29.02.2016

B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

b 12
Halsizlik, yorgunluk, çabuk yorulma, üşüme hissi, baş dönmesi, iştahsızlık, saç dökülmesi, çarpıntı, konsantrasyon bozukluğu, çalışma kapasitesinde düşüklük mevcut bir kansızlığın ve bununla beraber B12 eksikliğinin habercisi olabilir.
BU DURUMLAR VİTAMİN GEREKSİNİMİNİ ARTIRIYOR
Prof. Dr. Nurhan Bayraktar, vitaminlerin büyüme, hücre yenilenmesi ve enerji üretimi için vücuda gerekli olan maddeler olduğunu belirterek vitaminler insan vücudunda sentezlenemeyen, sentezlense bile yeterli olamayan, dışarıdan alınması gerekli organik maddeler olduğunu hatırlattı.
Vitaminlerin eksikliği genelde taze meyve ve sebze ile beslenen, yeterli et ve et ürünleri tüketen kişilerde gözlenmediğini vurgulayan Bayraktar, ancak bazı durumların vitamin gereksinimini artırabileceğini ifade etti. Bayraktar, "Vitamin gereksinimi arttıran durumlar, gebelik, emzirme, bağırsaklarda emilim bozukluğu, ameliyat olma, büyüme ve gelişme, ağır stres, ağır bedensel çalışma ya da egzersiz, kemoterapi, ağır yanıklar ve ağır enfeksiyonlar olarak sıralanabilir. Vitamin eksikliği hastalıkları da beraberinde getirir" dedi.
YORGUNLUK HABERCİSİ
Vitaminlerden B12'nin kansızlığa ve ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini anlatan Prof. Dr. Bayraktar, "Basit bir kan sayımıyla kansızlık teşhis edilebilir. Altta yatan nedeni öğrenmek için kan testleri yapılması gerekir. Kronik kansızlığın tedavisinde, kansızlığa yol açan rahatsızlığın düzeltilmesi gerekir. B12 vitamini eksikliği de kansızlığa ve ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Vitamin B12 alyuvarların kemik iliğinden üretilmesi için gereklidir. B12 vitamininin yeterli miktarda olmaması halinde kansızlık oluşur. Besinlerle alınan B12 vitamini emiliminin olabilmesi için mide, pankreas ve ince bağırsağın fonksiyonlarının normal olması gerekir. Bunlardan birindeki bozukluk B12 vitamininin eksikliğine yol açar. B12 vitamin eksikliği ciddi zihinsel sorunlara neden olur. Kansızlık görülür. El ve ayaklarda uyuşma, zihinsel fonksiyonlarda azalma, unutkanlık, çarpıntı, sararmış cilt, şişmiş ağrıyan ve hassas dil, yorgunluk gibi belirtiler görülür" diye konuştu.
'HAYVANSAL BESİNLER EN İYİ KAYNAK'
Vitamin üretimi vücutta yapılamaması nedeniyle mutlaka dışarıdan besin veya diğer şekillerde alınması gerektiğinin altını çizen Bayraktar "Vitamin kaynakları bitkisel değildir. Hayvansal kaynaklı besinlerden sağlanmalıdır. Et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, peynir, karaciğer, yürek ve böbrek gibi yiyecekler en iyi vitamin B12 kaynaklarındandır. Özellikle vejetaryen olanlarda vitamin B12 eksikliğine daha çok karşılaşılmaktadır. Tedaviye doktorunuz karar vermelidir. Kişinin kendisi bu kararı veremez. Kan tahlili sonucunda ölçülen B12'nin değerine bakılarak, hastanın genel tablosu ve beslenme alışkanlıkları gibi durumlar göz önüne alınarak en uygun tedaviyi doktorunuz düzenleyecektir. Yetişkin veya yaşlı fark etmez, gereksinimin olduğu her durumda besin ya da ilaç desteği ile vitamin B12 desteği yapılmalıdır" uyarılarında bulundu.


Global Bilgiler  /  at  22:44  /  No comments

b 12
Halsizlik, yorgunluk, çabuk yorulma, üşüme hissi, baş dönmesi, iştahsızlık, saç dökülmesi, çarpıntı, konsantrasyon bozukluğu, çalışma kapasitesinde düşüklük mevcut bir kansızlığın ve bununla beraber B12 eksikliğinin habercisi olabilir.
BU DURUMLAR VİTAMİN GEREKSİNİMİNİ ARTIRIYOR
Prof. Dr. Nurhan Bayraktar, vitaminlerin büyüme, hücre yenilenmesi ve enerji üretimi için vücuda gerekli olan maddeler olduğunu belirterek vitaminler insan vücudunda sentezlenemeyen, sentezlense bile yeterli olamayan, dışarıdan alınması gerekli organik maddeler olduğunu hatırlattı.
Vitaminlerin eksikliği genelde taze meyve ve sebze ile beslenen, yeterli et ve et ürünleri tüketen kişilerde gözlenmediğini vurgulayan Bayraktar, ancak bazı durumların vitamin gereksinimini artırabileceğini ifade etti. Bayraktar, "Vitamin gereksinimi arttıran durumlar, gebelik, emzirme, bağırsaklarda emilim bozukluğu, ameliyat olma, büyüme ve gelişme, ağır stres, ağır bedensel çalışma ya da egzersiz, kemoterapi, ağır yanıklar ve ağır enfeksiyonlar olarak sıralanabilir. Vitamin eksikliği hastalıkları da beraberinde getirir" dedi.
YORGUNLUK HABERCİSİ
Vitaminlerden B12'nin kansızlığa ve ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini anlatan Prof. Dr. Bayraktar, "Basit bir kan sayımıyla kansızlık teşhis edilebilir. Altta yatan nedeni öğrenmek için kan testleri yapılması gerekir. Kronik kansızlığın tedavisinde, kansızlığa yol açan rahatsızlığın düzeltilmesi gerekir. B12 vitamini eksikliği de kansızlığa ve ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Vitamin B12 alyuvarların kemik iliğinden üretilmesi için gereklidir. B12 vitamininin yeterli miktarda olmaması halinde kansızlık oluşur. Besinlerle alınan B12 vitamini emiliminin olabilmesi için mide, pankreas ve ince bağırsağın fonksiyonlarının normal olması gerekir. Bunlardan birindeki bozukluk B12 vitamininin eksikliğine yol açar. B12 vitamin eksikliği ciddi zihinsel sorunlara neden olur. Kansızlık görülür. El ve ayaklarda uyuşma, zihinsel fonksiyonlarda azalma, unutkanlık, çarpıntı, sararmış cilt, şişmiş ağrıyan ve hassas dil, yorgunluk gibi belirtiler görülür" diye konuştu.
'HAYVANSAL BESİNLER EN İYİ KAYNAK'
Vitamin üretimi vücutta yapılamaması nedeniyle mutlaka dışarıdan besin veya diğer şekillerde alınması gerektiğinin altını çizen Bayraktar "Vitamin kaynakları bitkisel değildir. Hayvansal kaynaklı besinlerden sağlanmalıdır. Et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, peynir, karaciğer, yürek ve böbrek gibi yiyecekler en iyi vitamin B12 kaynaklarındandır. Özellikle vejetaryen olanlarda vitamin B12 eksikliğine daha çok karşılaşılmaktadır. Tedaviye doktorunuz karar vermelidir. Kişinin kendisi bu kararı veremez. Kan tahlili sonucunda ölçülen B12'nin değerine bakılarak, hastanın genel tablosu ve beslenme alışkanlıkları gibi durumlar göz önüne alınarak en uygun tedaviyi doktorunuz düzenleyecektir. Yetişkin veya yaşlı fark etmez, gereksinimin olduğu her durumda besin ya da ilaç desteği ile vitamin B12 desteği yapılmalıdır" uyarılarında bulundu.


0 yorum:

BOĞAZ AĞRISINA NE İYİ GELİR

boğaz ağrısı nasıl geçer
Özellikle kış aylarında artan boğaz ağrıları, tedavi edilmezse bakteriyel enfeksiyona dönüşebiliyor. Alınacak bazı önlemlerle boğaz ağrısından kurtulabilirsiniz.
Boğaz ağrısının en önemli sebebi enfeksiyonlardır. Enfeksiyondan kastettiğimiz mikrobik hastalıklardır. Bunların içinde "akut faranjitler" denilen hastalıklar vardır.
En önemli mikrop grupları, virüsler ve bakterilerdir. İkisinin tedavi yöntemleri birbirinden farklıdır. Özelliksiz virüsler, kendi kendilerine bir hafta içinde tamamen iyileşen hastalıklar iken, bakterilerde antibiyotik kullanımını gerektiren farklı bir tedavi süreci vardır.
Enfeksiyonlar haricinde birçok hastalık boğaz ağrısına sebep olabilir. Örneğin, boğazın kendi enfeksiyonu olmamasına rağmen burunlardan, sinüslerden akan ya da akciğerden kaynaklanan akıntılar boğazda tahrişe yol açarak boğaz ağrısına sebep olabilir.
BOĞAZ AĞRISI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Özellikli bir durum yoksa, boğaz ağrısına sebep olan virüs için antiviral bir ilaç vermiyoruz. Boğaz bölgesini rahatlatacak gargara, pastil gibi lokal tedaviler uyguluyoruz. Hastanın, yiyeceğine içeceğine dikkat etmesini, su alımını yüksek tutmasını tavsiye ediyoruz. Viral bir enkfeksiyon olduğu için, bağışıklık sistemini desteklemek açısından vitamin ve benzeri ilaçlar kullanılabilir. Çok özel durumlarda, ileride bakteriyel bir enfeksiyona dönüşmesini engellemek amacıyla koruyucu, düşük dozda geniş spektrumlu bir antibiyotik kullanıyoruz.

Bakterilerin sebep olduğu boğaz ağrısı hastalıklarında, o bakterinin tam olarak ne tür bir bakteri olduğunu tespit edersek ona yönelik bir ilaç kullanıyoruz. Genel uygulamamızda, çoğunlukla o bölgede boğaz ağrısı yapabilecek bakteriler bilindiği için, geniş spektrumlu antibiyotiklerle daha yüksek dozda uzun süreli tedavi uyguluyoruz.
Uzun süreden kasıt, 7 ila 10 gün. Bundan daha kısa sürede kesilen antibiyotiklerde, oradaki hastalık kesilmiş olsa bile, kullanılan antibiyotiğe karşı kişide direnç gelişimi başlıyor. Bu, daha sonra gelişecek enfeksiyonların tedavisinde çok önemli bir zorluk olarak karşımıza çıkıyor.
BOĞAZI AĞRIYAN KİŞİ EVDE NE YAPABİLİR?
- Sıvı tüketimini artırmak gerekir.
- Sigara, kirli hava gibi boğazı tahriş edici nedenlerden uzak durulmalı.
- Tozlu ev ortamı hem alerji yönünden hem de hastalığı direkt etkileme yönünden zararlıdır.
- Kullanılacak kumaş ve malzemelerin çok az tutulması ve onlara uygun deterjanlarla makinede yıkanması alerjiye karşı yararlı olur.
- Boğazın irritasyonunda, evde kullanılacak gargara, sprey ve pastiller faydalıdır. Bunları mutlaka doktor gözetiminde kullanmak gerekir.
- Tüketilen içeceğin çok sıcak ya da çok soğuk olması zararlıdır, ılık içilmelidir. Yutulması kolay olan yiyecekler; püre, pilav, makarna, lapa gibi besinler yenilmelidir.
- Gece uyunulan ortamın çok kuru bir havaya sahip olmaması gerekir. Kalorifer peteğinin üzerine havlu konularak ya da sobanın üzerinde bir çaydanlık kaynatılarak odayı nemlendirmek mümkündür.
- Adaçayı, zencefil çayı, nane çayı gibi bitki çayları boğaz ağrısını hafifletir ve kuruyan boğazı yumuşatır.

- Acı biber, elma sirkesi, tuzlu su gargarası, adaçayı gibi doğal yöntemler genellikle 1-2 saate boğazı yumuşatır ve ağrıyı hafifletir.
http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/02/05/bogaz-agrisina-ne-iyi-gelir
Global Bilgiler  /  at  22:37  /  No comments

boğaz ağrısı nasıl geçer
Özellikle kış aylarında artan boğaz ağrıları, tedavi edilmezse bakteriyel enfeksiyona dönüşebiliyor. Alınacak bazı önlemlerle boğaz ağrısından kurtulabilirsiniz.
Boğaz ağrısının en önemli sebebi enfeksiyonlardır. Enfeksiyondan kastettiğimiz mikrobik hastalıklardır. Bunların içinde "akut faranjitler" denilen hastalıklar vardır.
En önemli mikrop grupları, virüsler ve bakterilerdir. İkisinin tedavi yöntemleri birbirinden farklıdır. Özelliksiz virüsler, kendi kendilerine bir hafta içinde tamamen iyileşen hastalıklar iken, bakterilerde antibiyotik kullanımını gerektiren farklı bir tedavi süreci vardır.
Enfeksiyonlar haricinde birçok hastalık boğaz ağrısına sebep olabilir. Örneğin, boğazın kendi enfeksiyonu olmamasına rağmen burunlardan, sinüslerden akan ya da akciğerden kaynaklanan akıntılar boğazda tahrişe yol açarak boğaz ağrısına sebep olabilir.
BOĞAZ AĞRISI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Özellikli bir durum yoksa, boğaz ağrısına sebep olan virüs için antiviral bir ilaç vermiyoruz. Boğaz bölgesini rahatlatacak gargara, pastil gibi lokal tedaviler uyguluyoruz. Hastanın, yiyeceğine içeceğine dikkat etmesini, su alımını yüksek tutmasını tavsiye ediyoruz. Viral bir enkfeksiyon olduğu için, bağışıklık sistemini desteklemek açısından vitamin ve benzeri ilaçlar kullanılabilir. Çok özel durumlarda, ileride bakteriyel bir enfeksiyona dönüşmesini engellemek amacıyla koruyucu, düşük dozda geniş spektrumlu bir antibiyotik kullanıyoruz.

