4.02.2016

Erozyon Nedir? Çeşitleri?

Global Bilgiler  /  at  22:07  /  No comments

Toprak erozyonu, toprak kütlesinden bireysel parçacıkların koparılması ve bu parçacıkların akan su ve rüzgâr gibi taşıyıcı vasıtalarla taşınmasından ibaret olan iki faz ve taşıma için yeterli enerjinin bittiği yerde birikmenin oluştuğu üç fazlı bir olaydır.
Erozyon her zaman meydana gelmiştir ve meydana gelmeye devam edecektir. Dünya yüzeyinde devamlı bir değişim olmaktadır. Bu değişimler son derece yavaştır ve ancak yüzyıllarca süren değişimler sonucunda etkin bir değişiklik fark edilebilmektedir. Erozyon olayı alüviyal toprakların ve sedimenter kayaların oluşumunda esastır. Doğal koşullar altında oluşan erozyona jeolojik veya doğal erozyon ve insanların etkileri sonucu oluşan erozyona da hızlandırılmış erozyon denmektedir. İnsanların faaliyetleri çoğunlukla erozyonun hızını artırmaktadır.

Erozyonun Çeşitleri ve Sınıflandırılması

Esas itibariyle toprak erozyonunu “Jeolojik Erozyon” ve “Hızlandırılmış Erozyon” olmak üzere önce ikiye ayırmak mümkündür

a. Jeolojik Erozyon: Oluşan toprakların doğal kuvvetlerle bir denge içerisinde aşındırılıp taşınması ve başka yerlerde biriktirilmesidir. Buna “Doğal Erozyon” ya da “Normal Erozyon” da denilmekte ve bazen de toprak oluşumunu ifade etmektedir. Jeolojik erozyona yararlı olduğu gözüyle de bakılmaktadır. Bu erozyon,   kesintisiz cereyan eden bir süreçtir.  İnsan müdahalesi olmayan yerlerde, erozyonla üstten aşınıp taşınan toprak miktarıyla alttan oluşan toprak miktarı arasında doğal bir denge söz konusudur. Yani doğal erozyonda, erozyon hızı ile toprak oluşum hızı neredeyse birbirine eşittir. Hatta toprak kazanımı daha fazladır. Bunu derin toprak profillerinden anlamak mümkündür.

b. Hızlandırılmış Erozyon: İnsanların yanlış arazi kullanımı ve hatalı tarımsal faaliyetleri sonucunda ortaya çıkarmış oldukları bir erozyondur.  İnsanlar özellikle tarımsal amaçlar için toprağı işlemeye başladıklarından itibaren,  toprak kaybı sürecini de başlatmış ve giderek hızlandırmışlardır.  Yanlış tarım yöntem ve tekniklerinin uygulanması, çayır- meraların erken ve aşırı otlatılması,  ormanların çeşitli nedenlerle yok edilmesi, yani ekosistemin ve ekolojik dengenin bozulması, erozyonu başlatan ve hızlandıran nedenlerin başında gelmektedir. İnsanlar bu tutum ve uygulamalarıyla erozyonu hızlandırarak, doğanın toprak oluşturmadaki uzun süreli emeğini boşa çıkarmaktadırlar. Burada baş sorumlu insandır. Kısa vadeli çıkarlarını ön planda tutan,  gelecekte karşılaşacağı zararını hesap edemeyen insan.

Hızlandırılmış toprak erozyonu üç ana başlıkta incelenebilir.

— Su Erozyonu: Şiddetli yağmur ve eriyen kar sularının arazi yüzeyinde eğim doğrultusunda akarken (yüzey akış)  aşındırmış oldukları materyali (Toprak tanecikleri,  organik madde,   bitki besin maddeleri) taşıması, başka yerlerde (Diğer araziler,  baraj, göl,  deniz) biriktirmesi olaydır. (Sıçrama, yüzey, parmak ve oyuntu ve akarsu kenar erozyonu)

— Rüzgâr Erozyonu: Belli bir hızın üzerinde esen rüzgârların toprağı üflemesi, aşındırması,  taşıması ve başka yerlerde terk ederek biriktirmesi olayıdır.

— Kitle Erozyonu: Yerçekimi,    buzul, dalga gibi etkenlerin toprağı aşındırması, kaydırması,  sürüklemesi ve başka yerlerde yığması olayıdır.
Dünya’ da ise meydana gelen toprak kayıplarının miktarı da oldukça büyük önem arz etmektedir. Worldwatch Institute, her sene toprağın üst tabakasının 24 milyar tonunun kaybedildiğini ileri sürmektedir. Son yirmi sene içerisinde ABD'deki bütün ekili alanı kaplayacak kadar toprak kaybolmuştur.
Bu kriz, özellikle dünya üzerindeki kararların üçte birinden fazlasını kaplayan kurak alanlarda ortaya çıkmaktadır. Çölleşme, toprak tabakasının son derece hassas, bitki tabakasının son derece ince ve iklimin son derece sert olduğu bu bölgelerde kendini hissettirmektedir. Toprak her yerde bozulabilir ama kuru iklimdeki bozulmaya çölleşme adı verilmektedir.
Dünya üzerindeki 5.200.000.000 hektarlık tarımda kullanılan kurak alanların %70'i özelliklerini yitirmiştir. Dolayısıyla çölleşme, toplam kara alanının %30'una zarar vermektedir.


