2.01.2016

MEŞELER (QUERCUS L.)

Global Bilgiler  /  at  00:16  /  No comments

Aile: Kayıngiller (Fagaceae)
Doğal yayılışları, kullanım alanları:
Meşe cinsi çoğunluğu ağaç veya boylu çalı halinde, kışın yaprağını döken ya da her dem yeşil odunsu bitkilerdir. Türkiye gerek tür zenginliği, gerekse 6.100.000 ha meşe (pelit) orman varlığıyla dünyanın sayılı meşe diyarlarından birisidir. Uzun ömürlü ve görkemli varlıkları ile insanların hayranlıklarını üzerlerinde toplamış; kuvvet ve kudretin sembolü olarak, birçok kraliyet armalarında, paraların üzerinde, hatta çeşitli ziynet eşyalarında yer almıştır.
Aslında Türkiye’nin sayılı meşe diyarlığı kâğıt üzerinde ve tür zenginliğinden öteye gidememiştir. Meşe ormanları ülkemiz ormanlık alanının üçte birine yakınını oluşturmasına karşın, meşe fidan üretimimiz ve ağaçlandırma çalışmalarımız toplam çalışmaların % 1‟inden dahi azdır. Aslında meşe ormanları kıtlık ve savaş yıllarında önemli enerji kaynağı olması yanında, doğrudan insanlar ve havanlar için besin kaynağı olarak kullanılabilir. Sadece bu nedenle dahi stratejik öneme sahiptir. Şunu da unutmamak gerekir ki, meşe ormanlarının çoğunluğu toprak erozyonunun Şiddetli olduğu yarı kurak bölgelerde bulunuyor. Bu yetişme ortamında bozuk ormanların Şiddetli erozyona açık olduğunu unutmamak gerekir. Buralarda, yani ormanlarda dahi Şiddetli erozyonun devam etmesi düşündürücüdür. Bu kadar geniş alana yayılmış olan meşe ormanlarının büyük çoğunluğun niteliğinin bozulmuş olması, geriye kalanında yıllarca baltalık olarak işletilmesi, gerçekte ülkemiz açısından üzücüdür.
Kökleri çok derinlere giden meşeler, kökleri tamamen sökülmedikçe, en ağır insan müdahalelerine karşı büyük direnç gösterir ve kendilerini yenileyebilirler. Meşeler büyük bir yaşama sevincine ve kudretine sahiptirler. Bu nedenledir ki, çok genç yaşta bile dibinden kesilseler, tüm sürgünleri keçilerce yense dahi, birbirinin genetik kopyası onlarca kök ve kütük sürgünü vererek varlıklarını devam ettirirler. Korunmaları halinde, genetik kopya yavrular, toprak altındaki yaygın kök sistemi sayesinde hızla gelişerek analarının yaşam alanını kaplar ve dışarıdan istila edilmesini önlerler. Büyüme sürecinde ise sırasıyla en sağlıklı, köklerini en fazla derine indiren, güneş ışığından en fazla yararlanan kopyalar lehinde diğerleri kendilerini feda eder. Son aşamada, sadece bir ya da iki kardeş yaşam alanının olanaklarını kullanarak gelişir, serpilir ve ağaç halini alırlar.
Nitekim meşenin bu yaşama direnci Türk ulusunun var olma direnci ile özdeşleştirilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti dış müdahalelerle yıkıldığında beylikler kurulmuş, ardından da tek bir devlet aşamasına ulaşınca da Osmanlı imparatorluğu doğmuştur. Ankara Ulus Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli’nin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen “yaşlı bir meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi” koca bir imparatorluktan genç bir cumhuriyetin yeşerdiğini ifade etmektedir ki, o genç sürgünün kökleri çok derinlerdedir. İşte derindeki kökleri ile yaşamı garanti altında olan o sürgün, bugün ağaç olmuştur.
