30.01.2016

Sulak Alan Mevzuatı

Global Bilgiler  /  at  03:25  /  No comments

Son yıllarda içerisinde sulak alanların insanlar ve tabii yaşam için öneminin ortaya çıkmasından sonra sulak alanların korunmasına yönelik ilgi ve çalışmalar artmaya başlamıştır. Sulak alanlar konusunda en önemli gelişme 2 Şubat 1971 tarihinde İran’ın Ramsar kentinde 18 ülkenin katılımı ile Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme imzalanması ve 1975 yılında sözleşmenin yürürlüğe girmesidir. Tüm dünyada ülkeler sulak alanlarını koruma için Ramsar Sözleşmesine taraf olmaya başlamışlar, bir yandan da kendi iç mevzuatlarını oluşturarak yürürlüğe koymuşlardır. Yarı kurak iklime sahip olan Ülkemiz de sulak alanların korunmasına yönelik yapılan çalışmaları yakından takip etmiştir.
Ramsar Sözleşmesinin oluşmasına sağlayan MAR Projesi kapsamında 1962-1971 yılları arasında yapılan tüm sempozyum ve çalıştaylara iştirak etmiş, hatta bu dönem içerisinde 1967 yılında Ankara’da uluslararası bir sempozyum gerçekleştirilmiştir. 1971 yılından itibaren sözleşmeye gözlemci ülke niteliğinde katılan Türkiye 1994 yılında Sözleşmeye taraf olarak sulak alanların korunması için çalışmalara başlamıştır. Geçen 19 yıl içerisinde Türkiye, sulak alanların korunması açısından önemli çalışmalar yapmış ve sulak alanların korunmasına dair mevzuatta da önemli mesafeler kaydetmiştir. Sulak alan mevzuatı uluslararası birçok bir çok düzenleme ve çok sayıda ulusal mevzuatla ilişkilidir. Bu kapsamda sulak alanlara dair mevzuat; uluslararası mevzuat, ulusal mevzuat ve yardımcı mevzuat olarak 3 bölümde incelenebilir.
  
1. Uluslararası Mevzuat
Sulak alanlar canlı türleri için yağmur ormanlarından sonra en önemli yaşam alanları olması sebebiyle doğa koruma alanında birçok uluslararası sözleşmenin kapsamına giren alanlardır. Bu çerçevede sulak alanlar Türkiye’nin taraf olduğu hemen hemen bütün doğa koruma sözleşmeleri içerisinde yer alan alanlardır. Türkiye’nin taraf olduğu ve sulak alanlarla ilgili olan uluslararası sözleşmeler:
Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması (Ramsar) Sözleşmesi
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
Kuşların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme
Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Ticaretinin Düzenlenmesine Dair Sözleşme
Avrupa Peyzaj Sözleşmesi
Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamının Korunması (Bern) Sözleşmesi
Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Dair Sözleşme (Barcelona Sözleşmesi)
Yaban Hayvanlarından Göçmen Türlerin Korunması (Bonn) Sözleşmesi (Türkiye taraf değil)
Yaban kuşlarının korunması direktifi (2009/409/EEC) (Kuş Direktifi, 1979)
Doğal ve yarı-doğal habitatların ve yabani flora-faunanın korunmasına dair direktif (92/43/EEC) (Habitat Direktifi, 1992)
Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi
Yukarıda adı geçen sözleşmelerin tamamı sulak alanlarda yaşayan türlerinde bulunduğu tür üzerine veya sulak alanları da içerden canlı türleri için önemli yaşama alanlarının korunmasına dair sözleşmelerdir. Ancak Ramsar Sözleşmesi yalnızca sulak alan üzerine çalışan ve sulak alan ekosistemlerini korumaya yönelik nev’i şahsına münhasır bir sözleşme olarak karşımız çıkmaktadır.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 5 Haziran 1992 tarihinde imzaya açılmış, dünyada 29 Aralık 1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde Sözleşme 29.08.1996 tarih ve 4177 sayılı Kanun ile onaylanmış ve 27.12.1996 tarih ve 22860 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, 14 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin amacı; biyolojik çeşitliliğin korunması, bu çeşitliliğinin unsurlarının sürdürülebilir kullanımı; genetik kaynaklar ve teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydıyla, bu kaynaklara gereğince erişimin ve ilgili teknolojilerin gereğince transferinin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımı olarak belirtilmektedir. Sözleşmeye göre biyolojik çeşitlilik;kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olduğu ekolojik kompleksler de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamındadır; türlerin kendi içindeki ve türler arasındaki çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği de buna dahildir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi dünyada üç “ilk”i içermektedir. Birincisi ilk kez biyolojik çeşitlilik tüm yönleriyle bu kadar kapsamlı olarak bir sözleşmede işlenmiştir. İkincisi ilk kez genetik kaynaklar uluslararası bir anlaşmada bağlayıcı yükümlülüklerle ele alınmıştır. Son olarak ilk kez biyolojik çeşitlilik insanoğlunun “ortak endişesi” olarak belirlenmiştir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde biyolojik çeşitlilik üç kategoride ele alınmaktadır: Türlerin sahip olduğu genetik çeşitlilik; tür çeşitliliği; ekosistem çeşitliliği.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi dışında pek çok çevre sözleşmesi bulunmaktadır. Ancak bunlar tehdit altında olduğu belirlenmiş türlerin ve alanların korunması amacına yönelik hazırlanmıştır. Doğal süreçlerin ve çevre sağlığının devamında ise her bir türün ve ekosistemin önemi vardır. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ülkelere kendi sınırları içindeki biyolojik çeşitlilik değerlerini ve doğal kaynaklarını belirleme, koruma ve sürdürülebilir bir şekilde kullanma sorumluluğu vermektedir. Sözleşmenin 6. Maddesi ile bu sorumluluk ulusal biyolojik çeşitlilik stratejisi ve eylem planlarını hazırlama, bu kapsamda önceliklerini belirleme ve uygulama yükümlülüğü ile kesinleştirilmiştir. İzleyen maddeler bu bağlamda izlenecek politikaları belirler: yerinde koruma, ex-situ koruma, sürdürülebilir kullanım, çevresel etki değerlendirme, araştırma, eğitim ve kamuoyu oluşturma. Sözleşmeye göre Akit Taraflar her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde in-situ ve ex situ olarak biyolojik çeşitliliğini korumakla yükümlüdür. Bu çerçevede sözleşmenin 8. Maddesi kapsamında; gerektiğinde, koruma alanlarının veya biyolojik çeşitliliğin korunması için özel tedbirler alınması icap eden alanların seçilmesi, tesis edilmesi ve yönetilmesi için kurallar geliştirmek ile biyolojik çeşitliliğin korunması için önemli olan biyolojik kaynakların korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, koruma alanları içinde olsun ya da olmasın, bu kaynakları düzenlemelere tabi tutacak veya yönetmek zorundadır. Dolayısıyla söz konusu sözleşme kapsamında sulak alanlar biyolojik çeşitliliğin korunması için korunması gereken alanlardır. Sözleşme kapsamında sulak alanlar için gerektiğinde özel koruma statüleri verilmesi ve sürdürülebilir kullanımı için yönetim planlarının yapılması gerekmektedir.
Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamının Korunması (Bern) Sözleşmesi
Bu Sözleşmenin amacı; yabani flora ve faunayı ve bunların yaşama ortamlarını muhafaza etmek, özellikle birden fazla devletin işbirliğini gerektirenlerin muhafazasını sağlamak ve bu işbirliğini geliştirmektir. Sözleşmeye taraf olan ülkelerin yapması gereken yükümlülükler;
Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir.
Her Âkit Taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile mücadele önlemleri alırken, yabani flora ve faunanın muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder.
 Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna ile bunların yaşama ortamlarının muhafazasının gerektirdiği eğitimi ve genel bilgi yayımını geliştirecektir.
Sözleşmeye göre taraf ülkelerin yaşam ortamlarını da koruması gerekmektedir. Bu çerçevede taraf ülkelerin yapılması gereken yükümlülükler;
Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna türlerinin yaşama ortamlarının, özellikle I ve II no.lu ek listelerde belirtilenlerin ve yok olma tehlikesi altında bulunan doğal yaşama ortamlarının muhafazasını güvence altına almak üzere, uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır.
 Âkit Taraflar, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken, önceki paragraf uyarınca korunan sahaların muhafaza gereksinimlerine, bu gibi yerlerin her türlü tahribattan uzak veya tahribatın mümkün olan en alt düzeyde tutulmasına özen göstereceklerdir.
Âkit Taraflar, II ve III nolu ek listelerde belirtilen göçmen türler için önem taşıyan ve kışlama, toplanma, beslenme, üreme veya tüy değiştirme yönünde göç yollarına uygun ilişki konumunda bulunan sahaların korunmasına özel dikkat göstermeyi kabul ederler.
Âkit Taraflar, bu maddede değinilen doğal yaşama ortamlarının korunması için bunların sınır bölgelerinde bulunması halinde, çabalarını uyumlu kılmak yönünden eşgüdüm sağlamayı taahhüt ederler.
Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan Ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES Sözleşmesi)
Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) 20 Haziran 1996 tarih ve 22672 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak, 22 Aralık 1996 tarihinde ülkemizde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin amacı, nesilleri uluslararası ticaret nedeniyle tehlike altına girmiş hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretinin, belirli kurallar dâhilinde yapılmasını sağlayarak dünyanın ortak malı olan biyolojik varlıkların sürdürülebilir kullanımının sağlanmasına katkı sağlamaktır. Sözleşme bu amaç doğrultusunda, Sözleşmeye taraf devletlerin sıkı işbirliği yapmasını gerektirmekte, ayrıca her bir üye devletin de kendi sınırları dâhilinde etkin bir kontrol mekanizması kurabilmesi için, ilgili kurumların koordinasyon yaparak çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Sözleşmenin amacı, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin neslinin devamını ve gelecek nesillere aktarımını sağlamak amacıyla, sürdürülebilir kullanımını temin etmek için, Sözleşme ekinde yer alan türlerin uluslararası ticaretinin belirli esaslar çerçevesinde yapılmasıdır. Bu doğrultuda, Sözleşme 3 ek listeye sahiptir. Bu listelerden;   Ek-I listesinde yer alan türlerin örneklerinin ticaretinin özellikle sıkı mevzuatlara tabii tutulması ve bu ticarete sadece istisnai durumlarda izin verilmesi zorunludur. Ek-II listesinde mutlak olarak tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olmamakla birlikte, nesillerinin devamıyla bağdaşmayan kullanımları önlemek amacıyla ticaretleri belirli esaslara bağlanan türler yer almaktadır. Ek-III listesinde ise taraflardan herhangi birinin, kullanımını önlemek veya kısıtlamak amacıyla kendi yetki alanı içinde düzenlemeye tabii tuttuğu ve ticaretinin denetime alınmasında diğer taraflar ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu belirttiği bütün türleri kapsamaktadır.
Kuşların Korunmasına Uluslararası Sözleşme (Paris Sözleşmesi)
Bazı kuş türlerini tehdit eden yok olama tehlikesi kavramış bulunan ve bazı kuş türlerinin de özellikle göçmen kuşların sayıca azalmasından endişe duyan, bilimsel bakış açısından, doğa ve her ulusun kendi ekonomisini koruma açısından ilke olarak bütün kuşların korunmasını göz önünde bulunduran uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşmeyi imzalayan hükümetler, 19 Mart 1902’de Paris’te imzalanan “Tarıma Faydalı Kuşların Korunmasına İlişkin Sözleşme”nin değiştirilmesi zorunluluğunu kabul etmişlerdir. Sözleşmenin sorumlu kuruluşu Birleşmiş Milletlerdir. İmzaya açılış yeri Paris, Fransa; tarihi ise 18 Ekim 1950’dir. Bu sözleşme Türkiye’de 01.12.1966 gün ve 797 sayılı yasa ile onaylanmıştır. Bakanlar Kurulu Kararının varlığına işaret eden bir kayıt olmamakla birlikte 17 Aralık 1966 tarih ve 12480 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış; 12 Eylül 1967 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme günümüzde aktif değildir.