Afrika'da kurak alanların %73'ünü kapsayan bir milyon hektarın üzerinde arazi, orta derecede veya ciddi bir çölleşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Asya'da 1,4 milyon hektar aynı şeklide etkilenmektedir. Fakat bu problem sadece kalkınmakta olan ülkelere mahsus değildir. Ciddi bir şekilde veya orta derecede çölleşmiş kurak alanların en fazla bulunduğu kıta %74 ile Kuzey Amerika'dır. Avrupa Birliği'ndeki ülkelerin beş tanesinde çölleşme sorunları mevcuttur. Asya'da en fazla etkilenen bölgeler eski Sovyetler Birliği'nde yer almaktadır.
Genel olarak bakılırsa, çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan kurak alana sahip 110 ülke olduğu görülür. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin genel maliyetinin senede 42 milyar dolar olduğunu hesaplamıştır. Sadece Afrika'nın yıllık kaybı 9 milyar dolardır.
Manevi kayıplar ise, daha ağır olmuştur. Dünya nüfusunun beşte biri demek olan bir milyardan fazla insanın yaşamı tehlikededir. 135 milyon kişi-Fransa, İtalya, İsviçre ve Hollanda'da yaşayanların toplamı kadar- doğup büyüdükleri yerleri terk etmek mecburiyetinde kalabilirler. Toz haline dönüşmekte olan yerleri bugüne kadar kaç kişinin terk edip gittiği bilinmemekle beraber mutlaka milyonları bulmaktadır. Mali ve Burkina Faso' da yaşamakta olanların altıda biri, kendi yörelerini terk etmek zorunda kalmışlar ve bunun bir sonucu olarak da, şehirlerin çevrelerindeki gecekondular fazlalaşmıştır. 1965 ile 1988 seneleri arasında Mauritania' nın başşehri Nouakchott' da yaşamakta olanların toplam nüfusa oranı %9.9' dan %41'e yükselmiş ve göçebelerin oranı ise %73'ten %7'ye düşmüştür.

Topraklarını yitirmiş olanlar, rüzgârın kendilerini götürdüğü yerlerde tekrar kök salmaya çalışmaktalarsa da uzaktaki ülkeler, bu göçten etkilenmektedir. Meksikalı göçmenleri, ABD' ye iten unsurlardan bir tanesi de çölleşmedir. Senegal Vadisi'nin yüksek ve orta bölgelerinde yaşayanların beşte ikisi şimdiden göç etmiştir. Fransa'daki Bakel bölgesindeki nüfusu, köylerini geride bırakıp buraya göç etmiş insanların çoğunluğu oluşturmaktadır. Ama bir imkân bulunabilseydi, bu insanlar kendi memleketlerinde kalmayı tercih ederdi.
Yağış almayan bölgelerde halen sürmekte olan on silahlı çatışmanın başlamasının sebepleri arasında çölleşme de bulunmaktadır. Çölleşme, Somali gibi yerlerde siyasi dengesizlik, açlık ve toplumun parçalanmasına sebep olduğu gibi, insani yardım ve felaketleri önleme çabası şeklinde büyük miktarda harcamalara yol açmaktadır. Aynı zamanda küresel ısınma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolması gibi, çevre koruma sorunlarını da ağırlaştırmaktadır.
Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması (The Convention of Combat Desertification) ülke liderlerinin 1992 senesinde Rio' daki Dünya Zirvesi'nde kabul etmiş oldukları çölleşme tanımını kabul etmektir. Bu tanım, hem iklim şartlarını hem de insanların faaliyetlerini suçlu bulmaktadır. Aynı zamanda, "çölleşme fiziksel, biyolojik, siyasi, kültürel ve ekonomik faktörler arasındaki karmaşık bir bileşim sonucu ortaya çıkar" denmektedir.

Kuraklık, genellikle çölleşmeyi başlatır veya daha kötüleşmesine sebep olur. Ancak, yanlış tarım uygulamaları toprağı tüketmektedir. Aşırı otlatma, toprağı erozyondan koruyan bitki tabakasını ortadan kaldırmaktadır. Ormanların tahrip edilmesi, araziyi toprak yapan ve bu ikisini birbirine bağlayan imkânı yok etmektedir. Yanlış sulama, tarım yapılan araziyi tuzlu bir halde bırakmakta ve her sene 500.000 hektarı çölleştirmektedir. Bu miktar, her yeni sulamaya açılan alana eşittir.

Nüfus ve tarımsal ürünlere olan talep arttıkça topraktan yararlanmanın klasik yöntemlerinin yetersiz kaldığı gözlenmektedir. Tek tip tarım gibi yeni uygulamalar bu durumu daha vahim bir hale getirmektedir. Koruma ilkelerine hiç önem vermeden gittikçe daha fazla toprağın devreye sokulması sonucunda yoksul çiftçilerle hayvan yetiştiricileri randıman alamayacakları arazilere doğru itilmektedir.

Geçmişte kalkınmayı planlayanlar, kurak alanlarda yaşamakta olan insanları göz ardı etmişlerdir. Ancak bu insanlar uzun bir süreden beri kendilerini besleme imkânlarını yarattıkları bu toprakları ve ekosistemi herkesten daha iyi tanımaktadır. Çölleşmeyi önlemede bu insanlardan yararlanmak gerekir.

Anlaşma bu gerçeği vurgulamakta ve 1995 senesinde Kopenhag'da yapılmış olan Sosyal Kalkınma Zirvesi'nde belirtilmiş olan sürdürülebilir kalkınmanın insanlara hizmet etmesi ve insan merkezli olarak gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bu anlaşma o yörelerde yaşamakta olan insanların çölleşme konusunda katılımcı olmaları ve bu insanların yoksulluklarına bir çare bulunması gerektiğini ileri sürerek bugüne kadar kabul edilmiş olan metotları alt üst etmektedir.

Share
Posted in: , Posted on: 4.02.2016

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.