Meyveli bitkilerle, onlarla beslenen canlılar arasında simbiyotik bir ilişki söz konusudur. Bitkiler, hayvanlara meyveleri ve çiçekleri ile gerekli besinleri vererek onların varlıklarını sürdürmesini sağlarken, hayvanlarda onların çiçeklerini dölleyerek, tohumlarını yayarak, çimlenme engellerini gidererek ve onlara uygun çimlenme ortamı sağlayarak hizmet ederler. Bazı bitkilerle bazı hayvanlar arasında öyle bir ilişki gelişmiştir ki; o hayvanın sindirim sisteminden geçmeyen tohum çimlenmez. Çiçeklerin, olgun meyvelerin ve meyvesi olgunlaşmış ağaçların yapraklarının çekici renklere ve kokulara bürünmesinin ana nedeni simbiyotik ilişki kurduğu hayvanlara gerekli mesajı vermektir.
Kanatlı tohumlara sahip türlerin çoğunluğu (öncü türler hariç) yel vasıtası ile en fazla 160 metre taşınabilir. Bilindiği gibi kısa mesafeli yayılma genetik olarak büyük çeşitlilik oluşturmaz. Oysa tohumları hayvanlarla özellikle kuşlarla yayılan türler çok uzun mesafelere kısa sürede ulaşabilirler ve buralarda büyük bir genetik varyasyon bulunur. Bunun yanında kuşlar hiç orman olmayan bir yere tohumları taşıyabilir ve bunu sonucu çok küçük izole kümeler oluşur. Bunlar çok farklı gen havuzları oluştururlar, birbirlerine benzemezler ve çevrelerindeki orman parçalarından belirgin değişik nitelikler gösterirler.
Doğal seçilim sürecinde tohumların çoğu hayvanlara yem olmamak için acılaştı, tatları kötüleşti ya da canlılarca sindirilemez kabuklara sahip oldular. Tohumları olgunlaşmamış meyveler yaşamlarını garanti altına alabilmek için meyvelerini dikkat çekmeyecek renklerde (yeşil) yenmeyecek kadar sert tutarlar ve hayvanların hoşlanmayacağı (acı, ekşi) tatlarda korurlar. Genelde tohumların olgunlaşması ile birlikte meyveler; yumuşar, tatlanır ve renklenirler. Yani doğal seçilim, meyveler ve tohumlar için farklı yönde gelişti. Tohumların hayvanların dışkısı içerisinde hatta bizim dışkımızın içerisinde çimlenmesi şaşırtıcıdır. Doğal seçilim yoluyla bitkilerin meyveleri belli hayvan türleri tarafından yenilip, tohumları çevreye yayılacak şekilde gelişti. Örneğin; çilekler, alıçlar, üvezler, ardıçlar vb. kuşlara özellikle ardıç kuşlarına, pelitler sincaplara ve kargalara (bazı ağaçkakanlara), mangolar yarasalara, bazı ayak otu türleri karıncalara uyum sağladılar. Böylece doğal çilek, ardıç, üvez vb. meyveleri ardıç kuşlarının yiyebilecekleri büyüklükte, pelitler ise sincapların ön ayakları ile ya da kargaların gagaları ile tutabilecekleri ve yutarak kursaklarına alabileceği şekilde gelişti. Diğer bir izahla sincapların ve kargaların taşıyamadığı şekil ve irilikte olan meşe tohumları yayılamadığından, zamanla varlıklarını sürdüremedi.
Meşe palamudu (pelit), kestane, fıstıkçamı, ceviz, fındık, kayın gibi iri tohumları ise sincaplar ve kargalar özelliklede kestane kargası (alakabak, alakese) (Garrulus glandarius) yaşam alanlarına taşır. Kargalar tohum renginden ya da gaga vuruşlarıyla (titreşim) tohumun dolu ya da boş olduklarını kolaylıkla anlayabilirler. Kestane kargası kursağına aldığı 10-15 adet sağlıklı palamut ya da diğer tohumları, uçuş mesafesindeki değişik yerlere 2-4 cm derinlikte gömer. Sonradan yemek istediğinde ise bunların çoğunluğunu bulamaz ya da onlara ihtiyaç duymaz, böylece tohumlar oldukları yerde çimlenirler. Araştırma sonuçlarına göre; yüksek dağ ormanlarında bulunan ve kanatsız tohuma sahip 9 çam türü ve meşe gibi diğer türlerin tohumlarının yayılışı bir karga türü olan fındıkkırana (Nucifraga caryocataste ve Nucifraga columbiana) bağlıdır. Bu