Yaban Kuşlarının Korunması Direktifi (2009/147/EC) (Kuş Direktifi, 1979)
1981 yılının Nisan ayında yürürlüğe giren 2009 yılında da revize edilen Direktif; kuşların ticareti, nesli tehlike altındaki türlerin avlanmasının sınırlanması, yakalama ve avlama metotlarının düzenlenmesi ile yabani kuşların doğal ortamda olması gerektiği sayıda tutulmasının sağlanması konularında üye ülkelere yükümlülükler getirmektedir. 1.Madde’de kuşların, yumurtalarının, yuvalarını ve habitatlarının korunması, 4.Madde’de ise listede yer alan nesli tehlike altındaki türlerin habitatlarının korunması için Özel Koruma Alanlarının (SPA) oluşturulması üye ülkelerden talep edilmektedir. Doğal ve yarı-doğal habitatların ve yabani flora-faunanın korunmasına dair direktif (92/43/EEC) (Habitat Direktifi, 1992) Avrupa Birliği için önem arz eden fauna, flora ve doğal yaşam ortamlarının korunması ile ilgilidir. Temel olarak karada ve denizde bulunan nesli tehlike altındaki türlerin ve habitatların korunması için korunan alanlar ağının oluşturulmasını amaçlar. Koruma Özel Alanları(SAC) ağı Natura 2000 adını alır ve Kuş Direktifi’nde yer alan Özel Koruma Alanları’nı(SPA) kapsar. Direktif eklerinde habitat ve türlerin seçim kriterleri yer almaktadır. Bu direktif kapsamındaki doğal yaşam ortamlarının ve türlerin koruma statülerinin takip edilmesini sağlayacak bir sistem kurulmalıdır. 79/409 sayılı direktif (kuş direktifi) gereğince belirli flora ve fauna türlerinin korunması için genel bir sistem gereklidir; bununla beraber, eğer koruma statüsü garantiyi gerektiriyorsa, belirli koşulların kötüleşmesi olasılığı göz önünde bulundurularak, yönetim önlemlerinde söz konusu türler için belirli yakalama ve öldürme yöntemlerinin yasaklanmasını da içeren kısıtlamalar getirilmesi gerekir.
Ramsar Sözleşmesi (Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme)
Ramsar Sözleşmesi imzalandığı tarih itibariyle, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanılması ile ilgili imzalanan ilk, yalnızca bir habitat tipini korumak üzere odaklanan ve uygulanan tek uluslararası sözleşme niteliğindedir. 2013 Mart ayı itibariyle Sözleşmeye taraf 164 ülke ve 2.068 adet ilan edilmiş Ramsar Alanı bulunmaktadır. Ramsar Sözleşmesi diğer küresel çevre sözleşmelerinin aksine Birleşmiş Milletler yapısı altında yer almayan ancak Birleşmiş Milletler ile koordineli olarak çalışan bir sözleşme niteliğindedir. Sözleşme imzalandığı tarihte tam adı Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme’dir. İlk zamanlarda sözleşmenin kapsamı sadece su kuşları için öneme sahip sulak alanlar ile sınırlandırılmış iken, gelişen süreç içerisinde neredeyse tüm yapay veya doğal su kütlelerini içerecek şekilde genişletilmiştir. Sözleşmenin adında da değişiklik yapılarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması Hakkında Sözleşme olarak değiştirilmiştir. Ramsar Sözleşmesinin görevi; dünya genelinde sürdürülebilir gelişmeyi sağlamaya yönelik bir katkı olarak, yerel ve ulusal faaliyetlerle ile uluslararası işbirliği ile tüm sulak alanların korunması ve akılcı kullanımının sağlanması olarak belirtilmektedir. Dolayısıyla Sözleşme yalnızca koruma yapılması mantığı ile sulak alanlara bakmayan, koruma-kullanım dengesinin sağlanarak sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir çerçeve çizen doğa koruma sözleşmesidir. Ramsar felsefesinin merkezinde “akılcı kullanım” kavramı yer almaktadır. Sulak alanların akılcı kullanımından kasıt; sürdürülebilir kalkınma kapsamında ekosistem yaklaşımı uygulamaları ile sulak alanın ekolojik karakterinin korunmasının başarılmasıdır. Dolayısıyla “akılcı kullanım” ilkesinin merkezinde insanlar için sulak alanların ve su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı bulunmaktadır. Ramsar Sözleşmesi’ne taraf olan ülkeler 3 temel yükümlülüğü yerine getirmeyi kabul etmektedir. Bunlar;
Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesine (Ramsar Listesi) uygun sulak alanları eklemek, diğer bir deyişle en az bir adet sulak alanı Ramsar Alanı olarak ilan etmek.
Sulak alanları etkin bir şekilde yönetmek; ulusal arazi kullanım planlamalarında, uygun politika ve mevzuatta, yönetim faaliyetlerinde ve halkın eğitimine yönelik faaliyetler ile tüm sulak alanların, akılcı kullanımlarını sağlamak,
Sınır aşan sulak alanlar, ortak sulak alan sistemleri, ortak türler ve sulak alanları etkileyecek gelişme projelerinde uluslararası işbirliğini sağlamak
Yukarıda belirtilen hususlardan da anlaşılacağı üzere, Ramsar Sözleşmesi geçen yıllar içerisinde yalnızca su kuşlarına yönelik veya kuşların yaşam alanları ile ilgili bir sözleşme değil, doğrudan “su” ya yönelik bir sözleşme haline dönüşmektedir. Dünyada en fazla taraf ülke sayısına sahip uluslararası sözleşmelerden birisi olduğu da dikkate alınırsa, Ramsar Sözleşmesi’nin geleceğin “su” sözleşmesi olma ihtimali yüksektir. Türkiye, Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (Ramsar) Sözleşmesi’ne 30 Aralık 1993 tarihinde imza atmış olup, Sözleşme 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla 17.05.1994 tarihi ve 21937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girerek resmen sözleşmeye taraf olmuştur. 2013 yılı itibariyle 14 sulak alan Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir.
