30.04.2016

HİÇ YIKANMAZSAK NE OLUR?

SAĞLIKLI BAKTERİLERE DESTEK OLMALISINIZ
Global Bilgiler

İnsan cildi üzerinde bin kadar farklı bakteri ile 80 kadar mantar türü yaşıyor. Bu mikroorganizmaların önemli bir kısmı sağlığımız için faydalı. Kötü bakterileri kovuyor ya da cilt salgılarını parçalayarak doğal nemlendiriciler ortaya çıkmasını sağlıyorlar.
Ancak zaman zaman cildimiz kötü bakterilerle kendi kendine başa çıkamıyor. Burada da devreye yıkanmak giriyor. Düzenli olarak yıkanmayan kişiler, ağızlarına, gözlerine ya da burunlarına dokunduklarında, kendilerini hastalık yapan mikroorganizmalara maruz bırakmış oluyor.
ENFEKSİYONA DİKKAT!
Bununla bağlantılı olarak, yeterince yıkanmadığımız zaman, cildimizin yüzeyindeki iyi mikroorganizmalarla kötü mikroorganizmaların dengesi altüst oluyor. Bu da cilt enfeksiyonlarına neden oluyor.
CİLT SORUNLARINIZ VARSA...
Hele ki mantar, akne gibi cilt sorunlarınız varsa durum daha da tehlikeli... Zira tüm pislik, ter, ölü hücreler ve yağ, cildinizin üzerinde birikiyor, cilt sorunları kronikleşmeye başlıyor.
CİLDİNİZ KABUK TUTMASIN
Yıkanmamanın daha ileri aşamalarında 'dermatosis neglecta' (ihmal edilmiş cilt sendromu desek yanlış olmaz) denilen durum ortaya çıkmaya başlıyor. Sebum, keratin, ter ve kir cildin üst yüzeyinde birikerek kalın, kahverengi plaklar oluşturuyor.
ÇEVRENİZDEKİLERİ DE DÜŞÜNÜN
Son olarak (ki bu çevrenizdekileri de ilgilendiriyor) hiç yıkanmazsanız vücudunuzdan yükselecek kokuları da unutmayalım. Burada minik bir parantez açalım: Her ne kadar dilimize 'ter kokusu' olarak yerleşmiş olsa da aslında ter kokusuz bir madde. Terin kokusunun kaynağı ise 'bromhidroz' denilen kimyasal bir olay. Basitçe açıklamak gerekirse, cildimizdeki bakteriler, terdeki proteinler ve yağ asitlerini yiyor ve ortaya kötü kokan kimyasallar çıkarıyor.
İŞİ ABARTMAMAKTA DA FAYDA VAR
Peki çok sık yıkanırsak ne oluyor? Bu sefer de vücudumuzdan sağlığa faydalı bakterileri de atmış oluyoruz. Cildimiz kuruyor, nemini yitiriyor ve küçük çatlaklar oluşuyor. Bu da enfeksiyona yol açabiliyor.
NE SIKLIKLA YIKANMALI?

Dermatologlara kalırsa, yüzümüz, koltuk altlarımız ve kasık bölgemiz özellikle temiz tutulması gereken alanlar. Sağlık sektöründe çalışan ya da her gün egzersiz yapanlara, mutlaka günde bir kez yıkanmaları tavsiye ediliyor. Masabaşı bir işiniz ya da hareketsiz bir hayat tarzınız varsa iki günde bir yıkanmak da yeterli olabilir elbette. Ancak çevrenizdekilerin tepkilerine dikkat edin. İnsanların yanınızda yüzlerini buruşturmalarına sebep olmayın !
http://www.cnnturk.com/saglik/hic-yikanmazsak-ne-olur?page=6
Global Bilgiler  /  at  20:06  /  No comments

SAĞLIKLI BAKTERİLERE DESTEK OLMALISINIZ
Global Bilgiler

İnsan cildi üzerinde bin kadar farklı bakteri ile 80 kadar mantar türü yaşıyor. Bu mikroorganizmaların önemli bir kısmı sağlığımız için faydalı. Kötü bakterileri kovuyor ya da cilt salgılarını parçalayarak doğal nemlendiriciler ortaya çıkmasını sağlıyorlar.
Ancak zaman zaman cildimiz kötü bakterilerle kendi kendine başa çıkamıyor. Burada da devreye yıkanmak giriyor. Düzenli olarak yıkanmayan kişiler, ağızlarına, gözlerine ya da burunlarına dokunduklarında, kendilerini hastalık yapan mikroorganizmalara maruz bırakmış oluyor.
ENFEKSİYONA DİKKAT!
Bununla bağlantılı olarak, yeterince yıkanmadığımız zaman, cildimizin yüzeyindeki iyi mikroorganizmalarla kötü mikroorganizmaların dengesi altüst oluyor. Bu da cilt enfeksiyonlarına neden oluyor.
CİLT SORUNLARINIZ VARSA...
Hele ki mantar, akne gibi cilt sorunlarınız varsa durum daha da tehlikeli... Zira tüm pislik, ter, ölü hücreler ve yağ, cildinizin üzerinde birikiyor, cilt sorunları kronikleşmeye başlıyor.
CİLDİNİZ KABUK TUTMASIN
Yıkanmamanın daha ileri aşamalarında 'dermatosis neglecta' (ihmal edilmiş cilt sendromu desek yanlış olmaz) denilen durum ortaya çıkmaya başlıyor. Sebum, keratin, ter ve kir cildin üst yüzeyinde birikerek kalın, kahverengi plaklar oluşturuyor.
ÇEVRENİZDEKİLERİ DE DÜŞÜNÜN
Son olarak (ki bu çevrenizdekileri de ilgilendiriyor) hiç yıkanmazsanız vücudunuzdan yükselecek kokuları da unutmayalım. Burada minik bir parantez açalım: Her ne kadar dilimize 'ter kokusu' olarak yerleşmiş olsa da aslında ter kokusuz bir madde. Terin kokusunun kaynağı ise 'bromhidroz' denilen kimyasal bir olay. Basitçe açıklamak gerekirse, cildimizdeki bakteriler, terdeki proteinler ve yağ asitlerini yiyor ve ortaya kötü kokan kimyasallar çıkarıyor.
İŞİ ABARTMAMAKTA DA FAYDA VAR
Peki çok sık yıkanırsak ne oluyor? Bu sefer de vücudumuzdan sağlığa faydalı bakterileri de atmış oluyoruz. Cildimiz kuruyor, nemini yitiriyor ve küçük çatlaklar oluşuyor. Bu da enfeksiyona yol açabiliyor.
NE SIKLIKLA YIKANMALI?