kuşların yeme, taşıma, gömme ve bulma gibi özel yetenekleri vardır. Orman sınırının yukarı doğru genişlemesinde önemli işlevler görürler. Bu tür kargaların varlığının sona ermesi durumunda Pinus cembra gibi birçok türün varlığının sona ereceği bilim adamlarınca söylenmektedir. Fındıkkıranlar bir uçuşta 30-134 adet arası çam tohumunu, saatte 20 adet uçuşla yaklaşık 16 km uzaklığa ve 700 m yükseklik farkına kadar taşıyabilirler. Taşınan tohumlar tek ya da kümeler halinde birkaç santimetre derinlikte toprak altına depolanır. Bu şekilde tek bir kuş 25.000 adet tohumu depolayabilir. Bu kuşlar sahip oldukları manyetik duyarlılık ve optik görüş sayesinde gereksinim duydukça sakladıkları tohumları bulur ve yerler. Bu duyarlılıkları sayesinde 160 cm kadar kalınlıktaki kar tabakalarının altına kar tünelleri açabilirler. Yapılan araştırmalar yüksek dağ ormanlarında kar kalınlığı 170 santimetreyi geçince bu tür kuşların sahayı terk ettiğini göstermiştir. Bu tür kargalar tohum mevsiminde sakladıkları tohumların en fazla %85‟ini kullanırlar. Ormanların üst sınırında iyi bir çimlenme ve yüksek yaşama oranı, kuşların taşıdığı tohumlarda, yelle olandan daha fazladır. Kuşlar daha çok karın erken kalktığı yerlere tohum sakladıkları ve tohumları gömdüklerinden buralarda çimlenme için küçük ama daha uygun iklim koşulları (mikroklima) bulunur. Aynı zamanda bu gömme uygulaması tohumlarla beslenen diğer hayvanların onları hızla tüketmesine engel olmaktadır. Eğirdir Orman Fidanlığının, Göller Bölgesi’nde yayılan 8 tür meşe üzerine yaptığı bir çalışmada dökülen meşe palamutlarının %99‟dan fazlasının ilk bir haftalık süre içerisinde keçiler ve domuzlar başta olmak üzere hayvanlarca hızla tüketildiğini ortaya koymuştur.
Günümüzde bütün tarım ürünlerinin yabani bir atası mutlaka vardır. Bu evcilleştirme sürecinde bademde olduğu gibi birçok zehirli ve öldürücü bitki ya da mısır gibi tadı çok kötü olan bitkiler bugünkü görünümlerine kavuştu. En eski doğal mısır koçanı 1.5 cm’den daha küçük olmasına karşın günümüzde 45 cm boya ulaştı (3500 yıl önce). Bitki evcilleştirme: Bir bitkiyi yetiştirirken bilerek ya da bilmeyerek o bitkinin genetiğinde gerçekleşen değişikliklerle; onu yaban atalarından farklılaştırmak ve insanlara daha yararlı hale getirmek olarak tanımlanabilir. Buğday (10.500 yıl), bezelye (10.000 yıl), zeytin (6000 yıl) gibi bazı bitkiler çok erken evcilleştirilirken, çilek (ortaçağ), pikan cevizi (150 yıl) gibi diğer bitkiler daha geç evcilleştirildi ya da meşede ve ardıçta olduğu gibi genetik özelliklerinden dolayı hiç evcilleştirilemedi, onlar insanlara karşı günümüze kadar direnmeyi başardı.
Meşe pelitleri bol miktarda nişasta ve yağ içerir. İnsan soyunun evcilleştirme başarı listesinde besin değeri yüksek olmasına karşın asla evcilleştiremediği pek çok yabanıl bitki vardır. Bu bitkilerden en önemlisi yayılış alanı itibarı ile meşe cinsidir. Meşe pelitleri; ABD’nin doğusundaki Amerikan yerlilerinin ana besin kaynağıydı. Avrupa’da, Anadolu’da, Yukarı Mezopotamya’da tarlaların ürün vermediği yıllarda köylülerin can simidiydi. Ama bir sorun vardı. meşe pelitleri insanın yemesini zorlaştıran tanen içerir. Bunun farkında olan Anadolu, Mezopotamya ve Avrupa köylüleri ormanı yok etme sürecinde, tadı nispeten daha tatlı yani yenilebilir nitelikteki meşe ağaçlarını kesmeden bıraktılar ya da onları tatlandırmanın (öğüterek, gömerek) yollarını keşfettiler. Bu nedenle tarla içlerindeki yaşlı meşe pelitleri (çoğunlukla palamut meşesi) genelde yenilebilecek tattadır.
