24.01.2016

Sulak-bataklık ve turba alanların ağaçlandırılması veya korunması

Global Bilgiler  /  at  01:08  /  No comments


1971 yılında birçok ülke tarafından imzalanan ve sulak alanların korunması yönünde atılmış önemli bir adım olarak kabul edilen Ramsar Sözleşmesi’ne Türkiye 1993 yılında imza atmıştır. Sözleşmede sulak alan; “doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün sular, bataklık, sazlık ve türbiyeler” olarak tanımlanmaktadır (Anon 2011c; Anon 2011d). Ayrıca sözleşmenin 2. Maddesi gereği “içme, kullanma ve sulama suyu temini ile elektrik üretimi amacıyla yapılan baraj ve gölet gibi su yapıları” sulak alan kavramı içerisine alınmıştır (Anon 2011e; Anon 2011f).

Sulak alanların Antartika dışında tüm dünyada geniş yayılış alanları bulunmaktadır. Kara yüzeylerinin yaklaşık %3’ü sulak alandır. Kaybolan sulak alanların alanı ise bilinmemektedir. Derinliği 0,30 m’den fazla olan turba alanlar ise dünyada 450 milyon ha alan kapsamaktadır (Kivinen ve Pakarinen 1981). Turba alanlar Finlandiya, diğer İskandinavya ülkeleri, Rusya, Kanada ve Kuzey Amerika’da yaygındır. Finlandiya diğer İskandinavya ülkeleri ve Rusya turba alanlarda daha verimli orman yetiştirmek amacıyla  yaygın drenaj çalışmaları yapmaktadır.

Türkiye için ağaçlandırmalar bakımından sulak alanları sulak-bataklık alanlar ve turba alanları olarak gruplamak uygun olur. Türkiye’nin çeşitli yörelerine dağılmış olan turbalıkların kapladığı alan 25 300 ha’dır (Çolak ve Ark 2011, Günay ve Ark. 2011). Bu alanlar korunmalı ve ağaçlandırma çalışmalarına konu olmamalıdır. Türkiye’deki sulak- bataklık alanlar için aşağıdaki örnekler verilebilir.

Tarsus-Karabucak, Çarşamba Ovası ve Menemen Ovası gibi sahil kesimlerinde tuzlu bataklıklar vardır. Konya ve Kayseri illerindeki çok geniş düzlüklerde organik maddece zengin subasar alanlar bulunmaktadır. Kırklareli-Demirköy-İğneada’da zengin türlerle subasar (Longoz) ormanlar bulunmaktadır (Kavgacı 2007). Elmalı-Avlan gölü subasar alanlar içindedir. Türkiye’deki örnekleri çoğaltabiliriz. Bunlar yanında özellikle tarım arazisi kazanmak için direne edilen geniş subasar alanlar yok edilmiştir.

Ülkemizdeki sulak- bataklık alanlarda da koruma esas olmalıdır. Sadece tahrip edilmiş sulak alan bitkilerinin doğal bitkisel onarım çalışmaları ile alana yeniden getirilmesi amaçlanmalıdır. Bu konuda Süleymaniye- Dişbudak Ormanı’nda olduğu gibi uygun hızlı gelişen tür veya klasik ağaçlandırmaların yapılabileceği alanlarda aynı türle üretime dönük ağaçlandırmalar yapılabilir.

Bataklık alanlar ekosistem çeşitliliğine katkı yapar. Su akışının kontrolü, su kalitesi ve kısmen odun üretimi açılarından önemlidir. Kapladığı alanlarda karasal ve sucul bitki habitatları yer alabilmektedir. Bataklık alanlarda entansif yönetim, ekstansif yönetim, çok amaçlı yönetim, koruma amaçlı yönetim, iyileştirme amaçlı yönetim şekilleri kullanılabilmektedir (Calhoun 1999). Odun veya ikincil ürünler elde etmek amacıyla işletilen bataklık ormanları biyolojik çeşitliliği koruyacak şekilde yönetilmelidir. İşletme amaçları ile koruma amaçları bağdaştırılmalıdır.

