31.03.2016

GDO NEDİR?

Global Bilgler
Hukukumuzda, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO): “Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılmak suretiyle gen aktarılarak elde edilmiş, insan dışındaki canlı organizma” olarak tanımlanmaktadır. Gerek AB normlarında, gerek ise mevzuatımıza göre bir ürün % 0,9’un üzerinde GDO içermesi durumunda etiketinde belirtilmesi zorunludur. Bu oranın (% 0,9) bütün ürünler için aynı olması, kararın bilimsellikten çok politik bir şekilde alındığının göstergesidir. 
  
1996’dan beri GDO ticareti her sene artarak devam etmekte, son 12 senede ise ikiye katlanmış durumdadır. Dünya genelinde yaklaşık 120 milyar dolarlık bir pazar olan GDO verilerine bakarsak2014 yılı başı itibariyle 27 ülkede 18 milyon çiftçi senelik ortalama %3 büyüme ile 175,2 Milyon hektar üzerinde GDO’lu ürün ekmekte. Bu çiftçilerin % 90’ı gelişmekte olan ülkelerde bulunan ufak üreticilerdir. Her ne kadar 70 milyon hektarlık alan ve tüm ana ürünlerde %90’lık GDO’lu üretim ile uzak ara 1. sırada da olsa, GDO’ların üretim merkezi sadece ABD değildir. Gelişmekte olan ülkelerde GDO üretimi hızla artmaktadır. Örneğin, bu üretim alanının % 54’ü (yaklaşık 94 milyon hektar) Latin Amerika, Asya ve Afrika’dadır. Çin’de 7,5 milyon, Hindistan’da ise 7,3 milyon çiftçi GDO’lu pamuk üretmektedir. Geçen seneye oranla, GDO’lu pamuk üretimi Burkina Faso’da %50, Sudan’da ise %300 artmıştır.
Dünya’daki GDO’lu ürünlere ayrılmış alan miktarının artışı (milyon hektar)
Dünya’daki toplam üretim alanlarına oranla GDO’lu üretimde soya % 81, pamuk  % 64, kanola % 33 ve mısır % 29 olarak yer almaktadır.
Şu an itibariyle GDO hakkında dünyada bir uzlaşma yok. Birçok Afrika ülkesinde ise konuyla ilgili mevzuat mevcut değil. Gerek DTÖ’deki fikri mülkiyet ve tarım başlıkları altında, gerek ise serbest ticaret anlaşmalarında çokça masaya yatırılsa da, bilhassa Avrupa ve ABD’de iki ayrı yaklaşım mevcut. Dahası Avrupa içinde de gittikçe büyüyen ihtilaflar var. AB’ye baktığımızda ise, toplam 148 bin hektarlık üretim alanının 136 bin hektarlık kısmı İspanya’da GDO’lu mısır üretiminde kullanılmaktadır. ABD menşeli ve Dünya’daki GDO tohum piyasasının en kuvvetli aktörü, Monsanto şirketinin ürettiği MON 810 mısır çeşidine Almanya, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, Macaristan ve Lüksemburg'un tedbir kararı koyması AB ile ABD arasında olan ihtilafın zirve noktasını oluşturmaktır.
Global Bilgiler
Bunun en son örneği DuPont ve Dow Chemical firmaları tarafından üretilen, böceklere dayanıklı bir mısır çeşidi olan Pioneer TC 1507. Şimdilik 28 AB ülkesinden 19’u bu mısır çeşidinin üretimini reddetmiş durumda. Geriye kalan ülkelerden beşi destek verirken, diğer dört ülke ise çekimser kaldı. AB ülkelerinden bu mısır çeşidine İngiltere destek verirken, Almanya çekimser kalacağını, Fransa ise şiddetle karşı olduğunu açıkladı. Oluşan bu durumdan sonra Fransa Tarım Bakanı Foll GDO üretim yetkisinin ülkelere bırakılması için mart ayı başında Brüksel’e gitti. Ancak AB Parlamentosu Yeşiller Eş Başkanı, Daniel Cohn Bendit’e göre GDO ticaretinin ulusallaşması bir yandan ürünlerin serbest dolaşımına aykırı diğer yandan ise GDO karşıtı olmayan ülkelerde üretimi arttırıcı bir faktör olarak ortaya çıkaracak.
"Dünya genelinde, yaklaşık 120 milyar dolarlık bir pazar olan GDO verilerine bakarsak, 2014 yılı başı itibariyle, 27 ülkede, 18 milyon çiftçi, senelik ortalama %3 büyüme ile 175,2 Milyon hektar üzerinde GDO’lu ürün ekmekte."
F(oodA(gricultureO(rganization)’nun mart ayı sonundaki raporuna göre ülkelerin % 49’u yapılan ithalattaki GDO’lu bulaşmasını kontrol edemeyecek durumda. Rapor, ülkelerdeki kontroller arttıkça GDO konteminasyonun daha fazla olduğu görüleceğinin altını çizmektedir.   
Ülkemizde ise, bilindiği üzere GDO hakkındaki ilk yasal mevzuat yönetmelik olarak 2009 yılında çıktı ancak iptal oldu. Sonrasında ise 5977 sayılı Biyogüvenlik kanunu ve 27671 sayılı “Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair yönetmelik başta olmak üzere gerekli alt yapı hazırlandı. GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvuruların değerlendirilmesi ve GDO ile ilgili bazı görevlerin yürütülmesi için “Biyogüvenlik Kurulu” oluşturuldu. Bu kurul, şu an itibariyle hayvan yemi olarak kullanılmak üzere 3 soya ve 16 mısır çeşidine ithalat izni verdi. Hali hazırda ise 22 mısır çeşidi biyoethanol için kullanılması ve şubat ayı başındaki toplantıda görüşülen 3 soya çeşidinden elde edilen yağdan biyodizel üretimi ve bu biyodizelin ihracı talebinin görüşülmesi devam etmekte.
AB ve Türkiye’de üretimin yasak ancak ithalatının, alınan izinler sonrasında serbest olması aslında kıtamızda GDO hakkında net karar verilemediğinin bir göstergesidir.  
*Bu yazı, yazarın bağlı bulunduğu kurumun görüşlerinden ve düşüncelerinden bağımsızdır.

[1] Resmi olarak: Brezilya, Arjantin, Hindistan, Çin, Paraguay, G. Afrika, Pakistan, Uruguay, Bolivya, Filipinler, Burkina Faso, Myanmar, Meksika, Kolombiya, Sudan, Şili, Honduras, Küba, Kosta Rika, ABD, Kanada, Avustralya, İspanya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Slovakya
[2] Kaynak: FAO, GDO’lu ürünün uluslararası gıda ve yem ticaretindeki anket sonuçları, mart 2014
http://apelasyon.com/Yazi/75-gdo-ve-turkiye

GDO Yönetmeliği
Global Bilgiler  /  at  12:24  /  No comments

Global Bilgler
Hukukumuzda, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO): “Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılmak suretiyle gen aktarılarak elde edilmiş, insan dışındaki canlı organizma” olarak tanımlanmaktadır. Gerek AB normlarında, gerek ise mevzuatımıza göre bir ürün % 0,9’un üzerinde GDO içermesi durumunda etiketinde belirtilmesi zorunludur. Bu oranın (% 0,9) bütün ürünler için aynı olması, kararın bilimsellikten çok politik bir şekilde alındığının göstergesidir. 
  
1996’dan beri GDO ticareti her sene artarak devam etmekte, son 12 senede ise ikiye katlanmış durumdadır. Dünya genelinde yaklaşık 120 milyar dolarlık bir pazar olan GDO verilerine bakarsak2014 yılı başı itibariyle 27 ülkede 18 milyon çiftçi senelik ortalama %3 büyüme ile 175,2 Milyon hektar üzerinde GDO’lu ürün ekmekte. Bu çiftçilerin % 90’ı gelişmekte olan ülkelerde bulunan ufak üreticilerdir. Her ne kadar 70 milyon hektarlık alan ve tüm ana ürünlerde %90’lık GDO’lu üretim ile uzak ara 1. sırada da olsa, GDO’ların üretim merkezi sadece ABD değildir. Gelişmekte olan ülkelerde GDO üretimi hızla artmaktadır. Örneğin, bu üretim alanının % 54’ü (yaklaşık 94 milyon hektar) Latin Amerika, Asya ve Afrika’dadır. Çin’de 7,5 milyon, Hindistan’da ise 7,3 milyon çiftçi GDO’lu pamuk üretmektedir. Geçen seneye oranla, GDO’lu pamuk üretimi Burkina Faso’da %50, Sudan’da ise %300 artmıştır.
Dünya’daki GDO’lu ürünlere ayrılmış alan miktarının artışı (milyon hektar)
Dünya’daki toplam üretim alanlarına oranla GDO’lu üretimde soya % 81, pamuk  % 64, kanola % 33 ve mısır % 29 olarak yer almaktadır.
Şu an itibariyle GDO hakkında dünyada bir uzlaşma yok. Birçok Afrika ülkesinde ise konuyla ilgili mevzuat mevcut değil. Gerek DTÖ’deki fikri mülkiyet ve tarım başlıkları altında, gerek ise serbest ticaret anlaşmalarında çokça masaya yatırılsa da, bilhassa Avrupa ve ABD’de iki ayrı yaklaşım mevcut. Dahası Avrupa içinde de gittikçe büyüyen ihtilaflar var. AB’ye baktığımızda ise, toplam 148 bin hektarlık üretim alanının 136 bin hektarlık kısmı İspanya’da GDO’lu mısır üretiminde kullanılmaktadır. ABD menşeli ve Dünya’daki GDO tohum piyasasının en kuvvetli aktörü, Monsanto şirketinin ürettiği MON 810 mısır çeşidine Almanya, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, Macaristan ve Lüksemburg'un tedbir kararı koyması AB ile ABD arasında olan ihtilafın zirve noktasını oluşturmaktır.
Global Bilgiler
Bunun en son örneği DuPont ve Dow Chemical firmaları tarafından üretilen, böceklere dayanıklı bir mısır çeşidi olan Pioneer TC 1507. Şimdilik 28 AB ülkesinden 19’u bu mısır çeşidinin üretimini reddetmiş durumda. Geriye kalan ülkelerden beşi destek verirken, diğer dört ülke ise çekimser kaldı. AB ülkelerinden bu mısır çeşidine İngiltere destek verirken, Almanya çekimser kalacağını, Fransa ise şiddetle karşı olduğunu açıkladı. Oluşan bu durumdan sonra Fransa Tarım Bakanı Foll GDO üretim yetkisinin ülkelere bırakılması için mart ayı başında Brüksel’e gitti. Ancak AB Parlamentosu Yeşiller Eş Başkanı, Daniel Cohn Bendit’e göre GDO ticaretinin ulusallaşması bir yandan ürünlerin serbest dolaşımına aykırı diğer yandan ise GDO karşıtı olmayan ülkelerde üretimi arttırıcı bir faktör olarak ortaya çıkaracak.
"Dünya genelinde, yaklaşık 120 milyar dolarlık bir pazar olan GDO verilerine bakarsak, 2014 yılı başı itibariyle, 27 ülkede, 18 milyon çiftçi, senelik ortalama %3 büyüme ile 175,2 Milyon hektar üzerinde GDO’lu ürün ekmekte."
F(oodA(gricultureO(rganization)’nun mart ayı sonundaki raporuna göre ülkelerin % 49’u yapılan ithalattaki GDO’lu bulaşmasını kontrol edemeyecek durumda. Rapor, ülkelerdeki kontroller arttıkça GDO konteminasyonun daha fazla olduğu görüleceğinin altını çizmektedir.   
Ülkemizde ise, bilindiği üzere GDO hakkındaki ilk yasal mevzuat yönetmelik olarak 2009 yılında çıktı ancak iptal oldu. Sonrasında ise 5977 sayılı Biyogüvenlik kanunu ve 27671 sayılı “Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair yönetmelik başta olmak üzere gerekli alt yapı hazırlandı. GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvuruların değerlendirilmesi ve GDO ile ilgili bazı görevlerin yürütülmesi için “Biyogüvenlik Kurulu” oluşturuldu. Bu kurul, şu an itibariyle hayvan yemi olarak kullanılmak üzere 3 soya ve 16 mısır çeşidine ithalat izni verdi. Hali hazırda ise 22 mısır çeşidi biyoethanol için kullanılması ve şubat ayı başındaki toplantıda görüşülen 3 soya çeşidinden elde edilen yağdan biyodizel üretimi ve bu biyodizelin ihracı talebinin görüşülmesi devam etmekte.
AB ve Türkiye’de üretimin yasak ancak ithalatının, alınan izinler sonrasında serbest olması aslında kıtamızda GDO hakkında net karar verilemediğinin bir göstergesidir.  
*Bu yazı, yazarın bağlı bulunduğu kurumun görüşlerinden ve düşüncelerinden bağımsızdır.