Buzul çağı Japonya’sı pek de yaşanacak bir yer değildi. Japonya’nın büyük bölümü, İngiltere ve Kanada’yı bir yorgan gibi saran buzullardan kurtulmuştu ama yine de soğuk ve kurak bir yerdi. Oraları genelde kozalaklı ağaçlarla ve kayın ağacıyla kaplıydı. Bu durum insanların yeteri kadar yiyecek bulmalarını engelliyordu. Yaklaşık 13 bin yıl önce, buzullar hızla eridiği için doğal koşullar insan yaşamını olağanüstü kolaylaştıracak şekilde gelişti. Sıcaklık, yağış ve nem hepsi birden arttı, bitki örtüsü hızla bugünkü düzeyine ulaştı. Buzul çağında yalnızca Japonya’nın güneyinde gözüken, meyveli ağaçlardan oluşan ormanlar hızla kuzeye doğru genişledi. Bu meyveli ağaçların en önemlisini meşe ve atkestanesi türleri oluşturuyorduk. Japonlar meşe pelitlerini suya yatırarak tatlandırmayı, 2 m kadar derinliğe gömerek saklamayı çok kısa zamanda öğrendi. İnsanlar, bu besleyici yiyeceği kaynatarak pişirebiliyor dolayısıyla çocuklar ve yaşlılar kolayca yiyebiliyordu. Bu durum çocukların daha erken sütten kesilmesine, annelerinin de daha kısa aralıklarla doğurmasına olanak sağladı. Okuma yazmanın olmadığı toplumlarda bilgi deposu olan dişsiz yaşlılar daha kolay beslendi ve daha uzun yaşamaya başladı. Çömlekçiliğin gelişimi de bu durumu hızlandırdı. Bunun sonunda bir nüfus patlaması tetiklendi, Japonya’nın nüfusu birkaç binden, hızla çeyrek milyona ulaştı. Deniz ürünündeki artışla birlikte gelişme daha da hızlandı. Geçmişte Japonya’nın ana besin kaynağını deniz ürünleri ve meşe peliti, atkestanesi, kestane ve ceviz gibi sert kabuklu meyveler oluşturuyorduk.
Eğer meşe evcilleştirilebilseydi günümüz dünyasının önemli bir beslenme sorunu kendiliğinden çözülmüş olacaktı. Günümüz teknolojisini de düşünürsek buna kayını da ilave etmek gerekir. "Neden evcilleştirilemedi?" sorusu önemlidir. Birincisi; genelde yavaş büyüdüklerinden kişisoyunun sabrını tüketecek kadar zorlarlar. Örneğin badem ağacı tohum ekimini takip eden 3-4 yılda tohum verebilirken meşede bu süre türlere göre değişmekle birlikte 5-10 kat arasıdır. İkincisi; meşe ağaçları onların tohumlarının ana yayıcısı olan sincaplara uygun tat, şekil, büyüklükte olacak şekilde gelişmişlerdir. Benzer durum yine aynı aileden olan kayın ve Amerika cevizi kayra içinde geçerlidir. En önemlisi de bademde acılık özelliği tek bir başat genin denetimi iken meşede pek çok gen işin içine girer. Eskiden bu yana çiftçiler ara sıra mutasyona uğramış tatlı pelitleri olan bir ağaç bulup onun tohumlarını ekseler bile tatlı meşe tohumlarından çıkan fidelerin tamamına yakını acı oluyordu. Birde buna uzun meyve tutma özelliğini eklerseniz sürecin ne kadar zor olduğunu görmek mümkün oluyor. Çünkü evcilleştirme süreci bir birini takip eden aynı şeylerin 100'lerce tekerrürü ile oluşuyor.
