2.02.2016

Kapadokya'daki yeraltı şehirleri

Global Bilgiler  /  at  02:16  /  No comments



Yeraltı şehri, Kapadokya bölgesinin en ilginç kültürel zenginliklerinden biri olan çeşitli büyüklükteki yeraltı yerleşimleri 150-200 civarındadır. Ancak 25.000 km² bir alanı kaplayan Kapadokya bölgesinin bütün kasaba ve köylerinde büyüklü ve küçüklü kaya yerleşimi bulunduğundan bu sayı daha da artabilir. Bu kaya yerleşimlerinin büyük bir kısmı yumuşak volkanik tüfün aşağıya doğru derinlemesine oyulmasıyla inşa edilmişlerdir. Oyma esnasında oluşan alet izlerinden yapım teknikleri hakkında henüz yeterli bir bilgiye sahip değiliz.


Yeraltı şehirleri kavramı oldukça yaygın olarak kullanıldığından ve bazılarının 30.000 kişiyi barındırabilecek büyüklükte olmasından dolayı bir kısmını 'Yeraltı Şehri' olarak daha küçüklerini ise 'Yeraltı Köyü' olarak adlandırmak mümkündür.

Kapadokya Bölgesi, geçmişte sık sık çeşitli saldırılara maruz kaldığından, bu şehirlerin yapılış amacı, daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamaktır.

Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle bağlantılıdır. Yörede yaşamış olan insanlar kendilerini daha fazla emniyete almak için yaşadıkları kayadan evleri çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar hazırlamış, ihtiyaç karşısında kayaların dibine doğru yeni odalar açmışlardır. Böylece koridorlar ve galeriler çoğalarak yeraltı şehirlerini meydana getirmiştir.

Tarihçe

Kapadokya Bölgesi'nde Prehistorik Döneme ait yerleşimler bulunmasına karşın bunların yeraltı şehirleri ile ilişkili henüz tam olarak saptanamamıştır. Ancak Prehistorik Dönem insanlarının hiç olmazsa birkaç odadan ibaret yapay kaya sığınaklarında barınmış olmaları gerekmektedir.

Orta ve Geç Tunç Çağı'na ait kaya kabartmalarının ve yazılı anıtların bölgede sıkça bulunması, ayrıca Hitit şehirlerindeki savunma sisteminde Potern adı verilen yeraltı geçitlerine sıkça rastlanması ve ustaca yapılması nedeniyle yeraltı şehirlerinin yapımında ya da genişletilmesinde Hititlerin de katkısı olduğu kanısı güçlenmektedir.

Hitit şehirlerinde bulunan gizli tüneller genellikle şehre yapılacak saldırılarda düşmanı pusuya düşürmek ve onları arkadan çevirmek için kullanılırdı. Bu yerleşim yerlerinin bir kısmını Hititler oymuşsa askeri amaçlı olarak oymuşlardır. Bundan dolayı herhangi bir arkeolojik buluntu ele geçmemesi normaldir. Ayrıca Hititlerden sonra gelen kavimlerin de bu izleri yoketmesi söz konusudur.

Kapadokya Bölgesi'nde kuvvetli bir Hitit yerleşimi olmamasına karşın bölgedeki tüm antik yerleşimlerde Hititlerin kalıntılarına rastlamak mümkündür. Bölgede yaşayan Hititlerin yerleşim amacıyla yumuşak tüfü oyup yaşamaması için hiçbir neden yoktur.

Ayrıca Topada (Ağıllı) ve Sivasa yazılı anıtlarının hemen yanında yeraltı şehirlerinin bulunması bu görüşü desteklemektedir. Özellikle Nevşehir civarında Roma Dönemi'ne ait kaya mezarları da yeraltı yerleşiminin hemen yakınında olup onlar gibi geniş alanlara yayılmıştır. Hatta kaya mezar odalarında yer alan nişli klineler yeraltı şehirlerinde de bulunmaktadır. Bu, Roma Dönemi halkının da yeraltı şehirlerinin yapımında bir rolü olduğunu göstermektedir. Yeraltı şehirlerine ait bütün bulgular M.S. 5-10. yüzyıllar arasına yani Bizans Dönemi'ne aittir. Genellikle dini ve sığınma amaçlı olarak kullanılan yeraltı şehirlerinin sayısı bu dönemde artmıştır. Bizans Dönemi'nde 7. yüzyılda başlayan Arap-Sasani akınları karşısında Kapadokya'da yaşayan Hıristiyan topluluklar sürgü taşlarını kapatarak kendilerini savunuyorlardı. Düşman ise içerde kendini pek çok tehlike ile karşı karşıya kalacağını bildiğinden daha çok su kuyularını zehirleyerek yerli halkı dışarı çıkartmak için çalışıyordu.