Bakterilerin sebep olduğu boğaz ağrısı hastalıklarında, o bakterinin tam olarak ne tür bir bakteri olduğunu tespit edersek ona yönelik bir ilaç kullanıyoruz. Genel uygulamamızda, çoğunlukla o bölgede boğaz ağrısı yapabilecek bakteriler bilindiği için, geniş spektrumlu antibiyotiklerle daha yüksek dozda uzun süreli tedavi uyguluyoruz.
Uzun süreden kasıt, 7 ila 10 gün. Bundan daha kısa sürede kesilen antibiyotiklerde, oradaki hastalık kesilmiş olsa bile, kullanılan antibiyotiğe karşı kişide direnç gelişimi başlıyor. Bu, daha sonra gelişecek enfeksiyonların tedavisinde çok önemli bir zorluk olarak karşımıza çıkıyor.
BOĞAZI AĞRIYAN KİŞİ EVDE NE YAPABİLİR?
- Sıvı tüketimini artırmak gerekir.
- Sigara, kirli hava gibi boğazı tahriş edici nedenlerden uzak durulmalı.
- Tozlu ev ortamı hem alerji yönünden hem de hastalığı direkt etkileme yönünden zararlıdır.
- Kullanılacak kumaş ve malzemelerin çok az tutulması ve onlara uygun deterjanlarla makinede yıkanması alerjiye karşı yararlı olur.
- Boğazın irritasyonunda, evde kullanılacak gargara, sprey ve pastiller faydalıdır. Bunları mutlaka doktor gözetiminde kullanmak gerekir.
- Tüketilen içeceğin çok sıcak ya da çok soğuk olması zararlıdır, ılık içilmelidir. Yutulması kolay olan yiyecekler; püre, pilav, makarna, lapa gibi besinler yenilmelidir.
- Gece uyunulan ortamın çok kuru bir havaya sahip olmaması gerekir. Kalorifer peteğinin üzerine havlu konularak ya da sobanın üzerinde bir çaydanlık kaynatılarak odayı nemlendirmek mümkündür.
- Adaçayı, zencefil çayı, nane çayı gibi bitki çayları boğaz ağrısını hafifletir ve kuruyan boğazı yumuşatır.

- Acı biber, elma sirkesi, tuzlu su gargarası, adaçayı gibi doğal yöntemler genellikle 1-2 saate boğazı yumuşatır ve ağrıyı hafifletir.
http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/02/05/bogaz-agrisina-ne-iyi-gelir

0 yorum:

FRANSIZ POİNTER (AV KÖPEĞİ)

fransız pointer

Kökeni:
Bütün pointerierin Italya'dan geldiğine dair yerieşmiş bir görüş vardır. Buna karşılık bazı yazarlar Molossus ile tazının çiftleşmesiyle oluşan Fransız pointerinin yerli bir cins olduğunu iddia ederier.

Güçlü ama hantal olmayan bu köpeğin muhteşem bir başı ve soylu bir görünüşü vardır. Kafatası hafif çıkık yüzü dörtk-şe iri burnu kahverengidir. Gözler: kestane ya da koyu sarı; ciddi ve dost bakışlı. Kulaklar: sarkıkhafif pileli. Kuyruk: kesik. Göğüs: geniş ve çıkık. Omuzlar vebacaklar: çok kaslı. Yükseklik: 56-65 cm. Ağırlık: 25-32 kg. Tüyler sık ve kalın baş ve kulaklarda ince. Renk: kestane lekeli beyaz; alabalık desenli olabilir.

Kişiliği:
Itaatkar sadık aile içinde sakin.

Kullanımı:
Koku alma duyusu mükemmeldir. En zor arazilere uyum sağlayabilir. Çok güzel heykelsi birgörünüşü vardır. Hertürlü ava uyum sağlayabilir. Ancak avını biraz sert ısırır.
http://www.kuluckaclub.com/konu-fransiz-pointer.html
Global Bilgiler  /  at  21:47  /  No comments

fransız pointer

Kökeni:
Bütün pointerierin Italya'dan geldiğine dair yerieşmiş bir görüş vardır. Buna karşılık bazı yazarlar Molossus ile tazının çiftleşmesiyle oluşan Fransız pointerinin yerli bir cins olduğunu iddia ederier.

Güçlü ama hantal olmayan bu köpeğin muhteşem bir başı ve soylu bir görünüşü vardır. Kafatası hafif çıkık yüzü dörtk-şe iri burnu kahverengidir. Gözler: kestane ya da koyu sarı; ciddi ve dost bakışlı. Kulaklar: sarkıkhafif pileli. Kuyruk: kesik. Göğüs: geniş ve çıkık. Omuzlar vebacaklar: çok kaslı. Yükseklik: 56-65 cm. Ağırlık: 25-32 kg. Tüyler sık ve kalın baş ve kulaklarda ince. Renk: kestane lekeli beyaz; alabalık desenli olabilir.

Kişiliği:
Itaatkar sadık aile içinde sakin.

Kullanımı:
Koku alma duyusu mükemmeldir. En zor arazilere uyum sağlayabilir. Çok güzel heykelsi birgörünüşü vardır. Hertürlü ava uyum sağlayabilir. Ancak avını biraz sert ısırır.
http://www.kuluckaclub.com/konu-fransiz-pointer.html

0 yorum:

KARA PARA NEDİR?

Kara para
Kara para, yasa dışı yollardan elde edilen her türlü kazançtır.
Kara-para terimleri arasında bulunan para yıkama kavramı Mafya babası Al Capone'un yasadışı yolar ile elde ettiği paraları yasalık kazandırmak için çamaşırhaneler açması ve bu yolla bu paraları yasal yolla kazanmış gibi göstermesi ile ortaya çıkmıştır. Kara-para kavramının Dünya literatürüne girişi 1973 Watergate skandalı ile olmuştur.
Haksız ve gayrikanuni yollardan para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal ve gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal ve gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü menfaat ve değer.
Uluslararası literatüre göre yasal olmasına rağmen kayıt dışı olan ekonomik faaliyetler kara para adıyla değil, gri para olarak adlandırılmaktadır.
Organize suç örgütlerinin istikrarlı bir politik ve ekonomik yapılanmanın olmadığı özellikle Güney Amerika, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde çok büyük rakamlarla ifade edilen kara paranın arzettiği tehlikeyi işaret etmek içinJean Ziegler'in İsviçre Daha Beyaz Yıkar adlı kitabında; ABD bankalarının net aktifleri 4.2 trilyon civarındadır ve her yıl resmi ve kayıtlı sektöre giren paranın % 10'nu kara-paradır. Bu para yaklaşık olarak ABD'nin savunma bütçesine eşittir. Yine bu rakam bütün Batı Avrupa ülkelerinin 1 yıllık petrol alımlarını karşılayacak bir boyuttadır. demektedir.
Kara-paraya karşı önlem alınmazsa 2020 yılında ABD Başkanı'nı mafya seçtirtecektir. (The Economist)

Para aklama kavramı, organize suç kavramıyla birlikte gelişmiştir. Yüzyılın başında ABD'de Al Capone'la mücadele eden FBI, ünlü gangsterin suçtan, özellikle de içki kaçakçılığından elde ettiği geliri sahip olduğu çok sayıdaki çamaşırhanenin "geliri" gibi göstererek akladığını tespit etmiş Al Capone'a her ne kadar organize suçtan ceza verilemese de bu sayede "vergi kaçakçılığından" ceza verilmiş, bu arada çamaşırhanelerden esinlenen "para yıkama" ve "para aklama" kavramı yerleşmiştir.
Para aklama öncelikle gelir ile suç arasındaki bağın kopartılmasını gerektirir. Örneğin İngiltere'de eroin satışından elde edilen 1 milyon dolar olduğunu varsayıldığında, bu para İngiltere'de sisteme sokulacak olursa dikkat çekecek, bankaya 1 milyon dolar yatıran her kim olursa olsun paranın kaynağı sorulacaktır. Dolayısıyla para aklama mekanizmasında ilk sınır "şüpheli işlem" olarak adlandırılan para yatırma limitidir. Bu; şu anlama gelir, bankalar ya da finans kuruluşları kendilerine gelen belirli bir miktarın üzerindeki işlem talebini kimlik tespitiyle birlikte bildirmek zorundadır. Bu rakam 2 bin dolarla 50 bin dolar arasında ülkelere göre değişmektedir.
Para aklayıcılarının ilk yaptığı şey de paranın kaynağı ile ilişkisi kesmek için şüpheli işlem limitinin altında çok sayıda hareketle parayı aktarmaktır. Bunun için para küçük miktarlarda çok sayıda kişinin hesabına yatırılır. Bu paranın sisteme sokulduğu ilk aşamadır.
Kara Para aklama yöntemleri
Uyuşturucu kaçakçısı 20 bin dolarlık çeki, herhangi bir kurumda çek tahsildarı olarak çalışan arkadaşına verir. Bir çek tahsildarının elinde yüksek miktarda nakit bulundurması hiçte garipsenecek bir durum olmadığından ve bu kişinin günlük işlemler için sık sık bankaya gitmesi gerektiğinden, uyuşturucu tacirinin kara parası kolaylıkla sisteme dahil olur. Uyuşturucu kaçakçısı verdiği 20 bin dolar karşılığı 16 bin dolar alır. Kaçakçıya yapılan ödeme ise çek tahsildarının sıklıkla kullandığı posta çeki formunda yapılır. 4 bin dolarlık fazlalık ise çek tahsildarına kalmaktadır. Bu aşamadan sonra uyuşturucu kaçakçısı, elindeki posta çeklerini bir kıyı bankasında daha önce açtırdığı hesaba aktarır. Bu sistem ile 20 milyon dolar bile aklanabilir. Ancak rakamın fazlalaşması durumunda birden fazla çek tahsildarının kullanılması yoluna gidilecektir.

Her piyango çekilişi sonrasında ya da lotoda 6 rakamın tutturulması sonucunda, kara-para aklayıcısı büyük ikramiyenin kime çıktığını daha önceden öğrenir. O kişiye çıkan paradan daha fazla bir parayı bilet sahibine vererek piyango biletini ya da loto kağıdını ondan satın alır. Sonra bu kazanılan ikramiye parası daha önceden anlaşılmış olan bir banka müdürü ya da avukat aracılığı ile tahsil edilir. Böylece kara-para bir talih kuşu olarak uçar uçar uçar ve bankacılık sektörünün gözü önünde aklanılmış bir hale gelir.
Atadan kalma eski yöntemler diye adlandırılan paravan şirketler kurmak, sahte ve şişirilmiş faturalar kullanmak, yabancı ülkelerde bloke edilen parayı teminat olarak göstererek yerel bankadan kredi almak, kumarhane işletmek, at yarışı gibi bahis işletmeleri açmak, vergi cenneti olan ülkelerden alınan kredi kartlarını kullanmak, nakit para ile büyük bina, malikane, turizm tesisi vb satın alımları yapmak, kıymetli tablo ve sanat eserlerini satın almak ve hediye etmek, kazanılan kara-paranın yurtdışına doğrudan kaçırılması, kara-parayı hisse senedi ve tahvil gibi kıymetli evraka dönüştürmek, serbest bölgelerdeki aşırı liberal bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, turizm şirketleri kurup seyahat çekleriyle para transferi yapmak, nakit para ile taşınmazlar dışında büyük satın alımlar yapmak gibi uygulamalar internet ve sanal ortamın kullanılmasından önceki döneme ait yöntemlerdir. Borsadaki aracı kurumların % 20'ye yakınının içeriden kara-para aklamak isteyenlerle organik ve inorganik ilişki içinde bulunduğu iddiası da sıklıkla söylenilmektedir.
Mücadele Yolları
Özel sektörde kartel ve tröstleşme önlenilmeli ve vergisiz kazanç elden geldiğince ortadan kaldırılarak yeraltı ekonomisi azaltılmalıdır Üretimden tüketime kadar olan bütün basamaklarda vergi kaçırılması önlenmeli ve büyük oranlardaki para hareketlenmeleri izlenmelidir. Merkezi idare, temel bazı fonksiyonları dışındaki bütün görev ve yetkilerini yöresel yönetimlerle paylaşmalı ve hatta bu yetkilerini devretmelidir. Yerel yönetimler kendilerine bırakılan alanlarda tam yetkili olmalıdırlar. Bankacılık, vergi ve gümrük gibi ekonomi yönetimi ve denetimi ile doğrudan ilgili kurumlarla, suç araştırması ve soruşturması yapan kolluk kuvvetleri arasında sıkı bir işbirliği sağlanılmalı ve kurumlar arası bilgi paylaşımına zemin hazırlanılmalıdır. Medya organize suçlarla mücadeleye tam destek vermeli ve mafya mensuplarını efsaneleştirecek yayınlar yapmamalıdır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Para_aklama
Global Bilgiler  /  at  12:15  /  No comments