Anadolu’da ilk yerleşimler, ticaret ve göç yolları orman bozkır sınırından geçmiştir. Türklerde Orta Asya’dan başlayan göç yollarında; yıldızları değil, bu sınırı yani meşe ve ardıç ormanlarını takip ederek Anadolu’ya gelmişler, ilk yerleşimlerini bozkır-orman sınırına yapmışlardır. Bozkır-orman sınırı otlak hayvancılığı için en uygun yer olduğu gibi, insanların enerji gereksinmelerinin, yapı malzemelerinin de ana kaynağıdır. Binlerce yıldır Anadolu’da kurulan uygarlıklar toprak damlı evler inşa ettiler, madenleri çıkarıp işlediler. Toprak damlı evlerin inşaatında ardıç kerestesi, madenlerin eritilmesinde ardıç kömürü kullanıldı. Seramik atölyelerinde, kireç ocaklarında çamların çıralı odunları, aydınlanmada çamların sedirin, binaların ısıtılmasında meşe odunu kullanıldı. Meşe ve ardıcın dalları, meyveleri soğuk kış aylarında hayvanlara ilave besin olarak verildi. En son ve en hızlı tahribat traktörün gelişiyle gerçekleşti. Traktör ve pulluk baskısı meşe ve ardıç ormanlarını kasıp kavurdu, ağaçları köklerinden söktü, bozkırı talan etti. Zaten sınır değerlerde yaşayan kuru orman ve bozkır ekosistemi hızla yıkıldı. Tahrip edilen ormanlık alanlar hızla daha dayanıklı bozkır bitkileri ile doldu, bozkırlaştı. Bozkırlar hızla ortadan kalktı ve çölleşmeye başladı.
Elbette bu çölleşmeye başlamış alanların ağaçlandırma başarısı; meşe, ardıç, ahlat, alıç, karamuk, kuşburnu, erik, karagöz, acıpayam, iğde, kızılcık, sumak, menengiç, çitlenbik, keçiboynuzu, üvez gibi yabanıl meyve taksonların yığınsal üretimine bağlıdır. Orman Bakanlığının ağaçlandırmayı öngördüğü sahaların %60-70‟ini Orta Anadolu’daki ve Doğu Anadolu’daki benzer alanlar oluşturmaktadır. Oysa yukarıdaki türlerin fidanlıklardaki üretimi son birkaç yıla kadar yok denecek kadar az olmuş. Bu sahaların başarılı bir şekilde ormanlaştırılması, öncelikle meşe-ardıç birliğindeki ağaç türlerinde yığınsal fidan üretimlerinin hızlanmasına bağlıdır. O zaman sonsuza dek kalıcı ormanlar kurmak mümkün olacaktır.
Meşe odunu, gemi inşasında, mobilyacılıkta, parke, fıçı imalında, kömür üretiminde ve yakacak olarak kullanılır. Kabuğu ve kapçıkları tanence zengin olduğundan deri sanayinde kullanılır.
Türkiye’de 18 türü ve çok sayıda taksonu olan meşe cinsi; ak meşeler (10 tür), kırmızı meşeler (5 tür) ve her dem yeşil meşeler (3 tür) olarak üç gruba ayrılır.
Her dem yeşil meşeler, tam kenarlı ya da kenarları dişli, sert dikenli, deri gibi sert yapraklara sahip olup daha çok Akdeniz ikliminin egemen olduğu alanlarda görülür.
Kırmızı meşeler, ak meşelerden yaprak loblarının uçlarında kılçıksı-dikensi çıkıntıya sahip olmaları ile kolaylıkla ayrılırlar.
Ülkemizde; Quercus aucheri, Quercus brantii, Quercus cerris, Quercus coccifera, Quercus hartwissiana, Quercus frainetto, Quercus ilex, Quercus infectoria, Quercus libani, Quercus ithaburensis Subsp. macrolepis, Quercus macranthera Subsp. syspirensis, Quercus petraea, Quercus pontica, Quercus pubescens, Quercus robur, Quercus suber, Quercus trojana, Quercus virgiliana, Quercus vulcanica, adlı türler doğal olarak yetişir. Quercus palustris, Quercus rubra, Quercus suber adlı üç türde çeşitli amaçlı ağaçlandırma çalışmalarında sıklıkla kullanılır.
Bozpırnal (Quercus aucheri Joub.et Spach.):
Avrupa'nın güneyi, Akdeniz çevresi ülkeleri ile Yunanistan ve Türkiye'de doğal oiarak bulunur. Türkiye'de Akdeniz ve Ege Bölgeleri'nde lokal yayılış gösterir. Maki vejetasyonu içinde 400-500 m. rakıma kadar çıkar. Derin, gübreli ve verimli toprakları sever. Kirece dayanıklıdır. Mutedil derecede donlara dayanıklı bitkiler olup hayatta kalabilirler, ancak biraz bodurlaşırlar. Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerde yetişir. 