  
2. Ulusal Mevzuat
Sulak alanlarla ilgili ulusal mevzuat aşağıdaki gibi sıralanabilir:
15 Mart 1994 tarihli ve 94/5434 Sayılı Ramsar Sözleşmesi’ne taraf olunmasına dair Bakanlar Kurulu Kararı (17.05.1994 tarihi ve 21937 Resmi Gazete ile)
1993/1 Başbakanlık Genelgesi (11/01/1993 tarih ve 02209 sayı ile)
2872 sayılı Çevre Kanunu (5491 sayılı Kanunla değişik)
4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu
645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Kuruluş ve Teşkilatına Dair Kanun Hükmünde Kararname
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik
1. Sulak Alanlar Tebliği (28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
2. Sulak Alanlar Tebliği (05.04.1995 tarih ve 22249 sayılı Resmi Gazete)
3. Sulak Alanlar Tebliği (15.04.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi Gazete)
4. Sulak Alanlar Tebliği (09.02.2005 tarih ve 25722 sayılı Resmi Gazete)
5. Sulak Alanlar Tebliği (20.06.2009 tarih ve 27264 sayılı Resmi Gazete)
6. Sulak Alanlar Tebliği (31.01.2013 tarih ve 28545 sayılı Resmi Gazete)
15 Mart 1994 tarihli ve 94/5434 Sayılı Ramsar Sözleşmesi’ne taraf olunmasına dair Bakanlar Kurulu Kararı’nın 17.05.1994 tarihi ve 21937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile birlikte Ramsar Sözleşmesi metni sulak alanların korunmasına dair ülkemizde ki ilk yasal düzenleme olmuştur. Sulak alanlarla ilgili mevzuat çalışmaları Ramsar Sözleşmesine taraf olunması ile başlamakla birlikte, bu konuda en önemli adımlar 2002 yılında gerçekleşmiştir. 1994-2002 yılları arasında sulak alanların korunmasına dair yapılan çalışmalar 1993 yılında çıkarılan Başbakanlık Genelgesi içerisinde yer alan hükümlere dayanılarak yapılmakta idi. Genelge’de sulak alanların korunması, kirletilmemesi, yasadışı avcılık, saz kesimi ve yakılması ile sulak alanlarda yapılacak çalışmalarda mülga Çevre Bakanlığı ile koordinasyon halinde olunmasına dair 8 madde bulunmaktadır. Söz konusu Genel uygulama açısından yetersiz ve güçlü olmayan bir mevzuat olmasına rağmen geçiş sürecinde önemli bir boşluğu dolduran mevzuat olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak 2002 yılında Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesi ile sulak alanlar tam manasıyla bir mevzuata kavuşmuş, 2006 yılında yapılan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda yapılan revizyon ile Kanun içerisinde doğrudan sulak alanlara ilişkin öneli hükümler getirilerek mevzuat bakımından güçlü bir hale gelinmiştir.
2872 Sayılı Çevre Kanunu (5491 Sayılı Kanun’la Değişik)
2006 yılında Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklik ile sulak alan tanımı ilk kez kanun kapsamında tanımlanmıştır. Kanun’da sulak alan; “Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri” olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu tanım Ramsar Sözleşmesinden alınması nedeniyle geniş kapsamlı bir tanım olarak eleştirilere maruz kalsa da, tanım içerisinde yer alan “canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan” ve “ekolojik açıdan sulak alan kalan” ifadeleri ile esasen hangi alanların sulak alan olduğu açıklanmaktadır. Dolayısıyla Kanun her su birikintisini sulak alan olarak tanımlamamakta, bitki ve hayvan türleri için önemli habitatları sulak alan olarak nitelemektedir. Çevre Kanunu’nun 9. Maddesi genel olarak doğa korumaya yönelik hükümlerden oluşmakla birlikte (a), (c) ve (e) bentleri sulak alanlarla ilişkilidir. Kanun’un 9. Maddesi (a) bendinde; “Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm ile biyolojik çeşitliliği barındıran en önemli ekosistemlerden biri olan sulak alanların korunmasının gerekli olduğu, sulak alanların koruma ve kullanım esaslarını belirleyen planlama aşamasında ilgili diğer kurumlarla birlikte çalışılması gerektiği belirtilmektedir. Kanun’un 9. Maddesi (c) bendinde; “Ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her tür ölçekteki plânlarda gösterilmesi zorunludur. Koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan alanlar, plân kararı dışında kullanılamaz” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm ile ilan edilmiş Ramsar Alanları’ nın gerek çevre düzeni planlarında gerekse ilgili diğer fiziki planlarda korunan alan olarak gösterilmesi kanunen zorunlu hale gelmiştir. Kanun’un 9. Maddesi (e) bendi sulak alanlarla ilgili en önemli hükümleri içermektedir. Burada; Sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır. Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir. “Sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükümleri bulunmaktadır. Bu hüküm ile sulak alan kaybının önüne yasal olarak geçilmiştir. Sıtma, tarla açma, yol geçirme vb. sebeplerle sulak alanların kurutulması veya doldurulması yasaklanmış, Kanuna aykırı davrananlara sulak alanları eski haline getirmesi zorunlu kılınmıştır. Ayrıca maddenin son fıkrası ile sulak alanlar konusunda bir yönetmelik yapılmasının yasal dayanağı oluşturulmuştur. Çevre Kanunu’nun 9 (e) maddesi Ülkemizde sulak alanların sigorta görevini üstlenmesi sebebiyle çok önemli ve güçlü bir mevzuat niteliğindedir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 20 nci maddesi idarî nitelikteki cezaları düzenlemekte ve (k) bendinde; “Bu Kanun’un 9 uncu maddesinin (a) bendinde belirtilen hususlara aykırı olarak biyolojik çeşitliliği tahrip edenlere, (d) bendi uyarınca ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı davrananlara ve (e) bendinin ikinci paragrafı uyarınca sulak alanlar için yönetmelikle belirlenen koruma ve kullanım usûl ve esaslarına aykırı davrananlar ile (f) bendinde belirlenen esaslara ve yasaklamalara aykırı davrananlara 20.000 Türk Lirası, (e) bendinin birinci paragrafına aykırı davrananlara 100.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca (l) bendi gereği bu Kanun’un ek 1 inci maddesinin (c) bendine aykırı olarak anız yakanlara her dekar için 20 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskûn mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat artırılır.” hükmü bulunmaktadır.