[1] Resmi olarak: Brezilya, Arjantin, Hindistan, Çin, Paraguay, G. Afrika, Pakistan, Uruguay, Bolivya, Filipinler, Burkina Faso, Myanmar, Meksika, Kolombiya, Sudan, Şili, Honduras, Küba, Kosta Rika, ABD, Kanada, Avustralya, İspanya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Slovakya
[2] Kaynak: FAO, GDO’lu ürünün uluslararası gıda ve yem ticaretindeki anket sonuçları, mart 2014
http://apelasyon.com/Yazi/75-gdo-ve-turkiye

GDO Yönetmeliği

0 yorum:

ZEHİRLİ GÜZELLİK HELLEBORE


Paracelsus’un ünlü bir deyişi vadır; bir şeyin ilaç ya da zehir olduğunu dozu belirler diye. Doğa aynen bunun örnekleriyle doludur. Derdinize deva olabilecek bin bir güzellikteki bitkiler dikkatsiz ellerde hayatınıza nokta koyacak kadar ileri gidebilirler. Bu bitkiler arasında bir de “zehirli güzellik” olarak tanınanı vardır ki; “Helleborus” ya da kısaca “Hellebore” diye geçer. Özellikle kök ve rizomlarında bulunan zehirden dolayı Yunanca “öldüren yiyecek” anlamına gelmektedir.

Düğünçiçeğigiller familyasına ait olan bu bitki Avrupa’nın pek çok bölgesine yayılmış olmakla birlikte Türkiye’de Kuzey Anadolu dağlarındaki ormanlarda yetişmektedir. Halk arasında  “Bohça otu, Kara çöpleme, Siyah harbak, Boynuz otu, Danabağırtan, Danakıran” gibi yöresel isimlerle de bilinmektedir.
Antik çağda ise mitolojik kahraman Antikyreus’dan sonra Antikyra adını alan Yunan şehri hellebore özellikle de siyah hellebore olarak bilinen Helleborus Niger ve beyaz hellebore olarak binen Veratrum Album ile anılır. Bir efsaneye göre antik çağda Antikyreus, Herakles’in deliliğini hellebore ile tedavi etmiştir.
Hellebore’nin akıl hastalıklarını tedavi etmesinin yanında modern çağda İsveç Uppsala Üniversite’sinde başlatılan bir çalışmayla kanser tedavisinde de kullanılabileceğine dair umut vaat edici araştırmalar gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarda Chrismas Rose (Noel gülü) olarak da bilinen bu bitkinin ekstraktının kanserli hücrelere temas etmesinin ardından, diğer hücrelere etki etmeden kanserli hücrenin kendi kendini imha etmesine yol açtığı görüldü.
Hellebore’yi tarihi olarak ilginç kılan elbette Büyük İskender’in şüpheli ölümü konusudur.  İskender’in tanrı Herkül adına verdiği bir davette içtiği zehirli şarabın ölümünü hazırladığına dair tezler bulunmaktadır. Bu tezlerin çıkış noktası Veratum Album adlı beyaz hellebore ile mayalanmış zehirli şarabı içtiği düşünülen İskender’in, bu bitkinin toksik etkilerinin neden olduğu zehirlenme belirtilerine benzer belirtiler göstermiş olmasıdır.
Dr. Leo Schep’in Clinical Toxicology adlı dergide yayınlanan makalesine göre İskender aşırı terleme, çökme, ateş ve önlenemez titremeler göstermiş, 12 gün boyunca bu belirtilerle yaşam mücaelesi vermiş ve bu zaman içinde kaslarını kullanamadığı için yürüyemez hale gelmişti ki bu belirtiler Hellebore’nin toksik etkilerinin aynısıdır. Makalede; Veratrum zehirlenmesi üst karın ve göğüs altında ani ağrı başlangıcıyla başgösterip mide bulantısı ve düşük tansiyonla seyrederek kasların zayıflamasına neden olduğu ayrıntılı olarak incelenmiş olup, Hellebore zehirlenmesi uzun vaadede kendini gösterdiği için İskender için kullanılmış bir suikast aracı olduğu belirtilmiş va tarihin tozlu rafları engizisyon mahkemeleri davasından bilenen ergot zehirlenmesine benzer şekilde bir kez daha bitki bilimi ve toksikolojiyle aydınlatılmıştır.
http://apelasyon.com/Yazi/87-zehirli-guzellik-hellebore
Global Bilgiler  /  at  12:12  /  No comments


Paracelsus’un ünlü bir deyişi vadır; bir şeyin ilaç ya da zehir olduğunu dozu belirler diye. Doğa aynen bunun örnekleriyle doludur. Derdinize deva olabilecek bin bir güzellikteki bitkiler dikkatsiz ellerde hayatınıza nokta koyacak kadar ileri gidebilirler. Bu bitkiler arasında bir de “zehirli güzellik” olarak tanınanı vardır ki; “Helleborus” ya da kısaca “Hellebore” diye geçer. Özellikle kök ve rizomlarında bulunan zehirden dolayı Yunanca “öldüren yiyecek” anlamına gelmektedir.

Düğünçiçeğigiller familyasına ait olan bu bitki Avrupa’nın pek çok bölgesine yayılmış olmakla birlikte Türkiye’de Kuzey Anadolu dağlarındaki ormanlarda yetişmektedir. Halk arasında  “Bohça otu, Kara çöpleme, Siyah harbak, Boynuz otu, Danabağırtan, Danakıran” gibi yöresel isimlerle de bilinmektedir.
Antik çağda ise mitolojik kahraman Antikyreus’dan sonra Antikyra adını alan Yunan şehri hellebore özellikle de siyah hellebore olarak bilinen Helleborus Niger ve beyaz hellebore olarak binen Veratrum Album ile anılır. Bir efsaneye göre antik çağda Antikyreus, Herakles’in deliliğini hellebore ile tedavi etmiştir.
Hellebore’nin akıl hastalıklarını tedavi etmesinin yanında modern çağda İsveç Uppsala Üniversite’sinde başlatılan bir çalışmayla kanser tedavisinde de kullanılabileceğine dair umut vaat edici araştırmalar gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarda Chrismas Rose (Noel gülü) olarak da bilinen bu bitkinin ekstraktının kanserli hücrelere temas etmesinin ardından, diğer hücrelere etki etmeden kanserli hücrenin kendi kendini imha etmesine yol açtığı görüldü.
Hellebore’yi tarihi olarak ilginç kılan elbette Büyük İskender’in şüpheli ölümü konusudur.  İskender’in tanrı Herkül adına verdiği bir davette içtiği zehirli şarabın ölümünü hazırladığına dair tezler bulunmaktadır. Bu tezlerin çıkış noktası Veratum Album adlı beyaz hellebore ile mayalanmış zehirli şarabı içtiği düşünülen İskender’in, bu bitkinin toksik etkilerinin neden olduğu zehirlenme belirtilerine benzer belirtiler göstermiş olmasıdır.
Dr. Leo Schep’in Clinical Toxicology adlı dergide yayınlanan makalesine göre İskender aşırı terleme, çökme, ateş ve önlenemez titremeler göstermiş, 12 gün boyunca bu belirtilerle yaşam mücaelesi vermiş ve bu zaman içinde kaslarını kullanamadığı için yürüyemez hale gelmişti ki bu belirtiler Hellebore’nin toksik etkilerinin aynısıdır. Makalede; Veratrum zehirlenmesi üst karın ve göğüs altında ani ağrı başlangıcıyla başgösterip mide bulantısı ve düşük tansiyonla seyrederek kasların zayıflamasına neden olduğu ayrıntılı olarak incelenmiş olup, Hellebore zehirlenmesi uzun vaadede kendini gösterdiği için İskender için kullanılmış bir suikast aracı olduğu belirtilmiş va tarihin tozlu rafları engizisyon mahkemeleri davasından bilenen ergot zehirlenmesine benzer şekilde bir kez daha bitki bilimi ve toksikolojiyle aydınlatılmıştır.
http://apelasyon.com/Yazi/87-zehirli-guzellik-hellebore

0 yorum:

30.03.2016

BÖBREKLERİNİZİ ARINDIRMANIN KOLAY YOLLARI

böbrek sağlığı
Hatırlamakta fayda var, böbrekleriniz bütün gün boyunca, kanınızı atıklardan ve toksinlerden arındırmakla uğraşır. Bu önemli fonksiyonu bir imtiyaz olarak algılamayın; zira sağlığınız ve yaşam kaliteniz buna bağlıdır. Öyleyse, neden böbreklerimizi sağlıklı kılmak ve üstün performansla çalışmalarını teşvik etmek için bu beş basit yöntemi öğrenmeyelim ki?
Böbreklerinizi Temizlemenin Önemi
Böbrekleriniz, bir an için bile olsun durmaz, sürekli çalışır. Kanı filtreler, arındırır, fazla tuz ve toksinleri giderir, hormon salınımını tetikler ve tüm bunların sonucu olarak da, kan basıncınız daha iyi şekilde düzenlenmiş olur ve vücudunuz elektrolit dengesine sahip olur. Birçok insan, bu organların görevlerinin önemini küçümsemektedir ve farkında olmadan, sağlıksız bir yaşam tarzı güderek, böbreklerine zarar vermektedir. Ancak, sonunda, sorunlar ortaya çıkacaktır. Kreatinin seviyeleri yükselecek, böbrek fonksiyonlarını kaybedecekler ve kanın düzgün filtrasyonu yavaşlayacaktır. Artık yavaş yavaş kendinizi yorgun ve hasta hissetmeye başlarsınız. Ve eğer, şu an hayatınızın karmaşık olduğunu düşünüyorsanız, bir de diyalize bağlı olmak zorunda olduğunuzu hayal edin. Belki de halihazırda bu şekilde yaşamak zorunda olan birini tanıyorsunuz ve böbreklerinize iyi bakmanın önemini öğrendiniz. Peki onları korumaya, neden bugünden başlamayasınız?
Böbreklerinizde Problem Olabileceğinin Belirtileri
Birazdan açıklayacağımız belirtilerden bir veya birkaç tanesini mutlaka yaşamışızdır. Örneğin bazı günler kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz veya bacaklarınızda şişkinlik olabilir. Bu durum tamamen normaldir; ancak eğer bu düzelmeyen bir durum haline gelirse veya bu duruma idrara çıkarken zorlanma veya acil idrara çıkma ihtiyacı da eşlik ederse, mutlaka bir doktora görünmelisiniz.
Sürekli yorgunluk,
Bacaklarda, özellikle de ayak bileklerinde şişkinlik,
Vücut genelinde kaşıntı, gerginlik,
Normalden daha fazla, sık sık idrara çıkma,
İştahsızlık, kusma ve baş dönmesi,
Ellerde ve ayaklarda boşalma,
Ani uyuma isteği,
Vücudun bazı kısımlarında koyu lekelerin oluşması.
Böbreklerinize Detoks Yapmanın Beş Yolu
1. Karbonat
Eminiz ki, siz bu tavsiyeyi daha önce duydunuz. Karbonat, doğal elektrolittir ve kandaki asiditeyi (pH seviyesini) düzenleyicidir. Böbrek rahatsızlığınız varsa, renal asidoz olarak bilinen, asiditenin artarak böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olduğu rahatsızlıktan yakınıyor olmanız çok mümkündür. Karbonat, asiditeyi engelleyerek, pH dengesinin sağlanmasına yardımcı olur ve ayrıca böbrek taşı oluşumunu engelleyicidir, varolan böbrek taşlarının ise ilerleyerek böbrek fonksiyonlarını bozmasını önlemeye yardımcıdır. Bu sebeple, bir su bardağı suya bir çay kaşığı karbonat ilave ederek bu içeceği haftada en az üç defa tüketmek iyi bir fikirdir.
2. Elma Sirkesinin Faydaları
Bu konu ile ilgili, elma sirkesi böbreklere faydalı olan bir asit içermesi ile konuya dahil omaktadır. İlk bakışta biraz çelişkili görünebilir, çünkü sirkeyi kandaki asidite seviyesini yükseltmek için kullanmıyoruz; elma sirkesinin bu konudaki işlevi sindirimi teşvik etmesi ve böbreklere olan detoks etkisidir. Ana öğünlerden sonra, bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi ekleyerek tüketmeyi deneyin. Neden hemen denemeyesiniz ki?
3. Böbrekleriniz İçin En Faydalı Bitkiler
Fitoterapi, kan akışınızı filtreleyerek, iltihaplanmayı azaltarak ve böbrek taşı oluşumunu önleyerek; böbreklerinizi temizlemek için en ideal yollardan biridir. Akşam çayı yapabilmek için en faydalı bitkiler aşağıdaki gibidir
Fesleğen: Acı verici böbrek taşlarından korunmak için çok etkili bir bitkidir. Bunun için, beş yaprak fesleğen ve bir çorba kaşığı bal kullanarak, bir çay yapabilirsiniz.
Karahindiba: Sindirim, karaciğer ve böbrekleriniz için en etkili bitkilerden biridir. Detoks için mükemmeldir. Çay yapmak için, sadece iki çay kaşığı kurutulmuş karahindiba çiçeğini on beş dakika kadar kaynatın. Bu çayı günde bir defa tüketin.
Zencefil: Halihazırda zencefili seviyorsanız, çok şanslısınız. Çünkü zencefil, enfeksiyon, ağrı, iltihaplanma gibi problemlerin çözümü için kullanılabilecek en ideal köklerdendir. Zencefil ayrıca, karaciğer ve böbrekleri arındırır ve güçlendirir.
4. En İyi Meyveler ve Meyve Suları
Karpuz: Bu meyve, böbrekler için iyileştiricidir ve adeta doğal bir ilaçtır. Neden? Çünkü her şeyden önce, bu meyve yüksek oranda su içerir, vücuttaki dokuları ve kan akışını arındırıcıdır. Unutmayın, karpuzu, taze iken yemeye özen göstermelisiniz.
Nar Suyu: Sıkıştırıcı özellikleri sayesinde bu asidik meyve suyu, sağlıklı bir beslenme diyetinin olmazsa olmazıdır.
5. Sabahları Bir Çorba Kaşığı Zentinyağı ve Limon
Bildiğiniz üzere, zeytinyağı, oleik asit açısından zengindir ki bu asit de vücuda anti-enflamatuar etki yaparak fayda sağlamaktadır. Zeytinyağı ayrıca, mono doymamış yağlarla doludur, ki bu yağlar böbrekler için çok iyidir. Sabahları, bir çorba kaşığı zeytinyağı ile birkaç damla limon suyunu karıştırın ve tüketin. Bu karışım, sizi böbrek taşı oluşumundan koruyacaktır. Neden hemen başlamayasınız ki? kaynak: sağlığa bir adım
Global Bilgiler  /  at  11:11  /  No comments