Kara para
Kara para, yasa dışı yollardan elde edilen her türlü kazançtır.
Kara-para terimleri arasında bulunan para yıkama kavramı Mafya babası Al Capone'un yasadışı yolar ile elde ettiği paraları yasalık kazandırmak için çamaşırhaneler açması ve bu yolla bu paraları yasal yolla kazanmış gibi göstermesi ile ortaya çıkmıştır. Kara-para kavramının Dünya literatürüne girişi 1973 Watergate skandalı ile olmuştur.
Haksız ve gayrikanuni yollardan para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal ve gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal ve gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü menfaat ve değer.
Uluslararası literatüre göre yasal olmasına rağmen kayıt dışı olan ekonomik faaliyetler kara para adıyla değil, gri para olarak adlandırılmaktadır.
Organize suç örgütlerinin istikrarlı bir politik ve ekonomik yapılanmanın olmadığı özellikle Güney Amerika, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde çok büyük rakamlarla ifade edilen kara paranın arzettiği tehlikeyi işaret etmek içinJean Ziegler'in İsviçre Daha Beyaz Yıkar adlı kitabında; ABD bankalarının net aktifleri 4.2 trilyon civarındadır ve her yıl resmi ve kayıtlı sektöre giren paranın % 10'nu kara-paradır. Bu para yaklaşık olarak ABD'nin savunma bütçesine eşittir. Yine bu rakam bütün Batı Avrupa ülkelerinin 1 yıllık petrol alımlarını karşılayacak bir boyuttadır. demektedir.
Kara-paraya karşı önlem alınmazsa 2020 yılında ABD Başkanı'nı mafya seçtirtecektir. (The Economist)

Para aklama kavramı, organize suç kavramıyla birlikte gelişmiştir. Yüzyılın başında ABD'de Al Capone'la mücadele eden FBI, ünlü gangsterin suçtan, özellikle de içki kaçakçılığından elde ettiği geliri sahip olduğu çok sayıdaki çamaşırhanenin "geliri" gibi göstererek akladığını tespit etmiş Al Capone'a her ne kadar organize suçtan ceza verilemese de bu sayede "vergi kaçakçılığından" ceza verilmiş, bu arada çamaşırhanelerden esinlenen "para yıkama" ve "para aklama" kavramı yerleşmiştir.
Para aklama öncelikle gelir ile suç arasındaki bağın kopartılmasını gerektirir. Örneğin İngiltere'de eroin satışından elde edilen 1 milyon dolar olduğunu varsayıldığında, bu para İngiltere'de sisteme sokulacak olursa dikkat çekecek, bankaya 1 milyon dolar yatıran her kim olursa olsun paranın kaynağı sorulacaktır. Dolayısıyla para aklama mekanizmasında ilk sınır "şüpheli işlem" olarak adlandırılan para yatırma limitidir. Bu; şu anlama gelir, bankalar ya da finans kuruluşları kendilerine gelen belirli bir miktarın üzerindeki işlem talebini kimlik tespitiyle birlikte bildirmek zorundadır. Bu rakam 2 bin dolarla 50 bin dolar arasında ülkelere göre değişmektedir.
Para aklayıcılarının ilk yaptığı şey de paranın kaynağı ile ilişkisi kesmek için şüpheli işlem limitinin altında çok sayıda hareketle parayı aktarmaktır. Bunun için para küçük miktarlarda çok sayıda kişinin hesabına yatırılır. Bu paranın sisteme sokulduğu ilk aşamadır.
Kara Para aklama yöntemleri
Uyuşturucu kaçakçısı 20 bin dolarlık çeki, herhangi bir kurumda çek tahsildarı olarak çalışan arkadaşına verir. Bir çek tahsildarının elinde yüksek miktarda nakit bulundurması hiçte garipsenecek bir durum olmadığından ve bu kişinin günlük işlemler için sık sık bankaya gitmesi gerektiğinden, uyuşturucu tacirinin kara parası kolaylıkla sisteme dahil olur. Uyuşturucu kaçakçısı verdiği 20 bin dolar karşılığı 16 bin dolar alır. Kaçakçıya yapılan ödeme ise çek tahsildarının sıklıkla kullandığı posta çeki formunda yapılır. 4 bin dolarlık fazlalık ise çek tahsildarına kalmaktadır. Bu aşamadan sonra uyuşturucu kaçakçısı, elindeki posta çeklerini bir kıyı bankasında daha önce açtırdığı hesaba aktarır. Bu sistem ile 20 milyon dolar bile aklanabilir. Ancak rakamın fazlalaşması durumunda birden fazla çek tahsildarının kullanılması yoluna gidilecektir.

Her piyango çekilişi sonrasında ya da lotoda 6 rakamın tutturulması sonucunda, kara-para aklayıcısı büyük ikramiyenin kime çıktığını daha önceden öğrenir. O kişiye çıkan paradan daha fazla bir parayı bilet sahibine vererek piyango biletini ya da loto kağıdını ondan satın alır. Sonra bu kazanılan ikramiye parası daha önceden anlaşılmış olan bir banka müdürü ya da avukat aracılığı ile tahsil edilir. Böylece kara-para bir talih kuşu olarak uçar uçar uçar ve bankacılık sektörünün gözü önünde aklanılmış bir hale gelir.
Atadan kalma eski yöntemler diye adlandırılan paravan şirketler kurmak, sahte ve şişirilmiş faturalar kullanmak, yabancı ülkelerde bloke edilen parayı teminat olarak göstererek yerel bankadan kredi almak, kumarhane işletmek, at yarışı gibi bahis işletmeleri açmak, vergi cenneti olan ülkelerden alınan kredi kartlarını kullanmak, nakit para ile büyük bina, malikane, turizm tesisi vb satın alımları yapmak, kıymetli tablo ve sanat eserlerini satın almak ve hediye etmek, kazanılan kara-paranın yurtdışına doğrudan kaçırılması, kara-parayı hisse senedi ve tahvil gibi kıymetli evraka dönüştürmek, serbest bölgelerdeki aşırı liberal bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, turizm şirketleri kurup seyahat çekleriyle para transferi yapmak, nakit para ile taşınmazlar dışında büyük satın alımlar yapmak gibi uygulamalar internet ve sanal ortamın kullanılmasından önceki döneme ait yöntemlerdir. Borsadaki aracı kurumların % 20'ye yakınının içeriden kara-para aklamak isteyenlerle organik ve inorganik ilişki içinde bulunduğu iddiası da sıklıkla söylenilmektedir.
Mücadele Yolları
Özel sektörde kartel ve tröstleşme önlenilmeli ve vergisiz kazanç elden geldiğince ortadan kaldırılarak yeraltı ekonomisi azaltılmalıdır Üretimden tüketime kadar olan bütün basamaklarda vergi kaçırılması önlenmeli ve büyük oranlardaki para hareketlenmeleri izlenmelidir. Merkezi idare, temel bazı fonksiyonları dışındaki bütün görev ve yetkilerini yöresel yönetimlerle paylaşmalı ve hatta bu yetkilerini devretmelidir. Yerel yönetimler kendilerine bırakılan alanlarda tam yetkili olmalıdırlar. Bankacılık, vergi ve gümrük gibi ekonomi yönetimi ve denetimi ile doğrudan ilgili kurumlarla, suç araştırması ve soruşturması yapan kolluk kuvvetleri arasında sıkı bir işbirliği sağlanılmalı ve kurumlar arası bilgi paylaşımına zemin hazırlanılmalıdır. Medya organize suçlarla mücadeleye tam destek vermeli ve mafya mensuplarını efsaneleştirecek yayınlar yapmamalıdır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Para_aklama

0 yorum:

RUM YEMEKLERİ

Rum Mutfağı


Rum, "Romalılar döneminden kalan Anadolulu" demek kısaca. Roma'nın Anadolu'da kalan halkına genel olarak Rum dendi yüzyıllar boyunca, hem de din ayrımı yapılmaksızın... Mevlana Celaleddin de bir Rûmi... Yani Anadolulu. Bugün Roma kökenli Ortodoks Hıristiyan ahaliye kısaca Rumlar diyoruz. Anadolu'daki Rum mutfağını istanbul ve izmir gibi metropollerde yaşayan mutfak ile Kapadokya ağırlıklı olarak Anadolu'da, Konya, İsparta ve Antalya'da yaşayan Rumların mutfağından ayrı tutmak gerekiyor... Bu ayrımı en iyi beceren, farkları ortaya koyan, sevgili Sula Bozis oldu. 1980'e kadar istanbul'da yaşayan ve asıl mesleği sahne tasarımı ve tiyatro kostümcülüğü olan Sula Bozis, yazdığı iki önemli kitapla bu ayrımı bize örnekleriyle sundu. İstanbul Rum Mutfağı'nm karakterini Sula Bozis şöyle anlatıyor: "Fetihten sonra istanbul mutfağı, şehrin kent soylu sakinleri ile göçer fatihlerin beslenme geleneklerinin sentezinden şekillendi, istanbul'da yaşayan değişik etnik topluluklar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler, Çerkesler, Gürcüler, Ege adalarından gelenler, Epirliler, Pontuslular, Kapadokyalılar vb. istanbul mutfağını kendi gelenekleriyle zenginleştireceklerdi. Yüzyılların sözlü geleneğine dayanan istanbul mutfağı, ev yemek kültürü ile saray mutfağının, aşevlerinin, daha sonra ortaya çıkan lokantaları, hatta 19. yüzyıl sonlarında yabancı elçiliklerde çalışıp Avrupa mutfağından etkilenen Rum aşçılarının katkılarıyla gelişerek günümüze ulaştı." istanbul Rum Mutfağı, Sula Bozis'e göre baharatın dengeli ölçülerde katıldığı, karmakarışık salçaların kullanıldığı, taze ve nitelikli ürünlerin yeğlendiği lezzetli yemeklerden oluşur. Yemekler ateşte, fırında, tavada kalaylanmış bakır kaplarda pişirilip aşırıya varmayan bir özenle sunulur. Bu mutfağın en belirgin özellikleri şeker ve limon karışımının bazı yemeklere eklediği özel tat; zeytinyağında hafifçe kızartılan soğan, şeker, limon, tarçın ve dereotu karışımıyla pişirilen bazı zeytinyağlı yemekler; balığa, tuzlu balık çeşitlerine, sebzelere, sakatat, et ve pirince dayanan büyük bir çeşitlilik; etli yemekler ve kaşık tatlılarıdır. Bu mutfak kültürü birikimi anneden kıza, komşudan komşuya, aşçıdan yamağa taşınarak süreklilik kazanmıştır.

Tavuklu Pabucaki
Rum Usulu Soslu Patlıcan
Kabaklı Otlu Börek
Kidonito
Babagannuş
Arapsaçı Kavurması
Saganaki
İstifno
Patlıcanlı Domates Dolma
Levrek Buğulama
FIRINDA ARAPSAÇLI BALIK
Kaşarlı Kalamar
Ahtapot Salatası
Sakızlı Balık Çorbası
Pabucaki
Balkabağı Çorbası
Domates Soslu Girit Kabağı
Yalancı Dolmalar
Giritli Peksimedi
Izgara Kalamar
Kaşık Tatlısı
Fasulaki
Kuru Cacık
Lovuk
Palikaria-Polisporia-Mayeria
Grek Salata
Sakızlı Yahni
Koloçitha
Sütlü İrmik Tatlısı
Mürekkep Balığı Yahnisi
Global Bilgiler  /  at  08:37  /  No comments

Rum Mutfağı


Rum, "Romalılar döneminden kalan Anadolulu" demek kısaca. Roma'nın Anadolu'da kalan halkına genel olarak Rum dendi yüzyıllar boyunca, hem de din ayrımı yapılmaksızın... Mevlana Celaleddin de bir Rûmi... Yani Anadolulu. Bugün Roma kökenli Ortodoks Hıristiyan ahaliye kısaca Rumlar diyoruz. Anadolu'daki Rum mutfağını istanbul ve izmir gibi metropollerde yaşayan mutfak ile Kapadokya ağırlıklı olarak Anadolu'da, Konya, İsparta ve Antalya'da yaşayan Rumların mutfağından ayrı tutmak gerekiyor... Bu ayrımı en iyi beceren, farkları ortaya koyan, sevgili Sula Bozis oldu. 1980'e kadar istanbul'da yaşayan ve asıl mesleği sahne tasarımı ve tiyatro kostümcülüğü olan Sula Bozis, yazdığı iki önemli kitapla bu ayrımı bize örnekleriyle sundu. İstanbul Rum Mutfağı'nm karakterini Sula Bozis şöyle anlatıyor: "Fetihten sonra istanbul mutfağı, şehrin kent soylu sakinleri ile göçer fatihlerin beslenme geleneklerinin sentezinden şekillendi, istanbul'da yaşayan değişik etnik topluluklar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler, Çerkesler, Gürcüler, Ege adalarından gelenler, Epirliler, Pontuslular, Kapadokyalılar vb. istanbul mutfağını kendi gelenekleriyle zenginleştireceklerdi. Yüzyılların sözlü geleneğine dayanan istanbul mutfağı, ev yemek kültürü ile saray mutfağının, aşevlerinin, daha sonra ortaya çıkan lokantaları, hatta 19. yüzyıl sonlarında yabancı elçiliklerde çalışıp Avrupa mutfağından etkilenen Rum aşçılarının katkılarıyla gelişerek günümüze ulaştı." istanbul Rum Mutfağı, Sula Bozis'e göre baharatın dengeli ölçülerde katıldığı, karmakarışık salçaların kullanıldığı, taze ve nitelikli ürünlerin yeğlendiği lezzetli yemeklerden oluşur. Yemekler ateşte, fırında, tavada kalaylanmış bakır kaplarda pişirilip aşırıya varmayan bir özenle sunulur. Bu mutfağın en belirgin özellikleri şeker ve limon karışımının bazı yemeklere eklediği özel tat; zeytinyağında hafifçe kızartılan soğan, şeker, limon, tarçın ve dereotu karışımıyla pişirilen bazı zeytinyağlı yemekler; balığa, tuzlu balık çeşitlerine, sebzelere, sakatat, et ve pirince dayanan büyük bir çeşitlilik; etli yemekler ve kaşık tatlılarıdır. Bu mutfak kültürü birikimi anneden kıza, komşudan komşuya, aşçıdan yamağa taşınarak süreklilik kazanmıştır.