4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu
Kara Avcılığı Kanunu sulak alanın resmi olarak tanımlandığı mevzuat kapsamında yer alan bir kanundur. Kanun’un 4. maddesi 4 paragrafında; “Av ve yaban hayvanlarının beslenmesine, barınmasına, üremesine ve korunmasına imkân veren doğal yaşama ortamları zehirlenemez, sulak alanlar kirletilemez, kurutulamaz ve bunların doğal yapıları değiştirilemez.” hükmü bulunmaktadır. 2872 sayılı Çevre Kanunu ile birlikte bu hüküm sulak alanların korunması bakımından yasal anlamda çok kuvvetli bir düzenlemeye sahip olunmuştur.
645 Sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Kuruluş ve Teşkilatına Dair Kanun Hükmünde Kararname
2011 yılında yapılan kurumsal deşiklik ile Çevre ve Orman Bakanlığı ikiye ayrılmış olup, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurulmuştur. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 645 sayılı KHK ile sulak alanlarla ilgili çalışmaları yürütmekle görevlendirilmiştir. Bu çerçevede KHK’nın 8. Maddesinde 1. (a) bendinde Genel Müdürlüğün görevleri arasında: “Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanların ayrılması, korunması, planlanması, düzenlenmesi, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek.” hükmü bulunmaktadır. Aynı fıkranın (c) bendinde; “Yaban hayatı ve kara av kaynakları ile orman içi su kaynakları, dere, göl, gölet ve sulak alanların ve hassas bölgelerin korunması, geliştirilmesi, kara avcılığının düzenlenmesi, av kaynaklarının işletilmesi ve kontrolü ile ilgili her türlü etüt, envanter, planlama, projelendirme, uygulama ve izlemeye ilişkin iş ve işlemleri yapmak veya yaptırmak, bu hizmetlerle ilgili tesisleri kurmak veya kurdurmak.” hükmü bulunmaktadır. Kanun Hükmünde Kararname’nin 30. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan; “Mevzuatta bu Kanun Hükmünde Kararname ile Orman ve Su İşleri Bakanlığına devredilen birimlerle ilgili görevler nedeniyle Çevre ve Orman Bakanlığına yapılmış olan atıflar Orman ve Su İşleri Bakanlığına, Çevre ve Orman Bakanına yapılmış olan atıflar Orman ve Su İşleri Bakanına yapılmış sayılır.” Hüküm ile mevcut mevzuatta sulak alanlarla ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı’nda bulunan yetki ve sorumluluk Orman ve Su İşleri Bakanlığına devredilmiştir. Dolayısıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü sulak alanların korunması, geliştirilmesi, rehabilitasyonu, restorasyonu, koruma bölgeleri ve yönetim planlarının hazırlanması gibi tüm iş ve işlemlerden sorumlu ve yetkili kurum niteliğindedir
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul Ve Esaslara Dair Yönetmelik
19 Temmuz 2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik korunan alanların ilanına dair düzenleme getiren bir mevzuattır. Yönetmeliğin 20. Maddesinin (a), (c) ve (ç) bentleri gereğince orman rejimi dışarısında kalan sulak alanların Ramsar Alanı olarak tescil edilmesi ve sulak alan koruma bölgelerinin onaylanması Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. Orman rejimi içerisinde kalan sulak alanların koruma bölgelerinin tescil edilmesi ve Ramsar Alanı olarak ilan edilmesinde ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkili kurum niteliğindedir.
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ilk kez 30 Ocak 2002 tarih ve 24656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin amacı uluslararası öneme sahip olsun veya olmasın tüm sulak alanların korunması, geliştirilmesi ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemektir. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile önemli bir adım atılmış, sulak alanlarla ilgili koruma ve kullanım ilkeleri, koruma bölgelerinin tespiti ve uygulama esasları, Ramsar Alanlarının ilan süreci ve Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun göreve ve çalışma usulleri belirlenmiştir. Yönetmelik ile oluşturulan Ulusal Sulak Alan Komisyonu gerek sulak alanlarla ilgili, gerekse doğa koruma başlığı altında ilgili tüm kurumlardan oluşan ilk ve tek komisyon niteliğindedir. Komisyon sulak alanlarla ilgili konulara dair karar alan, sulak koruma bölgeleri ve sulak alan yönetim planlarına görüş vermektedir. Ayrıca sulak alanlarda koruma bölgeleri uygulaması da 2002 yılında yürürlüğe giriş olup, koruma bölgeleri ile sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımı sağlanmaktadır.