böbrek sağlığı
Hatırlamakta fayda var, böbrekleriniz bütün gün boyunca, kanınızı atıklardan ve toksinlerden arındırmakla uğraşır. Bu önemli fonksiyonu bir imtiyaz olarak algılamayın; zira sağlığınız ve yaşam kaliteniz buna bağlıdır. Öyleyse, neden böbreklerimizi sağlıklı kılmak ve üstün performansla çalışmalarını teşvik etmek için bu beş basit yöntemi öğrenmeyelim ki?
Böbreklerinizi Temizlemenin Önemi
Böbrekleriniz, bir an için bile olsun durmaz, sürekli çalışır. Kanı filtreler, arındırır, fazla tuz ve toksinleri giderir, hormon salınımını tetikler ve tüm bunların sonucu olarak da, kan basıncınız daha iyi şekilde düzenlenmiş olur ve vücudunuz elektrolit dengesine sahip olur. Birçok insan, bu organların görevlerinin önemini küçümsemektedir ve farkında olmadan, sağlıksız bir yaşam tarzı güderek, böbreklerine zarar vermektedir. Ancak, sonunda, sorunlar ortaya çıkacaktır. Kreatinin seviyeleri yükselecek, böbrek fonksiyonlarını kaybedecekler ve kanın düzgün filtrasyonu yavaşlayacaktır. Artık yavaş yavaş kendinizi yorgun ve hasta hissetmeye başlarsınız. Ve eğer, şu an hayatınızın karmaşık olduğunu düşünüyorsanız, bir de diyalize bağlı olmak zorunda olduğunuzu hayal edin. Belki de halihazırda bu şekilde yaşamak zorunda olan birini tanıyorsunuz ve böbreklerinize iyi bakmanın önemini öğrendiniz. Peki onları korumaya, neden bugünden başlamayasınız?
Böbreklerinizde Problem Olabileceğinin Belirtileri
Birazdan açıklayacağımız belirtilerden bir veya birkaç tanesini mutlaka yaşamışızdır. Örneğin bazı günler kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz veya bacaklarınızda şişkinlik olabilir. Bu durum tamamen normaldir; ancak eğer bu düzelmeyen bir durum haline gelirse veya bu duruma idrara çıkarken zorlanma veya acil idrara çıkma ihtiyacı da eşlik ederse, mutlaka bir doktora görünmelisiniz.
Sürekli yorgunluk,
Bacaklarda, özellikle de ayak bileklerinde şişkinlik,
Vücut genelinde kaşıntı, gerginlik,
Normalden daha fazla, sık sık idrara çıkma,
İştahsızlık, kusma ve baş dönmesi,
Ellerde ve ayaklarda boşalma,
Ani uyuma isteği,
Vücudun bazı kısımlarında koyu lekelerin oluşması.
Böbreklerinize Detoks Yapmanın Beş Yolu
1. Karbonat
Eminiz ki, siz bu tavsiyeyi daha önce duydunuz. Karbonat, doğal elektrolittir ve kandaki asiditeyi (pH seviyesini) düzenleyicidir. Böbrek rahatsızlığınız varsa, renal asidoz olarak bilinen, asiditenin artarak böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olduğu rahatsızlıktan yakınıyor olmanız çok mümkündür. Karbonat, asiditeyi engelleyerek, pH dengesinin sağlanmasına yardımcı olur ve ayrıca böbrek taşı oluşumunu engelleyicidir, varolan böbrek taşlarının ise ilerleyerek böbrek fonksiyonlarını bozmasını önlemeye yardımcıdır. Bu sebeple, bir su bardağı suya bir çay kaşığı karbonat ilave ederek bu içeceği haftada en az üç defa tüketmek iyi bir fikirdir.
2. Elma Sirkesinin Faydaları
Bu konu ile ilgili, elma sirkesi böbreklere faydalı olan bir asit içermesi ile konuya dahil omaktadır. İlk bakışta biraz çelişkili görünebilir, çünkü sirkeyi kandaki asidite seviyesini yükseltmek için kullanmıyoruz; elma sirkesinin bu konudaki işlevi sindirimi teşvik etmesi ve böbreklere olan detoks etkisidir. Ana öğünlerden sonra, bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi ekleyerek tüketmeyi deneyin. Neden hemen denemeyesiniz ki?
3. Böbrekleriniz İçin En Faydalı Bitkiler
Fitoterapi, kan akışınızı filtreleyerek, iltihaplanmayı azaltarak ve böbrek taşı oluşumunu önleyerek; böbreklerinizi temizlemek için en ideal yollardan biridir. Akşam çayı yapabilmek için en faydalı bitkiler aşağıdaki gibidir
Fesleğen: Acı verici böbrek taşlarından korunmak için çok etkili bir bitkidir. Bunun için, beş yaprak fesleğen ve bir çorba kaşığı bal kullanarak, bir çay yapabilirsiniz.
Karahindiba: Sindirim, karaciğer ve böbrekleriniz için en etkili bitkilerden biridir. Detoks için mükemmeldir. Çay yapmak için, sadece iki çay kaşığı kurutulmuş karahindiba çiçeğini on beş dakika kadar kaynatın. Bu çayı günde bir defa tüketin.
Zencefil: Halihazırda zencefili seviyorsanız, çok şanslısınız. Çünkü zencefil, enfeksiyon, ağrı, iltihaplanma gibi problemlerin çözümü için kullanılabilecek en ideal köklerdendir. Zencefil ayrıca, karaciğer ve böbrekleri arındırır ve güçlendirir.
4. En İyi Meyveler ve Meyve Suları
Karpuz: Bu meyve, böbrekler için iyileştiricidir ve adeta doğal bir ilaçtır. Neden? Çünkü her şeyden önce, bu meyve yüksek oranda su içerir, vücuttaki dokuları ve kan akışını arındırıcıdır. Unutmayın, karpuzu, taze iken yemeye özen göstermelisiniz.
Nar Suyu: Sıkıştırıcı özellikleri sayesinde bu asidik meyve suyu, sağlıklı bir beslenme diyetinin olmazsa olmazıdır.
5. Sabahları Bir Çorba Kaşığı Zentinyağı ve Limon
Bildiğiniz üzere, zeytinyağı, oleik asit açısından zengindir ki bu asit de vücuda anti-enflamatuar etki yaparak fayda sağlamaktadır. Zeytinyağı ayrıca, mono doymamış yağlarla doludur, ki bu yağlar böbrekler için çok iyidir. Sabahları, bir çorba kaşığı zeytinyağı ile birkaç damla limon suyunu karıştırın ve tüketin. Bu karışım, sizi böbrek taşı oluşumundan koruyacaktır. Neden hemen başlamayasınız ki? kaynak: sağlığa bir adım

0 yorum:

KOLAY BİR MEDİTASYON ve GEVŞEME YÖNTEMİ

Global Bilgiler
Meditasyon, Latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte olan bir terim olup, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad" olarak tanımlanır. Meditasyon tekniklerine, ait oldukları, Budizm (Hindistan), Taoizm (Çin), Bön (Tibet), Zen (Japonya) ve İslamiyet'te (tefekkür) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. Ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. Bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.
Meditasyon, birçok kültürde ve dinde uygulanan manevi bir arınma tekniğidir. Uyanıklık ve konsantrasyon çalışmalarıyla kişi kendini toplar ve zihnini, ruhunu dinlendirir. Doğu kültürlerinde meditasyon, köklü ve bilinç açıcı bir teknik olarak kabul edilir. Söz konusu olan bilinç açma durumu, her inanışa göre farklı adlandırılır. Bunlar; boşluk, farkındalık, tek olma, burada ve şimdide olma, düşüncedeki özgürlük olarak tanımlanabilir. Transandantal Meditasyon(TM)için: "Biz meditasyonu tanımlarken onun çok dinlendirici, sakin ama artmış bir uyanıklığın da olduğu ve genellikle iç mutluluğu yaşatan öznel bir deneyimi kazanmak amacıyla tekrar tekrar yapılan zihinsel bir teknik olarak tanımlarız" denilmektedir." 415 Jevning et al. (1992)

Amaç: Bu meditasyonun amacı, zihni ve bedeni dinlendirmek, uykuya dalmadan, gayet açık bir zihinle rahatlamayı ve farkındalık geliştirmeyi öğrenmektir. Burada paylaşacağım meditasyon hayal kurmak, dilekleri gerçekleştirmek, yüksek bilinç elde etmek vb amaçlarla yapılmaz, yalnızca sade, yalın, açık ve dinlenmiş bir zihin elde etmek içindir.

Meditasyon yaparken: Meditasyonda başarı amaçlanmaz. Yavaş öğrenilir, her gün düzenli yapılır ve hiçbir beklentiye girilmez. Meditasyon her defasında başka deneyimlenir. Bilmeniz gerekir ki, düşünceleriniz durmaz. Düşüncelerinizi durdurmaya çalışmayın, gelsinler, gitsinler, izleyin. Meditasyon yapmaya “çalışmayın”. Yalnızca olduğunuz gibi olun. Kolaya kaçın. Yalnızca dikkatinizi bilerek, hafifçe yönlendirin.Zihniniz başka yerlere gittiğinde onu hoşgörün! Zihin dağınıktır, asidir, her çağıran düşüncenin peşinden gider. Zihninize karşı yumuşak ve sakin bir sabır geliştirin. Çok sık meditasyon yaptığınızda, zihniniz meditasyona önce alışacak, sonra tiryakisi olacaktır.Bedeninizin sıkıntıları da kaçınılmazdır. Uyuşma normaldir, merak etmeyin. Yalnızca sinirleriniz etkilenmekte, kan akışınız değil.

Ortam ve zaman: Yemekten en az iki saat sonra meditasyon yapın, yemek üzerine uykunuz geleceği için yemek sonrası önerilmez.

* Sakin bir köşe bulun, dik oturun, belinizi dik tutmak için destekleyin. Başınızı dik tutun, öne ya da arkaya düşmesin. Sandalye en kolayıdır. İsterseniz bağdaş kurup kalçalarınızın altına alçak bir yastık da koyabilirsiniz. 
* Ellerinizi rahat bir şekilde kucağınıza koyun.
* Oturuyorsanız, bacaklarınızı paralel tutun, çapraz yapmayın ve ayaklarınızın tabanları yere bassın.
* Gözlerinizi kapatın ya da gevşek bir şekilde hafif açık olsunlar, dizlerinizden biraz ileriye bakın.
* Burnunuzdan derin nefes alın ve ağzınızdan, mum üfler gibi kuvvetle üfleyin. Bunu üç kez yapın.
* Ağzınızı kapatın ve burnunuzdan rahat nefes alın ve verin.
* Tamamen rahat ve doğal bir şekilde burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin.
* Dikkatinizin dörtte birini nefesinize verin
* Yavaşça 1-2-3-4 sayarak burnunuzdan nefes alın, bir saniye tutun 
* Yavaşça 1-2-3-4-5-6-7-8 sayarak burnunuzdan verin, bir iki saniye durun 
* Nefesi uzun alıp, uzun verin, akıcı olsun, kademeli olmasın.
* Bu şekilde devam edin.