Dermatologlara kalırsa, yüzümüz, koltuk altlarımız ve kasık bölgemiz özellikle temiz tutulması gereken alanlar. Sağlık sektöründe çalışan ya da her gün egzersiz yapanlara, mutlaka günde bir kez yıkanmaları tavsiye ediliyor. Masabaşı bir işiniz ya da hareketsiz bir hayat tarzınız varsa iki günde bir yıkanmak da yeterli olabilir elbette. Ancak çevrenizdekilerin tepkilerine dikkat edin. İnsanların yanınızda yüzlerini buruşturmalarına sebep olmayın !
http://www.cnnturk.com/saglik/hic-yikanmazsak-ne-olur?page=6

0 yorum:

YALANCI İĞDE (Hippophae rhamnoides Linn)

Global Bilgiler
LATİNCE ADI:Hippophae rhamnoides Linn
BOTANİK ADI:Hippophae Rhamnoides
FAMİLYASI:Elaeagnaceae
ANA VATANI:Avrupa ve Asya
İNGİLİZCE ADI:Seabuckthorn Fruit
TIBBİ ADI:Fructus Hippophae

İğdegiller ailesindendir. 10 m. yüksekliğinde, dikenli bir ağaçtır. Genç dalları gümüş gibi parlak olur; daha sonra pas tutmuş gibi rengi solar; ucu 7 cm. dikendir. Yaprakları boğumlu, üstü koyu yeşil-gri, altı sarımsı veya beyaz, gümüş gibi parlaktır. Çiçekleri çift eşeylidir. Küçük çekirdekli yemişinin rengi kırmızı veya sarımsı, tadı ekşidir. Yemişi şıralı, yumuşak ve çabuk ezilir. Dağlık bölgelerde, göl ve akarsuların kıyılarında, kumlu ve taşlı bölgelerde yetişir. Hammadde olarak pişmiş yemişi toplanır. Yemişi hava soğuyunca (-15C°) çırpılarak toplanır.

Bitkinin Latince adı, Hippo (at) ve Phaos (parlamak) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur çünkü antik kaynaklara göre meyveleri ve narin dalları atların yemlerine karıştırıldığında atları güçlendirmekte ve postlarını parlak hale getirmektedir.

Günümüzde Kuzey Avrupa ve ABD'de alternatif bir tarım ürünü olarak incelenen bitki, Çin Halk Cumhuriyetinde büyük miktarlarda üretilmektedir.

FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
2.5m ile 6m’ye kadar gelişebilen, orta hızda büyüyen ve kışın yaprak döken bir ağaçcıktır.Nisan ayında çiçeklenir ve Eylül-Ekim aylarında meyve olgunlaşır.Çiçekleri çift eşeylidir.Yapraklar dar, sapsız, 3-6cm büyüklüğünde, grimsi renkli, meyve 3-7mm boyunda, portakal sarısı renkli tek tohumlu ve ekşi lezzetlidir.

Bu bitki kumlu, orta tınlı, ağır killi topraklarda ve besince fakir topraklar da yetişebilir.Ayrıca bu bitki asitli, nötr ve bazik(alkali) toprakları sever.Gölge alanlarda büyüyemez. Kuru, nemli veya ıslak topraklar tercih edilmelidir. Kuraklığa dayanaklıdır. 

KİMYASAL ÖZELLİKLERİ VE İÇERİĞİ
Hippophae rhamnoides L.’de yüksek miktarda C vitamini bulunmaktadır.Ayrıca içeriğinde E vitamini, mineraller, amino asitler, karotenoid ve fenolik pigmentler, fitosteroller ve esansiyel yağ asitleri vardır.
Global Bilgiler
  • Hippophae rhamnoides L. Bitkisinin;
  • Tohumunda 100.2-159.4 mg/100gr, Toplam 207mg/100gr
  • Posasında 98.2-248.5 mg/100gr, Toplam 300-600mg/100gr
  • Meyve suyunda toplam 171mg/100gr vitamin E bulunduğu kanıtlanmıştır.
  • Ayrıca Tohumunda toplam 110-230mg/100gr
  • Posasında 54-59mg/100gr Vitamin K bulunduğu bildirilmiştir.
Tablo ;Hippophae rhamnoides L. Vitamin C, Şeker ve Organik Asit İçeriği

İçerik Oran Ortalama
  • Vitamin C (mg/100g) 165.7-293.3 233 150-310 27.8-201 
  • Çözülebilir Şeker (% Preslenmiş Meyve suyu) 0.9-3.2 
  • Glikoz (g/100ml) 0.4-1.6 0.9
  • Fruktoz (g/100ml) 0.1-0.4 0.2
  • Manitol (µg/g) 17 (değer, olgunlaşmamış meyve) 
  • Sorbitol (µg/g) 13-640 (farklı olgunlaşma devresinde) 314
  • Ksilitol (µg/g) 15-19 (farklı olgunlaşma devresinde) 39.2
  • Organik asit (% Malik) 4.2-6.5 
  • Malik asit (g/100ml) 2.0-4.1 3.4
  • Quinic asit (g/100ml) 0.8-1.7 1.3
Hippophae rhamnoides L. Serbest amino asitler bakımından zengindir.Meyve suyunda 18 tane serbest amino asit belirlenmiş ve bunlardan 8 tanesinin (Treonin, Valin, Metionin, Lösin, Lizin, trytophan, Isoleucine ve Fenilalalin) insan vücudu için gerekli ve önemli aminoasitler olduğu bildirilmiştir.

BİYOLOJİK ETKİLERİ
Hippophae rhamnoides L.’nin flovanoidler, karatonler ve yağ asitleri gibi önemli fitokimyasallar içerdiğini, potansiyel antioksidan aktiviteye sahip olduğunu ve kardiovasküler risk faktörlerini azaltmak için uzun dönem terapilerde, kanser terapilerinde, ülser tedavisinde, karaciğer, siroz tedavilerinde, cilt hastalıklarında kullanıldığını belirtilmiştir.