Yaklaşık 2 cm. uzun, 1.5 cm. geniş olan tohumlar tanen içerir. Lezzetlidir ve yenir. Tohumlar iki yılda olgunlaşır ve çimlenme güçlerini çabuk kaybederler. Yaygın ve dağınık bir tepe yapar. Budamaya yatkındır. Budanarak şekil verilebilir. Yavaş büyür. Maksimum 5-6 m. boy yapar. Derine inen kazık kök sistemi geliştirir. Kök sıkışıklığından hoşlanmaz.

Işık ağacıdır. Genç bireyler belirli düzeyde gölgeye dayanır. İki yılda olgunlaşan meyveleri sapsızdır. Kadeh pullan mızrak biçiminde, parlak kahve renginde ve basıktır. Çiçekleri monoiktir. Hep yeşil yapraklan küçük, derimsi, dip kısmı yuvarlak ya da yürek biçimli, üst kısmı dişlidir. Yaprakların üst yüzü çıplak ve yıldız tüylü, alt yüzü grimsi-beyaz renklidir. Yapraklar çok kısa saplıdır. Kahve renkli genç sürgünler sık yıldız tüylerle örtülüdür.

Tohum ile üretilir. Tohumların toplandıktan sonra hemen ekilmesi en uygun işlemdir. Ekim öncesi tohumlar ilaçlanıp rutubetini kaybetmeden ekilmelidir. Rüzgar ve kirliliğe dayanıklıdır. Park ve bahçelerde soliter olarak kullanılan endemik bir türdür.
http://www.yenimakale.com/boz-pirnal-mesesi.html#ixzz3w81BOohB
Palamut Meşesi (Quercus brantii Lindiley):
Kırmızı meşe grubundan, 10 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli, kalın dallı, palamut meşesini andıran küçük bir orman ağacıdır. Iran, Kafkasya, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde, Güneydoğu Anadolu’da 350-1700 metre arasında yetişir. Bu bölgelerde saf ya da diğer türlerle karışık bükler kurar. Dönemsel kuraklığa, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır. Daha çok kalkerli ana kayalarda görülür.
Saçlı Meşe (Quercus cerris L.):
Kırmızı meşe grubundan, 30 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli bir orman ağacıdır. Orta ve Güneydoğu Avrupa ve Ön Asya’da doğal olarak bulunur. Ülkemizde Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu hariç diğer bölgelerde çok geniş alanlara yayılır. Deniz seviyesinden, 1900 m yüksekliğe kadar diğer türlerle karışık ya da saf ormanlar kurar. Bozkırı çepeçevre çevreleyen meşe birliğinin başında gelen türdür. Dönemsel kuraklığa, kuru havalara, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır. Teke yöresinde ve İç Ege’de çoğu kez tahrip edilmiş karaçam alanlarını kaplar.

Pırnal (Quercus coccifera L.):
10 metreye kadar boylanabilen her dem yeşil, sık dallı, yuvarlak tepeli küçük bir orman ağacıdır. Sığ topraklı alanlarda çalılaşır. Akdeniz ikliminin tipik bitkisidir. Alçaklarda maki örtüsü içerisinde, yükseklerde ve İç Anadolu’ya sarkan kısımlarda daha çok saf ormanlar kurar. Deniz seviyesinden 1600 m yüksekliğe kadar yayılır. Pırnal çalılıkları çok iyi keçi otlaklarıdır. Dönemsel kuraklığa, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır. Diğer her dem yeşil meşelerden daha fazla soğuğa dayanır. Daha çok sert yapılı, kalkerli ana kayalarda, sığ topraklı alanlarda görülür. Makaslanabilir. Mükemmel bir süs bitkisidir.
Istranca Meşesi (Quercus hartwissiana Steven.):
Akmeşe meşe grubundan, 30 metreye kadar boylanabilen, düzgün gövdeli bir orman ağacıdır. Kuzey Anadolu, Yıldız dağları ve Kafkaslarda doğal olarak yetişir. Anadolu’da deniz seviyesinden 1700 m yüksekliğe kadar olan alanlarda genelde diğer türlerle karışık ya da küçük bükler halinde bulunur.
Macar Meşesi (Quercus frainetto Ten.):
Akmeşe meşe grubundan, 30 metreye kadar boylanabilen, kalın dallı, geniş tepeli, bir orman ağacıdır. Güney ve Doğu Avrupa’da doğal olarak bulunur. Türkiye’de Trakya’nın kuzeybatısında, Marmara ve Batı Karadeniz bölgesinde deviz seviyesi ile 1000 m arasında yayılır. Daha çok yayılış alanında bulunan diğer yapraklı türlerle karışıma girer.