Selçukluların da bu yeraltı şehirlerinden yararlandıkları ve askeri amaçlı kullandıkları sanılmaktadır. Çünkü Kapadokya Bölgesindeki Selçuklu Kervansarayları bu yeraltı şehirlerinin 5-10 km uzağında bulunmaktadır. Örneğin Dolayhan Kervansarayı - Tilköy yeraltı şehri, Sarıhan Kervansarayı - Özkonak yeraltı şehri, Ağzıkarahan Kervansarayı - Pınarbaşı (Geyral) yeraltı şehri.

Yeraltı şehirleri hakkında en eski yazılı kaynak Xenophon'un 'Anabasis' adlı kitabıdır. Xenophon, Anadolu'da ve Kafkaslarda yaşayan insanların evlerini yerin altına oydukları ve evlerin birbirlerine dehlizlerle bağlı olduğundan bahsetmektedir. Xenophon M.Ö. 4. yüzyılda yaşadığına göre yeraltı yerleşimlerini en kesin bir şekilde bu döneme tarihlemek mümkündür.

Bölgedeki en eski ciddi çalışmayı 1960-1970 yılları arasında yapan Alman Martin Urban ise yeraltı yerleşimlerini M.Ö. 7.-8. yüzyıllara tarihlemektedir.

Sonuçta, elimizdeki mevcut bilgiler ışığında yeraltı yerleşimlerini bölgedeki ilk medeniyetlerle aynı zamana yani Prehistorik Döneme tarihlemek pek yanlış olmayacaktır. Çünkü taş endüstrisini oldukça iyi bilen Prehistorik Dönem insanlarının basit aletlerle yumuşak tüfü oyması zor değildir. Bu dönemde birkaç odadan ibaret olan, Kapadokya'ya gelen değişik topluluklar tarafından devamlı olarak genişletilen yeraltı yerleşimleri, bir önceki kültürün tüm arkeolojik izleri yok edilerek bugünkü halini almıştır. Ancak unutmamak gerekir ki yeraltı şehirlerinin en yaygın kullanımı Bizans Döneminde olmuştur.
 http://tr.wikipedia.org/wiki/Kapadokya%27daki_yeralt%C4%B1_%C5%9Fehirleri


 Nevşehir’in içinde bulunan Kapadokya bölgesi, tarih boyunca sık sık saldırılara uğramıştır. Kapadokya’da yaşayan insanlar özellikle Bizans, Roma, Arap saldırılarından kaçmak için yer altı şehirleri inşa etmeye başlamışlardır. Yeraltı şehirleri sadece Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumlarına özgü yapılardır. Bu nedenle başka hiçbir yerde benzeri bulunmaz. Haklarındaki ilk yazılı metne Ksenephon’un “Anabasis” (Onbinlerin Dönüşü) isimli kitabında rastlanan Kapadokya Yeraltı Kentleri’nin sayısı 200’ü bulunmaktadır. Isparta ordusu ile birlikte Tiran Kralı Artakserkses’a karşı düzenlenen sefere katılarak, tarihin ilk “Savaş Muhabiri” olan Atinalı Ksenephon, ordunun kazanılan zaferin ardından ülkelerine dönüşünü anlattığı Anabasis’de, yorgun ve bezgin ordunun Derinkuyu ve Kaymaklı da bulunan yeraltı şehirlerinde konaklandığını anlatır. Bu kayıt, bazıları 30 bin kişinin barınmasına yetecek büyüklükteki bu gizemli kentlerin en az M.Ö 4. yüzyıldan bu yana var olduğunu kanıtlıyor. 1960-1970 yılları arasında Kapadokya’daki en ciddi araştırmayı yapan Alman Martin Urban’a göre ise yeraltı yerleşimlerinin öyküsü M.Ö 7.-8. yüzyıllara kadar gidiyor. Bununla birlikte bölgede Hititler’e ait birçok kalıntı bulunması (kaya kabartıları ve yazılı anıtlar gibi), üstelik Hititler’in buna çok benzeyen ve “Potery” adı verilen yer altı geçitlerini yaygın bir savunma sistemi olarak kullanmaları, Kapadokya Yeraltı Şehirleri’nin daha da eskilere, hatta tarih öncesine giden bir geçmişi olduğunu gösteriyor. 