Tıpta Hippophae rhamnoides L. İltihaba karşı, mikrop öldürücü, ağrı kesici, yaraları tedavi edici özelliklere sahiptir.Şırası sıkılıp alındıktan sonra kalan kısmı kurutulur ve sonra bitki yağında bekletilir.Bu işlem birkaç aşamadan geçirilir ve sonuçta yalancı iğde yağı elde edilir.Bu yağ ciltte, mukozada oluşan çeşitli yaraları tedavide kullanılır.Ayrıca bitki yağı, cilt hastalıklarında (egzeme,erpes) uzun zamandır iyileşmeyen yaraların tedavisinde olumlu sonuç verir.

Yalancı iğde yağı, mide suyunun fazla salgılanmasını azaltır; karaciğer hastalığında rastlanılan zehirlenmelere karşı etkilidir.Bu yağda katı yağ asitleri (linol, lipolen), yağda eriyen vitaminler (retinol, tokoferol), fosfolipitler, bitki sterinleri çok sayıda bulunur.

TARİHÇESİ VE EFSANELERİ
Hippophae rhamnoides L. Kullanımı yaklaşık 1000 yıl önce Çin’de, 1200 yıl önce Tibet tıp literatüründe bahsedilmiştir.Buradan sonra Britanya adalarına ulaşan bitki, Avrupa’ya, Rusya ve Ukrayna’ya yayılmış.

İlk yabani iğde bitkisinin yaprakları ve genç dalları ile beslenen atlar, kilo almaya ve parlak tüylere sahip olmaya başlaması Yunan yazılarında belirtilmiştir.Eski Yunanlılar hasta atları bitkinin yetiştiği bölgeye götürüp bırakmışlar.Belirli bir süre sonra geri dönüp atları kontrol ettiklerinde hasta olan atların iyileştiğini görmüşler.

Rus bilim adamları meyve ve yapraklarında bulunan aktif özellikleri araştırmaya başladı.Çin’de araştırma ve plantasyon kuruluşlar 1980’lerde başlatılmış ve yabani iğde 1982’de 300.000 hektar alana ekilmiş, 150 işleme fabrikası kurulmuş.

Cengiz Han’ın askerleri Doğu Asya’dan orta Avrupa’ya savaşa giderken hasta ve zayıf atları yabani iğde bitkisinin olduğu bölgede bırakır.Savaş bitiminde geri dönerken bırakılan hasta atların ölmediklerini , zayıf atların daha güçlü olduklarını görür.Bunu gören Cengiz Han ordusundaki askerlerin de bu bitkinin meyvelerini yemesini emretti.Askerlerin daha güçlü ve enerji depoladığını gördü.

ÜRETİM VE DİKİM ÖZELLİKLERİ
  • Yalancı İğde organik madde içeren, iyi drene edebilen, kumlu ve nemli topraklarda iyi yetişir.
  • Kurak ve yarı kurak topraklarda da gelişebilir.
  • Tuza dayanıklıdır.
  • Dağlık bölgelerde, göl ve akarsu kıyılarında, kumlu ve taşlı bölgelerde yetişebilir.Kentsel alanda kullanıma uygundur.
  • Dekoratif amaçlıda kullanılabilir.
  • İdeal PH değeri 6-7 olmalıdır. Isıya, rüzgara ve soğuğa dayanıklıdır.
  • Yabani iğde dikiminde fazla ışık alımını sağlamak için Kuzey-Güney yönünde dikilmelidir.
  • Ağaçlar arası 1m, sıralar arası 4m olmalıdır.
  • Uygun ekim zamanı kış mevsimi olup ekim derinliği 2-3mm’yi geçmemelidir.
EŞEYLİ ÜRETME
  • Meyveler turuncu olunca toplanır.
  • Tohumlar olgunlaşır olgunlaşmaz toplanıp, sonbaharda soğuk limonluklara veya açık alana ekilir.
  • İlkbahar ekimleri de soğuk seralarda-limonluklarda ve güneş alan kısımlarında, üzerlerine ince bir tabaka halinde kompost veya iri taneli kum serilerek yapılır.
  • İlkbahar ekimlerinden önce gerçekleştirilecek 12-14 haftalık soğuk katlama çimlenme oranını yükseltir.
  • Çimlenme yatağının üstü kesinlikle gazete, ambalaj kağıdı v.b.materyalle kapatılmamalıdır.Çimlenme-şaşırtma sürecinde düzenli sulama önerilir.
  • Fidanlar elle sökülebilecek boyutlara ulaştığında kaplara şaşırtılır ve ilk kışı soğuk seralarda-limonluklarda geçirmelidir.Aynı yıl ilkbahar sonunda daimi kalacakları yerlere dikilir.
EŞEYSİZ ÜRETME
  • Yeşil çeliklerle veya haziran-Temmuz aylarında hazırlanacak yarı pişkinleşmiş çeliklerle üretim yapılabilir, fakat başarı oranı düşüktür.
  • Sonbaharda alınacak sert çelikler de bu amaçla kullanılabilir, ama pek başarılı değildir.
  • Sonbahar sonunda veya ilkbahar başında tomurcuklar patlamadan hazırlanan bir yaşındaki sürgünler kum ve turba içinde Nisan ayına kadar gömüde bekletilir.Nisan ayında, 7-9cm uzunluğunda hazırlanan sert çelikler dikilir ve üzeri plastik bir örtüyle kapatılır, alttan ısıtma uygulanır.Köklenme çoğu kez iki ayda gerçekleşir ve sonbaharda bu çelikler daimi yerlerine dikilir.
  • Daldırma sonbaharda yapılır.Ayrıca kök sürgünleri ile kışın üretim de mümkündür.
TERKİBİ 100 gr taze meyvede
  • E Vitamini 110-165 mg %
  • Karotinler 100 mg %,
  • Provitamin A 250 mg%
  • F,K,P vitaminleri
  • B Grubu Vitaminleri
  • Mineraller, Mg, Al, Si, Fe, Ti
  • B-Sitosterin
  • C Vitamini 50-900mg
FAYDALARI
  • Vücuda kuvvet verir
  • Yaraların iyileşmesini kısa sürede tamamlar
  • Röntgen çekimlerinden doğan ışın ve radyasyonu en aza indirger
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir
  • İdrar zorluğuna iyi gelir
  • Öksürüğü ve ishali keser
  • Cinsel gücü artırır
  • Egzama şikayetlerini azaltır
  • Böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir
  • Soğuk algınlığı ve gribe faydalıdır
  • Bağırsak , bozukluklarına iyi gelir
  • Kabızlığı önler
  • Ağrı kesici
YALANCI İĞDE YAĞI -KULLANIM ALANLARI
Global Bilgiler
  • Yaraların, yanıkların,tedavisi
  • Mide ve 12 bağırsak rahatsızlıkları
  • Hiperasid,gastrit, kolit
  • Hemeroid, tedavisinde
  • Laringit, atrafik, faringit, tonzilit, rinit, frontit, haymorit
  • Gingivit, parahtontaz
  • Deri ve gıda borusu zadelenmeleri
  • Hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları.
http://www.chgtarim.com/detay.aspx?id=58
Global Bilgiler  /  at  19:57  /  No comments