İyice rahatladığınızda saymayı bırakın

Nefes ritminizi sürdürün
* Dikkatinizi ayaklarınıza verin
* Ayaklarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Ayak bileklerinizden aşağı, iki ayağınızı birden tüm ağırlıklarıyla, bulundukları yere öylece bırakın
* Alt baldırlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Dizlerinizden aşağı, iki bacağınızı tüm ağırlıklarıyla, bulundukları yere öylece bırakın
* Kalçalarınızı gevşetin, üst baldırlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın

Şimdi kalçalarınızdan aşağı, iki bacağınızı birden tüm ağırlıklarıyla bulundukları yere öylece bırakın
* Karnınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Göğsünüzü rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Omuzlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Sırtınızı dik tutmaya devam edin, 
* Sırtınızda kastığınız yerler varsa rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Kollarınızı, ellerinizi, parmaklarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Omuzlarınızı yeniden rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Boynunuzu ve ensenizi rahatlatın, gevşetin, yumuşatın

Şimdi boynunuzdan aşağı, tüm bedeninizi tüm ağırlığıyla oturduğunuz yere öylece bırakın
* Başınızın arkasını, saç diplerinizi gevşetin
* Kulaklarınızı rahatlatın, gevşetin
* Yüzünüzü buruşturun, tutun ve bırakın
* Alnınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Gözlerinizi, gözkapaklarınızı gevşetin
* Yanaklarınızı gevşetin
* Ağzınız kapalı, çenenizi gevşetin
* Dikkatinizi başınızın tepesine getirin, burayı rahatlatın, gevşetin

Şimdi başınızla beraber bütün bedeninizi, bütün ağırlığıyla oturduğunuz yere öylece bırakın
* Tamamen rahat ve doğal bir şekilde burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin
* Dikkatinizin yalnızca dörtte birini nefesinize verin, gerisi serbest kalsın
* Aldığınız her nefesi, iki katı kadar sürede verin
*Dikkatiniz başka yere kayarsa hep rahatça, kolayca yeniden nefesinize getirin (Kendinizi hoşgörün!)
* Bu beş ila yirmi dakika sürebilir

Zihninizin tamamen dinlendiğini hissettiğinizde dikkatinizi bedeninize getirin 
* Bedeninizin normal ağırlığını hissedin,
* Ellerinizi, kollarınızı, bacaklarınızı gerin
* Dikkatinizi gözkapaklarınıza getirin
* Kendinizi tamamen hazır hissettiğinizde, yere bakarak yavaşça gözlerinizi açın
* Bir süre bekleyin, hazır olduğunuzda yerinizden kalkın.

Zihninizi ve bedeninizi dinlendirdiniz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz ? Şimdi, sevginizin tüm varlıklara, tüm insanlara akmasına her an izin verin. Onların sunduğu sevgiyi de alın, doldurun kalbinize, nasıl verildiğine bakmayın, herkes kendi bildiği gibi sever.

* Alıntı
Global Bilgiler  /  at  11:09  /  No comments

Global Bilgiler
Meditasyon, Latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte olan bir terim olup, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad" olarak tanımlanır. Meditasyon tekniklerine, ait oldukları, Budizm (Hindistan), Taoizm (Çin), Bön (Tibet), Zen (Japonya) ve İslamiyet'te (tefekkür) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. Ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. Bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.
Meditasyon, birçok kültürde ve dinde uygulanan manevi bir arınma tekniğidir. Uyanıklık ve konsantrasyon çalışmalarıyla kişi kendini toplar ve zihnini, ruhunu dinlendirir. Doğu kültürlerinde meditasyon, köklü ve bilinç açıcı bir teknik olarak kabul edilir. Söz konusu olan bilinç açma durumu, her inanışa göre farklı adlandırılır. Bunlar; boşluk, farkındalık, tek olma, burada ve şimdide olma, düşüncedeki özgürlük olarak tanımlanabilir. Transandantal Meditasyon(TM)için: "Biz meditasyonu tanımlarken onun çok dinlendirici, sakin ama artmış bir uyanıklığın da olduğu ve genellikle iç mutluluğu yaşatan öznel bir deneyimi kazanmak amacıyla tekrar tekrar yapılan zihinsel bir teknik olarak tanımlarız" denilmektedir." 415 Jevning et al. (1992)

Amaç: Bu meditasyonun amacı, zihni ve bedeni dinlendirmek, uykuya dalmadan, gayet açık bir zihinle rahatlamayı ve farkındalık geliştirmeyi öğrenmektir. Burada paylaşacağım meditasyon hayal kurmak, dilekleri gerçekleştirmek, yüksek bilinç elde etmek vb amaçlarla yapılmaz, yalnızca sade, yalın, açık ve dinlenmiş bir zihin elde etmek içindir.

Meditasyon yaparken: Meditasyonda başarı amaçlanmaz. Yavaş öğrenilir, her gün düzenli yapılır ve hiçbir beklentiye girilmez. Meditasyon her defasında başka deneyimlenir. Bilmeniz gerekir ki, düşünceleriniz durmaz. Düşüncelerinizi durdurmaya çalışmayın, gelsinler, gitsinler, izleyin. Meditasyon yapmaya “çalışmayın”. Yalnızca olduğunuz gibi olun. Kolaya kaçın. Yalnızca dikkatinizi bilerek, hafifçe yönlendirin.Zihniniz başka yerlere gittiğinde onu hoşgörün! Zihin dağınıktır, asidir, her çağıran düşüncenin peşinden gider. Zihninize karşı yumuşak ve sakin bir sabır geliştirin. Çok sık meditasyon yaptığınızda, zihniniz meditasyona önce alışacak, sonra tiryakisi olacaktır.Bedeninizin sıkıntıları da kaçınılmazdır. Uyuşma normaldir, merak etmeyin. Yalnızca sinirleriniz etkilenmekte, kan akışınız değil.

Ortam ve zaman: Yemekten en az iki saat sonra meditasyon yapın, yemek üzerine uykunuz geleceği için yemek sonrası önerilmez.

* Sakin bir köşe bulun, dik oturun, belinizi dik tutmak için destekleyin. Başınızı dik tutun, öne ya da arkaya düşmesin. Sandalye en kolayıdır. İsterseniz bağdaş kurup kalçalarınızın altına alçak bir yastık da koyabilirsiniz. 
* Ellerinizi rahat bir şekilde kucağınıza koyun.
* Oturuyorsanız, bacaklarınızı paralel tutun, çapraz yapmayın ve ayaklarınızın tabanları yere bassın.
* Gözlerinizi kapatın ya da gevşek bir şekilde hafif açık olsunlar, dizlerinizden biraz ileriye bakın.
* Burnunuzdan derin nefes alın ve ağzınızdan, mum üfler gibi kuvvetle üfleyin. Bunu üç kez yapın.
* Ağzınızı kapatın ve burnunuzdan rahat nefes alın ve verin.
* Tamamen rahat ve doğal bir şekilde burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin.
* Dikkatinizin dörtte birini nefesinize verin
* Yavaşça 1-2-3-4 sayarak burnunuzdan nefes alın, bir saniye tutun 
* Yavaşça 1-2-3-4-5-6-7-8 sayarak burnunuzdan verin, bir iki saniye durun 
* Nefesi uzun alıp, uzun verin, akıcı olsun, kademeli olmasın.
* Bu şekilde devam edin.

İyice rahatladığınızda saymayı bırakın

Nefes ritminizi sürdürün
* Dikkatinizi ayaklarınıza verin
* Ayaklarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Ayak bileklerinizden aşağı, iki ayağınızı birden tüm ağırlıklarıyla, bulundukları yere öylece bırakın
* Alt baldırlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Dizlerinizden aşağı, iki bacağınızı tüm ağırlıklarıyla, bulundukları yere öylece bırakın
* Kalçalarınızı gevşetin, üst baldırlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın

Şimdi kalçalarınızdan aşağı, iki bacağınızı birden tüm ağırlıklarıyla bulundukları yere öylece bırakın
* Karnınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Göğsünüzü rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Omuzlarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Sırtınızı dik tutmaya devam edin, 
* Sırtınızda kastığınız yerler varsa rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Kollarınızı, ellerinizi, parmaklarınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Omuzlarınızı yeniden rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Boynunuzu ve ensenizi rahatlatın, gevşetin, yumuşatın

Şimdi boynunuzdan aşağı, tüm bedeninizi tüm ağırlığıyla oturduğunuz yere öylece bırakın
* Başınızın arkasını, saç diplerinizi gevşetin
* Kulaklarınızı rahatlatın, gevşetin
* Yüzünüzü buruşturun, tutun ve bırakın
* Alnınızı rahatlatın, gevşetin, yumuşatın
* Gözlerinizi, gözkapaklarınızı gevşetin
* Yanaklarınızı gevşetin
* Ağzınız kapalı, çenenizi gevşetin
* Dikkatinizi başınızın tepesine getirin, burayı rahatlatın, gevşetin

Şimdi başınızla beraber bütün bedeninizi, bütün ağırlığıyla oturduğunuz yere öylece bırakın
* Tamamen rahat ve doğal bir şekilde burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin
* Dikkatinizin yalnızca dörtte birini nefesinize verin, gerisi serbest kalsın
* Aldığınız her nefesi, iki katı kadar sürede verin
*Dikkatiniz başka yere kayarsa hep rahatça, kolayca yeniden nefesinize getirin (Kendinizi hoşgörün!)
* Bu beş ila yirmi dakika sürebilir

Zihninizin tamamen dinlendiğini hissettiğinizde dikkatinizi bedeninize getirin 
* Bedeninizin normal ağırlığını hissedin,
* Ellerinizi, kollarınızı, bacaklarınızı gerin
* Dikkatinizi gözkapaklarınıza getirin
* Kendinizi tamamen hazır hissettiğinizde, yere bakarak yavaşça gözlerinizi açın
* Bir süre bekleyin, hazır olduğunuzda yerinizden kalkın.

Zihninizi ve bedeninizi dinlendirdiniz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz ? Şimdi, sevginizin tüm varlıklara, tüm insanlara akmasına her an izin verin. Onların sunduğu sevgiyi de alın, doldurun kalbinize, nasıl verildiğine bakmayın, herkes kendi bildiği gibi sever.

* Alıntı

0 yorum:

STRES ATMAK İÇİN İPUÇLARI

Global Bilgiler
Stres sağlığınızın baş düşmanlarından birisidir.

Kalp sorunları, kalp krizi riski, zayıf bağışıklık sistemi…

Kendinizi bunlardan nasıl koruyabilirsiniz?

Pek çok alışkanlığınızı değiştirmeniz gerekiyor.

Eve döndüğünüzde, daima yapmanız gereken bir şeyler olacaktır ama biraz vakit ayırıp durmanız gerekiyor. Bu yazımızda sizlerle, eve döndüğünüzde günün stresini atmak için uygulayabileceğiniz basit ipuçları paylaşacağız.

Çocuklar, ev işleri, akşam yemeği…

Eve döndüğünüzde yapmanız gereken o kadar çok şey var ki sanki mesainiz uzamış gibi mi hissediyorsunuz?

Hele bir de kafanızda sorunlar ve endişeler varsa, gün geçtikçe stresiniz birikerek artık kaçamayacağınız bir hale gelebilir.

Bunu önlemek için ufak değişiklikler yapmaya ne dersiniz? Gerginliğinizi ve stresinizi azaltacak ufak değişikliklerle başlayabilirsiniz.

Eve Geldiğinizde Günün Stresini Atın: Basit Öneriler

1. Ayakkabılarınızı çıkartın

Bunun sağlıksız olduğunu söyleyenler olabilir. Ama eve varıp ayakkabılarınızı çıkartmak ve evinizin sakinliğini hissetmek kadar rahatlatıcı çok az şey vardır. Yalınayak yürümek pek çok hayati fonksiyonunuza yardımcı olur; dolaşımı tetikler, damarlarınızı ve sinirlerinizi güçlendirir, stresi azaltır… Eğer çimen veya kum üstünde yürürseniz bu sizin için daha da yararlı olacaktır. Eve vardığınızda ayakkabılarınızı çıkartıp yalınayak gezerek rahatlayabilirsiniz.

2. Bilinçliliğinizi arttırın

Eve vardığınızda, mesainizin bittiğinin farkında olmalısınız. İş ve kişisel yaşamınızı mümkün olduğunca çok birbirinden ayırın. Evdeyken, bunun sizin kendi zamanınız ve kendi yaşamınız olduğunu, çevrenizde sevdikleriniz olduğunu ve esas önemli şeyin bu olduğunu kendinize hatırlatın. İş ve kişisel hayatınızı ayırarak, ev yaşantınızın tadını çıkarın.

3. Kısa yürüyüşlere çıkın

Yarım saat yeterli olacaktır. İsterseniz bir parka gidin isterseniz mahallenizde kısa bir tur atın. Kısa bir egzersiz yaparak bedeninize aktifleşip, toksinleri ortadan kaldıracak ve kafanızı rahatlatacak endorfini sağlayın. Hiçbir maliyeti olmayan, harika bir stres atma yöntemi! Bu kısa yürüyüşleri eşiniz veya bir arkadaşınız ile birlikte de yapabilirsiniz ve böylece sizin için daha da eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.