Tavuklu Pabucaki
Rum Usulu Soslu Patlıcan
Kabaklı Otlu Börek
Kidonito
Babagannuş
Arapsaçı Kavurması
Saganaki
İstifno
Patlıcanlı Domates Dolma
Levrek Buğulama
FIRINDA ARAPSAÇLI BALIK
Kaşarlı Kalamar
Ahtapot Salatası
Sakızlı Balık Çorbası
Pabucaki
Balkabağı Çorbası
Domates Soslu Girit Kabağı
Yalancı Dolmalar
Giritli Peksimedi
Izgara Kalamar
Kaşık Tatlısı
Fasulaki
Kuru Cacık
Lovuk
Palikaria-Polisporia-Mayeria
Grek Salata
Sakızlı Yahni
Koloçitha
Sütlü İrmik Tatlısı
Mürekkep Balığı Yahnisi

0 yorum:

ANGAJMAN NEDİR? ANGAJMAN KURALLARI NELERDİR?

Angajman kuralları, (rules of engagement) askerî unsurların kuvvet kullanımı sırasında uyması gereken yasa veya kuralları tanımlayan kavram. Kavram ilk defa, 1958'de Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan Department of Defense Dictionary of Military and Associated Terms adlı sözlükte yer verilmiştir.
“Kuvvet kullanma üzerinde politik kontrol mekanizması olarak ve bu bağlamda ülkelerce, ittifaklarca ve koalisyonlarca silahlı kuvvetlerinin hareketlerinin düzenlenmesi için angajman kurallarının kullanılması yaygınlaşmaya devam etmekte, bu kapsamda da angajman kurallarının eğitimi ve anlaşılması aynı şekilde önem kazanmaktadır. Angajman kuralları genellikle askeri ve politik gereksinimlerin bir karışımı olduğundan, bu kuralların mevcut ulusal ve uluslarararası hukuk parametreleri ile sınırlanması gerektiğine dair net bir anlayışın bulunması gereklidir.”
http://www.journals.istanbul.edu.tr/iumhmohb/article/viewFile/5000121272/5000111803
Angajman, bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etmesi ve ya o ülkenin topraklarında tehdit arz etmesi üzerine oluşan askeri tepkinin şartlarının belirlenmesidir. 2012 yılında Türkiye'ye ait F-4 savaş uçağının Suriye tarafından vurulup düşürülmesinin ardından, iki ülke arasındaki angajman kuralları değişmişti.
ANGAJMAN KURALLARI NELERDİR?
Angajman kuralları ise geniş anlamda diplomaside tarafların ilişkilerini yürütürken kullandıkları prosedürleri ifade ederken, askeri anlamda ise bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etme veya ülke topraklarında oluşacak bir tehdide karşı yapılacak askeri tepkinin şartlarını belirlemektedir.
Angajman kuralları kısaltmalar içeren askeri direktiflerdir. Bir başka değişle yetkili bir otorite tarafından çıkarılan ve askeri kuvvetlerin hedeflerini yerine getirirken tabi olacakları kuralları ve sınırları çizen direktiflerdir.
Angajman kuralları ulusal askeri doktrinlerde, tamamlayıcı, emirler, dağıtım emirleri, harekât planları, yürürlükteki direktifler de dâhil olmak üzere çeşitli şekillerde görülür. Bu direktifler, kuvvet kullanımı konusunda yetkilendirme ve sınırlandırmalar içerir.

http://www.hurriyet.com.tr/angajman-nedir-angajman-kurallari-nelerdir-40018101
Global Bilgiler  /  at  00:57  /  No comments

Angajman kuralları, (rules of engagement) askerî unsurların kuvvet kullanımı sırasında uyması gereken yasa veya kuralları tanımlayan kavram. Kavram ilk defa, 1958'de Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan Department of Defense Dictionary of Military and Associated Terms adlı sözlükte yer verilmiştir.
“Kuvvet kullanma üzerinde politik kontrol mekanizması olarak ve bu bağlamda ülkelerce, ittifaklarca ve koalisyonlarca silahlı kuvvetlerinin hareketlerinin düzenlenmesi için angajman kurallarının kullanılması yaygınlaşmaya devam etmekte, bu kapsamda da angajman kurallarının eğitimi ve anlaşılması aynı şekilde önem kazanmaktadır. Angajman kuralları genellikle askeri ve politik gereksinimlerin bir karışımı olduğundan, bu kuralların mevcut ulusal ve uluslarararası hukuk parametreleri ile sınırlanması gerektiğine dair net bir anlayışın bulunması gereklidir.”
http://www.journals.istanbul.edu.tr/iumhmohb/article/viewFile/5000121272/5000111803
Angajman, bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etmesi ve ya o ülkenin topraklarında tehdit arz etmesi üzerine oluşan askeri tepkinin şartlarının belirlenmesidir. 2012 yılında Türkiye'ye ait F-4 savaş uçağının Suriye tarafından vurulup düşürülmesinin ardından, iki ülke arasındaki angajman kuralları değişmişti.
ANGAJMAN KURALLARI NELERDİR?
Angajman kuralları ise geniş anlamda diplomaside tarafların ilişkilerini yürütürken kullandıkları prosedürleri ifade ederken, askeri anlamda ise bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etme veya ülke topraklarında oluşacak bir tehdide karşı yapılacak askeri tepkinin şartlarını belirlemektedir.
Angajman kuralları kısaltmalar içeren askeri direktiflerdir. Bir başka değişle yetkili bir otorite tarafından çıkarılan ve askeri kuvvetlerin hedeflerini yerine getirirken tabi olacakları kuralları ve sınırları çizen direktiflerdir.
Angajman kuralları ulusal askeri doktrinlerde, tamamlayıcı, emirler, dağıtım emirleri, harekât planları, yürürlükteki direktifler de dâhil olmak üzere çeşitli şekillerde görülür. Bu direktifler, kuvvet kullanımı konusunda yetkilendirme ve sınırlandırmalar içerir.

http://www.hurriyet.com.tr/angajman-nedir-angajman-kurallari-nelerdir-40018101

0 yorum:

KAKTÜS YETİŞTİRİCİLİĞİ

Global bilgiler

Tanımı ve Önemi
Kaktüslerin ana vatanı Amerika Kıtası ve yöresindeki adalardır. Özellikle Meksika’dan Peru’ya kadar olan alana yayılmıştır. Avrupa ülkelerinin bu bitkiyle tanışması.


Değişik kaktüs çeşitleri

Cactusün bitkiler âlemindeki yeri:
Âlem : Plantae
Şube : Magnoliophyta
Sınıf : Magnoliopsida
Familya : Cactaceae
Tür : Cactus
Türkçe Adı: Kaktüs

Kaktüs (adromischus) bitkisi adını, Yunanca’da dikenli bitki anlamına gelen kaktos kelimesinden almıştır. Adından da anlaşılacağı gibi yaprakları kaybolarak gerilemiş ve yerini dikenler almıştır. Dikenler düz ve uzun, çengelli, tarak, beyaz veya renkli saç benzeri olabilir.

Kaktüslerin dış epidermisleri genellikle kalındır. Bu yüzeyler dikenler ve dikenimsi bir yapıyla örtülmüştür. Dikenler şemsiye görevi yapar. Edipermis altında ince bir tabaka halinde fotosentez yapan hücreler vardır. Bitkinin diğer kısımları su parankimasından ibarettir.


Kaktüslerde fotosentez yüzeyini artıran, girintili çıkıntılı bazal ve dal ucu rozet şeklinde olan dizilimler bulunur. Bu yapılara krista ve tüberkül adı verilir. Kaktüslerde yaprakların görevleri gövde tarafından yürütülür.

Kaktüs bitkisinin çiçekleri genellikle gösterişli ve parlaktır. Sarı, kırmızı, beyaz noktalı veya mavimsi-yeşil renkli çiçekleri vardır. Çiçekler bazı türlerde sadece gece açar ve bir gece açık kalır.

Çiçeklenmeden sonra oluşan meyve tek hücrelidir. Meyveler çok sayıda tohum içerir.
Kaktüslerin ana büyüme noktası bitkinin üst ucudur. Bu üst uç içe doğru dönen bir çukur şeklinde görülür. Diğer büyüme yeteneği olan noktalar bitkinin bütün yüzeyine dağılmıştır.

Tüm kaktüs familyası türleri sukkulent bitkilerdir. Sukkulent bitkiler, gövde veya yapraklarındaki özel etli dokularda su tutma ve biriktirme yeteneğinde olan bitkilerdir.

Ancak tüm sukkulent bitkiler kaktüs değildir. Bitkiler dünyasının birçok familyasında az veya çok sayıda sukkulent tür bulunur.

Kaktüsler, ışık ya da suyun az olduğu dönemlerde hayatta kalmayı başaracak su tutma özelliğine sahiptir. Bunun yanında, aşırı su kaybını engelleyebilecek şekilde gözeneklerini kapatmak, fotosentez işlemini gece de sürdürebilmek gibi, bazı yetenekleri de elişmiştir. Hemen hemen tüm kaktüslerin gövdeleri sukkulenttir. Yani suyu gövdelerinde biriktirirler.

Kaktüsler sukkulentlerin bir alt koludur. Farklı olarak nitelenmelerinin nedeni, kaktüslerin areol denen özel organlara sahip olmasıdır. Areol, evrim sürecinde uyum sağlayabilmek amacıyla gerilemiş olan dal ve yaprak kompleksidir. Kaktüslerin büyüme, yan dal verme ve çiçek açma işlemleri yalnızca areollerden olur.

Bu yastık gibi tüylü küçük bölümden dikenler, çiçekler ve yeni kollar çıkar. Areolleri bir bitkinin kaktüs olup olmadığını anlamak için kullanırken dikkat edilmelidir. Çünkü bunlar her zaman kolaylıkla görünmeyebilirler.

Çeşitleri
Kaktüsler, hemen hemen bütün türlerinin sukkulent olduğu tek familyadır. 200’den fazla cins ve 10 000’in üzerinde tür ve varyetesi bulunur.

Kaktüsler 3 alt familyaya ayrılır. 
Bunlar:

1-Pereskioideae:İnce ve uzun, çoğu hâlâ yapraklı kaktüslerdir.

2-Opuntioideae: Gelişme noktalarından sürgün veren yassı veya sütunumsu kaktüslerdir.

3-Cereoideae: Diğer top ve sütun formlu kaktüslerdir

Kaktüslerin pek çok çeşitleri vardır. Bunlardan bazıları

C. Triebneri: Bodur çalı cinsidir. Yapraklar çivi gibi sap ise dardır.
Yeşilimsi kırmızı küçük birden fazla çiçek, çiçek sapı üzerinde boylu boyunca sıralanmıştır.


Rebutia: En popüler kaktüs türlerindendir. Açtığı rengârenk çiçekleri ile dikkat çeker. Huni şeklinde olan çiçekleri genellikle gündüz açar ve geceleri kapanır. Çiçeklenme, yaz mevsiminde olur ve genellikle 5–6 gün çiçekli olarak kalır. Çiçek açabilme olgunluğuna gelebilmeleri için 1–2 hatta bazı türlerden 5 sene geçmesi gerekir.



Çiçek renkleri; sarı, turuncu, kırmızı, pembe, beyaz ve sarıdır. Çiçek rengi her ne olursa olsun ortak noktaları ortalarının sarı olmasıdır. Çiçekler bitkinin dip kısmından çıkar ve genellikle toplu olarak açar. Çiçek boyları orta ve küçüktür. Çiçeklenme sonunda bol miktarda tohum verir.



Kuvvetli ışığa ihtiyaç duyarlar. Ancak doğrudan güneş ışığından hoşlanmazlar. Yaz aylarında suyu çok severler. Soğuğa dayanaklı bitkilerdir.