Global Bilgiler
LATİNCE ADI:Hippophae rhamnoides Linn
BOTANİK ADI:Hippophae Rhamnoides
FAMİLYASI:Elaeagnaceae
ANA VATANI:Avrupa ve Asya
İNGİLİZCE ADI:Seabuckthorn Fruit
TIBBİ ADI:Fructus Hippophae

İğdegiller ailesindendir. 10 m. yüksekliğinde, dikenli bir ağaçtır. Genç dalları gümüş gibi parlak olur; daha sonra pas tutmuş gibi rengi solar; ucu 7 cm. dikendir. Yaprakları boğumlu, üstü koyu yeşil-gri, altı sarımsı veya beyaz, gümüş gibi parlaktır. Çiçekleri çift eşeylidir. Küçük çekirdekli yemişinin rengi kırmızı veya sarımsı, tadı ekşidir. Yemişi şıralı, yumuşak ve çabuk ezilir. Dağlık bölgelerde, göl ve akarsuların kıyılarında, kumlu ve taşlı bölgelerde yetişir. Hammadde olarak pişmiş yemişi toplanır. Yemişi hava soğuyunca (-15C°) çırpılarak toplanır.

Bitkinin Latince adı, Hippo (at) ve Phaos (parlamak) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur çünkü antik kaynaklara göre meyveleri ve narin dalları atların yemlerine karıştırıldığında atları güçlendirmekte ve postlarını parlak hale getirmektedir.

Günümüzde Kuzey Avrupa ve ABD'de alternatif bir tarım ürünü olarak incelenen bitki, Çin Halk Cumhuriyetinde büyük miktarlarda üretilmektedir.

FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
2.5m ile 6m’ye kadar gelişebilen, orta hızda büyüyen ve kışın yaprak döken bir ağaçcıktır.Nisan ayında çiçeklenir ve Eylül-Ekim aylarında meyve olgunlaşır.Çiçekleri çift eşeylidir.Yapraklar dar, sapsız, 3-6cm büyüklüğünde, grimsi renkli, meyve 3-7mm boyunda, portakal sarısı renkli tek tohumlu ve ekşi lezzetlidir.

Bu bitki kumlu, orta tınlı, ağır killi topraklarda ve besince fakir topraklar da yetişebilir.Ayrıca bu bitki asitli, nötr ve bazik(alkali) toprakları sever.Gölge alanlarda büyüyemez. Kuru, nemli veya ıslak topraklar tercih edilmelidir. Kuraklığa dayanaklıdır. 

KİMYASAL ÖZELLİKLERİ VE İÇERİĞİ
Hippophae rhamnoides L.’de yüksek miktarda C vitamini bulunmaktadır.Ayrıca içeriğinde E vitamini, mineraller, amino asitler, karotenoid ve fenolik pigmentler, fitosteroller ve esansiyel yağ asitleri vardır.
Global Bilgiler
  • Hippophae rhamnoides L. Bitkisinin;
  • Tohumunda 100.2-159.4 mg/100gr, Toplam 207mg/100gr
  • Posasında 98.2-248.5 mg/100gr, Toplam 300-600mg/100gr
  • Meyve suyunda toplam 171mg/100gr vitamin E bulunduğu kanıtlanmıştır.
  • Ayrıca Tohumunda toplam 110-230mg/100gr
  • Posasında 54-59mg/100gr Vitamin K bulunduğu bildirilmiştir.
Tablo ;Hippophae rhamnoides L. Vitamin C, Şeker ve Organik Asit İçeriği

İçerik Oran Ortalama
  • Vitamin C (mg/100g) 165.7-293.3 233 150-310 27.8-201 
  • Çözülebilir Şeker (% Preslenmiş Meyve suyu) 0.9-3.2 
  • Glikoz (g/100ml) 0.4-1.6 0.9
  • Fruktoz (g/100ml) 0.1-0.4 0.2
  • Manitol (µg/g) 17 (değer, olgunlaşmamış meyve) 
  • Sorbitol (µg/g) 13-640 (farklı olgunlaşma devresinde) 314
  • Ksilitol (µg/g) 15-19 (farklı olgunlaşma devresinde) 39.2
  • Organik asit (% Malik) 4.2-6.5 
  • Malik asit (g/100ml) 2.0-4.1 3.4
  • Quinic asit (g/100ml) 0.8-1.7 1.3
Hippophae rhamnoides L. Serbest amino asitler bakımından zengindir.Meyve suyunda 18 tane serbest amino asit belirlenmiş ve bunlardan 8 tanesinin (Treonin, Valin, Metionin, Lösin, Lizin, trytophan, Isoleucine ve Fenilalalin) insan vücudu için gerekli ve önemli aminoasitler olduğu bildirilmiştir.

BİYOLOJİK ETKİLERİ
Hippophae rhamnoides L.’nin flovanoidler, karatonler ve yağ asitleri gibi önemli fitokimyasallar içerdiğini, potansiyel antioksidan aktiviteye sahip olduğunu ve kardiovasküler risk faktörlerini azaltmak için uzun dönem terapilerde, kanser terapilerinde, ülser tedavisinde, karaciğer, siroz tedavilerinde, cilt hastalıklarında kullanıldığını belirtilmiştir.

