır. Spartium junceum, Sarothamnus scoparius ve Robinia pseudoaacacia havanın azotunu bağlayarak, kumula organik madde kazandırmaktadır. Terkos kumulu uzun yıllar süren çalışmalardan sonra başarılı bir şekilde ağaçlandırılmıştır. 

“Bölüm 2”de belirtildiği gibi, Terkos Gölü çevresinde kumul tespit amacı ile ilk çalışma, Fransızlar tarafından 1885 yılında yapılan sahilçamı ağaçlandırmalarıdır. Ancak bu ağaçlandırmalar kumulun sınırlı küçük bir alanda yapılmıştır. Yoğun çalışmalar Cumhuriyet döneminde Orman Genel Müdürlüğü ile Ağaçlandırma ve Erozyon Kontorlü Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmüştür.

Saatçioğlu ve Ark. (1978) tarafından Terkos kumul alanında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, yüzeysel kumul hareketlerinin durdurulmasında en etkili fiziki önlem “dallarla kapatma yöntemi” (kum yüzeyini) olmuştur. Harç katkılı 1+0 yaşlı tüplü sahilçamı (Pinus pinaster) fidanları en iyi gelişmeyi yapmıştır. Bunu 1+0 yaşlı fıstıkçamı (Pinus pinea) izlemiştir. Alana gramine, Amophila arinaria ekimleri veya vejetatif olarak yetiştirilen fidanlarının dikimlerinin ardından baklagillerin (Spartium, junesum, Genista tinctoria) tüplü fidanlarla getirilmesi ve fidanların bunlar arasına eş zamanlı dikilmesi önerilmiştir. 

Akdeniz Bölgesi’ndeki kumullarda ise en fazla fıstıkçamı (Pinus pinea), kızılçam (Pinus brutia), okaliptüs (Eucalyptus camaldulensis, E. grandis), Kıbrıs akasyası (Acacia cyanophylla), Genista tinctoria, Amophila areneria kullanılmıştır.

Uygulamalarda kaliteli kaplı fidan kullanılması gerekir. Kap harcında kum oranı, olanaklar ölçüsünde fazla tutulmalıdır. Böylece kumlu toprağa uyum kolaylaşır (kap harcı dikim sırasında dağılmamalıdır).  Dikimler çukur dikimi şeklinde uygulanır. Çukura orman toprağı ve bir miktar organik gübre konulması yararlıdır. Rüzgâra karşı fidanların hereklerle desteklenmesi başarıyı artırır. Bazı koşullarda herek kullanımı bir zorunluluktur. Dikim aralıkları 1x1, 1.5x1.5 m ve 2x2 m olabilir. Dikim aralıkları ön kumulun deniz tarafında sık, kara tarafında biraz daha geniş tutulabilir. İç kumullarda dikimi izleyen 1-2 yıl sulama yapılması gerekebilir. Kıyı kumullarında sulama kararı koşullara göre verilir. Dikim zamanı, kumulun bulunduğu ekolojik bölgelerdeki diğer ağaçlandırma zamanları gibidir.  Alanda iyi bir koruma sağlanmalıdır.

Batı Akdeniz Bölgesi Sorgun, Kadriye-Belek, Mevkikent, Sülüklü, Ovagelmiş ve Kumulova sahil kumullarının ağaçlandırılmalarından 20 yıl sonra, yapılan toprak analizlerinin sonuçlarına göre; total azot, organik madde, potasyum, fosfor ve karbonat içerikleri ağaçlandırma yapılan parsellerde genel olarak yükselmiştir (Yeşilkaya ve Neyişçi 1992).

Konya-Karapınar iç kumulunda kumul tesbit çalışmaları
Konya Karapınar yöresi eski bir göl yatağı olup gölün kurumasından sonra tabandaki kumullar yüzeye çıkmıştır. Alan doğal koşullarda otsu ve odunsu vejetasyonla kaplanmıştır. Ancak meralarda aşırı otlatma yapılmış geven (Astragalus sp.) vb bitkiler sökülerek yakacak veya kışın hayvan yemi olarak kullanılmıştır. Orman ağaçları ve çalılar da yakacak ve diğer amaçlarla kesilmiş veya köklenmiştir. Ayrıca tarımda yanlış toprak işleme, yanlış mekanizasyon alet ve yöntemleri alanı çıplaklaştırmış ve rüzgâr erozyonuna açık hale getirilmiştir (Atay 1962, Anon 2010).  Konya-Karapınar iç kumullarındaki ilk tespit çalışmaları ise 1962 yılında Topraksu Genel Müdürlüğü tarafından başlatılmıştır. Bu amaçla Konya Topraksu VI. Bölge Müdürlüğü’nde Rüzgâr Erozyonu Plan ve Tatbikat Grubu Başmühendisliği kurulmuş ve 16 000 hektar alan korumaya alınmıştır (Anon. 2000). Çalışmaları bu bölümde başmühendis olarak görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Salih Necdet Özdoğan başlatmıştır (Anon. 2010). Daha sonra bu alanın 3 000 hektarı farklı amaçlarla kullanılmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerine devredilmiş ve kumul tespit çalışmaları 13 000 hektar alanda uygulanmıştır. Bu görev 1973 yılında Konya Topraksu Araştırma Enstitüsüne devredilmiştir. 1985 yılında ise adı Konya Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü olarak değiştirilmiş olup 13 000 hektarlık alanda “Köy Hizmetleri Tali İstasyonu” adı altında hizmet verilmektedir.