İstilacılara Hazırlanan Tuzaklar

İstilacılarla bölge halkı arasında yaşanan yüzlerce yıllık bir kaçma kovalama sürecinin sonunda Kapadokya’nın yer altı dünyası, neredeyse kusursuz bir savunma mekanizmasına dönüşmüştür. Yeryüzündeki kiliseler yer altına taşınmış ve Kapadokya’nın yer altı kentleri giderek yasak dinlerin manastırlarına dönüşmüştür. Yeryüzünün derinliklerinde sürdürülen inziva hayatlarını rahatsız edecek her türlü izinsiz giriş için ince önlemler düşünülmüştür. Duvarlarına kandil ve mum koymak için oyuklar açılmıştır. Kandiller için dışarıdan bezir yağı getirilmiş ve ısınma sorunu da bu şekilde çözülmüştür.

Taş Sürgü Kapı, Kapadokya Yer Altı Şehri

Çapları 2,5 metreyi, kalınlıkları ise 50 santimetreyi bulan ve çoğu yerinden kesilen yuvarlak sürgü taşlarıyla dışardan açılması olanaksız kapılar yapılmıştır. Bunların ortaları delinmiş ve böylece bir yandan düşmanın görülmesi sağlanırken bir yandan da düşmana saldırabilme olanağı sağlanmıştır. Uçsuz bucaksız koridorlarda yolunu kaybetmiş umutsuz istilacıların, 3 metrelik tuzaklara düşmekten kurtulmuş olanlarının üzerine kızgın yağ dökmek için dikine delikler açmayı da unutmamışlardır. Hayvanları derinlere indirmenin güçlüğü nedeniyle genellikle giriş katlarına yapılan ahırların duvarlarına açılmış yemlikleri bugün bile görmek mümkündür. Bugün bölge köylerinde halen kullanılmakta olan tandırlarıyla, mutfaklar, kat tavanlarında yer alan minik haberleşme delikleri. Aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanıldığı anlaşılan havalandırma bacaları yer altı sakinlerinin buraları uzun süre kalmak için inşa ettiklerini açık bir şekilde gözler önüne serer. Bölgenin tüf adı verilen kaya dokusunun oyulmaya çok elverişli olması, öncelikle barınma amaçlı olmak üzere ilk mağara evlerinin yapılmasını, ardından Hititler tarafından gizli geçitlerle birbirine bağlanarak etkili bir savunma sistemi olarak genişletildiğini düşündürmektedir. Tatlarin Yeraltı Şehri de bu yapıya örnek olarak gösterilebilir.              

Kapadokya Yeraltı Şehirleri Medeniyeti
Yaklaşık 25 bin km2’lik bir alanda yapılan Kapadokya’nın hemen her yerinde rastlanan yer altı kentlerinin ne amaçla inşa edilmiş olduklarına dair tartışma günümüzde bile halen devam etmektedir. Genel kanı o dönemde sık sık yabancı istilacıların saldırısına uğrayan bölgenin, bir tür savunma önlemi olarak ve geçici bir süre için sığınmak üzere bu kentleri inşa ettikleri yönündedir. Hititlerin bölgeye gelerek egemenliklerini kabul ettirdikleri dönemde, yani M.Ö 2 bin yıllarının başlarında, Yukarı Mezopotamya’daki zengin Asurlu tüccarların Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girmiş oldukları bilinmektedir. Bölgenin geniş toprakları üzerinde kurulan küçük Krallık veya Beylikler, “Karum” adı verilen pazaryerleri ile son derece canlı birer ticaret merkeziydiler. Asurlu tüccarlar beraberinde Çivi yazısını da Anadolu’ya getirmişler, böylece Anadolu’nun tarih öncesi dönemi son bulmuştur. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan, Asurlu tüccarların Anadolu’ya kumaş, koku ve kalay madeni getirip, karşılığında altın, gümüş ve tunç malzemeler aldıklarını öğreniyoruz.
Derinkuyu yer altı şehrinde bir şarap mahzeni