Tıpta Hippophae rhamnoides L. İltihaba karşı, mikrop öldürücü, ağrı kesici, yaraları tedavi edici özelliklere sahiptir.Şırası sıkılıp alındıktan sonra kalan kısmı kurutulur ve sonra bitki yağında bekletilir.Bu işlem birkaç aşamadan geçirilir ve sonuçta yalancı iğde yağı elde edilir.Bu yağ ciltte, mukozada oluşan çeşitli yaraları tedavide kullanılır.Ayrıca bitki yağı, cilt hastalıklarında (egzeme,erpes) uzun zamandır iyileşmeyen yaraların tedavisinde olumlu sonuç verir.

Yalancı iğde yağı, mide suyunun fazla salgılanmasını azaltır; karaciğer hastalığında rastlanılan zehirlenmelere karşı etkilidir.Bu yağda katı yağ asitleri (linol, lipolen), yağda eriyen vitaminler (retinol, tokoferol), fosfolipitler, bitki sterinleri çok sayıda bulunur.

TARİHÇESİ VE EFSANELERİ
Hippophae rhamnoides L. Kullanımı yaklaşık 1000 yıl önce Çin’de, 1200 yıl önce Tibet tıp literatüründe bahsedilmiştir.Buradan sonra Britanya adalarına ulaşan bitki, Avrupa’ya, Rusya ve Ukrayna’ya yayılmış.

İlk yabani iğde bitkisinin yaprakları ve genç dalları ile beslenen atlar, kilo almaya ve parlak tüylere sahip olmaya başlaması Yunan yazılarında belirtilmiştir.Eski Yunanlılar hasta atları bitkinin yetiştiği bölgeye götürüp bırakmışlar.Belirli bir süre sonra geri dönüp atları kontrol ettiklerinde hasta olan atların iyileştiğini görmüşler.

Rus bilim adamları meyve ve yapraklarında bulunan aktif özellikleri araştırmaya başladı.Çin’de araştırma ve plantasyon kuruluşlar 1980’lerde başlatılmış ve yabani iğde 1982’de 300.000 hektar alana ekilmiş, 150 işleme fabrikası kurulmuş.

Cengiz Han’ın askerleri Doğu Asya’dan orta Avrupa’ya savaşa giderken hasta ve zayıf atları yabani iğde bitkisinin olduğu bölgede bırakır.Savaş bitiminde geri dönerken bırakılan hasta atların ölmediklerini , zayıf atların daha güçlü olduklarını görür.Bunu gören Cengiz Han ordusundaki askerlerin de bu bitkinin meyvelerini yemesini emretti.Askerlerin daha güçlü ve enerji depoladığını gördü.

ÜRETİM VE DİKİM ÖZELLİKLERİ
  • Yalancı İğde organik madde içeren, iyi drene edebilen, kumlu ve nemli topraklarda iyi yetişir.
  • Kurak ve yarı kurak topraklarda da gelişebilir.
  • Tuza dayanıklıdır.
  • Dağlık bölgelerde, göl ve akarsu kıyılarında, kumlu ve taşlı bölgelerde yetişebilir.Kentsel alanda kullanıma uygundur.
  • Dekoratif amaçlıda kullanılabilir.
  • İdeal PH değeri 6-7 olmalıdır. Isıya, rüzgara ve soğuğa dayanıklıdır.
  • Yabani iğde dikiminde fazla ışık alımını sağlamak için Kuzey-Güney yönünde dikilmelidir.
  • Ağaçlar arası 1m, sıralar arası 4m olmalıdır.
  • Uygun ekim zamanı kış mevsimi olup ekim derinliği 2-3mm’yi geçmemelidir.
EŞEYLİ ÜRETME
  • Meyveler turuncu olunca toplanır.
  • Tohumlar olgunlaşır olgunlaşmaz toplanıp, sonbaharda soğuk limonluklara veya açık alana ekilir.
  • İlkbahar ekimleri de soğuk seralarda-limonluklarda ve güneş alan kısımlarında, üzerlerine ince bir tabaka halinde kompost veya iri taneli kum serilerek yapılır.
  • İlkbahar ekimlerinden önce gerçekleştirilecek 12-14 haftalık soğuk katlama çimlenme oranını yükseltir.
  • Çimlenme yatağının üstü kesinlikle gazete, ambalaj kağıdı v.b.materyalle kapatılmamalıdır.Çimlenme-şaşırtma sürecinde düzenli sulama önerilir.
  • Fidanlar elle sökülebilecek boyutlara ulaştığında kaplara şaşırtılır ve ilk kışı soğuk seralarda-limonluklarda geçirmelidir.Aynı yıl ilkbahar sonunda daimi kalacakları yerlere dikilir.
EŞEYSİZ ÜRETME
  • Yeşil çeliklerle veya haziran-Temmuz aylarında hazırlanacak yarı pişkinleşmiş çeliklerle üretim yapılabilir, fakat başarı oranı düşüktür.
  • Sonbaharda alınacak sert çelikler de bu amaçla kullanılabilir, ama pek başarılı değildir.
  • Sonbahar sonunda veya ilkbahar başında tomurcuklar patlamadan hazırlanan bir yaşındaki sürgünler kum ve turba içinde Nisan ayına kadar gömüde bekletilir.Nisan ayında, 7-9cm uzunluğunda hazırlanan sert çelikler dikilir ve üzeri plastik bir örtüyle kapatılır, alttan ısıtma uygulanır.Köklenme çoğu kez iki ayda gerçekleşir ve sonbaharda bu çelikler daimi yerlerine dikilir.
  • Daldırma sonbaharda yapılır.Ayrıca kök sürgünleri ile kışın üretim de mümkündür.
TERKİBİ 100 gr taze meyvede
  • E Vitamini 110-165 mg %
  • Karotinler 100 mg %,
  • Provitamin A 250 mg%
  • F,K,P vitaminleri
  • B Grubu Vitaminleri
  • Mineraller, Mg, Al, Si, Fe, Ti
  • B-Sitosterin
  • C Vitamini 50-900mg
FAYDALARI
  • Vücuda kuvvet verir
  • Yaraların iyileşmesini kısa sürede tamamlar
  • Röntgen çekimlerinden doğan ışın ve radyasyonu en aza indirger
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir
  • İdrar zorluğuna iyi gelir
  • Öksürüğü ve ishali keser
  • Cinsel gücü artırır
  • Egzama şikayetlerini azaltır
  • Böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir
  • Soğuk algınlığı ve gribe faydalıdır
  • Bağırsak , bozukluklarına iyi gelir
  • Kabızlığı önler
  • Ağrı kesici
YALANCI İĞDE YAĞI -KULLANIM ALANLARI
Global Bilgiler
  • Yaraların, yanıkların,tedavisi
  • Mide ve 12 bağırsak rahatsızlıkları
  • Hiperasid,gastrit, kolit
  • Hemeroid, tedavisinde
  • Laringit, atrafik, faringit, tonzilit, rinit, frontit, haymorit
  • Gingivit, parahtontaz
  • Deri ve gıda borusu zadelenmeleri
  • Hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları.
http://www.chgtarim.com/detay.aspx?id=58

0 yorum:

GOJİ BERRY NEDİR? FAYDALARI NELERDİR?