Ülkemizde uygulanan doğal alan koruma mantığını değiştiren bir yapı ile Mutlak Koruma Bölgesi, Sulak Alan Koruma Bölgesi, Ekolojik Etkilenme Bölgesi ve Tampon Bölge olmak üzere 4 farklı zondan oluşan koruma bölgeleri kademeli olarak korumaya sağlamakla birlikte yasakçı bir zihniyet yerine sürdürülebilir kullanımı destekleyen bir sistem olarak yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde doğa koruma alanında çalışan kurum ve birimler arasında arazi üzerinde tüm ilgi grupları ile birlikte sınırları tespit edilerek yürürlüğe giren tek korunan alan sınırları Sulak Alan Koruma Bölgeleri’dir. Sulak Alan Koruma Bölgeleri, Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun teknik heyeti ile birlikte sulak alanın bulunduğu belediye başkanlığı, tapu-kadastro müdürlüğü, sivil toplum örgütleri ve ilgili üniversitelerden akademisyenlerin katılımı ile gerçekleşmektedir. Yönetmeliğin ilk yayım tarihi olan 2002 yılı ile 2012 yılları arasında 41 adet sulak alanın koruma bölgeleri tespit edilerek yürürlüğe girmiştir (Tablo 4.1)  
Tablo 4.1 Onaylanan Sulak Alan Koruma Bölgeleri
Manyas Gölü(Balıkesir 2003)
Uluabat Gölü (Bursa, 2003)
Metruk Tuzlası (Muğla 2004)
Gediz Deltası (İzmir 2005)
Çavuşcu Gölü (Konya 2006)
Hürmetçi Sazlıkları (Kayseri 2006)
Erzurum Bataklıkları (Erzurum 2006)
Burdur Gölü (Burdur 2006)
Kocaçay Deltası (Bursa 2007)
Gönen Çayı Deltası (Balıkesir 2007)
Yumurtalık Lagünleri(Adana 2007)
Beyşehir Gölü (Konya-Isparta 2007)
Palas Gölü (Kayseri 2007)
Akşehir- Eber Gölleri (Afyonkarahisar-Konya 2007)
Ekşisu Sazlıkları (Erzincan 2007)
Gölbaşı Gölleri (Adıyaman 2007)
Göksu Deltası (Mersin 2008)
Göl Marmara (Manisa 2008)
Salda Gölü (Burdur 2008)
Eğirdir Gölü (Isparta 2008)
Karkamış-Birecik (Şanlıurfa 2008)
Ereğli Sazlıkları (Konya 2008)
Meriç Deltası (Edirne 2008)
Yüksekova Sazlıkları (Hakkari 2008)
Yeşilırmak Deltası (Samsun 2008)
İzmit Körfez Sulak Alanı (Kocaeli 2008)
Kuyucuk Gölü (Kars 2009)
Acarlar Longoz Ormanı (Sakarya 2009)
Putka Gölü (Ardahan 2009)
Yeniçağ Gölü (Bolu 2009)
Küçük Menderes Deltası (İzmir 2009)
Seyfe Gölü (Kırşehir 2010)
Hazar Gölü (Elazığ 2010)
Karakuyu Sazlıkları (Afyonkarahisar 2010)
Gökgöl-Işıklı Gölleri (Denizli 2010)
Efteni Gölü (Düzce 2012)
Tödürge Gölü (Sivas 2012)
Ulaş Gölü (Sivas 2012)
Kozanlı-Gökgöl (Konya 2012)
Balıkdamı Gölü (Eskişehir 2012)
Akyatan Tuzla Lagünleri (Adana 2012)
Özellikle son beş yılda tespit edilen koruma bölgelerinde önemli bir artış gerçekleşmiş olup 2007 yılında Ulusal Sulak Alan Komisyonunca onaylı 16 sulak alan koruma bölgesi varken, 2012 yılı sonunda 41’e yükselmiştir. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği 17.05.2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak tekrar düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile Yönetmeliğin Ek-1 ve Ek-2 listeleri yürürlüğe girerek sulak alanların çevresinde yapılması planlanan faaliyetler kontrol altına alınmıştır. Yönetmeliğin Ek-1 Listesinde yer alan faaliyetlerin sulak alan koruma bölgeleri içerisinde yapılmasına yasak getirilmiş olup, Ek-2 Listesinde yer alan faaliyetler ise Bakanlığın iznine tabii olmuştur. Bu uygulama sulak alanların çevresinde tehlikeli kimyasal içeren, gayri sıhhi müessese niteliğine sahip tesislerin kurulmasını engelleyerek su kaynaklarımızın kirlenmemesini sağlamıştır. Öte yandan daha az kirletici özelliğe sahip, tehlikeli kimyasal içermeyen faaliyetlerin yapımına müsaade edilerek sulak alan çevresinde yaşayan halkın istihdam açısından sorun yaşamaması sağlanmıştır. Yönetmelik zaman içinde duyulan ihtiyaçların sonucunda 26/08/2010 tarih 27684 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak ikinci bir revize yapılmıştır. Bu revizyon ile yapılan en önemli değişiklik Yönetmelik içerisinde akarsularla ilgili doğrudan tanımların ve yalnızca akarsularla ilgili uygulama esasları olmasıdır. Bu revizyon ile dursun su tipindeki sulak alanlarla akış halinde bulunan sulak alanlarda uygulama metotları ayrılarak akarsulara özel hükümler getirilmiş olup, akarsularda uygulama karışıklığının önüne geçilmiştir. Yönetmelik önceki halinde yalnızca yönetim planı yapılan sulak alanların bulunduğu illerde Yerel Sulak Alan Komisyonu kurulması gerekmekte iken, 2010 yılında yapılan değişiklik ile 81 ilde Yerel Sulak Alan Komisyonu kurulması zorunluluğu getirilmiştir. Bu sayede tüm illerde sulak alanlarla ilgili farkındalık yaratılması sağlanmakla birlikte sulak alanlarla ilgili daha etkin ve yerinden yönetimi sağlayan bir yapı oluşturulmuştur. Ayrıca son yapılan değişiklikler ile Ek-1 ve Ek-2 Listeleri güncelleştirilerek daha kapsamlı hale getirilmiştir. Böylece listeler, faaliyet bazında daha kapsamlı hale getirilmiş hem de diğer çevre mevzuatı ile uyumlu hale getirilmiştir.