 
Bölgenin tüf adı verilen kaya dokusunun oyulmaya elverişli olması öncelleri barınma amaçlı olmak üzere ilk mağara evlerin yapılamasının, ardından Hititler tarafından gizli geçitlerle birbirine bağlanarak etkili bir savunma sistemi olarak genişletildiğini düşündürüyor. Ama yinede bölgedeki hemen hemen bütün evle gizli geçitlerle bağlanan, dışardan açılması olanaksız taş sürgülerle kilitlenebilen, olmadık tuzaklarla dolu koridorlar, bir labirenti andıran galerileri, oturma odaları, ahırları, erzak odaları, şırahaneler, öğütme taşları, kiliseleri ve hatta mezarlıkları, bugünün modern akıllı binalarını kıskandıracak kadar gelişkin havalandırma ve haberleşme sistemleriyle bu gizemli kentlerin hiç de geçici ikamet alanı olarak tasarlanmadıklarını kanıtlar gibidir. Bulunan kalıntılardan hareketle bugün, özellikle Bizans Dönemi’nden M.S 5. yüzyıldan itibaren, bu yer altı şehirlerinin gerek sayılarında ve gerekse iç tasarımlarında büyük gelişmeler kaydedildiği ve kentlerin bugünkü biçimlerine o zamanlar kavuştuğu söylenebiliyor. 7. yüzyılda yoğunlaşan Arap-Sasani istilaları Kapadokya’nın Hıristiyan sakinlerini daha uzun süreler yeraltında yaşamaya zorlayınca, en görkemli örnekleri: Kaymaklı, Derinkuyu, Mazı, Özlüce, Özkonak, Tatlarin, Kurugöl ve Gökçetoprak’ta bulunan yeraltı kentleri de aşağı yukarı son halini almıştır.

10. yüzyıldan itibaren bölgenin yeni egemenleri haline gelen Selçuklular içinde, yeraltında hazır bulundukları bu dünya paha biçilmez değerde bir savunma olanağı anlamına geliyordu ve bunların en gelişkin olanlarının yakınlarında Kervansaraylar inşa etmekte gecikmediler. Til Köyü’ndeki yeraltı kentinin yakınlarında Dolayhan Kervansarayı, Özkonak Yeraltı Kenti’nin yakınlarındaki Saruhan Kervansaray’ı böylece oluştu. Dönemin zengin ticaret merkezlerinin yakınlarında oluşturan bu kervansaraylar, yağmacı hevesleri kabarttıkça bölge halkının aldığı önlemlerde gelişti. Yöredeki evler gizli geçitlerle birbirine bağlandı. Tüf kayalar içine oyulmuş evler daha derinlere doğru genişletildi, çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar kondu, koridorlar ve galeriler çoğaldı. Kimi unsurları bugün bile çözülemeyen daha karmaşık bir hal aldı ve giderek bugün şaşkınlıkla izlediğimiz yeraltı labirentleri ortaya çıktı.
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/kapadokya-yer-alti-sehirleri-187 