Global BilgilerGOJİ BERRY (Kurt Üzümü)
LATİNCE ADI: Goji Berry
FAMİLYASI: Solanaceae
BOTANİK ADI: Lycium
ANA VATANI: Orijinali Asya, Tibet ve Moğolistan
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Parlak kırmızı meyveleri lezzetli, sulu ve tatlıdır. Tadı yabanmersini ve kiraz arasındadır. Yapraklarından çay yapılır. Ayrıca yapraklar ve saplarından yağ yapılır. Çin’de pirinç yemekleri, çorbalar ve çay yapımında kullanılmaktadır. Çin’in bazı bölgelerinde taze olarak da tüketilir. Goji Berry’ler genellikle kurutularak ya da Goji berry suyu olarak tüketilir.
Goji Berry güneş ışığını sever.-27C° ve +39C° soğuk ve sıcaklığa dayanabilir. Tohumları çok küçüktür.3m Uzunluğunda kalın bir çalı görünümü vardır. Hafif kumlu, orta-kuvvetli toprak ve ağır-kil toprak türlerinde yetişebilir.2 yaşına gelen bitki meyveye başlar. Tam verim 4-5 yaşında olur. Meyve olgun olduğu zaman erken sonbahar geç yazda toplanır. Toplanan meyve bambu hasırlarına ince yayılır ve %50 gölgeli güneş ışığında kurutulur.
KİMYASAL ÖZELLİKLERİ VE İÇERİĞİ
Vitaminlerden ve minerallerden oluşan bir protein deposudur. İçeriğinde %68 Karbonhidrat, %12 protein, %10 lipit ve %10 lif bulunmaktadır.
11 Temel mineraller  ;Kalsiyum, Potasyum, Magnezyum, Sodyum,……..
21 İz mineraller ;Demir, Çinko, Bakır, Selenyum, Manganez, Germanyum,…….
18 Amino asit ;Methionine, Leucine, Isoleucine, Lysine, Phenylalanine, Threoninne, Tryptophan, Valine
6 Temel Vitamin; C, B1, B2, B3, B5 ve E vitamini
8 Polisakkarin ve 6 monosakkarin şeker
5 Doymamış yağ asidi, temel yağ asitleri, Linoleik asit, alfa-linoleik asit, beta-sitosterol ve  diğer pitosteroller
5 Karotenoid ;Beta-caroten, zeaksatin, lutein, Likopen, Kriptoksatin
Sayısız fenoler, bunlar antioksidan özellikleri goji’ye kazandırır.                                         
100gr kurutulmuş GOJİ BERRY içeriği;
Kalsiyum                                       112mg
Potasyum                                     1,132mg
Demir                                                9mg
Çinko                                                 2mg
Selenyum                                       50mikrogram
Riboflavin(Vitamin B2)                  1,3mg
Vitamin C                                          Tam yelpazede 148mg, en dar spektrumda 29mg
Beta-keraton                                    7mg
Zeaksatin                                          25mg ve 200mg arasında değişmektedir.
poliskarin                                         öz ağırlığının %31’i kadar yani 31gr
Amerika’da Boston Massachusetts’deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya karşı Beslenme Araştırma Merkezinde iki araştırmacı, sebze ve meyvelerin antioksidan kapasitelerini ölçüp ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity-Serbest Radikalleri Emme Yeteneği) Tablosu adını verdikleri bir tablo hazırladılar. Bu tabloda, serbest radikalleri emme yeteneğine sahip olan ve vücudu yaşlanmaya, kansere, diğer hastalıklara karşı koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler yer alıyor. Tufts Üniversitesi araştırmacıları her insanın günde en az 3000 ORAC birimi Vitamin ve mineral alması gerektiğini tespit etmişlerdir.
ORAC TABLOSU
Yapılan araştırmalara göre sebze ve meyvelerin 100 gramındaki ORAC değerleri;
*Goji Berry                        31.000                          *Taze Üzüm                      446
*Kuru Erik                          5.770                           *Mısır                               400
*Kuru Üzüm                       2.830                          *Patlıcan                           390
*Siyah Böğürtle n                2.036                           *Muz                                221
*Kıvırcık Salata                   1.770                           *Elma                               218
*Çilek                                 1.540                           *Taze fasulye                     201
*Erik                                      949                           *Domates                          189
*Brokoli                                 890                           *Kayısı                              164
*Avokado                               782                           *Şeftali                             158
*Portakal                                750                           *Armut                             134
*Kırmızı Biber                         710                           *Karpuz                            104
*Kiraz                                     670                           *Kereviz                             61
*Kivi                                       602                           *Salatalık                          54
*Soğan                                    450

Çin, Moğolistan ve Tibet’te Himalayalarda bulunan goji berry, yaklaşık 6000 yıldır kullanılan bir meyvedir. Sağlığa birçok faydası olan bu meyve ülkemizde kurt üzümü olarak bilinir. Kuvvetli bir antioksidan olan goji berry; Çin’de tıp alanında 2000 yıldır kullanılmaktadır. Tibetliler yüzlerce yıldır goji üzümünden yapmış oldukları ilaçları kolesterol ve kan basıncını düşürmek için kullanmışlardır. Bununla beraber, karaciğeri korumak, görüş bozukluğunu gidermek ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için de bu meyveden faydalanılmaktadır. Goji berry; sedef hastalığına, alerjiye, kronik karaciğer hastalığına ve şeker hastalığına da iyi gelmektedir.
Kilo vermek isteyenlerin sıklıkla başvurduğu alternatif tıp ve doğal ürünler arasına ismini ekleyen Goji Berry, popülerliğini sürdürmeye devam ediyor. Özellikle zayıflamak isteyen kadınların tercih etmeye başladığı doğal bir ürün olan Goji Berry ya da Türkiye'de bilinen adıyla Kurt Üzümü, faydalarıyla kendisinden söz ettiriyor. 
GOJİ BERRY FAYDALARI
Global Bilgiler