Sulak Alan Yönetim Planları
Bakanlığımızca 1999 yılından bu yana Ramsar Sözleşmesinin “sulak alanların akılcı kullanımı” kapsamında Sulak Alan Yönetim Planları hazırlanmaktadır. Sulak alan yönetim planı, o alanın bir nevi anayasası niteliğinde olup, sulak alanın genel koruma kullanım ilkelerini belirlemekle birlikte, sulak alanların sorunlarının çözümüne yönelik katılımcı bir yaklaşım ile tüm ilgi gruplarına çeşitli ödevler veren faaliyetleri içermektedir. Sulak alan yönetim planları dinamik bir yapıya sahip olup, beş yılda bir tekrar gözden geçirilerek güncellenmektedir. Bu çerçevede alanda olabilecek yeni sorun veya tehditlere karşı alınacak önlemler plana girmekte, plan içerisinde gerçekleştirilen ve artık gerek duyulmayan faaliyetlerin ayıklanması sağlanmaktadır. Bakanlığımızca 1999-2012 yılları arasında 23 adet sulak alan yönetim hazırlanarak Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun uygun görüşü ile yürürlüğe girmiştir. Bu planlar:
01. Göksu Deltası (Mersin 1999),
02. Manyas Gölü (Balıkesir 2003),
03. Uluabat Gölü (Bursa 2003),
04. Gediz Deltası (İzmir 2007),
05. Kızılırmak Deltası ( Samsun 2008),
06. Akşehir-Eber Gölleri (Afyon-Konya 2008),
07. Sultan Sazlığı (Kayseri 2008),
08. Yumurtalık Lagünü (Adana 2008),
09. Eğirdir Gölü (Isparta 2008),
10. Burdur Gölü (Burdur 2008),
11. Acarlar Gölü Longoz Ormanı (Sakarya, 2009)
12. Hazar Gölü (Elazığ, 2010)
13. Gökgöl-Işıklı Gölleri (Denizli, 2010)
14. Karakuyu Sazlıkları (Afyonk., 2010)
15. Seyfe Gölü (Kırşehir, 2010)
16. Kuyucuk Gölü (Kars, 2010)
17. Efteni Gölü (Düzce 2012)
18. Tödürge Gölü (Sivas 2012)
19. Ulaş Gölü (Sivas 2012)
20. Kozanlı-Gökgöl (Konya 2012)
21. Hürmetçi Sazlıkları (Kayseri 2012)
22. Balıkdamı Gölü (Eskişehir 2012)
23. Akyatan ve Tuzla Lagünleri (Adana 2012)
Özellikle son beş yılda sulak alan planlamasında önemli mesafeler kaydedilmiş, geçmiş yıllara nazaran çok daha yoğun çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
Ulusal Sulak Alan Stratejisi
Sulak alanların korunması ve akılcı kullanımı ile ilgili en büyük araçlardan biri de stratejidir. Türkiye, sulak alanlar ile ilgili ilk stratejisini 2002 yılında hazırlamış ve 2003 yılında uygulamaya koymuştur. 2003-2008 Ulusal Sulak Alan Stratejisi ile anılan ilk stratejide Ramsar Sözleşmesi Sekreteryasınca hazırlanan Ramsar stratejisinden yararlanılmıştır. 2009 yılında mevcut strateji gözden geçirilmiş ve ulusal ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak 2011-2015 Ulusal Sulak Alan Stratejisi hazırlanmıştır. İlk stratejinin bir eylem planı olmadığı için stratejinin uygulanmasında sıkıntılar çekildiği için hazırlanan bu yeni stratejide eylem planına da yer verilmiştir. 2011-2015 Ulusal Sulak Alan Stratejisi kapsamında 8 konu başlığında toplam 34 Faaliyet Hedefi ve 96 Faaliyet belirlenmiştir.
1. Sulak Alanlarda Envanter, Değerlendirme ve İzleme Sulak alan envanterinin hazırlanması, 135 UAÖSSA Listesinin güncellenmesi, Ulusal Kırmızı liste, Sulak alanların ekolojik açıdan izlenmeleri gibi konuları içeren 7 Faaliyet Hedefi ve 26 faaliyetten oluşmaktadır.
2. Politikalar ve Yönetim Araçları Sulak alanlarda akılcı kullanım prensibinin Ulusal kalkınma planında yer alması, sulak alan yönetim planlarının etkinleştirilmesi, YSAK etkinleştirilmesi, yeni Ramsar alanlarının ilan edilmesi, koruma bölgelerinin yaygınlaştırılması gibi konuları içeren 8 Faaliyet Hedefi ve 15 faaliyetten oluşmaktadır.
3. Sektörel Baskılar Sulak alanlarda Tarım, Turizm, Madencilik, Enerji gibi sektörlerin olası baskılarının azaltılmasına yönelik konuları içeren 6 Faaliyet Hedefi, 14 faaliyetten oluşmaktadır.
4. Sulak Alanlar Konusunda İletişim, Eğitim, Katılımcılık ve Bilinçlendirme (İEKB) Ulusal İEKB stratejisinin hazırlanması, Dünya Sulak Alanlar Gününün ülke çapında yaygınlaştırılması, sulak alanların ve stratejinin tanıtılması, ulusal sulak alan merkezinin kurulması gibi konuları içeren 5 Faaliyet Hedefi ve 22 faaliyetten oluşmaktadır.
5. Restorasyon Ve Rehabilitasyon (İyileştirme ve Geri Kazanım) Ekolojik karakteri bozulmuş sulak alanlar ve ilişkili habitatlarda ekolojik iyileştirme çalışmaları konusunda 1 Faaliyet hedefi ve 2 faaliyetten oluşmaktadır.
6. İklim Değişikliği ve Sulak Alanlar İklim değişikliği ile sulak alanlar arasındaki ilişki ile ilgili 2 Faaliyet Hedefi ve 6 faaliyetten oluşmaktadır.
7. Kurumsal Kapasite Merkez ve taşra teşkilatının güçlendirilmesi ve bu konuda çalışan diğer kurumlarla işbirliğinin geliştirilmesi konularını içeren 2 Faaliyet Hedefi ve 6 Faaliyetten oluşmaktadır.