Kaymaklı Yeraltı Şehri

Kaymaklı yer altı şehri Kapadokya bölgesinde bulunan 200'e yakın yer altı şehirleri arasında en önemlilerinden birisidir. Kaymaklı yer altı şehri Nevşehir'e 20km uzaklıktaki Kaymaklı kasabasında bulunur. Kaymaklı yer altı şehri günümüzde ziyarete açıktır.
Kaymaklı Yeraltı Şehri
Kaymaklı yeraltı şehrinin ilk katı, diğer yeraltı şehirlerinde de olduğu gibi ahırlara ayrılmıştır. girişteki ahır aynı zamanda birçok koridorla kilise ve yaşama mekanları gibi diğer bölümlere geçişi sağlar. Bu koridorlardaki sürgü taşlarıyla kapanabilen bir pasajla ikinci kattaki kiliseye geçilir. Kilise tek nefli 2 apsislidir. Apsislerin önünde vaftiz taşı, kenarlarda ise oturmaya yarayan platformalar yer almaktadır. Bu kilisenin bitişiğinde, kilise görevlileri için yapıldığı varsayılan bir de mezarlık vardır. Kaymaklı Yeraltı Şehri’nin, şırahaneleri, erzak depoları, mutfaklar ve oturma alanlarından oluşan asıl mekanları ise üçüncü katta ortaya çıkarılmıştır. Kaymaklı yeraltı şehrinde bulunan en ilginç mekanlardan birisi de bakır işletme atölyesidir. Bu atölyelerde yine bir lav oluşumu olan andezit taşına bol miktarda rastlanmaktadır. Atölyenin tabanına açılmış çok miktardaki çukur, tarih öncesi çağlardan beri bilinen bakır işleme yöntemlerinin burada da aynen kullanıldığının bir kanıtı olarak gösterilmektedir. Yeraltı şehrinin açığa çıkarılabilen son katı, 4. Kat; şırahaneler, mutfaklar ve erzak depolarıyla doludur. Bu kattaki üretim, işleme ve depolama mekanlarının çokluğu ve genişliği, yeraltı şehri sakinlerinin yer üstündeki gündelik mesailerini aynen yeraltında da sürdürdüklerinin kanıtı olarak gösterilmektedir. Kaymaklı Yeraltı Şehri, henüz tümüyle ortaya çıkarılamamış olmasına rağmen, keşfedilen bölümlerinin zenginliği nedeniyle Kapadokya’nın en geniş ve en çok nüfusu barındıran yeraltı şehirlerinden biri olduğunu düşündürmektedir. 

Özkonak Yeraltı Şehri (Avanos)

Özkonak Yeraltı Şehri (Avanos)
Avanos’a 14 km. uzaklıkta yer alan bu yeraltı şehri, İdiş Dağı’nın kuzey yamaçlarına, volkanik granit bünyesi tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır. Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır. Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri’nden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur. Özkonak Yeraltı Şehri’nde de Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır.


Derinkuyu Yeraltı Şehri
Nevşehir’e 29 km uzaklıktaki Derinkuyu ilçesinde yer alan Derinkuyu yeraltı şehri, Kapadokya’daki diğer örnekleri içerisinde en geniş, en derin ve en gelişkin yerleşim alanıdır.
Derinkuyu Yeraltı Şehri
Tam sekiz katı olan ve 85 metre derinliğe inen Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde yaşama alanları, mutfak ve yemekhaneler, ahırlar ve şırahaneler vardır hatta bunların yanı sıra diğer yeraltı şehirlerinde bulunmayan bir Misyoner Okulu bile bulunmaktadır. Bu okulun geniş tavanı yöredeki diğer yeraltı şehirlerinde olmayan bir beşik tonoz ile kaplanmıştır. Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin bir başka ilginç özelliği ise 55 metre derinliğe kadar inen ve aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılan havalandırma bacalarıdır. Bu ikinci işlevinden dolayı, özellikle kuşatma günlerinde aşağıya inemeyen düşmanın suları zehirlemesini önlemek için bu bacaların bir kısmı yeryüzüne açılmazmış. Kaymaklı yeraltı şehriyle birlikte konukların ziyaretine açılan Derinkuyu’nun bugün yalnızca onda biri gezilebiliyor. Bu görkemli yeraltı şehrinin kilisesi ise ikinci katta yer alır ve haç şeklindeki bu kiliseye 3 ve 4. katlardan doğrudan inilen bir merdivenle ulaşılır. 
Yukarıdaki resimde Derinkuyu yer altı şehrindeki derin havalandırma kuyularından birisini görebilirsiniz.


Tatlarin Yeraltı Şehri (Acıgöl)