Geçmiş yıllarda dünyada ve ülkemizde yapılan sulak alan bitkilendirmelerinde, ağırlıklı olarak alanın daha verimli hale getirilmesi amaçlansa da günümüzde bu alanların korunması ve biyolojik çeşitliliğinin devam ettirilmesi yaklaşımları daha fazla kabul görmektedir.

Uygun ortamlardaki sulak- bataklık alanların ağaçlandırılmasında, kuzey ülkelerde turba alanların ağaçlandırılmasında drenaj çalışmaları uygulanabilir. Fazla su bulunduran sulak- bataklık alanların ağaçlandırılmasında uygun bir drenaj sisteminin kurulması gerekebilir. Drenaj sistemi kurulurken hendekler eş yükselti eğrilerine paralel, tercihen %0.25-3 eğimli olarak açılmaktadır. Hendek kesitlerinin en az 0.5 m genişlik ve 1.0 m derinlikte olması, toplayıcı kanallar arasındaki mesafenin ise kumlu-hafif topraklarda 20-25 m, killi topraklarda kil oranına göre daha dar olması önerilmektedir. Ancak bazı hafif topraklarda drenaj hendekleri arasındaki uzaklık daha fazla olabilir. Drenaj sisteminin planlanması toprak yapısı, eğimi ve benzeri koşullara göre kararlaştırılır. Drenaj hendekleri arasındaki mesafe az eğimli turba alanlarında 25 m, bazı mineral topraklarda 100 m olabilmektedir  (Savill ve Ark 1997).

Tür seçimi

 Durgun su ile kaplı alanlar fizyolojik olarak kuraktır. Sulak- bataklık alanlarda yetişen birçok ağaç türü bu oluşuma uyum sağlamıştır. Örneğin bataklıkta yetişen bitkilerin ve ağaçların kökleri; ikisi metabolik, birisi anatomik olmak üzere üç tolerans mekanizması geliştirmiştir (savill ve Ark 1997; Couttus ve Philipson’a atfen).
·       Toprakta üretilen maddelerin zehirli konsantrasyonlarına tolerans.
·       Zehirli olmayan ürünler üretebilmek için oksijensiz solunuma adaptasyon.
·       Oksijenli solunumu sürdürebilmek ve kök yayılış alanı içindeki zehirli maddeleri okside etmek için içsel oksijen taşınması.
Bazı türlerde oksijen gövde, kök ve yapraklardan alınmaktadır. Ancak çoğu odunsu bitkilerde gövde tabanındaki veya havalanan üst toprak horizonlarında yayılan köklerdeki lentiseller daha önemli oksijen alım organlarıdır. Sulak topraklarda lentiseller taban suyu üstünde yer alan toprak kısmındaki köklerde çoğalmaktadır. Bataklıklara uyum için ağaçlarda başka anatomik modifikasyonlar da oluşabilmektedir (Savill ve Ark. 1997).

Bataklıkların organik maddelerini ayrıştıran organizmalar, yüksek bitkilerin köklerinin işlev yaptığı suyun oksijenlerini sömürürler. Bu nedenle bataklıkta büyüyen ağaçlar köklerini ancak 5-10 cm derine salabilir ve alttaki tabaka kaya tabakalarına benzer şekilde köklerin derine inmesini engelleyici geçirimsizlik etkisi yapar. Bu durum sadece suyun çok yavaş hareket ettiği yerlerde görülür. Suyun serbest aktığı dere boylarındaki alanlar eşit düzeyde ıslak da olsalar, biyolojik olarak herhangi bir alandan daha verimlidir. Bu gibi yerlerde su iyi bir şekilde havalanmakta olup oksijen serbest olarak bulunmaktadır (Smith ve Ark. 1997).

Suda oksijen eksiliğinin en önemli göstergesi sfagnum yosunu oluşumudur. Yukarıda belirtildiği gibi durgun su ile kaplı alanlar fizyolojik olarak kuraktır. Birçok ağaç türü bu duruma adapte olmuştur . Kurak alanlarda yetişen birçok türün, fizyolojik olarak kurak olan bataklıklarda yetişen ekotipleri de bulunmaktadır.