4. Kısa bir uyku

Saatlerce uyumanıza gerek yok. 15-20 dakikalık kısa bir uyku kaybettiğiniz enerjiyi geri kazanıp daha rahat ve dinlenmiş olarak uyanmanızı sağlayacaktır. Uykuya dalmanıza bile gerek yok. Kanepenize uzanın, gözlerinizi kapatın ve yavaş nefes alıp verin. Böylece hem stresiniz azalacak hem de kendinizi daha dinlenmiş hissedeceksiniz.

5. Dinlendirici bir banyo

Bundan daha dinlendiricisini bulmak biraz zor. Banyo yapmak veya duş almak için kendinize en az yarım saat ayırın ve vücudunuzun banyonun sıcaklığında yumuşamasına izin verin. Sinir sisteminizi gevşetip, ağrıları azaltırken bir yandan da vücudunuzdaki ödem ve toksinleri atın…

6. Aynı anda iki iş yapmayın

Eve vardınız ve bir yandan yemek hazırlarken bir yandan çocuklara göz kulak olup, ütüye yetişmeye çalışıp takvimi kontrol ederken ertesi gün ne yapacağınızı planlamak… Eve döndüğünüzde aynı anda kaç şey yapabilirsiniz? Yapmanız gereken şeylerin bilincinde olup, bunları dengeleyin. Böylece sizi daha da strese sokacak durumlarda kalmamış olursunuz.

7. Zihinsel yorgunluk

Kendinizi düşünerek 10 dakika dinlenin. Kendinize vakit ayırın, içinde bulunduğunuz anı ve istediğiniz geleceği düşünün. Hayatınızda bulunan her şeye teşekkür edin ve onların değerini bilin. Bazen stres bizim için önemli olan şeyleri görmemizi engeller ve önceliklerimizi kaybederiz. Sağlığınız her şeyden önce geliyor. Dinlenin, gülümseyin ve hoş şeyler düşünün. İşte bu kadar basit.

Global Bilgiler  /  at  11:00  /  No comments

Global Bilgiler
Stres sağlığınızın baş düşmanlarından birisidir.

Kalp sorunları, kalp krizi riski, zayıf bağışıklık sistemi…

Kendinizi bunlardan nasıl koruyabilirsiniz?

Pek çok alışkanlığınızı değiştirmeniz gerekiyor.

Eve döndüğünüzde, daima yapmanız gereken bir şeyler olacaktır ama biraz vakit ayırıp durmanız gerekiyor. Bu yazımızda sizlerle, eve döndüğünüzde günün stresini atmak için uygulayabileceğiniz basit ipuçları paylaşacağız.

Çocuklar, ev işleri, akşam yemeği…

Eve döndüğünüzde yapmanız gereken o kadar çok şey var ki sanki mesainiz uzamış gibi mi hissediyorsunuz?

Hele bir de kafanızda sorunlar ve endişeler varsa, gün geçtikçe stresiniz birikerek artık kaçamayacağınız bir hale gelebilir.

Bunu önlemek için ufak değişiklikler yapmaya ne dersiniz? Gerginliğinizi ve stresinizi azaltacak ufak değişikliklerle başlayabilirsiniz.

Eve Geldiğinizde Günün Stresini Atın: Basit Öneriler

1. Ayakkabılarınızı çıkartın

Bunun sağlıksız olduğunu söyleyenler olabilir. Ama eve varıp ayakkabılarınızı çıkartmak ve evinizin sakinliğini hissetmek kadar rahatlatıcı çok az şey vardır. Yalınayak yürümek pek çok hayati fonksiyonunuza yardımcı olur; dolaşımı tetikler, damarlarınızı ve sinirlerinizi güçlendirir, stresi azaltır… Eğer çimen veya kum üstünde yürürseniz bu sizin için daha da yararlı olacaktır. Eve vardığınızda ayakkabılarınızı çıkartıp yalınayak gezerek rahatlayabilirsiniz.

2. Bilinçliliğinizi arttırın

Eve vardığınızda, mesainizin bittiğinin farkında olmalısınız. İş ve kişisel yaşamınızı mümkün olduğunca çok birbirinden ayırın. Evdeyken, bunun sizin kendi zamanınız ve kendi yaşamınız olduğunu, çevrenizde sevdikleriniz olduğunu ve esas önemli şeyin bu olduğunu kendinize hatırlatın. İş ve kişisel hayatınızı ayırarak, ev yaşantınızın tadını çıkarın.

3. Kısa yürüyüşlere çıkın

Yarım saat yeterli olacaktır. İsterseniz bir parka gidin isterseniz mahallenizde kısa bir tur atın. Kısa bir egzersiz yaparak bedeninize aktifleşip, toksinleri ortadan kaldıracak ve kafanızı rahatlatacak endorfini sağlayın. Hiçbir maliyeti olmayan, harika bir stres atma yöntemi! Bu kısa yürüyüşleri eşiniz veya bir arkadaşınız ile birlikte de yapabilirsiniz ve böylece sizin için daha da eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.

4. Kısa bir uyku

Saatlerce uyumanıza gerek yok. 15-20 dakikalık kısa bir uyku kaybettiğiniz enerjiyi geri kazanıp daha rahat ve dinlenmiş olarak uyanmanızı sağlayacaktır. Uykuya dalmanıza bile gerek yok. Kanepenize uzanın, gözlerinizi kapatın ve yavaş nefes alıp verin. Böylece hem stresiniz azalacak hem de kendinizi daha dinlenmiş hissedeceksiniz.

5. Dinlendirici bir banyo

Bundan daha dinlendiricisini bulmak biraz zor. Banyo yapmak veya duş almak için kendinize en az yarım saat ayırın ve vücudunuzun banyonun sıcaklığında yumuşamasına izin verin. Sinir sisteminizi gevşetip, ağrıları azaltırken bir yandan da vücudunuzdaki ödem ve toksinleri atın…

6. Aynı anda iki iş yapmayın

Eve vardınız ve bir yandan yemek hazırlarken bir yandan çocuklara göz kulak olup, ütüye yetişmeye çalışıp takvimi kontrol ederken ertesi gün ne yapacağınızı planlamak… Eve döndüğünüzde aynı anda kaç şey yapabilirsiniz? Yapmanız gereken şeylerin bilincinde olup, bunları dengeleyin. Böylece sizi daha da strese sokacak durumlarda kalmamış olursunuz.

7. Zihinsel yorgunluk

Kendinizi düşünerek 10 dakika dinlenin. Kendinize vakit ayırın, içinde bulunduğunuz anı ve istediğiniz geleceği düşünün. Hayatınızda bulunan her şeye teşekkür edin ve onların değerini bilin. Bazen stres bizim için önemli olan şeyleri görmemizi engeller ve önceliklerimizi kaybederiz. Sağlığınız her şeyden önce geliyor. Dinlenin, gülümseyin ve hoş şeyler düşünün. İşte bu kadar basit.

0 yorum:

ZEYTİNYAĞININ FAYDALARI

Global Bilgiler

  • Çocuklarda beyin gelişiminde etkilidir.
  • Gelişim çağındaki çocukların kemiklerinin güçlenmesini hızlandırmaktadır.
  • İçinde birçok vitamin içermektedir. Başta E vitamini, A, D ve K vitamini bulunmaktadır. Vitaminler sayesinde hücrelerin yenilenmesi sağlanmaktadır.
  • Doku ve organların yaşlanmasını geciktirmektedir.
  • Diyet programlarında mutlaka kullanılması önerilmektedir. Çünkü bağırsakları çalıştırmada etkilidir. İçinde bulunan oleik asit sayesinde en kolay hazmedilen yağ özelliği taşımaktadır.
  • İdrar yollarındaki iltihapların ve safra kesesindeki rahatsızlıkların giderilmesinde etkin olarak kullanılmaktadır.
  • Zeytinyağı ile gargara yapılması durumunda dişlerin beyaz kalmasında fayda sağlar.
  • Cilde ve saça faydalıdır. Saça sürüldüğü zaman kepeği engeller ve dökülmeyi önler. Ayrıca saçı da parlatır. Kuru cildi canlandırdığı gibi kırışıkların azaltılmasında da etkilidir. Cilde pürüzsüz bir güzellik katar.
  • Yorgun ayakların dinlenmesinde faydalıdır. Canlandırır. Çatlak ve kuru ayaklarınızın tedavisinde zeytinyağından faydalanabilirsiniz.
  • Kırılgan tırnaklarınız için zeytinyağı önerilmektedir. Tırnakları hem güçlendirir hem de güzel görünmesine katkı sağlar.
  • Doğum çatlaklarınız var ise zeytinyağı kullanarak bunların iyileşmesini sağlayabilirsiniz.
  • Emzirme esnasında göğüs ucunda oluşan yaraların iyileşmesi için zeytinyağı ile bakım yapabilirsiniz.
  • Zeytinyağı sayesinde traş edilecek bölgeyi yumuşatabilir ve rahatlama sağlayabilirsiniz.
  • Kurumuş ve çatlamış olan dudaklar için nemlendirici ve merhem olarak zeytinyağını tercih edebilirsiniz.
  • Zeytinyağında linoleik asit bulunmaktadır. Bu sayede anne sütünden kesilmiş olan bebeklerin beslenmesinde etkilidir. Yağsız inek sütü içine birkaç damla zeytinyağı koyarsanız doğal besin işlevi olarak görev yapar.
  • Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde faydalı olduğu belirlenmiştir. Kalp krizi riskini azalttığı yapılan deneyler sonucu kanıtlanmıştır.
  • Hamile iseniz, zeytinyağı tüketimine dikkat etmeniz gerekmektedir. Çünkü içinde bulunan yağ asitleri sayesinde bebeğin hücre ve sinir oluşumu üzerinde olumlu etkisi vardır. Bu nedenle günde iki çorba kaşığı zeytinyağı önerilmektedir.
  • Yaşlandığınız zaman kalsiyum kaybını engellemek ve kemik erimesine yakalanmamak için zeytinyağı tüketmeniz önerilmektedir.
  • Tansiyon düşürücü etkisi vardır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmakta ve hastalara sunulmaktadır.
  • Hücre yenilenmesinde etkilidir.
  • Bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliği vardır.
  • Zeytinyağı tüketen kişilerde mide asidinin azaldığı böylece gastrit ve ülser gibi hastalıkların daha az görüldüğü belirlenmiştir.
  • Safra taşı riskini azaltır.
  • Zeytinyağı içindeki klor sayesinde de böbreğin daha iyi çalışmasına yardımcı olmaktadır.
  • Zeytinyağı beyin damarlarının sağlığına da olumlu yönde etki etmektedir.
  • Romatizma tedavisinde etkilidir.
  • Kansızlık ve gut hastalığına iyi gelmektedir.
  • Kireçlenmeyi önlemede etkin bir rol oynar.
  • Unutkanlığı önlemede etkilidir.
  • Yapılan deneyler sonucu zeytinyağının radyasyona karşı koruyucu bir madde olarak görev yaptığı belirlenmiş ve kanıtlanmıştır.
  • Karışık içkilerin yol açtığı sarhoşluğu kısmen de olsa azalttığı bilinir. Bu faydanın etkili olması için içmeden önce zeytinyağı içilmesi gerekmektedir.
  • Oruç tuttuğunuz dönemlerde sahur vaktinde bir yemek kaşığı zeytinyağı içmek midenin rahatlamasına sebep olacaktır.
  • Romatizma ağrınız var ise zeytinyağı ile kuru defne yaprağını karıştırmanız ve macunlaştırdıktan sonra ağıran bölgeye bolca sürmeniz gerekmektedir. Bu sayede ağrılarınız azalacaktır.
  • Deri yırtılması ya da bir kesik söz konusu ise zeytinyağı ile arı balmumu, doğranmış soğan ve kuyruk yağını karıştırıp merhem haline getirebilirsiniz.
  •  Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar.  
  • Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. 
  •  Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir.
  • Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. 
  •  Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır.  
  • Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir.
  • Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir.
  • Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir.
  • Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. 
  •  Saçı parlatır.
  • Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir.
  • Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir.
  • Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır.

http://faydalari.yenimakale.com/zeytinyaginin-faydalari-zeytinyagi-faydalari.html


Kuranda Zeytin Yağı

“İncire ve zeytine and olsun.” (Tin Suresi, 1)

Zeytin… Sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyan bir mucize…
Çok eski çağlardan bu yana tüketilen zeytin, zamanla önemini daha da arttırmış, sofralardaki daimi yerini alarak insan sağlığının önemli bir koruyucusu olmuştur. Besin değeri oldukça yüksek olan zeytin, aynı zamanda yağıyla da sağlığa olan katkısını arttırmaktadır.

Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikayetlerinin çoğalması, bu mucizevi besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır. Allah zeytinle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)

Besin Kaynağı: Zeytinyağı
Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir gıda değil, bunun yanında yüksek kaloriye sahip önemli bir besin kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı sıra zeytinin yağı da, önemli bir besin kaynağıdır. Kuran’da zeytin ağacının yağına şu ayetle dikkat çekilmiştir:

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.” (Nur Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette “mubareketin zeytunetin” ifadesiyle, zeytin “bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan” anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir. “Zeytuha” ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, tüm katı yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen yağ türü olarak bilinmektedir. Zeytinin ve zeytinyağının sağlık açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ve Damar Sağlığı Üzerindeki Faydaları:
Zeytin ve zeytinyağının içinde yağ asitleri bulunur. Bu asitlerin çoğu vücut için zaruri olan tekli doymamış omega-6 (linoleik asit) yağlarıdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır.

Bu konuda yapılan çalışmalarda, 1 hafta boyunca her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı tüketen insanların kolestrol düzeylerinde son derece olumlu sonuçlar elde edilmiştir… Antioksidanlar, vücudumuzdaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücrenin tahrip edilmesini engelleyen son derece önemli maddelerdir. Düzenli zeytinyağı kullanan insanlarda yüksek antioksidan seviyeleri izlenmiştir. Ayrıca zeytinyağının kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma ile de tasdik edilmiştir.

Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. Bu yanlış beslenme alışkanlığı Akdeniz diyeti yani zeytinyağı tüketimi ile düzeltilebilmektedir. Zeytinyağı kandaki kolesterolü düzenlediği için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun yanı sıra zeytinyağı omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü bu oranlardaki dengesizlik durumunda hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan Kalp Birliği, kalp hastalığı riskini azaltmak için yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı diyete bir alternatif olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Kanseri önlemedeki rolü:
The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda zeytinyağı tüketen kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir. New York’ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlarda bulunan bir madde olan ß-sitosterol’ün prostat kanser hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı olabildiğini kanıtlamıştır. Araştırmacılar ß-sitosterol’ün hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.

Oxford Üniversitesi’ndeki doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının bağırsak kanserine karşı koru- yucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Doktorlar zeytinyağının bağırsak kanserinin başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı zamanda zeytinyağının safra asidi miktarını azaltarak ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek, anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu keşfetmişlerdir.

Ayrıca araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı ve sebze yiyen insanlarda, eklemlerdeki kronik bir hastalık olan romatizmal arterit (atardamar enfeksiyonu) geçirme riski azalmaktadır.

Kemik gelişimine yardımcı olması:
İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyum kaybını engelleyerek kemikleri güçlendirmesi bakımından zeytin oldukça önemlidir. Zeytin, yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir; çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca minerallerin kemiklerde çökmesini sağlayarak kalsiyum kaybını da engeller. Kemikler organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan zeytinin iskelet sistemimiz üzerinde çok olumlu katkısı vardır. (Harun Yahya, Koku ve Tat Mucizesi)

Yaşlanmayı önlemesi:
Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinlerle beraber bedenimize “serbest radikal” denilen bazı maddeleri de alırız. Zeytinyağı, başta E vitamini olmak üzere, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.

Tansiyon düşürücü:
Archives of Internal Medicine dergisinin 27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma, zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

İç organlara faydaları:
Zeytinyağı mide asidini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. Ayrıca içindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan arınmasını kolaylaştırır. Bunların yanı sıra beyin damarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır.

Yüzyıllar Öncesinde Bildirilen Gerçek…
Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını esas alan beslenme modelinin en ideal model olduğunu düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah’ın pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları, ancak tıp biliminin gelişmesiyle keşfedilmiştir.

Çocukların gelişimine katkısı:
Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur.

Zeytinyağı vücudumuzdaki zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önleyen antioksidan elementleri ve insan için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna yardımcı olurlar.

Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer, dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağ asitleri açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı kılmaktadır.

Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.

Zeytinyağı dıştan sürmekle de pekçok faydalar verir. Tam bir zeytinyağı sevdalısı olan Amerikalı yazar Carol Firenze, tecrübelerini “Zeytinyağı Tutkusu” (Ledo Yayıncılık 2007) adlı kitabında bir araya getirmiş. “Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her yerde kullanılabiliyor olmasına; kısacası her şeyine hayranım” diye başladığı kitabında zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu anlatmış.
İşte Firenze’nin sözünü ettiği zeytinyağını dıştan sürmekle elde edilen faydalardan bazıları:
  • Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir.
  • Uzun süre ayakları üzerinde kalanlar için müjde: Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır. Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir.
  • Vücut masajı zeytinyağı ile yapıldığında kan dolaşımını artırır ve dokulara oksijen taşır.
  • Zeytinyağı sabunu doğal, saf bir temizleyicidir ve vücudu nemlendirir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkisi sayesinde cildi ve saçları temizlerken yumuşatır, nemlendirir. Aynı zamanda her tür hassas cilt için bile güvenlidir.
  • Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir.
  • Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir.
  • Kurumuş saçların dayanıklılığını ve esnekliğini artırır.
  • Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. Saçı parlatır.
  • Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir.
  • Banyo suyuna katıldığında canlandırır ve yumuşaklık sağlar.
  • Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir.
  • Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır.
  • Bebeklerin poposundaki pişiğe ve başlarındaki konak problemlerine çok iyi gelir.
  • Bebeğe zeytinyağı ile uygulanan masaj sağlıklı ve canlandırıcıdır.
  • Ellerdeki, derideki veya saçtaki boyayı çıkarmakta kullanılır.
  • Soğuktan donmaya karşı koruyucudur.
  • Kesiklerde ve su toplanmasında faydalıdır. Acılı güneş yanıklarında kızarmış deri zeytinyağı ile ovularak rahatlatılabilir.
  • Kuru ve çatlak ciltlere yararlıdır.
  • Kas kramplarını tedavi eder.
  • Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmazlar.
  • Keneleri etkisiz hale getirir.
Peygamberimiz (sav) “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın! Zeytinyağıyla tedavi olun! Çünkü o, bereketi bol ve mübarek bir ağacın meyvesinde çıkartılmaktadır” buyurmuştur. Hadiste zeytinyağını sadece yememiz değil sürülmemiz de ayrıca tavsiye edilmiştir. Biz söz konusu kitaptan yalnızca sürülmekle istifade edilen hususların bazılarını sıraladık. Aradan 14 asır geçmesine ve kozmetik olarak binbir türlü merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen, zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır.

Besin Uzmanlarının ve Tıp Dünyasının Mucize Besini Keşfi...
Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. Uzmanların yorumlarından bir kısmı şöyledir:
  1. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji Bölümü Başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos: “Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.” “Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir: Prostat, göğüs, kolon, pullu hücre ve yemek borusu tümörleri.”
  2. Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden biri, CNN’in ödüllü muhabiri, The Food Pharmacy (Besin Eczacılığı) ve Food-Your Miracle Medicine (Besin- Mucize İlacınız) adlı kitapların yazarı ve uluslararası bir köşe yazarı olan Jean Carper: “İtalyanlar tarafından yapılan yeni bir araştırma zeytinyağının, LDL kolesterolünün atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere bazı hastalık süreçleriyle savaşan …antioksidanlar içerdiğini bulmuştur.”
  3. Diyetisyen ve beslenme uzmanı, The Pyramid Cookbook: Pleasures of the Food Guide Pyramid (Piramit Yemek Kitabı: Besin Rehberi Piramidinin Lezzetleri) adlı kitabın yazarı olan Pat Baird: “Zeytinyağının çok yönlülüğü… Uzun zamandır var olan zeytin ve onun beden sağlığına olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.”
  4. Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden D. Peck: “Zeytinyağının bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkarılmıştır…”
  5. Milano Eczacılık Fakültesi’nden Bruno Berra: “… natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri LDL’nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde artırır.”
  6. II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini: “Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.”
  7. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan Frank Sacks: “Zeytinyağı açısından zengin bir diyet aşırı şişmanlığı kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır çünkü güzel bir tadı vardır.”
  • Bugün dünyanın en önemli kanser ilacı köpek balığı kıkırdağıdır. Köpekbalığından çikan sgualene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunur Günde 100 cl . zeytinyağı tüketimiyle köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar sgualene alınır. Zeytinyağı kanser riskini % 50’ye yakın azaltmaktadır.
  • Zeytinyağı hücreleri korur. Zeytinyağının içinde bulunan Oleiprine adlı madde sayesinde hücreler yenilerek kansere karşı hücreleri korur.
  • Zeytin yağı üretim aşamasında ısıyla temas etmemesi gerekiyor. Bu nedenle sağlıklısıRiveriya değil, Sızma olanıdır. Aslında en doğrusu, kokusuna alışıp mümkün olduğunca az veya hiç rafine edilmemişi kullanmaktır.
  • Zeytin ağacının dalları, yaprakları ve reçinesi olduğu kadar, yağıda yıllardır ilaçların bileşimlerinde yer alan doğal maddelerden birisidir, doğal bir ilaçtır.
  • Yiyeceğin yanısıra merhem olarak da kullanılan zeytinyağı; tahrişin neden olduğu acı ile yanmayı giderici ve yumuşatıcı özellikleri olan losyondurda.
  • Zeytinyağı, derinin foliküllerine penetre olabildiği için, gerek internal gerekse eksternal dokuların yara veya iritasyonunda ve enfeksiyonlara karşı faydalıdır.
  • Sindirim sistemini etkiler; ister soğuk olsun, ister sıcak olsun zeytinyağı mideyi çepeçevre koruyucu bir tabakayla sararak mide asitini azaltır. Yemek öncesi veya sonrası alınan bir kaşık zeytinyağı, mide zarını örtüp alkolün işlemesini önleyeceği gibi, karışık içkilerin yol açtığı sarhoşluğuda azaltır.
  • Gastrit ve ülsere karşı korumada etkin yardım sağlar. Hazmı en kolay olan zeytinyağı besinlerin bağırsaklar tarafından çok daha iyi emilmesini sağlayarak bağırsakların çalışmasını düzenler. Isıtılmış olsun yada olmasın zeytinyağı gastrik asiditeyi azaltabilmektedir. Tahriş giderici etkileri ülsere karşı koruma sağlar. Bağırsaklardan yiyecek geçişini kolaylaştırmak suretiyle konstipasyona engel olur.
  • Zeytinyağı safra kesesinin kontraksiyonlarını (kasılma) ve safra salgılanmasını uyararak safra taşı oluşum riskini azaltır, hazmı kolaylaştırır. Dalakta taş oluşumunu önler. Sarılığa ve karaciğer sancılarına iyi gelir. Oruç tutanlar, sahurda bir çorba kaşığı zeytinyağı içerse safra kesesi ve barsakları rahatlatacaktır.
  • Sabah kahvaltıdan önce alınan 1 veya 2 çorba kaşığı zeytinyağı -basit kronik kabızlığa – iyi gelir (daha iyi netice için suyla karıştırılabilir). Basur şikayetlerini giderir; sıcak olarak içilir.
  • Anne sütündede bulunan E vitamini ve oleik asit içeriği ile zeytinyağı, normal kemik gelişimine katkıda bulunur. Anne karnında ve doğumdan sonra bebeğin beyninin olduğu kadar, genel olarak sinir sisteminin gelişimini de desteklediğinden, gebe ve emziren annelere özellikle yararlıdır.
  • Zeytinyağı yaşlanmanın, hem genel olarak doku ve organlar, hemde beyin fonksiyonları üzerinde ki etkilerini geciktirmektedir.
  • Yüksek tansiyonu düşürür; yaprakları ve dallarından çay yapılır. Taze yada kuru zeytin yaprağını 300 gr. suda 15 dakika kaynatıp, süzdükten sonra şeker ilave edrek 15 gün boyunca her sabah akşam sıcak içmek faydalıdır.
Kan şekeri seviyesinin düşmesine yardım eder.
Ağrı, romatizma, burkulma ve adale incelmelerinde; zeytinyağı sürülür veya 200 gr taze çiçek ve yaprak, 100 gr sarı papatya ile 1 kg zeytinyağını arada sırada karıştırarak iki saat ‘benmari’ içinde kaynattıktan sonra içindekileri süzüp ağrı veren yerler ovulur. Kapalı yanıklarda zeytinyağı sürülerek kullanılır.

Kötü kolesterol LDL’yi azaltırken, iyi kolesterol HDL’yi artırır. (Yüksek LDL kolesterolü seviyesine bağlı olarak yükselen kolesterol seviyesinin aterosklerotik kalp hastalığında nedensel rol oynadığı kuşkusuzdur.Epidemiyolojik veriler koroner kalp hastalığı vakalarındaki düşüşün total veya LDL kolesteroldeki düşüş ile beraber olduğunu göstermektedir.)