1.Yaşlanmayı yavaşlatır
Sağlıklı bir yaşamın en önemli göstergelerinden biri de yaşlanmanın geciktirilmesi. Goji berry zamanı bir sayaç gibi sıfırlayamıyor ama hiç değilse etkilerini azaltıyor. Lifli yapısı ve etkili anti oksidan özelliğinden dolayı goji berry anti aging yani yaşlanma karşıtı görevini görür ve cildin yaşlanmasını yavaşlatır. Bunun dışında cilt üzerinde serbest radikallerin olumsuz etkilerini kırarak cilt kanseri gibi, ciddi sağlık sorunlarının oluşma riskini azaltabilir.
2. Anksiyete ve depresyonu hafifletir
Goji içerisinde barındırdıkları ile depresyon, anksiyete ve diğer psikolojik sorunların giderilmesine yardımcı olur. Bu yönüyle Çin’de yaşam enerjisinin arttırdığına inanılır. Depresyonun etkilerini gidermek için modern tıptan önce başvurulan geleneksel bir reçetedir.
3. C vitamini deposu
Bağışıklığı arttırıcı etkisiyle C vitamini soğuk algınlıklarına karşı bulunmaz bir maden gibidir. Goji berry de C vitamini bakımından öyle zengindir ki, portakaldan 3 kat daha fazla C vitamini içerir. Havaların bir sıcak bir soğuk seyrettiği bahar günleri için eşsiz bir önlemdir.
4 . Yağ yakmak için bire bir
Goji berry 19 farklı amino asit içerir. Proteinin yapı taşı olan amino asitler de kasların yenilenmesi ve büyümesini sağladığı gibi, yağ yakımını hızlandırır. Yani yağ biriktirmeden güç ve kilo kazanmak isterseniz amino asit bakımından zengin gıdaları tercih etmelisiniz. Fakat beraberinde bolca su içmeyi unutmayın.
5. Sindirimi kolaylaştırır
Global BilgilerUzakdoğu’nun bu gizemli meyvesi, sindirim sorunlarını gidermeyi de sağlıyor. Gastrit gibi mide sorunlarının düzelmesi için oldukça yardımcı oluyor. Bunun için goji berry suyunun daha etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
6. Doğurganlık yetisini arttırır
Goji, gene Asya ve Uzak Doğu ülkelerinde kısırlık tedavisi için kullanılıyor. Erkeklerde ise, goji polisakkaritlerinin sperm hücrelerinin canlılığını sağladığı ve testisteki hücrelerin stres kaynaklı azalmalarını ve ölümlerini engellediği ortaya koyulmuştur.
7. Şeker ve insülin seviyesini düzenler
Çin’de oldukça eski zamanlardan beri özellikle Tip 2 diyabette tedavi amaçlı goji berry kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet de bilindiği gibi dünyada en sıklıkla görülen diyabet tipidir. Tip 2 diyabetli kişilerde, insülin üretimi azdır veya onu yeterince kullanamazlar. Goji berry de bu noktada devreye girer, şeker ve insülin seviyesini düzenler. Ancak ilaç kullanan diyabet hastaları goji berry yemeden önce mutlaka hekime danışmalıdır.
8. Kolesterol seviyesini düzenler
Global BilgilerZayıf olmak kolesterol etkilerinden uzak olmak anlamına gelmez, çok ince insanlarda bile kolesterole rastlanabilir. Kolesterolün en büyük nedeni ise diyet ve yaşam tarzımızdır. Goji de, kötü kolestrole karşı savaş açar.
9. Görme bozukluklarına iyi gelir
A vitamini, zeaksantin, beta karoten gibi göz sağlığı açısından hayati önem taşıyan mineral ve vitamin içeren goji berry göz sağlığına da faydalıdır. Goji berry içerdiği bu besin ve minerallerin yardımıyla katarakt oluşmasını önlediği gibi, yaşlanmadan kaynaklanan görme sorunlarına yakalanma riskini azaltabilir.
10. Enerji verir
Dinlenmiş bir beden ve berrak bir zihinle güne başlamak gibisi yoktur. Ağrılara ve halsizliğe olan etkisi nedeniyle geleneksel Çin tıbbında baş ağrısı ve sersemlik hissinin giderilmesi için en çok başvurulan doğal kaynak da goji berry’dir. Yalnız goji berry’i uykudan önce almamaya dikkat etmelisiniz.
Global Bilgiler  /  at  19:35  /  No comments