 Önemli rebutia çeşitleri ise şunlardır:
Rebutia colorea
Rebutia eos
Rebutia donaldiana
Rebutia espinosae
Rebutia marsoneri
Rebutia flavistyla


Rebutia colorea


Rebutia eos

Rebutia donaldiana


 Rebutia espinosae


Rebutia marsoneri


 Rebutia flavistyla

Cephalocereus: Sütun biçiminde diklemesine gelişen türdür. Kimi zaman dallanarak gövdelerini kaplayan sert dikenleri; kaktüsün tepesine doğru saç gibi uzayarak elastiki, yumuşak ipeksi lifler halini alan ilginç görünüşlü bitkilerdir. Gelişmeleri oldukça yavaştır.

Yaz mevsiminde geceleri beyaz, sarı ya da pembe borumsu çiçeklerini açar. Kısa süre açık kalan bu çiçekler olgunlaşıp tohumlarını oluşturur. 

İklimi sıcak ve kurak olan bölgelerdeki kıraç bahçelerde yetiştirilir. Aynı zamanda soğuk ve serin yörelerde kış mevsiminde ısıtılan kapalı 

Önemli çeşitleri şunlardır:

Cephalocereus senilis
Cephalocereus nobilis
Cephalocereus royanii

                  C. senilis                                            C. nobilis                            C. royanii

Diğer bazı kaktüs çeşitleri ise şunlardır:

                                 Opuntia ficus-indica                                             Mammillaria geminispin

                
                                                     Aporacactus flagelliformis                                                        Epiphyllum


                      Gymnocalycium soglionis                                  Cereus peruvianus monstrosus


                                       Echinocactus grusonii                                              Astrophtyum ornatum


Üretimi


Kaktüsler, generatif (tohum) ve vegatatif (çelik, aşı, ayırma) yollarla üretilmektedir.
Uygulamada vegatatif üretim daha çok kullanılır. Ancak çok miktarda üretim söz konusu olduğunda tohum ile üretim tercih edilir.

Tohum ile üretim: Toplanan tohumlar, genellikle 1 yıl bekletildikten sonra ekilir. İri ve sert kabuklu tohumların çimlenme süresini kısaltmak için ekimden önce suda ıslatılır veya mekaniksel yolla aşındırılır.

Tohum ekimi ilkbaharda mart-nisan aylarında yapılır. Çimlenme sırasında hacim olarak eşit miktarda orman toprağı, turba ve kum karışımı kullanılır. Bu karışıma odun kömürü tozu eklenmesinde yarar vardır. Tohumlar, aynı zamanda yine eşit hacimlerde yaprak çürüntüsü, dişli dere kumu ve odun kömürüne de ekilebilir.

Çimlendirme ortamının yüzeyine 3-4 mm aralıklarla ekilen tohumların üzerleri, kendiirilikleri kadar harç ile örtülür. Eğer tohumlar çok ince ise üzerleri örtülmez ve hafifçe düzgün bir tahta parçasıyla bastırılır.

Ekim işi bittikten sonra tohum yastığı süzgeçli kova ile sulanarak üzeri camla örtülür. Kaktüslerin çoğu ışıkta çimlendiklerinden, yastık veya kasalar aydınlık bir yerde bulundurulmalıdır. Çimlenme süresince ortam aynı şekilde nemli kalmalıdır. Sıcaklık gündüz 20–30 C, gece ise 18–20 C olmalıdır.

Kaktüs cinslerine bağlı olarak çimlenme, 4 gün ile 1 yıl içerisinde olur. Sözgelişi, Rebutia cinsi kaktüsler, 4 gün içerisinde çimlenir. Fideler birbirine değinceye değin tohum yastığında bırakılmalı, daha sonra köklerine zarar vermemeye özen göstererek başka kasalara şaşırtılmalıdır. Genç bitkiler 1 veya 2 yıl sonra küçük saksılara alınırlar.

Türe bağlı olarak, birkaç aydan bir yıla kadar çimlenme ortamında kalır. Elle tutulabilecek hâle geldikten sonra köklere zarar vermemeye özen göstererek fideler yeni saksılarına dikilir.

Çelik ile üretim: Çelikler, olgunlaşmamış sürgünlerden tepe çeliği şeklinde büyüme dönemi içerisinde (haziran ve eylül ayları) alınır.

Kesim işi, keskin bir bıçakla kuru ve güneşli bir havada yapılır. Köklerin yanlardaki diken diplerinden çıkmasını önlemek için çeliklerin alt kısımları, konik bir şekilde yontulur.

Hazırlanan çelikler, yara yerinin kuruması için sıcak, gölgeli havadar bir yerde 2–3 gün bekletilir. Kesim yeri tamamen kuruyan çelikler, köklendirilmek üzere odun kömürü tozu ile karışık dişli dere kumu veya perlit içerisine dikilirler. Aynı zamanda köklendirme ortamı olarak, eşit hacimlerdeki turba (veya yaprak çürüntüsü) ve dişli kumun karışımı da kullanılabilir.

Çelikler uzun alınmışsa, sallanma ve devrilmeyi önlemek için bir çubuk ile desteklenmelidir. Dikilen çeliklere su verilmemeli ancak sık sık su püskürtülmelidir. Çelikler 10–15 gün ile 1 yıl içerisinde köklenirler. Kökler 2–3 cm’lik bir uzunluğa erişince, köklenme yastığından alınarak normal kaktüs harcına dikilirler. Bu durumda yine kısıtlı su vermeye devam edilir. 

Aşı ile üretim: Bu üretim yöntemi:
  • Köklerinin duyarlılığı nedeniyle nemli toprakta uzun süre kaldığında çürüyen, 
  • Özümleme olayını gerçekleştirdiği hâlde yeşil renkten yoksun oldukları  için kendi kendilerine yaşayamayan,
  • Az veya çok yavaş büyüyen kaktüs türlerinde uygulanmaktadır.
Anaç olarak kökleri duyarlı olmayan ve hızlı büyüyen Cereus türleri seçilir. En çok kullanılan Eriocereus jusbertii, Trichocereus spachianus, Trichocereus pachanoi, Cereus peruvianus ve Myrtillocactus geometrizans’tır. 

Aşılamada önemli olan anaç ve kalem olarak seçilen iki kaktüsün ana damarlarının bir veya birkaç yerinden birbirlerine kaynaşmasıdır. Aşılama için en uygun zaman, kaktüslerin büyümeye başladıkları dönemdir. Sıcak havalarda yapılan aşıların tutma şansı daha yüksektir. Her iki kaktüsün birbiriyle kaynaşması 2–3 gün ile birkaç hafta sürebilir. Anaç olarak kullanılacak kaktüsün aşılanacak kısmı en az 3–4 aylık, en çok 2 yıllık olmalıdır.

Anaç kaktüs, temiz ve keskin bir bıçak veya jiletle aşılanacak yerinden kesilir. Tepesi düzgün olarak kesilen anacın kenarları, kuruyup büzüldüğü zaman kalem kaktüse baskı yapmaması için eğik olarak kesilir.

Kesim aleti temizlendikten sonra, aşı kalemi olarak kullanılacak kaktüs de alt kısmından kesilir ve kenarları alınır.

İlk kesimden sonra anaç üzerinden ikinci bir kesim daha yapılır. Bunun sebebi kalem anaç üzerine oturtulana kadar hava almasını ve kurumasını önlemektir.

Kesilen kısımların üzerine kalem kaktüs oturtulur ve bir iki kez çevrilerek arada kalan hava dışarı çıkartılır. Ana damarların herhangi bir noktadan birbirine temas etmesi sağlanır.

Kaktüslerin damarları kaynaşıncaya kadar temas halinde kalmaları için üzerlerine bir ağırlık konabilir. Paket yapmak için kullanılan lâstik bantlar gerilerek istenen ağırlık sağlanabilir.

Aşılama işlemi bittikten sonra bitki, sıcak ve gölge bir yere konularak, saksı toprağı nemli tutulur. Bir veya iki hafta kadar sonra bağlantılar çözülür. Aşı tutan kaktüs, 3–4 hafta sonra belirgin biçimde büyümeye başlar. Büyüme görülmez ise bitki yeniden aşılanabilir.

Ayırma ile üretim: Bazı kaktüs türleri yavru oluşturur. Bunlar ana bitkiden kolayca koparılabilir. Ancak ana bitkiden keskin bir bıçakla ayrılmaları daha uygundur. Yavruların en uygun ayırma zamanı haziran ve eylül ayları arası ve ilkbahardır. Yavru kaktüsler, içerisinde normal kaktüs harcı bulunan küçük saksılara alınırlar. 

EKOLOJİK İSTEKLERİ

Sıcaklık

Kaktüsler, bütün bitkiler gibi yazın büyür ve kış dönemini dinlenerek geçirir.

Gelişimleri için kaktüsler genellikle 16 C’ ye ihtiyaç duyarlar. Tropikal olanlar daha da yüksek sıcaklıklarda 21–32 C de gelişirler. 

Bazı kaktüsler; 0 C’ ye  kadar düşen sıcaklara kısa bir süre için dayanabilirler. Ancak soğuğa uzun süre maruz kalan bitkilerin yumuşak dokuları özellikle de yeni büyümüş olan bölümleri hasar görebilir. Bu durumda önce gövdede yaralar oluşur, sonra da bitki tamamen ölür. Soğuktan etkilenmiş bitkileri yaşatabilmek için sıcaklığı artırarak yara oluşmuş bölümü kurutmak ve küflenmeyi engellemek mümkün olur.

Sera şartlarında ve yazın güneşli günlerde sıcaklık 40 C’ ye kadar ulaşabilir. Bu durumda seralarda havalandırma yapmak çok önemlidir. Ülkemizde güney sahilleri dışında kışlar genellikle serttir. Bu yüzünden kış aylarında serayı az da olsa ısıtmak gerekir.

Çoğu kaktüs türü için 5–8 C yeterlidir. Eğer dış ortam sıcaklığı 5 C’nin altına düşmüyorsa, kaktüsler dışarıda da gelişebilirler. Ancak bu durumda saksı ve çevre ortamın kesinlikle kuru olması gerekir.

Ilıman iklim kaktüsleri 0’a yakın sıcaklıklara kısa süreli olarak dayanabilirler. Ancak en iyi büyümeyi 5 C’ nin altına düşmeyen ortamlarda gösterirler. Her kış, sıfırın altına düşen yerlerde bitkilerin kış döneminde içeri alınması, bir koruma örtüsü altında ya da bir balkon serasında tutulması uygundur.

Orantılı Nem
Kuru havayı seven kaktüsler, %50–60 oranında orantılı nem isterler.

Işık
Hemen hemen tüm kaktüs çeşitleri, sağlıklı olabilmek için büyüme dönemlerinde güneş görmek zorundadırlar. Kış döneminde nispeten az ışık seviyelerine dayanabilirler. 

Eğer kaktüslere evde bakılıyorsa, bitkileri cam kenarında tutmak gerekir. Işığın yetersiz olduğu koşullarda, suni ışık takviyesi yapabilirsiniz.

Kaktüs türlerinin her birinin ışıkla ve güneşle ilişkileri birbirinden farklıdır. Bazı türler doğrudan güneş ışığına dayanabildiği halde, bazıları gölge ortamı sever.

Genel olarak kaktüsler, aydınlık ve güneşli yerleri sever. Eğer iç mekânlarda bulunduruluyorlarsa, güneşe bakan pencere önleri en uygun yerlerdir. Uzun süre yoğun gölge yerlerde bırakılan kaktüslerin yeni çıkan sürgünleri anormal uzamaya başlar. Renkleri açık yeşil, giderek sarıya dönüşür. Bitkiler kışın daha az aydınlık yerlerde tutulabilir. Kışı gölge yerlerde geçiren kaktüsler; ilkbaharda güneşe birdenbire değil, alıştırılarak çıkarılmalıdır.

BAKIM ÖNLEMLERİ
Saksı Değiştirme

Kaktüslerin büyüme süreci yavaş olduğu için saksılarının 3–4 yılda bir değiştirilmesi yeterlidir. Ancak hızlı gelişen türlerde, 2–3 yılda bir saksı değiştirilmesi gerekir. Çok küçük saksılarda yetişen kaktüslerde ise her yıl saksı değiştirmesi yapılmalıdır. Saksı ve toprak değiştirme, genellikle ilkbaharda mart-nisan ayları arasında yapılmalıdır.

Tüm kaktüsler belli bir zaman içinde saksı değişimi isterler. Bunun nedeni saksı içerisinde sıkışmış olan toprağın değiştirilerek köklerin yeniden hava almasını sağlamak, gübreleme ve sulama nedeniyle dengesi bozulan toprağın yeniden düzenlenmesidir. 

Saksısı değişecek olan kaktüsün saksısından çıkarttıktan sonra ilk önce köklerine bakılarak hastalık olup olmadığına karar verilir. Uzun zaman saksı değişimi yapılmamış olan kaktüslerin kökleri daha kırılgandır. Fazla kök kopmasına neden olmayacak biçimde hafifçe bastırarak kökler etrafındaki topraklar dökülerek eski toprak uzaklaştırılır. 

Saksı değiştirme işleminin yapılacağı en uygun zaman büyüme mevsimi öncesidir.