Konya-Karapınar’da kumul tesbit çalışmaları dört farklı ekolojik alanda yürütülmüştür:

a.Kum eksibeleri: 4 300 hektar olan bu alanda önce “fiziki önlemler” ve ardından “kültürel önlemler” alınmıştır. Fiziki önlemlerde 8-10 m arayla 1.5-2.0 m yükseklikte kamış perdeler oluşturulmuştur. Bu perdelerin arasında kumul hareketini durdurmak için önce “otlandırma” yapılmıştır. Otlandırmada çavdar (Scala sp.), otlak ayrığı (Agropyron cristatum), yüksek otlak ayrığı (Agropyron elongatum) kullanılmıştır. Ağaçlandırmalarda ise iğde (Eleaganus angustifolia), yalancı akasya (Robinia pseudoacacia), karaağaç (Ulmus sp.), dişbudak (Fraxinus sp.), akçaağaç (Acer sp.) ve diğer uygun türler kullanılmıştır (Anon. 2010) (Resim 15.14,. Konya-Karapınar’da kumul tespitinde kullanılan yıllık otsu bitkilerle ağaç ve çalılar daha geniş bir liste halinde aşağıda belirtilmiştir (Tavşanoğlu 1976).

Otlak ayrığı (Agropyron cristatum), yüksek otlak ayrığı (Agropyron elongatum), kılçıksız brom (Bromis nermis), domuz ayrığı (Dactylis glomerata), İtalyan çimi (Lolium italicum), İngiliz çimi (Lolium perenne), sorkum (Sorghum halepense), sudan otu (Sorghum sudanense), aktaş yoncası (Melilotus alba), sarıtaş yoncası (Melilotus officinalis), Korunga (Onobrychis sativa), Koca fiğ (Vicia narbonensis), Adi fiğ (Vicia sativa), tüylü fiğ (Vicia villosa), iğde (Eleaganus angustifolia), Söğüt (Salix sp.), servi kavağı (Populus nigra), zerdali (Prunus armenica), gladiçya (Gleditschia triacanthos), yalancı akasya (Robinia pseudoacacia), sofora (Sophora japonica), akçaağaç (Acer negundo), dişbudak (Fraxinus ornus), erik (Prunus sp.), karaağaç (Ulmus carpinofolia), üzüm (Vitis sp.), mazı (Thuja orientalis), kızılcık (Cornus sp.), ılgın (Tamarix germanica), mahlep (Prunus mahleb), elma (Pyrus malus), ahlat (Pirus eleaegnifolia), cennet ağacı (Ailanthus glandulosa), meşe (Quercus sp.), sedir (Cedrus libani), karaçam (Pinus nigra), kızılçam (Pinus brutia).

b. Hareketli kumul eksibeleri (4 000 ha)

c. Erozyona duyarlı düz topraklar (3200 ha)
b ve c gruplarındaki koşullarda da a grubundaki teknik çalışmalara benzer uygulamalar yapılmıştır,

d. Ketir tepesi alanı (1 500 ha): Bu alanın çevre ve eteklerine 700 000 adet badem ekilmiştir.

Kumul tespit çalışmları tamamlandıktan sonra, ayrılan geniş alanlarda uygun yöntemlerle şeritler halinde hububat, sebze ve meyve tarımı yapılmaktadır. 

Konya Karapınar’da tarım yapılan kısımlarda, belirli aralıklarla peşpeşe bir sistem halinde, ahşap malzeme ile yapılan rüzgar kırıcıların korunmasında,  dikimle canlı rüzgar perdeleri oluşturulmaktadır . Karapınar’da geçmişte sık sık oluşan kum fırtınaları bazı köylerin boşaltılmasına neden olmuştur. Tarım yapılamaz hale gelmiş veya çok güç koşullarda yapılabilmiştir. Günümüzde kumul tesbit çalışmalarıyla alan ıslah edilmiş olup kontrollü tarım yapılabilmektedir. Belirtilen nedenlerle Karapınar’da Mayıs-Haziran aylarında “Erozyondan Kurtulma Bayramı” adı altında etkinlikler yapılmakta ve acı günlerin yeniden yaşanmaması için konu zihinlerde unutturulmamaya çalışılmaktadır.

Alanın kurak olması ve belirli bir boya gelen bazı türlerin yapmış oldukları evapotranspirasyon nedeniyle gövdeler üstten kurumaktadır. Bu ağaçlarda budamalar yapılmaktadır. Gereken yerlerde canlandırma kesimleri de yapılmaktadır. Ancak bu yöre için doğru tür seçimi büyük önem taşımaktadır.