İlk olarak 1975 yılında keşfedilip, 1991 yılında ancak iki katı ziyarete açılabilen Tatlarin Yeraltı Şehri, Nevşehir in, Acıgöl beldesinin 10 km. kuzeyinde, Tatlarin kasabasının “Kale” olarak bilinen tepesinde yer alıyor. Bugünkü Acıgöl ilçesinde yer alan Yeraltı Şehri, o kadar eski olmamasına karşın çoğu özeliği açısından Özlüce ve Mazi Yeraltı Şehirleri’yle benzerlik gösterir. Yine tüneller ve pasajlarla birbirine bağlanmış büyük salonlar, bazalt taşı kullanılarak yapılmış kemerli mekanlar, kaya oyma mekanları bulunmaktadır. Bugüne kadar üç girişi saptanan Yeraltı Şehri’nde kilise yoktur. Girişlerin üçüncüsünde, her iki tarafı yüksek taşlarla desteklenmiş bir giriş kapısı vardır. Bu kapı yatay bir taşla da korunmuştur.
Tatarin Yeraltı Şehri
Gerek bölgede, gerekse Yeraltı Şehri’nin içinde, bugüne çok azı varlığını koruyabilmiş birçok kilise bulunmuştur. Yeraltı Şehri’nin diğerlerine göre daha büyük mekanlardan oluşmuş olması ve kilise sayısının çokluğu gibi belirtilerden yola çıkan araştırmacılar, Tatlarin’in bir sivil yerleşim mekanı olmaktan çok askeri ya da dini amaçlarla kullanılan bir manastır ya da “Garnizon” olduğunu tahmin etmektedirler. Yeraltı Şehri’nin orijinal girişi yıkılmıştır. Yaklaşık 15 metre uzunluğundaki bir geçit, giriş bölümünü oldukça geniş bir salona açar. Bu pasaj, diğer yeraltı şehirlerinde de birçok örneğine rastlanan ortası delikli dev sürgü taşlarıyla, izinsiz girişlere kapatılmış.
Sağ taraftaki nişin içinden aşağıya doğru oyulan ve halk tarafından “Zindan” olarak adlandırılan mekanda 3 iskelet bulunmuştur. Tuvaletin de yer aldığı bu ana mekanın sağ tarafında kiler ve mutfak bulunmaktadır. Bu alanın Roma Dönemi’nde mezarlık olarak kullanılmış, Bizans Dönemi’nde de kiler olarak kullanılmış olması gerekmektedir. Çünkü bu odadaki nişler, yöredeki Roma Dönemi kaya mezarlarındaki ölülerin yatırıldığı nişlerden farksızdır. Ancak daha sonraki dönemlerde bu nişlerin tabanları oyulmuş ve içine erzak konulmuştur. İkinci girişte ahır yer almaktadır. Daha önce erzak deposu olarak kullanıldığı şüphesiz olan bu geniş mekan sütunlarla desteklenmiştir. Tabanında beş adet ambar bulunan mekanda, tavan kısmında yeraltı yerleşiminin başka mekanlarına ulaşabilen havalandırma bacası yer almaktadır. Birinci büyük mekan ile ikinci büyük mekan dar bir koridorla birbirine bağlanmaktadır. Zikzak biçimli bu koridorda tuzak ve bağlantıyı kesen sürgü taşı bulunmaktadır.
Dünya'nın ilk yeraltı tuvaletinin de Tatlarin yer altı şehrinde bulunduğu söylenmektedir.


Mazı Yeraltı Şehri

Mazı Yeraltı Şehri
Antik dönemlerdeki adı Maltaza olan Mazı Yeraltı Şehri, Ürgüp’ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı Yeraltı Şehri’nin ise 10 km. doğusunda yer alır. İsmini bulunduğu köyden alır. Köyün ve Yeraltı Şehri’nin kurulu olduğu vadi ve düzlükte Erken Roma ve Bizans Dönemi’ne ait çok sayıda kaya mezar görülür. Mazı Yeraltı Şehri’nin bugüne kadar farklı noktalarda dört adet girişi belirlenmiştir. Girişleri kontrol etmek için burada da dev sürgü taşları kullanılmıştır. Özellikle bu bölümde, sürgü taşlarının rahatça hareket edebilmesini sağlayacak düzenlemelerle içeriye izinsiz girişin neredeyse imkansız hale getirildiği görülmektedir. Mazı Yeraltı Şehri’nde de hemen hemen bütün diğer yeraltı şehirlerinde olduğu gibi giriş katı hayvan ahırlarına ayrılmıştır. Ancak, burada diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak ahırın ortasında hayvanlar için yalaklar bulunur. Yine, Mazı Yeraltı Şehri’ndeki ahırların sayısı diğerlerine göre çok daha fazladır. Aynı bölümde bulunan bir diğer ilginç yapı ise şırahanelerdir. Gerek hayvan ahırlarının çokluğu ve gerekse şırahaneler Mazı Şehri’nin çok uzun süreler kalınmak üzere inşa edildiğini akla getirir. Şırahanelerin tavanında, üzümlerin aşağıya doğru dökülmesini sağlayacak bacalar göze çarpmaktadır. Mazı yeraltı şehrinin en görkemli bölümlerinden birisi de ahırlardan açılan kısa koridorlar vasıtasıyla ulaşılan kilisedir. Yine sürgü taşlarıyla güvenliği alınan bu kilise, kenarları boyunca devam eden ve oturma yeri olarak düşünülmüş alçak platformu, kabartmaları, görevli odalarıyla kusursuz bir görünüm sunar. Kilisenin, Kaymaklı Yeraltı Şehri’ndekinden farklı olarak dikine tasarlanmış apsisin tam karşısında Yeraltı Şehri’nin diğer bölümlerine geçişi sağlayan gizli bir baca bulunmaktadır. Birbirlerine dar ve uzun tünellerle bağlı üst kat mekanlarına geçişi sağlayan bu gizli bacanın içine açılan oyukların tırmanmayı hızlandırmayı ve kolaylaştırmayı sağlamak üzere açıldığı sanılmaktadır. Mazı Yeraltı Şehri’nde bulunan pasajların çoğu kapanmış olduğu için, şehrin ne kadar bir alana yayıldığını söylemek, bugün için güçtür. Fakat, bu denli kusursuz mekanlara ve bir kiliseye sahip olmasından yola çıkılarak en az Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri kadar geniş olduğu varsayılmaktadır.