8. Stratejinin Uygulanması, İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Stratejinin USAK üyesi kurum ve kuruluşlarca uygulanması, stratejinin izlenmesi gibi konuları içeren 3 Faaliyet Hedefi ve 5 faaliyetten oluşmaktadır.
Ramsar Alanlarının Belirlenmesi Kriterleri
Ramsar Sözleşmesinin4 ve 6. Taraflar Konferansında ilk olarak konulan bu kriterler, 7 ve 9. Taraflar Konferansında yenilenerek aşağıdaki durumunu almıştır. Kriterler Sözleşmenin 2.1 maddesinde Ramsar Alanlarının belirlenmesine rehberlik etmektedir. Bir sulak alanın Ramsar Alanı olabilmesi için aşağıda tanımlanan 9 kriterden en az birini karşılaması yeterlidir..
Grup A Kriteri: temsilci, az bulunan veya benzersiz olan sulak alan türleri
1.         Kriter: Eğer bir sulak alan bulunduğu biyocoğrafik bölgede temsilci, az bulunan veya benzersiz bir doğala yakın veya doğal bir sulak alan örneği ise Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
Grup B Kriteri: Biyolojik Çeşitliliğin Korunması için önemli olan sulak alanlar
Türler ve ekolojik ilişkiler ile ilişkili kriterler:
2.         Kriter: Eğer bir sulak alan; hassas, nesli tehlike altında olmaya yakın veya olan türleri veya ekolojik ilişkileri destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak alan olmalıdır.
3.         Kriter: Eğer bir sulak alan; belirli bir biyocoğrafik bölgedeki biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilmesi açısından önemli olan bitki ve/veya hayvan türlerini destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
4.         Kriter: Eğer bir sulak alan; hayat döngülerinin kritik safhalarındaki bitki ve/veya hayvan türlerini destekliyorsa veya elverişsiz koşullarda onlara barınak oluşturuyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
Su kuşları için özel kriterler:
5.         Kriter: Eğer bir sulak alan; düzenli olarak 20.000 veya daha fazla su kuşunu destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır. 6.         Kriter: Eğer bir sulak alan; düzenli olarak bir su kuşu türü veya alt türlerinin popülasyonlarının bireysel olarak %1’ini destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
Balıklar temelinde özel kriterler:
7.        Kriter: Eğer bir sulak alan; kayda değer oranlarda yerli balık alt türleri, türleri veya aileleri, küresel biyolojik çeşitliliğe katkıda bulunmak sureti ile sulak alan yararları ve/veya değerlerini temsil eden popülasyonlar ve/veya etkileşimler gösteren türleri, tarihi yaşamsal döngüleri destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
8.        Kriter: Eğer bir sulak alan; balıklar için önemli bir besin kaynağı, yumurta dökme alanı, üreme yeri ve /veya göç yolu üzerinde olan bir alansa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
Diğer türler için özel kriterler:
9.       Kriter: Eğer bir sulak alan; sulak alana bağımlı kuş harici hayvan tür veya alt türlerinden bir tanesinin popülasyonlarının bireysel olarak %1’ini düzenli olarak destekliyorsa Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olmalıdır.
 Dünyadaki Ramsar alanları, uluslararası öneme sahip sulak alan olarak tanımlanmaktadır. Ancak bizim ülkemizde Ramsar alanı ve uluslararası öneme sahip sulak alan tanımı ayrı tanılanmışlardır. Ülkemizde yapılan uygulamaya göre, Ramsar kriterlerinden en az birini karşılayan alanlar Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olarak tanımlanmaktadır. Bu alanlar arasında Resmi Gazetede yayımlanarak Ramsar listesine ekletilen alanlar ise Ramsar Alanı olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, 9 Ramsar Kriterinden en az birini karşılayan 135 Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan vardır. Bu alanlardan 14’ü Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir. 
 Sulak Alanlar
Tebliğler
Sulak alanlara dair bugüne kadar yapılan 6 tebliğ Ramsar Alanı olarak ilan edilen sulak alanlarla ilgili olup, 1994-2013 yılları arasında 14 sulak alanımız Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir. Bu alanlar;   Ramsar Alanları
Göksu Deltası (Mersin, 28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
Manyas Gölü (Balıkesir, 28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
Burdur Gölü (Burdur, 28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
Seyfe Gölü (Kırşehir, 28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
Sultan Sazlığı (Kayseri, 28.05.1994 tarih ve 21943 sayılı Resmi Gazete)
Uluabat Gölü (Bursa, 15.04.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi Gazete)
Gediz Deltası (İzmir, 15.04.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi Gazete)
Kızılırmak Deltası (Samsun, 15.04.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi Gazete)
Akyatan Lagünü (Adana, 15.04.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi Gazete)
Yumurtalık Lagünü (Adana, 09.02.2005 tarih ve 25722 sayılı Resmi Gazete)
Meke Maarı (Konya, 09.02.2005 tarih ve 25722 sayılı Resmi Gazete)
Kızören Obruğu (Konya, 09.02.2005 tarih ve 25722 sayılı Resmi Gazete)
Kuyucuk Gölü (Kars, 20.06.2009 tarih ve 27264 sayılı Resmi Gazete)
Nemrut Kalderası (Bitlis, 31.01.2013 tarih ve 28545 sayılı Resmi Gazete)
Yardımcı Mevzuat
2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile ilan edilen Doğal Sit Alanları, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ile ilan edilen korunan alanlar, 383 sayılı KHK ile ilan edilen “Özel Çevre Koruma Alanları” ve 1380 sayılı “Su Ürünleri Kanunu” kapsamında kalan sulak alanların korunması için gerekli çalışmalar ilgili kurumlarca yapılmaktadır.
Çevre Mevzuatı ve Uygulamaları: www.cevreonline.com
http://www.turkiyesulakalanlari.com/mevzuat/

Share
Posted in: Posted on: 30.01.2016

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.