Akpırnal (Quercus ilex L.):
15 metreye kadar boylanabilen her dem yeşil ağaç ya da çalı formunda bitkilerdir. Akdeniz kıyılarında doğal olarak yetişir. Türkiye’de yayılışı sınırlıdır. Samsun ile İstanbul arasında yer yer görülür. Bunun dışında Çanakkale, Gökçeada ve Kuşadası’nda bulunur. Kuraklığa dayanıklılığı diğer üç her dem yeşil meşeye göre sınırlıdır. Makaslanabilir. Mükemmel bir süs.
Mazı Meşesi (Quercus infectoria Olivier):
Akmeşe meşe grubundan, 20 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli ağaç ya da çalı görünümdedir (Resim 3.18.5). Ilıman bölgelerde ve sert kışların olmadığı yıllarda yapraklarını tamamen dökmez. Güney Avrupa, Suriye, Iran ve Türkiye’de yetişir. Karadeniz ikliminin etkisi altındaki bölgelerde 150-850 metreler arasında yetişen Quercus infectoria Subsp. infectoria ve bunun dışında kalan alanlarda 200-1950 metre arasında yetişen Quercus infectoria Subsp. boissieri adlı iki alt türü vardır. Bu geniş yaşam alanında diğer türlerle karışık ya da saf ormanlar kurar. Bozkırı çevreleyen meşe birliğinin önemli bir türüdür. 
Dönemsel kuraklığa, kuru havalara, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır.

Lübnan Meşesi, Malatya Meşesi (Quercus libani Olivier):
 
Kırmızı meşe grubundan, 12 metreye kadar boylanabilen, yuvarlak tepeli küçük bir orman ağacıdır. Iran-Turan bitki örtüsünün tipik ağacıdır. Lübnan’da yetişmez. Buna karşın ismi birçok türde olduğu gibi, bilinçli olarak bu şekilde isimlendirilmiştir. Birçok kitapta da Türkçe ismi Latinceden doğrudan alınarak “Lübnan meşesi” olarak kullanılmıştır. Doğu Anadolu, Batı Iran, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyinde doğal olarak yetişir. Bu alanlarda 700-2000 metre arasında saf bükler halinde ya da diğer türlerle karışık olarak bulunur. Dönemsel kuraklığa, soğuğa, kuru havalara, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır.
Palamut Meşesi (Quercus ithaburensis Decne. Subsp. macrolepis (Kotschy)


Hedge at Yalt.): Kırmızı meşe grubundan, 25 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli, kalın dallı bir orman ağacıdır. Güneydoğu Avrupa ve Ön Asya’da doğal olarak yetişir. Ülkemizde Batı ve Güneybatı Anadolu, Trakya ve İç Anadolu’da 50-1700 metre arasında bulunur. Bu alanda saf bükler oluşturduğu gibi diğer türlerle karışık ormanlarda kurar. En yaşlı ağaçlara tarlalarda rastlanır. Palamutları geçmişten bu yana hayvan ve insan yiyeceği olarak, kapçıkları ise deri sanayinde kullanılagelmiştir. Çoğu kez yapraklar, kışı dökülmeden üzerinde geçirir. Dönemsel kuraklığa, kuru havalara, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır.
İspir Meşesi (Quercus macranthera Fisch. Et Mey. Subsp. syspirensis (C. Kooh.) Menitsky):


Akmeşe meşe grubundan, ülkemize özgü, 7 metreye kadar boylanabilen küçük bir ağaçtır. Tipik bir Karadeniz ardı ağacıdır. 1000-2000 metre arasında yetişir. Bu iklimin etkisinin görüldüğü Erzurum, Sivas ve Tunceli gibi illerde de bulunur. Soğuğa direnci oldukça yüksektir.





Amerikan Meşesi (Quercus palustris Muenchh.):
Kırmızı meşe grubundan, 25 metreye kadar boylanabilen, silindirik gövdeli, piramidal tepeli bir orman ağacıdır. Vatanı Kuzey Amerika’nın Atlas sahilleridir. Nemli topraklardan, nehir vadilerinden hoşlanır. Hızlı büyür. Değeli bir süs bitkisidir. Yaprakları çok estetik ve sonbahar renklenmesi mükemmeldir.