Özlüce Yeraltı Şehri
Özlüce Yeraltı Şehri, tasarım olarak diğer yer altı şehirlerinden farklıdır. Katlı sistem yerine tek kat fakat çok geniş alan yerleşimi tercih edilmiştir.
Özlüce Yeraltı Şehri
Yeraltı Şehri’nin en geniş alanını hemen girişteki ana mekan oluşturur. Bu büyük alanın sağında erzak depoları sol tarafında ise oturma odaları yer almaktadır. Özlüce Yeraltı Şehri’nin galerileri de çok uzundur ve tabanlarında tuzaklar bulunan bu uzun galerilere hücre tipi odalar açılmaktadır. Yeraltı şehrinin oyulduğu tüfler değişik renklerden oluşur. Girişteki bazalttan yapılmış kemerli bölümler 15 metre uzunluğunda bir geçitle asıl tüf kayaya ulaşılır. Nispeten daha yeni olan bu giriş bölümüyle daha eski olan ana mekanın ilişkisini kesmek için koridorun bitiminde granitten yapılmış ve yaklaşık 2 metre çapında bir sürgü taşı bulunmaktadır. 


Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri
Sivasa Yeraltı Şehri
Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri, Nevşehir ili Gülşehir ilçesinin 35 km. batısında, Gökçetoprak Köyü yakınlarında yer almaktadır. Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri'ni ilk kez 1989 yılında Fransız araştırma ekibi bulmuştur. İtalyan asıllı Roberto Bixio ve Stefano Saj, Commissione Nazionale, Cavita Artificiali’de 1991 yılında bu mekanda araştırma yapmışlardır. Sivasa Yeraltı Şehri’nin bulunduğu alan diğer yeraltı şehirlerine göre farklı jeolojik yapıya sahiptir. En altta kızılımsı kahverengi renkte olan çamur taşı, onun üzerinde kalınlığı 3-4 metreyi bulan aglomera (iri taneli tüf) ve en üst kısımlarında da sert bir volkanik kayaç olan andezit kaya blokları bulunmaktadır. Yeraltı şehri, çamur taşı ve aglomera formantasyonunun içine kazılmıştır. Buradaki platonun yamacına oyulan yeraltı şehrinden yalnızca iki kat tespit edilebilmiştir. Ortaya çıkarılan her iki katta da oldukça büyük, ancak düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirlerine dar ve uzun koridorlarla bağlanmıştır. Bu koridorları birbirinden ayıran kapı taşları dışarıda hazırlanılarak içeriye getirilmiş ve koridorların girişlerine yerleştirilmiştir.


Yeraltı Şehri’nin ikinci katında bugünde içerisinde su bulunan 15 m. derinliğinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Günümüzde Gökçetoprak Köyü’nün kuzey ve batı yamaçlarında yöre halkı tarafından depo, samanlık ve ahır olarak kullanılan ve tam araştırması yapılmamış çok sayıda yeraltı şehri olduğu bilinmektedir.    

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.