Genel kural olarak 15 cm' den küçük bitkilere yarım derinlikteki saksı kullanmak ve eski saksıdan 2,5 cm daha büyük çaptaki saksıya geçmektir. Eğer bitkinin boyu 15 cm' den büyükse, bu durumda bitki çapından 10–15 cm geniş, tam derinlikte bir saksı kullanılmalıdır.

Kaktüslerde kök çürümesini önleyebilmek için saksıların drenajının iyi olması çok önemlidir. Öncelikle saksının dibine geçirgen bir plastik çuval parçası konulması uygun olur.
Böylece harcın en dipteki delikten akıp gitmesi engellenir. Bu aşamadan sonra kaba ve ince çakıl karışımından bir miktar, en dibe yerleştirmek ve üstüne normal harcı koymak gerekir.

Drenaj tabakası, 1–1,5 cm çaplı çakıl vb. maddeden oluşmalı ve 2 cm kalınlıkta olmalıdır.

Ülkemiz koşullarında kaktüslerde saksı değiştirmek için en uygun zaman mart-nisan aylarıdır. Saksı değiştirmede dikkate alınacak en önemli konulardan biri de kaktüslerin küçük saksıları tercih etmeleridir. Bu nedenle yeni saksı, eskisinden sadece az büyük olmalıdır. Kaktüslerde gerçekten gerekmedikçe saksı değiştirilmemelidir.

Kaktüsler kumlu, süzek toprakları severler. Yeterli havalanma ve drenaj sağlayabilmek için harç karışımların en az 1/6’sı kaba dişli kum olmalıdır.

Genel olarak kaktüs yetiştiriciliğinde kullanılan saksı harçları, hacim olarak 1 kısım tınlı toprak, 1 kısım yaprak çürüntüsü, 1 kısım kaba dişli kum ve 1 kısım odun kömürü, tuğla veya saksı kırığının karışımıyla elde edilir. Ayrıca, hacim olarak eşit miktarlarda tınlı toprak, yaprak çürüntüsü, kaba dişli kum ve yanmış ahır gübresinin karışımından oluşan harç da kullanılmaktadır.

Diğer bitkilerden farklı olarak kaktüslerin genel olarak dikenli olmalarından dolayı bitki ya kalın bir eldivenle ya da bir bez veya gazete kâğıdıyla sararak tutulur ve saksısından çıkarılır.

Yeni saksının dibine drenajı sağlamak için bir miktar çakıl, kırılıp ufalanmış toprak saksı parçaları konur. Daha sonra üzerine uygun kaktüs harçlarından ilave edilir.

Çıkarılan bitki, yeni saksının tam ortasına oturtulur ve yanları yine aynı harç ile doldurularak sıkıca bastırılır.

Yeni yerine dikilen kaktüslerin üzerlerine küçük çakıllar ya da mozaik taşı gibi kırılmış taştan bir örtü serilmesi faydalı olur. Toprak üzerine serilecek olan tabaka yaklaşık 1 cm kalınlıkta olmalıdır. Bu tabakanın faydalarını

 Saksı harcının yıkanıp azalması engellenir.
 Toprağın üstten kuruması azalır, rutubet saksının içinde daha uzun kalır.
 Harcın içinde bulunması muhtemel olan yabani otların çıkması engellenir.
 Yosun oluşması azalır.
 Sulama suyunun bitki gövdesi üzerinde leke bırakması engellenmiş olur.

Saksı değişimi tamamlandıktan sonra bir hafta kadar sulama yapılmaz. Böyleceköklerin çürümesi engellenir. 10 gün sonra sulamaya başlanır.

Gübreleme
Kaktüslerde diğer iç mekân bitkilerinde kullanılan N:P:K gübreleri 6:4:6 oranında verilirse gevşek ve sağlıksız olarak büyürler. Bu nedenle kaktüsler için kullanılan en uygun oran 4:7:9’dur.

Kaktüslerin gelişme dönemine rastlayan ilkbahardan sonbahara kadar her haftada veya 2 haftada bir 1–2 g gübre 1lt su içerisinde eritilerek verilebilir. Dinlenme dönemlerinde ise bitkilere gübre verilmemelidir.

Sulama
Kaktüslere su vermeye dinlenme döneminin bittiği şubat-mart ayları arasında 15 günde bir kez olarak başlanır. Ancak çiçeklenecek bitkilere, tomurcuklar iyice irileşinceye kadar su verilmemelidir. Yazın bitki 4-5 günde bir bolca sulanarak saksı toprağının suya iyice doyması sağlanır.

Sıcak havalarda üzerlerine su püskürtülmesinin faydası vardır. Sonbaharda normalde verilen su miktarı yeniden azaltılmalıdır. Kışın dinlenme ve tomurcuk oluşumu döneminde özellikle soğuk yerlerde bulunan kaktüslere hiç su verilmemelidir. Çünkü, bitkiler o dönemde su gereksinimlerini, gövdelerinde depoladıkları kendi öz sularından karşılarlar. 

Ancak, sıcaklığın kasım-şubat ayları arasında 10 C’ den daha yüksek olan yerlerde su miktarı daha az verilir. Bu durumda ayda bir kere su püskürtülmesi uygundur. En uygun sulama suyunun pH derecesi 4.5-6.5 olan yağmur suyudur. Yağmur suyu sağlanamıyorsa, çeşme veya kuyu suları en az 24 saat dinlendirildikten sonra kullanılmalıdır.

Kaktüs ölümlerinin sulamadan kaynaklanan büyük bir yüzdesi; az değil, çok sulamadan kaynaklanır. Aşırı su, kaktüs köklerinin çürümesine neden olur. Genel olarak kaktüslerin suya ihtiyaç duydukları dönem, aktif olarak büyümekte oldukları dönem, yani ilkbahar ve yaz dönemidir. Bu dönemde rahatça sulanabilirler ama diğer mevsimlerde dikkatli olunmalıdır.

Susuz kalmış bir kaktüs, sadece dinlenmeye geçer. Su kaybı nedeniyle kaktüslerde buruşma görülür. Ancak yeniden sulandığı zaman eski haline döner. Sonbaharda bitki daha az suya gereksinim duymaya başlar. Bu dönemle birlikte su yavaş yavaş azaltılmalı ve havaların iyice soğumaya başladığı zamanda da tamamen kesilmelidir.

İlkbahar başlangıcında, önceleri haftada bir sprey ile uygulanan su, büyüme döneminde artırılmalıdır. Havaların ısınmasıyla birlikte daha serbest sulanmalıdır. Yaz döneminde haftada bir ya da iki haftada bir sulama uygun ve yeterlidir.

Sulamanın yapılacağı en iyi vakit sabah erken saatleri ya da akşamüstüdür. Parlak güneşin olduğu bir anda sulamak, bitkileri yakabilir. Çok sıcak yaz günleri dışında akşamüstü sulamak iyi olmaz.

Pek çok kaktüs türü, kuru bir atmosferi tercih eder. Ancak epifitikler olarak adlandırılan tropik kaktüsler, sıcak ve rutubetli ortamları severler. İç mekânlarda bunu sağlayabilmek için sıcaklığın 21–32 C olması gerekir.

Budama
Budama yapılmaz. Yalnızca kuruyan, çürüyen yaprak ve çiçekler temizlenir.

Hastalık ve Zararlıları

Kaktüslerde görülen en önemli hastalıklar

 Kök ve gövde çürüklüğü: Düşük sıcaklık ve aşırı nemden dolayı meydana gelen bir hastalıktır. Mücadelesinde, saksı toprağının patojen ile bulaşık olmamasına dikkat edilmeli, bitki için uygun sıcaklık ve nem sağlanmalıdır.
 Fusarium solgunluğu: Ksilem (odun) borularını tıkayarak ve işlevlerini bozarak solgunluğa neden olur. Bitkinin aşağıdan yukarıya su iletimi dengesi bozulur. Solgunluk önce yaşlı yapraklarda başlar. Daha sonra bitkinin tamamına yayılır. Mücadelesinde enfekte olmuş bitkilerden çelik alınmamalıdır.
 Kurşuni küf: Yaprak, gövde ve çiçeklerde etkilidir. Fazla nemli ortamlarda bitki kısımlarının üstlerini gri küf tabakası kaplar. Bulaşmalar çiçeklerde küçük koyu renkli lekeler halinde görülür. Uzun süre devam eden yüksek orantılı nem ve özellikle 15-25 C sıcaklıklar hastalığın yayılması için en uygun ortamdır. Mücadelesinde, yayılma koşulları olan sıcaklık ve nem oranları uygun düzeyde tutulmalıdır.
 Yaş çürüklüğü: Bitkinin fazla sulanması ve fazla nem altında kalmasından dolayı meydana gelir. Bitkinin fazla sulanması bitkinin köklerinin ve kendisinin çürümesine neden olur.

Kaktüslerde görülen en önemli zararlılar şunlardır:

 Kırmızı örümcekler: Bitkilerin yapraklarının özellikle alt kısmını Mücadelesinde, akarları öldüren akarisitlerden uygun olan biri ile bitki ilaçlanır. İlaçlama sırasında özellikle yaprakların alt kısmının ilaçlanmasına dikkat edilmelidir.
 Yaprak bitleri: Yaprak bitleri, bitkileri sokup bitki öz suyunu emerek yaşar. Emme sırasında salgıladıkları toksik ve tahriş edici maddeler, yaprakların kıvrılmasına veya şişkinlik gibi anormal oluşumlara neden olurlar. Daha sonra yaprak sararır ve kurur.
 Kabuklu bitler: İnce uzun hortumlarıyla bitkinin yaprak ve yaprak saplarını sokarak bitki öz suyunu emerler. Salgıladıkları tatlı madde ile fumajin mantarlarının çoğalmasına neden olur. Yapraklar sararır, kurur ve dökülür.

Mücadelesinde böceklere etkili olan ilaçlar uygulanır.

 Unlu bitler: Kabuklu bitlerle benzer zararlar gösterir. 
 Salyangozlar: Yapraklarda delikler ve çevrede parlak ince yol şeklindeki izler şeklinde belirti gösterir. Mücadelesinde hazır satılmakta olan salyangoz paletleri ya da yine özellikle salyangozlar için üretilmiş kepek ilaçları kullanılır. Salyangoz ve sülük için kullanmaya müsait ilaçlar,
kepek veya ince toz talaş ile karıştırılarak gezinme alanlarına serpilir.
Global Bilgiler  /  at  00:41  /  No comments

Global bilgiler

Tanımı ve Önemi
Kaktüslerin ana vatanı Amerika Kıtası ve yöresindeki adalardır. Özellikle Meksika’dan Peru’ya kadar olan alana yayılmıştır. Avrupa ülkelerinin bu bitkiyle tanışması.


Değişik kaktüs çeşitleri

Cactusün bitkiler âlemindeki yeri:
Âlem : Plantae
Şube : Magnoliophyta
Sınıf : Magnoliopsida
Familya : Cactaceae
Tür : Cactus
Türkçe Adı: Kaktüs

Kaktüs (adromischus) bitkisi adını, Yunanca’da dikenli bitki anlamına gelen kaktos kelimesinden almıştır. Adından da anlaşılacağı gibi yaprakları kaybolarak gerilemiş ve yerini dikenler almıştır. Dikenler düz ve uzun, çengelli, tarak, beyaz veya renkli saç benzeri olabilir.

Kaktüslerin dış epidermisleri genellikle kalındır. Bu yüzeyler dikenler ve dikenimsi bir yapıyla örtülmüştür. Dikenler şemsiye görevi yapar. Edipermis altında ince bir tabaka halinde fotosentez yapan hücreler vardır. Bitkinin diğer kısımları su parankimasından ibarettir.


Kaktüslerde fotosentez yüzeyini artıran, girintili çıkıntılı bazal ve dal ucu rozet şeklinde olan dizilimler bulunur. Bu yapılara krista ve tüberkül adı verilir. Kaktüslerde yaprakların görevleri gövde tarafından yürütülür.

Kaktüs bitkisinin çiçekleri genellikle gösterişli ve parlaktır. Sarı, kırmızı, beyaz noktalı veya mavimsi-yeşil renkli çiçekleri vardır. Çiçekler bazı türlerde sadece gece açar ve bir gece açık kalır.

Çiçeklenmeden sonra oluşan meyve tek hücrelidir. Meyveler çok sayıda tohum içerir.
Kaktüslerin ana büyüme noktası bitkinin üst ucudur. Bu üst uç içe doğru dönen bir çukur şeklinde görülür. Diğer büyüme yeteneği olan noktalar bitkinin bütün yüzeyine dağılmıştır.

Tüm kaktüs familyası türleri sukkulent bitkilerdir. Sukkulent bitkiler, gövde veya yapraklarındaki özel etli dokularda su tutma ve biriktirme yeteneğinde olan bitkilerdir.

Ancak tüm sukkulent bitkiler kaktüs değildir. Bitkiler dünyasının birçok familyasında az veya çok sayıda sukkulent tür bulunur.