Sapsız Meşe (Quercus petraea Lieb.):
Akmeşe meşe grubundan, 30 metreye kadar boylanabilen, dar tepeli bir ağaçtır. Marmara bölgesinde yetişen Quercus petraea Subsp. petraea, Kuzey Anadolu’da deniz seviyesinden 1600 m yükseklikler arasında yetişen Quercus petraea Subsp. iberica, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 1200-220 metre arasında yetişen Quercus petraea Subsp. pinnatiloba adlı 3 alt türü vardır. Yayılış alanında genelde saf bükler ya da geniş ormanlar halinde bulunur.


Doğu Karadeniz Meşesi (Quercus pontica C. koch.):
Akmeşe meşe grubundan, 5 metreye kadar boylanabilen küçük ağaç ya da çalıdır. Kafkasya ve Kuzeydoğu Türkiye’de 800-2100 metre arasında, küçük gruplar ya da münferit halde bulunur.



Tüylü Meşe (Quercus pubescens Willd.):
Akmeşe meşe grubundan, 20 metreye kadar boylanabilen yuvarlak tepeli bir ağaçtır. Trakya, Akdeniz ve Karadeniz ardı ormanlarda, Marmara ve Ege bölgelerinde, deniz seviyesi ile 1700 metre arası çok geniş bir alanda yetişir. Kurak yetişme yerlerinin ağacıdır. Bozkır sınırına dayanır. Yapraklar kışı dökülmeden üzerinde geçirir. Odunu yakacak olarak çok değerlidir.


Saplı Meşe (Quercus robur L.):
Akmeşe meşe grubundan, 40 metreye kadar boylanabilen geniş tepeli bir ağaçtır. Türkiye, Avrupa ve Kafkasya’nın tamamına yakınında yetişir (Resim 3.8.10). Taban suyu yüksek düzlükler, dağ etekleri ve dere kenarlarında küçük öbekler halinde ya da tek tek bulunur. Marmara bölgesi, Batı ve Orta Anadolu bölgesinde bulunan Quercus robur Subsp. Robur, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bulunan Quercus robur Subsp. pedunculiflora adlı 2 alt türü vardır.
















Kırmızı Meşe (Quercus rubra L.):
Kırmızı meşe grubundan, 25 metreye kadar boylanabilen, düzgün gövdeli bir ağaçtır. Kuzey Amerika’da yetişir. Toprak isteği diğer türe göre daha azdır. Hızlı büyür. Değeli bir süs bitkisidir. Yaprakları çok estetik ve sonbahar renklenmesi mükemmeldir.

Mantar Meşesi (Quercus suber L.):


20 metreye kadar boylanabilen her dem yeşil, kalın dallı, geniş tepeli bir ağaçtır. Kabuklarından elde edilen mantar için yetiştirilir. Odunu yakacak olarak, pelitleri ise hayvan yemi olarak kullanılır. Avrupa’nın güneyi ve Afrika’nın kuzeyinde doğal olarak yetişir. Dönemsel kuraklığa, yüksek sıcaklık değerlerine alışıktır. Makaslanabilir. Mükemmel bir süs bitkisidir.


Makrdonya Meşesi, Gerpelit (Quercus trojana Webb.):
Gerpelit (germese), kırmızı meşe grubundan, 20 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli bir ağaçtır. Ilıman yerlerde ya da ılıman kışın hüküm sürdüğü yıllarda yapraklarını tam dökmeyebilir. Balkanlarda çok yaygındır. Ülkemizde Batı ve Güneybatı Anadolu’da 300-1800 metre arasında yetişir.
Yalancı Tüylü Meşe (Quercus virgiliana Ten):

Akmeşe meşe grubundan, 15 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli bir ağaçtır. Güney ve Güneydoğu Avrupa’da kurak yetişme yerlerinde doğal olarak bulunur. Ülkemizde, Trakya, Batı ve Orta Karadeniz bölgelerinde 100-1150 metre arasında yetişir.

Kasnak Meşesi (Quercus vulcanica Kotschy.):

Akmeşe meşe grubundan, 30 metreye kadar boylanabilen, geniş tepeli bir ağaçtır. Sadece ülkemize özgüdür. Isparta, Afyon ve Konya, Kütahya illerinde 1300-1800 metre arasındaki yükseltilerde doğal olarak yetişir. Bu alanda yer yer saf bükler halinde ya da diğer türlerle karışık halde bulunur. Odunu oldukça değerlidir. Son derece estetik bir süs bitkisidir. Sonbaharda sararan yaprakları ile doyumsuz manzaralar oluşturur.


Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.