Diyetle alınan doymuş yağ asitlerinin (DYA) total kolesterol seviyesini yükseltettiği iyi bilinmektedir. DYA ile tetiklenen kolesterol yüksekliği çoğunlukla LDL kolesterolündeki yüksekliğe bağlıdır. DYA ve hayvansal yağdan zengin diyetler HDL kolesterolü ve apo A-1 de de yükselmeye yol açar.
Yüksek karbonhidratlı ve düşük yağlı diyet tüketen toplumlarda düşük HDL kolesterol ile düşük LDL kolesterolün birlikte bulunması koroner riski artırmazken, yüksek DYA içeren diyete bağlı olarak LDL’nin yükseldiği toplumlarda daha yüksek HDL seviyesine rağmen koroner riski yüksektir.Yüksek hayvansal yağ içeren diyetlerin LDL- HDL oranını, düşük yağ içeren veya çoklu doymamış yağ asitinden (ÇDYA) zengin diyetlere kıyasla daha fazla yükselttiği görülmüştür. Laurik, miristik ve palmitik asit birlikte tüm DYA ların başında gelirken, mistrik asit tereyağında, hurma çekirdeğinin yağında, hindistan cevizinin yağında bulunmaktadır.Son ikisi aynı zamanda çok yüksek oranlarda laurik asitte içerirler.Bu üç yağdan hangisinin kolesterol yükseltme potansiyelinin en fazla olduğu hala tartışma konusudur. Her üçününde LDL kolesterolünü yükselttiği yapılan çalışmalarda gözlenmiştir. DYA yerine linoleik asit konulduğunda total kolesterolde düşüşe neden olmaktadır. Diyetteki başlıca tekli doymamış yağ asidi oleik asittir.Oleik asit zeytinyağında hakim olan yağ asididir. Düşük yağlı, yüksek karbonhidratlı diyetler total ve LDL kolesterol konsantrasyonlarını anlamlı olarak düşürürken aynı zamanda kesinlikle HDL seviyesinde de düşüşe neden olur. Zeytinyağı sağlıklı lipid düşürücü diyete yararlı katkıda bulunur.

Kalp dostu;zeytinyağı hayvansal yağların tersine kandaki kolesterol miktarını ve dolayısıyla kalp krizi riskini azaltır. Kan plateletlerinin toplanmasına engel olarak kan pıhtılaşması riskini de yok eder.
İçerdiği linoleik asit yüzdesi nedeniyle anne sütüne benzeyen zeytinyağı, inek sütüne katıldığında anne sütüne yakın değer elde edilir.Sütü kesilen anneler yağsız inek sütüne biraz zeytinyağı katıp bebeğe verilebilir.

Günde birkaç damla zeytinyağı bebeğin gelişimine büyük katkı sağlar.

İçerdiği E, A, K vitaminleri ile her yaştaki çocuğun gerekli ihtiyacına yanıt verir. Bu vitaminler kemiklerin doğal gelişimine ve mineralleşmeye yardımcı olup, güçlenmesini hızlandırır. Her yaştaki insan için yararlıdır.

Böbreklerin ıslahında,taşları düşürmede, bağırsak kurtlarını düşürmede, karın ağrısında sıcak su ile içilmesi iyi gelir.

Çocukları raşitizmden korur. Siyatik, mafsal ağrılarına iyi gelir; zeytinyağı tortusu sürülür.
Ağızda çalkalandığında ,dişlerin beyaz olmasını sağlar,diş etlerini korur, diş çürümelerini önler.
Zeytinyağı sağlık ve güzellik kaynağıdır. Cilde ve saçlara çok faydalıdır. Cildi besler, korur ve yumuşatır.

Saçları dökülenlere; 1 yumurta sarısı ve zeytinyağı karışımını saç diplerine sürerek 1 saat bekletilip daha sonra yıkanması, arada bir tekrarlanması gerekir.

http://dogaltedavi.wordpress.com/2012/12/07/zeytinyagi-ve-faydasi/
Global Bilgiler  /  at  10:50  /  No comments

Global Bilgiler

  • Çocuklarda beyin gelişiminde etkilidir.
  • Gelişim çağındaki çocukların kemiklerinin güçlenmesini hızlandırmaktadır.
  • İçinde birçok vitamin içermektedir. Başta E vitamini, A, D ve K vitamini bulunmaktadır. Vitaminler sayesinde hücrelerin yenilenmesi sağlanmaktadır.
  • Doku ve organların yaşlanmasını geciktirmektedir.
  • Diyet programlarında mutlaka kullanılması önerilmektedir. Çünkü bağırsakları çalıştırmada etkilidir. İçinde bulunan oleik asit sayesinde en kolay hazmedilen yağ özelliği taşımaktadır.
  • İdrar yollarındaki iltihapların ve safra kesesindeki rahatsızlıkların giderilmesinde etkin olarak kullanılmaktadır.
  • Zeytinyağı ile gargara yapılması durumunda dişlerin beyaz kalmasında fayda sağlar.
  • Cilde ve saça faydalıdır. Saça sürüldüğü zaman kepeği engeller ve dökülmeyi önler. Ayrıca saçı da parlatır. Kuru cildi canlandırdığı gibi kırışıkların azaltılmasında da etkilidir. Cilde pürüzsüz bir güzellik katar.
  • Yorgun ayakların dinlenmesinde faydalıdır. Canlandırır. Çatlak ve kuru ayaklarınızın tedavisinde zeytinyağından faydalanabilirsiniz.
  • Kırılgan tırnaklarınız için zeytinyağı önerilmektedir. Tırnakları hem güçlendirir hem de güzel görünmesine katkı sağlar.
  • Doğum çatlaklarınız var ise zeytinyağı kullanarak bunların iyileşmesini sağlayabilirsiniz.
  • Emzirme esnasında göğüs ucunda oluşan yaraların iyileşmesi için zeytinyağı ile bakım yapabilirsiniz.
  • Zeytinyağı sayesinde traş edilecek bölgeyi yumuşatabilir ve rahatlama sağlayabilirsiniz.
  • Kurumuş ve çatlamış olan dudaklar için nemlendirici ve merhem olarak zeytinyağını tercih edebilirsiniz.
  • Zeytinyağında linoleik asit bulunmaktadır. Bu sayede anne sütünden kesilmiş olan bebeklerin beslenmesinde etkilidir. Yağsız inek sütü içine birkaç damla zeytinyağı koyarsanız doğal besin işlevi olarak görev yapar.
  • Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde faydalı olduğu belirlenmiştir. Kalp krizi riskini azalttığı yapılan deneyler sonucu kanıtlanmıştır.
  • Hamile iseniz, zeytinyağı tüketimine dikkat etmeniz gerekmektedir. Çünkü içinde bulunan yağ asitleri sayesinde bebeğin hücre ve sinir oluşumu üzerinde olumlu etkisi vardır. Bu nedenle günde iki çorba kaşığı zeytinyağı önerilmektedir.
  • Yaşlandığınız zaman kalsiyum kaybını engellemek ve kemik erimesine yakalanmamak için zeytinyağı tüketmeniz önerilmektedir.
  • Tansiyon düşürücü etkisi vardır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmakta ve hastalara sunulmaktadır.
  • Hücre yenilenmesinde etkilidir.
  • Bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliği vardır.
  • Zeytinyağı tüketen kişilerde mide asidinin azaldığı böylece gastrit ve ülser gibi hastalıkların daha az görüldüğü belirlenmiştir.
  • Safra taşı riskini azaltır.
  • Zeytinyağı içindeki klor sayesinde de böbreğin daha iyi çalışmasına yardımcı olmaktadır.
  • Zeytinyağı beyin damarlarının sağlığına da olumlu yönde etki etmektedir.
  • Romatizma tedavisinde etkilidir.
  • Kansızlık ve gut hastalığına iyi gelmektedir.
  • Kireçlenmeyi önlemede etkin bir rol oynar.
  • Unutkanlığı önlemede etkilidir.
  • Yapılan deneyler sonucu zeytinyağının radyasyona karşı koruyucu bir madde olarak görev yaptığı belirlenmiş ve kanıtlanmıştır.
  • Karışık içkilerin yol açtığı sarhoşluğu kısmen de olsa azalttığı bilinir. Bu faydanın etkili olması için içmeden önce zeytinyağı içilmesi gerekmektedir.
  • Oruç tuttuğunuz dönemlerde sahur vaktinde bir yemek kaşığı zeytinyağı içmek midenin rahatlamasına sebep olacaktır.
  • Romatizma ağrınız var ise zeytinyağı ile kuru defne yaprağını karıştırmanız ve macunlaştırdıktan sonra ağıran bölgeye bolca sürmeniz gerekmektedir. Bu sayede ağrılarınız azalacaktır.
  • Deri yırtılması ya da bir kesik söz konusu ise zeytinyağı ile arı balmumu, doğranmış soğan ve kuyruk yağını karıştırıp merhem haline getirebilirsiniz.
  •  Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar.  
  • Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. 
  •  Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir.
  • Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. 
  •  Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır.  
  • Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir.
  • Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir.
  • Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir.
  • Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. 
  •  Saçı parlatır.
  • Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir.
  • Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir.
  • Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır.

http://faydalari.yenimakale.com/zeytinyaginin-faydalari-zeytinyagi-faydalari.html


Kuranda Zeytin Yağı

“İncire ve zeytine and olsun.” (Tin Suresi, 1)

Zeytin… Sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyan bir mucize…
Çok eski çağlardan bu yana tüketilen zeytin, zamanla önemini daha da arttırmış, sofralardaki daimi yerini alarak insan sağlığının önemli bir koruyucusu olmuştur. Besin değeri oldukça yüksek olan zeytin, aynı zamanda yağıyla da sağlığa olan katkısını arttırmaktadır.

Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikayetlerinin çoğalması, bu mucizevi besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır. Allah zeytinle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)

Besin Kaynağı: Zeytinyağı
Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir gıda değil, bunun yanında yüksek kaloriye sahip önemli bir besin kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı sıra zeytinin yağı da, önemli bir besin kaynağıdır. Kuran’da zeytin ağacının yağına şu ayetle dikkat çekilmiştir:

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.” (Nur Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette “mubareketin zeytunetin” ifadesiyle, zeytin “bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan” anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir. “Zeytuha” ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, tüm katı yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen yağ türü olarak bilinmektedir. Zeytinin ve zeytinyağının sağlık açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ve Damar Sağlığı Üzerindeki Faydaları:
Zeytin ve zeytinyağının içinde yağ asitleri bulunur. Bu asitlerin çoğu vücut için zaruri olan tekli doymamış omega-6 (linoleik asit) yağlarıdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır.

Bu konuda yapılan çalışmalarda, 1 hafta boyunca her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı tüketen insanların kolestrol düzeylerinde son derece olumlu sonuçlar elde edilmiştir… Antioksidanlar, vücudumuzdaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücrenin tahrip edilmesini engelleyen son derece önemli maddelerdir. Düzenli zeytinyağı kullanan insanlarda yüksek antioksidan seviyeleri izlenmiştir. Ayrıca zeytinyağının kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma ile de tasdik edilmiştir.

Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. Bu yanlış beslenme alışkanlığı Akdeniz diyeti yani zeytinyağı tüketimi ile düzeltilebilmektedir. Zeytinyağı kandaki kolesterolü düzenlediği için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun yanı sıra zeytinyağı omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü bu oranlardaki dengesizlik durumunda hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan Kalp Birliği, kalp hastalığı riskini azaltmak için yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı diyete bir alternatif olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Kanseri önlemedeki rolü:
The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda zeytinyağı tüketen kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir. New York’ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlarda bulunan bir madde olan ß-sitosterol’ün prostat kanser hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı olabildiğini kanıtlamıştır. Araştırmacılar ß-sitosterol’ün hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.

Oxford Üniversitesi’ndeki doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının bağırsak kanserine karşı koru- yucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Doktorlar zeytinyağının bağırsak kanserinin başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı zamanda zeytinyağının safra asidi miktarını azaltarak ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek, anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu keşfetmişlerdir.

Ayrıca araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı ve sebze yiyen insanlarda, eklemlerdeki kronik bir hastalık olan romatizmal arterit (atardamar enfeksiyonu) geçirme riski azalmaktadır.

Kemik gelişimine yardımcı olması:
İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyum kaybını engelleyerek kemikleri güçlendirmesi bakımından zeytin oldukça önemlidir. Zeytin, yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir; çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca minerallerin kemiklerde çökmesini sağlayarak kalsiyum kaybını da engeller. Kemikler organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan zeytinin iskelet sistemimiz üzerinde çok olumlu katkısı vardır. (Harun Yahya, Koku ve Tat Mucizesi)

Yaşlanmayı önlemesi:
Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinlerle beraber bedenimize “serbest radikal” denilen bazı maddeleri de alırız. Zeytinyağı, başta E vitamini olmak üzere, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.

Tansiyon düşürücü:
Archives of Internal Medicine dergisinin 27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma, zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

İç organlara faydaları:
Zeytinyağı mide asidini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. Ayrıca içindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan arınmasını kolaylaştırır. Bunların yanı sıra beyin damarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır.

Yüzyıllar Öncesinde Bildirilen Gerçek…
Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını esas alan beslenme modelinin en ideal model olduğunu düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah’ın pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları, ancak tıp biliminin gelişmesiyle keşfedilmiştir.

Çocukların gelişimine katkısı:
Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur.