Kaktüsler, ışık ya da suyun az olduğu dönemlerde hayatta kalmayı başaracak su tutma özelliğine sahiptir. Bunun yanında, aşırı su kaybını engelleyebilecek şekilde gözeneklerini kapatmak, fotosentez işlemini gece de sürdürebilmek gibi, bazı yetenekleri de elişmiştir. Hemen hemen tüm kaktüslerin gövdeleri sukkulenttir. Yani suyu gövdelerinde biriktirirler.

Kaktüsler sukkulentlerin bir alt koludur. Farklı olarak nitelenmelerinin nedeni, kaktüslerin areol denen özel organlara sahip olmasıdır. Areol, evrim sürecinde uyum sağlayabilmek amacıyla gerilemiş olan dal ve yaprak kompleksidir. Kaktüslerin büyüme, yan dal verme ve çiçek açma işlemleri yalnızca areollerden olur.

Bu yastık gibi tüylü küçük bölümden dikenler, çiçekler ve yeni kollar çıkar. Areolleri bir bitkinin kaktüs olup olmadığını anlamak için kullanırken dikkat edilmelidir. Çünkü bunlar her zaman kolaylıkla görünmeyebilirler.

Çeşitleri
Kaktüsler, hemen hemen bütün türlerinin sukkulent olduğu tek familyadır. 200’den fazla cins ve 10 000’in üzerinde tür ve varyetesi bulunur.

Kaktüsler 3 alt familyaya ayrılır. 
Bunlar:

1-Pereskioideae:İnce ve uzun, çoğu hâlâ yapraklı kaktüslerdir.

2-Opuntioideae: Gelişme noktalarından sürgün veren yassı veya sütunumsu kaktüslerdir.

3-Cereoideae: Diğer top ve sütun formlu kaktüslerdir

Kaktüslerin pek çok çeşitleri vardır. Bunlardan bazıları

C. Triebneri: Bodur çalı cinsidir. Yapraklar çivi gibi sap ise dardır.
Yeşilimsi kırmızı küçük birden fazla çiçek, çiçek sapı üzerinde boylu boyunca sıralanmıştır.


Rebutia: En popüler kaktüs türlerindendir. Açtığı rengârenk çiçekleri ile dikkat çeker. Huni şeklinde olan çiçekleri genellikle gündüz açar ve geceleri kapanır. Çiçeklenme, yaz mevsiminde olur ve genellikle 5–6 gün çiçekli olarak kalır. Çiçek açabilme olgunluğuna gelebilmeleri için 1–2 hatta bazı türlerden 5 sene geçmesi gerekir.



Çiçek renkleri; sarı, turuncu, kırmızı, pembe, beyaz ve sarıdır. Çiçek rengi her ne olursa olsun ortak noktaları ortalarının sarı olmasıdır. Çiçekler bitkinin dip kısmından çıkar ve genellikle toplu olarak açar. Çiçek boyları orta ve küçüktür. Çiçeklenme sonunda bol miktarda tohum verir.



Kuvvetli ışığa ihtiyaç duyarlar. Ancak doğrudan güneş ışığından hoşlanmazlar. Yaz aylarında suyu çok severler. Soğuğa dayanaklı bitkilerdir.



 Önemli rebutia çeşitleri ise şunlardır:
Rebutia colorea
Rebutia eos
Rebutia donaldiana
Rebutia espinosae
Rebutia marsoneri
Rebutia flavistyla


Rebutia colorea


Rebutia eos

Rebutia donaldiana


 Rebutia espinosae


Rebutia marsoneri


 Rebutia flavistyla

Cephalocereus: Sütun biçiminde diklemesine gelişen türdür. Kimi zaman dallanarak gövdelerini kaplayan sert dikenleri; kaktüsün tepesine doğru saç gibi uzayarak elastiki, yumuşak ipeksi lifler halini alan ilginç görünüşlü bitkilerdir. Gelişmeleri oldukça yavaştır.

Yaz mevsiminde geceleri beyaz, sarı ya da pembe borumsu çiçeklerini açar. Kısa süre açık kalan bu çiçekler olgunlaşıp tohumlarını oluşturur. 

İklimi sıcak ve kurak olan bölgelerdeki kıraç bahçelerde yetiştirilir. Aynı zamanda soğuk ve serin yörelerde kış mevsiminde ısıtılan kapalı 

Önemli çeşitleri şunlardır:

Cephalocereus senilis
Cephalocereus nobilis
Cephalocereus royanii

                  C. senilis                                            C. nobilis                            C. royanii

Diğer bazı kaktüs çeşitleri ise şunlardır:

                                 Opuntia ficus-indica                                             Mammillaria geminispin

                
                                                     Aporacactus flagelliformis                                                        Epiphyllum


                      Gymnocalycium soglionis                                  Cereus peruvianus monstrosus


                                       Echinocactus grusonii                                              Astrophtyum ornatum


Üretimi


Kaktüsler, generatif (tohum) ve vegatatif (çelik, aşı, ayırma) yollarla üretilmektedir.
Uygulamada vegatatif üretim daha çok kullanılır. Ancak çok miktarda üretim söz konusu olduğunda tohum ile üretim tercih edilir.

Tohum ile üretim: Toplanan tohumlar, genellikle 1 yıl bekletildikten sonra ekilir. İri ve sert kabuklu tohumların çimlenme süresini kısaltmak için ekimden önce suda ıslatılır veya mekaniksel yolla aşındırılır.

Tohum ekimi ilkbaharda mart-nisan aylarında yapılır. Çimlenme sırasında hacim olarak eşit miktarda orman toprağı, turba ve kum karışımı kullanılır. Bu karışıma odun kömürü tozu eklenmesinde yarar vardır. Tohumlar, aynı zamanda yine eşit hacimlerde yaprak çürüntüsü, dişli dere kumu ve odun kömürüne de ekilebilir.

Çimlendirme ortamının yüzeyine 3-4 mm aralıklarla ekilen tohumların üzerleri, kendiirilikleri kadar harç ile örtülür. Eğer tohumlar çok ince ise üzerleri örtülmez ve hafifçe düzgün bir tahta parçasıyla bastırılır.

Ekim işi bittikten sonra tohum yastığı süzgeçli kova ile sulanarak üzeri camla örtülür. Kaktüslerin çoğu ışıkta çimlendiklerinden, yastık veya kasalar aydınlık bir yerde bulundurulmalıdır. Çimlenme süresince ortam aynı şekilde nemli kalmalıdır. Sıcaklık gündüz 20–30 C, gece ise 18–20 C olmalıdır.

Kaktüs cinslerine bağlı olarak çimlenme, 4 gün ile 1 yıl içerisinde olur. Sözgelişi, Rebutia cinsi kaktüsler, 4 gün içerisinde çimlenir. Fideler birbirine değinceye değin tohum yastığında bırakılmalı, daha sonra köklerine zarar vermemeye özen göstererek başka kasalara şaşırtılmalıdır. Genç bitkiler 1 veya 2 yıl sonra küçük saksılara alınırlar.

Türe bağlı olarak, birkaç aydan bir yıla kadar çimlenme ortamında kalır. Elle tutulabilecek hâle geldikten sonra köklere zarar vermemeye özen göstererek fideler yeni saksılarına dikilir.

Çelik ile üretim: Çelikler, olgunlaşmamış sürgünlerden tepe çeliği şeklinde büyüme dönemi içerisinde (haziran ve eylül ayları) alınır.

Kesim işi, keskin bir bıçakla kuru ve güneşli bir havada yapılır. Köklerin yanlardaki diken diplerinden çıkmasını önlemek için çeliklerin alt kısımları, konik bir şekilde yontulur.

Hazırlanan çelikler, yara yerinin kuruması için sıcak, gölgeli havadar bir yerde 2–3 gün bekletilir. Kesim yeri tamamen kuruyan çelikler, köklendirilmek üzere odun kömürü tozu ile karışık dişli dere kumu veya perlit içerisine dikilirler. Aynı zamanda köklendirme ortamı olarak, eşit hacimlerdeki turba (veya yaprak çürüntüsü) ve dişli kumun karışımı da kullanılabilir.

Çelikler uzun alınmışsa, sallanma ve devrilmeyi önlemek için bir çubuk ile desteklenmelidir. Dikilen çeliklere su verilmemeli ancak sık sık su püskürtülmelidir. Çelikler 10–15 gün ile 1 yıl içerisinde köklenirler. Kökler 2–3 cm’lik bir uzunluğa erişince, köklenme yastığından alınarak normal kaktüs harcına dikilirler. Bu durumda yine kısıtlı su vermeye devam edilir. 

Aşı ile üretim: Bu üretim yöntemi:
  • Köklerinin duyarlılığı nedeniyle nemli toprakta uzun süre kaldığında çürüyen, 
  • Özümleme olayını gerçekleştirdiği hâlde yeşil renkten yoksun oldukları  için kendi kendilerine yaşayamayan,
  • Az veya çok yavaş büyüyen kaktüs türlerinde uygulanmaktadır.
Anaç olarak kökleri duyarlı olmayan ve hızlı büyüyen Cereus türleri seçilir. En çok kullanılan Eriocereus jusbertii, Trichocereus spachianus, Trichocereus pachanoi, Cereus peruvianus ve Myrtillocactus geometrizans’tır. 

Aşılamada önemli olan anaç ve kalem olarak seçilen iki kaktüsün ana damarlarının bir veya birkaç yerinden birbirlerine kaynaşmasıdır. Aşılama için en uygun zaman, kaktüslerin büyümeye başladıkları dönemdir. Sıcak havalarda yapılan aşıların tutma şansı daha yüksektir. Her iki kaktüsün birbiriyle kaynaşması 2–3 gün ile birkaç hafta sürebilir. Anaç olarak kullanılacak kaktüsün aşılanacak kısmı en az 3–4 aylık, en çok 2 yıllık olmalıdır.

Anaç kaktüs, temiz ve keskin bir bıçak veya jiletle aşılanacak yerinden kesilir. Tepesi düzgün olarak kesilen anacın kenarları, kuruyup büzüldüğü zaman kalem kaktüse baskı yapmaması için eğik olarak kesilir.

Kesim aleti temizlendikten sonra, aşı kalemi olarak kullanılacak kaktüs de alt kısmından kesilir ve kenarları alınır.

İlk kesimden sonra anaç üzerinden ikinci bir kesim daha yapılır. Bunun sebebi kalem anaç üzerine oturtulana kadar hava almasını ve kurumasını önlemektir.

Kesilen kısımların üzerine kalem kaktüs oturtulur ve bir iki kez çevrilerek arada kalan hava dışarı çıkartılır. Ana damarların herhangi bir noktadan birbirine temas etmesi sağlanır.

Kaktüslerin damarları kaynaşıncaya kadar temas halinde kalmaları için üzerlerine bir ağırlık konabilir. Paket yapmak için kullanılan lâstik bantlar gerilerek istenen ağırlık sağlanabilir.

Aşılama işlemi bittikten sonra bitki, sıcak ve gölge bir yere konularak, saksı toprağı nemli tutulur. Bir veya iki hafta kadar sonra bağlantılar çözülür. Aşı tutan kaktüs, 3–4 hafta sonra belirgin biçimde büyümeye başlar. Büyüme görülmez ise bitki yeniden aşılanabilir.

Ayırma ile üretim: Bazı kaktüs türleri yavru oluşturur. Bunlar ana bitkiden kolayca koparılabilir. Ancak ana bitkiden keskin bir bıçakla ayrılmaları daha uygundur. Yavruların en uygun ayırma zamanı haziran ve eylül ayları arası ve ilkbahardır. Yavru kaktüsler, içerisinde normal kaktüs harcı bulunan küçük saksılara alınırlar. 

EKOLOJİK İSTEKLERİ

Sıcaklık

Kaktüsler, bütün bitkiler gibi yazın büyür ve kış dönemini dinlenerek geçirir.

Gelişimleri için kaktüsler genellikle 16 C’ ye ihtiyaç duyarlar. Tropikal olanlar daha da yüksek sıcaklıklarda 21–32 C de gelişirler. 

Bazı kaktüsler; 0 C’ ye  kadar düşen sıcaklara kısa bir süre için dayanabilirler. Ancak soğuğa uzun süre maruz kalan bitkilerin yumuşak dokuları özellikle de yeni büyümüş olan bölümleri hasar görebilir. Bu durumda önce gövdede yaralar oluşur, sonra da bitki tamamen ölür. Soğuktan etkilenmiş bitkileri yaşatabilmek için sıcaklığı artırarak yara oluşmuş bölümü kurutmak ve küflenmeyi engellemek mümkün olur.

Sera şartlarında ve yazın güneşli günlerde sıcaklık 40 C’ ye kadar ulaşabilir. Bu durumda seralarda havalandırma yapmak çok önemlidir. Ülkemizde güney sahilleri dışında kışlar genellikle serttir. Bu yüzünden kış aylarında serayı az da olsa ısıtmak gerekir.

Çoğu kaktüs türü için 5–8 C yeterlidir. Eğer dış ortam sıcaklığı 5 C’nin altına düşmüyorsa, kaktüsler dışarıda da gelişebilirler. Ancak bu durumda saksı ve çevre ortamın kesinlikle kuru olması gerekir.

Ilıman iklim kaktüsleri 0’a yakın sıcaklıklara kısa süreli olarak dayanabilirler. Ancak en iyi büyümeyi 5 C’ nin altına düşmeyen ortamlarda gösterirler. Her kış, sıfırın altına düşen yerlerde bitkilerin kış döneminde içeri alınması, bir koruma örtüsü altında ya da bir balkon serasında tutulması uygundur.