Konya-Karapınar iç kumulundaki kumul tesbit çalışmalarının sürekliliği ve dengesi, iyi bir planlama ile alanın önemli bir bölümüne yörenin doğal meşe türlerinin ekim veya dikim yolu ile getirilmesi sonucu sağlanabilir. Meşeler birkaç yüzyıl yaşadığından, ayrıca kök ve gövde sürgünleri verdiklerinden kumul stabilizasyonu daha güvenli ve sürdürülebilir olabilecektir. Meşelere alıç türleri de (Crataegus monogyna, C. aronia) ve diğer uzun ömürlü yapraklı türler karıştırılabilir. Konya Karapınar kumulunda son üç yılda 500 000 adet fidan dikilmiştir.

Konya-Karapınar çevresinde, örneğin Meke Gölü yakınında bir kısım kumul alanları daha bulunmaktadır. Bu alanlarda da koşullara göre farklı ağaçlandırma çalışmaları yürütülmektedir. Ancak bu kurak alanlarda yağış durumu dikkate alınarak, kitle ağaçlandırmaları yerine rüzgar perdeleri alternatifi düşünülmelidir. Bir süre sonra bu alanlardaki karaçam ve benzeri türler kitle halinde kuruyabilirler. Ağaçlandırmalar içinde tür seçimi, özellikle meşe türleri (Quercus sp.) gibi uzun ömürlü ve vejetatif üreme gücü olan yapraklı türlere ağırlık verilmelidir.

Kumul ağaçlandırmalarında kullanılabilecek türler 
Kumul ağaçlandırmalarında ekolojik bölgelere göre çayırlandırma için aşağıdaki türler kullanılabilir (Atay 1962;1964; 1968; 1972, Saatçioğlu 1970a, Ürgenç 1998a;c, Büyükyıldırım 1961).

Çayırlandırmalarda Amophila areneria yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu tür toprak altında yoğun ve yaygın bir kök sistemi ve rizomlar geliştirir. Kum hareketleri arttıkça, devamlı sürgün vererek daha iyi gelişme göstermektedir. Diğer yandan Artemissia sp., Festuca sp., Galium sp., bromus catharticus, Agrostis tenuis, Dactylus glomerata, Eragrostis curvula, Holcus lanatus, Poa pratensis, Phalaris tuberosa, Cynodon dactylon, Chloris gayana, Secale cereale, Vicia villosa, Triticum junceum (plaj buğdayı), Calamogrostisare narium (Plaj yulafı), Hordeumare narium (plaj çavdarı) kullanılabilecek türler arasındadır.

Karadeniz bölgesi kumullarında kullanılabilecek ağaç, ağaççık, çalı türleri: Sahilçamı (Pinus pinaster), fıstıkçamı (Pinus pinea), yalancı akasya (Robinia pseudoacacia) Akkavak (Populus alba), karakavak (Populus nigra), dişbudak yapraklı akçaağaç (Acer negundo), dişbudak (Fraxinus sp.), meşe (Quercus sp.), katır tırnağı (Spartium junceum), söğüt (Salix sp.) ılgın (Tamarix sp.), deniz iğdesi (Hipophae rhamnoides),  Erica tetralix, Myrica gale, Cytisus scoparius, Ulex europaeu.

Akdeniz bölgesi kumullarında kullanılacak türler: Fıstıkçamı (Pinus pinea), kızılçam (Pinus brutia), sahilçamı (Pinus pinaster), servi (Cupressus sempervirens) okaliptüs türleri (Eucalyptus camaldulensis, E. grandis), Kıbrıs akasyası (Acacia cyanophylla), demir ağacı (Casuarina equisitifolia), Tamarix sp., Genista tinctoria, Nerium olender, Atriplex sp., Ulex europeaeus.

Acacia cyanophylla 6-8 m boy yapabilmekte ve azot bağlayabilmektedir. Kök ve kütük sürgünü vermekte ve tohumla da bol sayıda fidan oluşturmaktadır. Örneğin Akyatan kumulunda yaşlanmış Acacia cyanophylla türünü gençleştirmek amacı ile şeritler halinde tıraşlama kesimlerinden sonra kök sürgünü ve tohumdan zengin gençlik oluşmuştur. Bu tıraşlama şeritlerinde fıstıkçamı da dikilerek Kıbrıs akasyasına karıştırılabilir. Dökülen yapraklar, kuma organik madde karışımını sağlar. Acacia cyanophylla azot bağladığından kumul ağaçlandırmalarının ilk aşamasında kullanılmalı ancak türün ömrünün kısa olması nedeniyle daha sonra fıstıkçamı veya başka bir türle karıştırılmalı veya bu iki tür başlangıçta birlikte dikilmelidir.

Konya-Karapınar iç kumulunda kullanılabilecek türler yukarıda açıklanmıştır.

Belirtildiği üzere, hareketli kumullar birçok olumsuzluklara neden olabilmektedir. Bu bakımdan belirli kumul alanlarının ağaçlandırılması zorunludur. Ancak kumul alanlarında endemik türleri de kapsayan birçok değerli tür bulunmaktadır (Byfield ve Özhatay 1986). Bu nedenle kumul ağaçlandırmaları için kumul türlerini koruyacak ve kumul hareketini önleyecek dengeli planlamalar ve uygulamalar yapılması gerekir. 

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.