Zeytinyağı vücudumuzdaki zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önleyen antioksidan elementleri ve insan için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna yardımcı olurlar.

Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer, dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağ asitleri açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı kılmaktadır.

Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.

Zeytinyağı dıştan sürmekle de pekçok faydalar verir. Tam bir zeytinyağı sevdalısı olan Amerikalı yazar Carol Firenze, tecrübelerini “Zeytinyağı Tutkusu” (Ledo Yayıncılık 2007) adlı kitabında bir araya getirmiş. “Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her yerde kullanılabiliyor olmasına; kısacası her şeyine hayranım” diye başladığı kitabında zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu anlatmış.
İşte Firenze’nin sözünü ettiği zeytinyağını dıştan sürmekle elde edilen faydalardan bazıları:
  • Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir.
  • Uzun süre ayakları üzerinde kalanlar için müjde: Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır. Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir.
  • Vücut masajı zeytinyağı ile yapıldığında kan dolaşımını artırır ve dokulara oksijen taşır.
  • Zeytinyağı sabunu doğal, saf bir temizleyicidir ve vücudu nemlendirir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkisi sayesinde cildi ve saçları temizlerken yumuşatır, nemlendirir. Aynı zamanda her tür hassas cilt için bile güvenlidir.
  • Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir.
  • Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir.
  • Kurumuş saçların dayanıklılığını ve esnekliğini artırır.
  • Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. Saçı parlatır.
  • Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir.
  • Banyo suyuna katıldığında canlandırır ve yumuşaklık sağlar.
  • Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir.
  • Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır.
  • Bebeklerin poposundaki pişiğe ve başlarındaki konak problemlerine çok iyi gelir.
  • Bebeğe zeytinyağı ile uygulanan masaj sağlıklı ve canlandırıcıdır.
  • Ellerdeki, derideki veya saçtaki boyayı çıkarmakta kullanılır.
  • Soğuktan donmaya karşı koruyucudur.
  • Kesiklerde ve su toplanmasında faydalıdır. Acılı güneş yanıklarında kızarmış deri zeytinyağı ile ovularak rahatlatılabilir.
  • Kuru ve çatlak ciltlere yararlıdır.
  • Kas kramplarını tedavi eder.
  • Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmazlar.
  • Keneleri etkisiz hale getirir.
Peygamberimiz (sav) “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın! Zeytinyağıyla tedavi olun! Çünkü o, bereketi bol ve mübarek bir ağacın meyvesinde çıkartılmaktadır” buyurmuştur. Hadiste zeytinyağını sadece yememiz değil sürülmemiz de ayrıca tavsiye edilmiştir. Biz söz konusu kitaptan yalnızca sürülmekle istifade edilen hususların bazılarını sıraladık. Aradan 14 asır geçmesine ve kozmetik olarak binbir türlü merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen, zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır.

Besin Uzmanlarının ve Tıp Dünyasının Mucize Besini Keşfi...
Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. Uzmanların yorumlarından bir kısmı şöyledir:
  1. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji Bölümü Başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos: “Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.” “Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir: Prostat, göğüs, kolon, pullu hücre ve yemek borusu tümörleri.”
  2. Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden biri, CNN’in ödüllü muhabiri, The Food Pharmacy (Besin Eczacılığı) ve Food-Your Miracle Medicine (Besin- Mucize İlacınız) adlı kitapların yazarı ve uluslararası bir köşe yazarı olan Jean Carper: “İtalyanlar tarafından yapılan yeni bir araştırma zeytinyağının, LDL kolesterolünün atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere bazı hastalık süreçleriyle savaşan …antioksidanlar içerdiğini bulmuştur.”
  3. Diyetisyen ve beslenme uzmanı, The Pyramid Cookbook: Pleasures of the Food Guide Pyramid (Piramit Yemek Kitabı: Besin Rehberi Piramidinin Lezzetleri) adlı kitabın yazarı olan Pat Baird: “Zeytinyağının çok yönlülüğü… Uzun zamandır var olan zeytin ve onun beden sağlığına olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.”
  4. Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden D. Peck: “Zeytinyağının bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkarılmıştır…”
  5. Milano Eczacılık Fakültesi’nden Bruno Berra: “… natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri LDL’nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde artırır.”
  6. II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini: “Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.”
  7. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan Frank Sacks: “Zeytinyağı açısından zengin bir diyet aşırı şişmanlığı kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır çünkü güzel bir tadı vardır.”
  • Bugün dünyanın en önemli kanser ilacı köpek balığı kıkırdağıdır. Köpekbalığından çikan sgualene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunur Günde 100 cl . zeytinyağı tüketimiyle köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar sgualene alınır. Zeytinyağı kanser riskini % 50’ye yakın azaltmaktadır.
  • Zeytinyağı hücreleri korur. Zeytinyağının içinde bulunan Oleiprine adlı madde sayesinde hücreler yenilerek kansere karşı hücreleri korur.
  • Zeytin yağı üretim aşamasında ısıyla temas etmemesi gerekiyor. Bu nedenle sağlıklısıRiveriya değil, Sızma olanıdır. Aslında en doğrusu, kokusuna alışıp mümkün olduğunca az veya hiç rafine edilmemişi kullanmaktır.
  • Zeytin ağacının dalları, yaprakları ve reçinesi olduğu kadar, yağıda yıllardır ilaçların bileşimlerinde yer alan doğal maddelerden birisidir, doğal bir ilaçtır.
  • Yiyeceğin yanısıra merhem olarak da kullanılan zeytinyağı; tahrişin neden olduğu acı ile yanmayı giderici ve yumuşatıcı özellikleri olan losyondurda.
  • Zeytinyağı, derinin foliküllerine penetre olabildiği için, gerek internal gerekse eksternal dokuların yara veya iritasyonunda ve enfeksiyonlara karşı faydalıdır.
  • Sindirim sistemini etkiler; ister soğuk olsun, ister sıcak olsun zeytinyağı mideyi çepeçevre koruyucu bir tabakayla sararak mide asitini azaltır. Yemek öncesi veya sonrası alınan bir kaşık zeytinyağı, mide zarını örtüp alkolün işlemesini önleyeceği gibi, karışık içkilerin yol açtığı sarhoşluğuda azaltır.
  • Gastrit ve ülsere karşı korumada etkin yardım sağlar. Hazmı en kolay olan zeytinyağı besinlerin bağırsaklar tarafından çok daha iyi emilmesini sağlayarak bağırsakların çalışmasını düzenler. Isıtılmış olsun yada olmasın zeytinyağı gastrik asiditeyi azaltabilmektedir. Tahriş giderici etkileri ülsere karşı koruma sağlar. Bağırsaklardan yiyecek geçişini kolaylaştırmak suretiyle konstipasyona engel olur.
  • Zeytinyağı safra kesesinin kontraksiyonlarını (kasılma) ve safra salgılanmasını uyararak safra taşı oluşum riskini azaltır, hazmı kolaylaştırır. Dalakta taş oluşumunu önler. Sarılığa ve karaciğer sancılarına iyi gelir. Oruç tutanlar, sahurda bir çorba kaşığı zeytinyağı içerse safra kesesi ve barsakları rahatlatacaktır.
  • Sabah kahvaltıdan önce alınan 1 veya 2 çorba kaşığı zeytinyağı -basit kronik kabızlığa – iyi gelir (daha iyi netice için suyla karıştırılabilir). Basur şikayetlerini giderir; sıcak olarak içilir.
  • Anne sütündede bulunan E vitamini ve oleik asit içeriği ile zeytinyağı, normal kemik gelişimine katkıda bulunur. Anne karnında ve doğumdan sonra bebeğin beyninin olduğu kadar, genel olarak sinir sisteminin gelişimini de desteklediğinden, gebe ve emziren annelere özellikle yararlıdır.
  • Zeytinyağı yaşlanmanın, hem genel olarak doku ve organlar, hemde beyin fonksiyonları üzerinde ki etkilerini geciktirmektedir.
  • Yüksek tansiyonu düşürür; yaprakları ve dallarından çay yapılır. Taze yada kuru zeytin yaprağını 300 gr. suda 15 dakika kaynatıp, süzdükten sonra şeker ilave edrek 15 gün boyunca her sabah akşam sıcak içmek faydalıdır.
Kan şekeri seviyesinin düşmesine yardım eder.
Ağrı, romatizma, burkulma ve adale incelmelerinde; zeytinyağı sürülür veya 200 gr taze çiçek ve yaprak, 100 gr sarı papatya ile 1 kg zeytinyağını arada sırada karıştırarak iki saat ‘benmari’ içinde kaynattıktan sonra içindekileri süzüp ağrı veren yerler ovulur. Kapalı yanıklarda zeytinyağı sürülerek kullanılır.

Kötü kolesterol LDL’yi azaltırken, iyi kolesterol HDL’yi artırır. (Yüksek LDL kolesterolü seviyesine bağlı olarak yükselen kolesterol seviyesinin aterosklerotik kalp hastalığında nedensel rol oynadığı kuşkusuzdur.Epidemiyolojik veriler koroner kalp hastalığı vakalarındaki düşüşün total veya LDL kolesteroldeki düşüş ile beraber olduğunu göstermektedir.)

Diyetle alınan doymuş yağ asitlerinin (DYA) total kolesterol seviyesini yükseltettiği iyi bilinmektedir. DYA ile tetiklenen kolesterol yüksekliği çoğunlukla LDL kolesterolündeki yüksekliğe bağlıdır. DYA ve hayvansal yağdan zengin diyetler HDL kolesterolü ve apo A-1 de de yükselmeye yol açar.
Yüksek karbonhidratlı ve düşük yağlı diyet tüketen toplumlarda düşük HDL kolesterol ile düşük LDL kolesterolün birlikte bulunması koroner riski artırmazken, yüksek DYA içeren diyete bağlı olarak LDL’nin yükseldiği toplumlarda daha yüksek HDL seviyesine rağmen koroner riski yüksektir.Yüksek hayvansal yağ içeren diyetlerin LDL- HDL oranını, düşük yağ içeren veya çoklu doymamış yağ asitinden (ÇDYA) zengin diyetlere kıyasla daha fazla yükselttiği görülmüştür. Laurik, miristik ve palmitik asit birlikte tüm DYA ların başında gelirken, mistrik asit tereyağında, hurma çekirdeğinin yağında, hindistan cevizinin yağında bulunmaktadır.Son ikisi aynı zamanda çok yüksek oranlarda laurik asitte içerirler.Bu üç yağdan hangisinin kolesterol yükseltme potansiyelinin en fazla olduğu hala tartışma konusudur. Her üçününde LDL kolesterolünü yükselttiği yapılan çalışmalarda gözlenmiştir. DYA yerine linoleik asit konulduğunda total kolesterolde düşüşe neden olmaktadır. Diyetteki başlıca tekli doymamış yağ asidi oleik asittir.Oleik asit zeytinyağında hakim olan yağ asididir. Düşük yağlı, yüksek karbonhidratlı diyetler total ve LDL kolesterol konsantrasyonlarını anlamlı olarak düşürürken aynı zamanda kesinlikle HDL seviyesinde de düşüşe neden olur. Zeytinyağı sağlıklı lipid düşürücü diyete yararlı katkıda bulunur.

Kalp dostu;zeytinyağı hayvansal yağların tersine kandaki kolesterol miktarını ve dolayısıyla kalp krizi riskini azaltır. Kan plateletlerinin toplanmasına engel olarak kan pıhtılaşması riskini de yok eder.
İçerdiği linoleik asit yüzdesi nedeniyle anne sütüne benzeyen zeytinyağı, inek sütüne katıldığında anne sütüne yakın değer elde edilir.Sütü kesilen anneler yağsız inek sütüne biraz zeytinyağı katıp bebeğe verilebilir.

Günde birkaç damla zeytinyağı bebeğin gelişimine büyük katkı sağlar.

İçerdiği E, A, K vitaminleri ile her yaştaki çocuğun gerekli ihtiyacına yanıt verir. Bu vitaminler kemiklerin doğal gelişimine ve mineralleşmeye yardımcı olup, güçlenmesini hızlandırır. Her yaştaki insan için yararlıdır.

Böbreklerin ıslahında,taşları düşürmede, bağırsak kurtlarını düşürmede, karın ağrısında sıcak su ile içilmesi iyi gelir.

Çocukları raşitizmden korur. Siyatik, mafsal ağrılarına iyi gelir; zeytinyağı tortusu sürülür.
Ağızda çalkalandığında ,dişlerin beyaz olmasını sağlar,diş etlerini korur, diş çürümelerini önler.
Zeytinyağı sağlık ve güzellik kaynağıdır. Cilde ve saçlara çok faydalıdır. Cildi besler, korur ve yumuşatır.

Saçları dökülenlere; 1 yumurta sarısı ve zeytinyağı karışımını saç diplerine sürerek 1 saat bekletilip daha sonra yıkanması, arada bir tekrarlanması gerekir.

http://dogaltedavi.wordpress.com/2012/12/07/zeytinyagi-ve-faydasi/

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.