Orantılı Nem
Kuru havayı seven kaktüsler, %50–60 oranında orantılı nem isterler.

Işık
Hemen hemen tüm kaktüs çeşitleri, sağlıklı olabilmek için büyüme dönemlerinde güneş görmek zorundadırlar. Kış döneminde nispeten az ışık seviyelerine dayanabilirler. 

Eğer kaktüslere evde bakılıyorsa, bitkileri cam kenarında tutmak gerekir. Işığın yetersiz olduğu koşullarda, suni ışık takviyesi yapabilirsiniz.

Kaktüs türlerinin her birinin ışıkla ve güneşle ilişkileri birbirinden farklıdır. Bazı türler doğrudan güneş ışığına dayanabildiği halde, bazıları gölge ortamı sever.

Genel olarak kaktüsler, aydınlık ve güneşli yerleri sever. Eğer iç mekânlarda bulunduruluyorlarsa, güneşe bakan pencere önleri en uygun yerlerdir. Uzun süre yoğun gölge yerlerde bırakılan kaktüslerin yeni çıkan sürgünleri anormal uzamaya başlar. Renkleri açık yeşil, giderek sarıya dönüşür. Bitkiler kışın daha az aydınlık yerlerde tutulabilir. Kışı gölge yerlerde geçiren kaktüsler; ilkbaharda güneşe birdenbire değil, alıştırılarak çıkarılmalıdır.

BAKIM ÖNLEMLERİ
Saksı Değiştirme

Kaktüslerin büyüme süreci yavaş olduğu için saksılarının 3–4 yılda bir değiştirilmesi yeterlidir. Ancak hızlı gelişen türlerde, 2–3 yılda bir saksı değiştirilmesi gerekir. Çok küçük saksılarda yetişen kaktüslerde ise her yıl saksı değiştirmesi yapılmalıdır. Saksı ve toprak değiştirme, genellikle ilkbaharda mart-nisan ayları arasında yapılmalıdır.

Tüm kaktüsler belli bir zaman içinde saksı değişimi isterler. Bunun nedeni saksı içerisinde sıkışmış olan toprağın değiştirilerek köklerin yeniden hava almasını sağlamak, gübreleme ve sulama nedeniyle dengesi bozulan toprağın yeniden düzenlenmesidir. 

Saksısı değişecek olan kaktüsün saksısından çıkarttıktan sonra ilk önce köklerine bakılarak hastalık olup olmadığına karar verilir. Uzun zaman saksı değişimi yapılmamış olan kaktüslerin kökleri daha kırılgandır. Fazla kök kopmasına neden olmayacak biçimde hafifçe bastırarak kökler etrafındaki topraklar dökülerek eski toprak uzaklaştırılır. 

Saksı değiştirme işleminin yapılacağı en uygun zaman büyüme mevsimi öncesidir.

Genel kural olarak 15 cm' den küçük bitkilere yarım derinlikteki saksı kullanmak ve eski saksıdan 2,5 cm daha büyük çaptaki saksıya geçmektir. Eğer bitkinin boyu 15 cm' den büyükse, bu durumda bitki çapından 10–15 cm geniş, tam derinlikte bir saksı kullanılmalıdır.

Kaktüslerde kök çürümesini önleyebilmek için saksıların drenajının iyi olması çok önemlidir. Öncelikle saksının dibine geçirgen bir plastik çuval parçası konulması uygun olur.
Böylece harcın en dipteki delikten akıp gitmesi engellenir. Bu aşamadan sonra kaba ve ince çakıl karışımından bir miktar, en dibe yerleştirmek ve üstüne normal harcı koymak gerekir.

Drenaj tabakası, 1–1,5 cm çaplı çakıl vb. maddeden oluşmalı ve 2 cm kalınlıkta olmalıdır.

Ülkemiz koşullarında kaktüslerde saksı değiştirmek için en uygun zaman mart-nisan aylarıdır. Saksı değiştirmede dikkate alınacak en önemli konulardan biri de kaktüslerin küçük saksıları tercih etmeleridir. Bu nedenle yeni saksı, eskisinden sadece az büyük olmalıdır. Kaktüslerde gerçekten gerekmedikçe saksı değiştirilmemelidir.

Kaktüsler kumlu, süzek toprakları severler. Yeterli havalanma ve drenaj sağlayabilmek için harç karışımların en az 1/6’sı kaba dişli kum olmalıdır.

Genel olarak kaktüs yetiştiriciliğinde kullanılan saksı harçları, hacim olarak 1 kısım tınlı toprak, 1 kısım yaprak çürüntüsü, 1 kısım kaba dişli kum ve 1 kısım odun kömürü, tuğla veya saksı kırığının karışımıyla elde edilir. Ayrıca, hacim olarak eşit miktarlarda tınlı toprak, yaprak çürüntüsü, kaba dişli kum ve yanmış ahır gübresinin karışımından oluşan harç da kullanılmaktadır.

Diğer bitkilerden farklı olarak kaktüslerin genel olarak dikenli olmalarından dolayı bitki ya kalın bir eldivenle ya da bir bez veya gazete kâğıdıyla sararak tutulur ve saksısından çıkarılır.

Yeni saksının dibine drenajı sağlamak için bir miktar çakıl, kırılıp ufalanmış toprak saksı parçaları konur. Daha sonra üzerine uygun kaktüs harçlarından ilave edilir.

Çıkarılan bitki, yeni saksının tam ortasına oturtulur ve yanları yine aynı harç ile doldurularak sıkıca bastırılır.

Yeni yerine dikilen kaktüslerin üzerlerine küçük çakıllar ya da mozaik taşı gibi kırılmış taştan bir örtü serilmesi faydalı olur. Toprak üzerine serilecek olan tabaka yaklaşık 1 cm kalınlıkta olmalıdır. Bu tabakanın faydalarını

 Saksı harcının yıkanıp azalması engellenir.
 Toprağın üstten kuruması azalır, rutubet saksının içinde daha uzun kalır.
 Harcın içinde bulunması muhtemel olan yabani otların çıkması engellenir.
 Yosun oluşması azalır.
 Sulama suyunun bitki gövdesi üzerinde leke bırakması engellenmiş olur.

Saksı değişimi tamamlandıktan sonra bir hafta kadar sulama yapılmaz. Böyleceköklerin çürümesi engellenir. 10 gün sonra sulamaya başlanır.

Gübreleme
Kaktüslerde diğer iç mekân bitkilerinde kullanılan N:P:K gübreleri 6:4:6 oranında verilirse gevşek ve sağlıksız olarak büyürler. Bu nedenle kaktüsler için kullanılan en uygun oran 4:7:9’dur.

Kaktüslerin gelişme dönemine rastlayan ilkbahardan sonbahara kadar her haftada veya 2 haftada bir 1–2 g gübre 1lt su içerisinde eritilerek verilebilir. Dinlenme dönemlerinde ise bitkilere gübre verilmemelidir.

Sulama
Kaktüslere su vermeye dinlenme döneminin bittiği şubat-mart ayları arasında 15 günde bir kez olarak başlanır. Ancak çiçeklenecek bitkilere, tomurcuklar iyice irileşinceye kadar su verilmemelidir. Yazın bitki 4-5 günde bir bolca sulanarak saksı toprağının suya iyice doyması sağlanır.

Sıcak havalarda üzerlerine su püskürtülmesinin faydası vardır. Sonbaharda normalde verilen su miktarı yeniden azaltılmalıdır. Kışın dinlenme ve tomurcuk oluşumu döneminde özellikle soğuk yerlerde bulunan kaktüslere hiç su verilmemelidir. Çünkü, bitkiler o dönemde su gereksinimlerini, gövdelerinde depoladıkları kendi öz sularından karşılarlar. 

Ancak, sıcaklığın kasım-şubat ayları arasında 10 C’ den daha yüksek olan yerlerde su miktarı daha az verilir. Bu durumda ayda bir kere su püskürtülmesi uygundur. En uygun sulama suyunun pH derecesi 4.5-6.5 olan yağmur suyudur. Yağmur suyu sağlanamıyorsa, çeşme veya kuyu suları en az 24 saat dinlendirildikten sonra kullanılmalıdır.

Kaktüs ölümlerinin sulamadan kaynaklanan büyük bir yüzdesi; az değil, çok sulamadan kaynaklanır. Aşırı su, kaktüs köklerinin çürümesine neden olur. Genel olarak kaktüslerin suya ihtiyaç duydukları dönem, aktif olarak büyümekte oldukları dönem, yani ilkbahar ve yaz dönemidir. Bu dönemde rahatça sulanabilirler ama diğer mevsimlerde dikkatli olunmalıdır.

Susuz kalmış bir kaktüs, sadece dinlenmeye geçer. Su kaybı nedeniyle kaktüslerde buruşma görülür. Ancak yeniden sulandığı zaman eski haline döner. Sonbaharda bitki daha az suya gereksinim duymaya başlar. Bu dönemle birlikte su yavaş yavaş azaltılmalı ve havaların iyice soğumaya başladığı zamanda da tamamen kesilmelidir.

İlkbahar başlangıcında, önceleri haftada bir sprey ile uygulanan su, büyüme döneminde artırılmalıdır. Havaların ısınmasıyla birlikte daha serbest sulanmalıdır. Yaz döneminde haftada bir ya da iki haftada bir sulama uygun ve yeterlidir.

Sulamanın yapılacağı en iyi vakit sabah erken saatleri ya da akşamüstüdür. Parlak güneşin olduğu bir anda sulamak, bitkileri yakabilir. Çok sıcak yaz günleri dışında akşamüstü sulamak iyi olmaz.

Pek çok kaktüs türü, kuru bir atmosferi tercih eder. Ancak epifitikler olarak adlandırılan tropik kaktüsler, sıcak ve rutubetli ortamları severler. İç mekânlarda bunu sağlayabilmek için sıcaklığın 21–32 C olması gerekir.

Budama
Budama yapılmaz. Yalnızca kuruyan, çürüyen yaprak ve çiçekler temizlenir.

Hastalık ve Zararlıları

Kaktüslerde görülen en önemli hastalıklar

 Kök ve gövde çürüklüğü: Düşük sıcaklık ve aşırı nemden dolayı meydana gelen bir hastalıktır. Mücadelesinde, saksı toprağının patojen ile bulaşık olmamasına dikkat edilmeli, bitki için uygun sıcaklık ve nem sağlanmalıdır.
 Fusarium solgunluğu: Ksilem (odun) borularını tıkayarak ve işlevlerini bozarak solgunluğa neden olur. Bitkinin aşağıdan yukarıya su iletimi dengesi bozulur. Solgunluk önce yaşlı yapraklarda başlar. Daha sonra bitkinin tamamına yayılır. Mücadelesinde enfekte olmuş bitkilerden çelik alınmamalıdır.
 Kurşuni küf: Yaprak, gövde ve çiçeklerde etkilidir. Fazla nemli ortamlarda bitki kısımlarının üstlerini gri küf tabakası kaplar. Bulaşmalar çiçeklerde küçük koyu renkli lekeler halinde görülür. Uzun süre devam eden yüksek orantılı nem ve özellikle 15-25 C sıcaklıklar hastalığın yayılması için en uygun ortamdır. Mücadelesinde, yayılma koşulları olan sıcaklık ve nem oranları uygun düzeyde tutulmalıdır.
 Yaş çürüklüğü: Bitkinin fazla sulanması ve fazla nem altında kalmasından dolayı meydana gelir. Bitkinin fazla sulanması bitkinin köklerinin ve kendisinin çürümesine neden olur.

Kaktüslerde görülen en önemli zararlılar şunlardır:

 Kırmızı örümcekler: Bitkilerin yapraklarının özellikle alt kısmını Mücadelesinde, akarları öldüren akarisitlerden uygun olan biri ile bitki ilaçlanır. İlaçlama sırasında özellikle yaprakların alt kısmının ilaçlanmasına dikkat edilmelidir.
 Yaprak bitleri: Yaprak bitleri, bitkileri sokup bitki öz suyunu emerek yaşar. Emme sırasında salgıladıkları toksik ve tahriş edici maddeler, yaprakların kıvrılmasına veya şişkinlik gibi anormal oluşumlara neden olurlar. Daha sonra yaprak sararır ve kurur.
 Kabuklu bitler: İnce uzun hortumlarıyla bitkinin yaprak ve yaprak saplarını sokarak bitki öz suyunu emerler. Salgıladıkları tatlı madde ile fumajin mantarlarının çoğalmasına neden olur. Yapraklar sararır, kurur ve dökülür.

Mücadelesinde böceklere etkili olan ilaçlar uygulanır.

 Unlu bitler: Kabuklu bitlerle benzer zararlar gösterir. 
 Salyangozlar: Yapraklarda delikler ve çevrede parlak ince yol şeklindeki izler şeklinde belirti gösterir. Mücadelesinde hazır satılmakta olan salyangoz paletleri ya da yine özellikle salyangozlar için üretilmiş kepek ilaçları kullanılır. Salyangoz ve sülük için kullanmaya müsait ilaçlar,
kepek veya ince toz talaş ile karıştırılarak gezinme alanlarına serpilir.

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.