Sulak alanlar bazı durumlarda asidik, kurak-sıcak bölgelerde tuzlu veya kuvvetli alkalen karakter gösterebilir. Genellikle bu alanlar azotça zengindir. Ancak azot bitkilerin yararlanamayacağı bir formdadır. Drenaj ile beraber azot mobilizasyonu hızlanır. Fosfor eksikliği, uygun nitelikli gübreleme ile giderilebilir. Asit reaksiyon gösteren sahalar için kireç gübrelemesi gerekli olabilir (Ürgenç 1990;1998a;c).

Bitkilendirme çalışmalarında doğal türlerin tercih edilmesi uygun bir yaklaşımdır. Yağışlı yörelerdeki alanlarda, durgun suya dayanıklı ve transpirasyon yoluyla yüksek ölçüde su harcayabilen kızılağaç (Alnus glutinosa), dişbudak (Fraxinus angustifolia subsp. Oxycarpa), karaağaç (Ulmus sp.), akçaağaç türleri (Acer negundo) önerilebilir. Kavaklar durgun suyun olmadığı, hareketli suyun yer aldığı alanlarda başarıyla kullanılabilir. Durgun suyun olduğu alanlarda söğüt (Salix nigra, S.viminalis, S.fragilis, S. caprea) türleri kullanılabilir. Bataklık meşeleri (Quercus palustris), bataklık akçaağacı da denen kırmızı akçaağaç (Acer rubrum), bataklık huşu (Betula nigra), akasya türleri, okaliptüs türleri ve sığla kullanılabilecek yapraklı türler arasındadır. İğne yapraklı türler arasında bataklık servisi (Taxodium distichum), su sediri (Libocedrus  decurrens), Tsuga heterophylla, Pinus sylvestris, Pinus contorta, Picea sitchensis, Picea abies sayılabilir (Ürgenç 1990; 1998a;c).

Akasya (Acacia cyanophylla), okaliptüs (Eucalyptus gomphocephala, E. occidentalis, E. cornuta) sıcak-kurak rejyonlarındaki sulak alanlarda 500 ppm tuzluluğa kadar dayanırlar. Bazı Tamarix ve Prosopis türlerinde yüksek tuzluluğa dayanır.

Tuzluluk problemi olmayan yerlerde, bataklık servisi (Taxodium disticum), Akdeniz iklim kuşağında demir ağacı (Casuarina equisefifolia), bazı okaliptüs türleri (Eucalyptus camaldulensis, E. grandis, E.robusta, E. saligna, E. globulus) kullanılabilir.

Dikim ve bakım

Alanın ekolojik karakteri ortaya konulduktan sonra, bitkilendirme kararı verilmesi durumunda, gerekirse drenaj sistemi uygulanır. Daha sonra uygun tür seçimi yapılarak dikim aşamasına geçilir. Dikim tekniği set dikimi şeklinde gerçekleştirilir. Dikilen fidanların etrafındaki diri örtü ile uygun bir süre mücadele edilmelidir. Bakım işlemleri zamanında ve yeterli düzeyde yapılmalıdır. Aksi halde dikilen fidanlar diri örtü ile mücadele edemez duruma gelebilir.


Artan nüfus ve doğal kaynakların yoğun kullanımı, sulak- bataklık alanları gelecekte daha stratejik bir konuma taşıyacaktır. Sulak alanlar özellikle kurak ve yarıkurak coğrafyalarda bulunan ülkelerde, muhtemelen kritik bir öneme sahip olacaktır. Sulak-bataklık alanlar ve etrafındaki komşu bölgelerde, bu özel yetişme ortamlarına uyum sağlamış ekotipler biyolojik çeşitlilik açısından korunmalıdır. Bu bağlamda yapılacak ormancılık uygulamalarında biyolojik ve teknik esaslar, klasik yaklaşımlardan farklı düşünülmelidir. Sulak- bataklık alanların ağaçlandırılmasında doğal türlerle onarım ilke olmalıdır. Dengede olan sulak- bataklık alanlar ise genelde korunarak sürekliliği sağlanmalıdır.

Share
Posted in: , , , Posted on: 24.01.2016

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.