Global BilgilerGOJİ BERRY (Kurt Üzümü)
LATİNCE ADI: Goji Berry
FAMİLYASI: Solanaceae
BOTANİK ADI: Lycium
ANA VATANI: Orijinali Asya, Tibet ve Moğolistan
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Parlak kırmızı meyveleri lezzetli, sulu ve tatlıdır. Tadı yabanmersini ve kiraz arasındadır. Yapraklarından çay yapılır. Ayrıca yapraklar ve saplarından yağ yapılır. Çin’de pirinç yemekleri, çorbalar ve çay yapımında kullanılmaktadır. Çin’in bazı bölgelerinde taze olarak da tüketilir. Goji Berry’ler genellikle kurutularak ya da Goji berry suyu olarak tüketilir.
Goji Berry güneş ışığını sever.-27C° ve +39C° soğuk ve sıcaklığa dayanabilir. Tohumları çok küçüktür.3m Uzunluğunda kalın bir çalı görünümü vardır. Hafif kumlu, orta-kuvvetli toprak ve ağır-kil toprak türlerinde yetişebilir.2 yaşına gelen bitki meyveye başlar. Tam verim 4-5 yaşında olur. Meyve olgun olduğu zaman erken sonbahar geç yazda toplanır. Toplanan meyve bambu hasırlarına ince yayılır ve %50 gölgeli güneş ışığında kurutulur.
KİMYASAL ÖZELLİKLERİ VE İÇERİĞİ
Vitaminlerden ve minerallerden oluşan bir protein deposudur. İçeriğinde %68 Karbonhidrat, %12 protein, %10 lipit ve %10 lif bulunmaktadır.
11 Temel mineraller  ;Kalsiyum, Potasyum, Magnezyum, Sodyum,……..
21 İz mineraller ;Demir, Çinko, Bakır, Selenyum, Manganez, Germanyum,…….
18 Amino asit ;Methionine, Leucine, Isoleucine, Lysine, Phenylalanine, Threoninne, Tryptophan, Valine
6 Temel Vitamin; C, B1, B2, B3, B5 ve E vitamini
8 Polisakkarin ve 6 monosakkarin şeker
5 Doymamış yağ asidi, temel yağ asitleri, Linoleik asit, alfa-linoleik asit, beta-sitosterol ve  diğer pitosteroller
5 Karotenoid ;Beta-caroten, zeaksatin, lutein, Likopen, Kriptoksatin
Sayısız fenoler, bunlar antioksidan özellikleri goji’ye kazandırır.                                         
100gr kurutulmuş GOJİ BERRY içeriği;
Kalsiyum                                       112mg
Potasyum                                     1,132mg
Demir                                                9mg
Çinko                                                 2mg
Selenyum                                       50mikrogram
Riboflavin(Vitamin B2)                  1,3mg
Vitamin C                                          Tam yelpazede 148mg, en dar spektrumda 29mg
Beta-keraton                                    7mg
Zeaksatin                                          25mg ve 200mg arasında değişmektedir.
poliskarin                                         öz ağırlığının %31’i kadar yani 31gr
Amerika’da Boston Massachusetts’deki Tufts Üniversitesi Yaşlanmaya karşı Beslenme Araştırma Merkezinde iki araştırmacı, sebze ve meyvelerin antioksidan kapasitelerini ölçüp ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity-Serbest Radikalleri Emme Yeteneği) Tablosu adını verdikleri bir tablo hazırladılar. Bu tabloda, serbest radikalleri emme yeteneğine sahip olan ve vücudu yaşlanmaya, kansere, diğer hastalıklara karşı koruma kapasitesi en yüksek olan sebze ve meyveler yer alıyor. Tufts Üniversitesi araştırmacıları her insanın günde en az 3000 ORAC birimi Vitamin ve mineral alması gerektiğini tespit etmişlerdir.
ORAC TABLOSU
Yapılan araştırmalara göre sebze ve meyvelerin 100 gramındaki ORAC değerleri;
*Goji Berry                        31.000                          *Taze Üzüm                      446
*Kuru Erik                          5.770                           *Mısır                               400
*Kuru Üzüm                       2.830                          *Patlıcan                           390
*Siyah Böğürtle n                2.036                           *Muz                                221
*Kıvırcık Salata                   1.770                           *Elma                               218
*Çilek                                 1.540                           *Taze fasulye                     201
*Erik                                      949                           *Domates                          189
*Brokoli                                 890                           *Kayısı                              164
*Avokado                               782                           *Şeftali                             158
*Portakal                                750                           *Armut                             134
*Kırmızı Biber                         710                           *Karpuz                            104
*Kiraz                                     670                           *Kereviz                             61
*Kivi                                       602                           *Salatalık                          54
*Soğan                                    450

Çin, Moğolistan ve Tibet’te Himalayalarda bulunan goji berry, yaklaşık 6000 yıldır kullanılan bir meyvedir. Sağlığa birçok faydası olan bu meyve ülkemizde kurt üzümü olarak bilinir. Kuvvetli bir antioksidan olan goji berry; Çin’de tıp alanında 2000 yıldır kullanılmaktadır. Tibetliler yüzlerce yıldır goji üzümünden yapmış oldukları ilaçları kolesterol ve kan basıncını düşürmek için kullanmışlardır. Bununla beraber, karaciğeri korumak, görüş bozukluğunu gidermek ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için de bu meyveden faydalanılmaktadır. Goji berry; sedef hastalığına, alerjiye, kronik karaciğer hastalığına ve şeker hastalığına da iyi gelmektedir.
Kilo vermek isteyenlerin sıklıkla başvurduğu alternatif tıp ve doğal ürünler arasına ismini ekleyen Goji Berry, popülerliğini sürdürmeye devam ediyor. Özellikle zayıflamak isteyen kadınların tercih etmeye başladığı doğal bir ürün olan Goji Berry ya da Türkiye'de bilinen adıyla Kurt Üzümü, faydalarıyla kendisinden söz ettiriyor. 
GOJİ BERRY FAYDALARI
Global Bilgiler

1.Yaşlanmayı yavaşlatır
Sağlıklı bir yaşamın en önemli göstergelerinden biri de yaşlanmanın geciktirilmesi. Goji berry zamanı bir sayaç gibi sıfırlayamıyor ama hiç değilse etkilerini azaltıyor. Lifli yapısı ve etkili anti oksidan özelliğinden dolayı goji berry anti aging yani yaşlanma karşıtı görevini görür ve cildin yaşlanmasını yavaşlatır. Bunun dışında cilt üzerinde serbest radikallerin olumsuz etkilerini kırarak cilt kanseri gibi, ciddi sağlık sorunlarının oluşma riskini azaltabilir.
2. Anksiyete ve depresyonu hafifletir
Goji içerisinde barındırdıkları ile depresyon, anksiyete ve diğer psikolojik sorunların giderilmesine yardımcı olur. Bu yönüyle Çin’de yaşam enerjisinin arttırdığına inanılır. Depresyonun etkilerini gidermek için modern tıptan önce başvurulan geleneksel bir reçetedir.
3. C vitamini deposu
Bağışıklığı arttırıcı etkisiyle C vitamini soğuk algınlıklarına karşı bulunmaz bir maden gibidir. Goji berry de C vitamini bakımından öyle zengindir ki, portakaldan 3 kat daha fazla C vitamini içerir. Havaların bir sıcak bir soğuk seyrettiği bahar günleri için eşsiz bir önlemdir.
4 . Yağ yakmak için bire bir
Goji berry 19 farklı amino asit içerir. Proteinin yapı taşı olan amino asitler de kasların yenilenmesi ve büyümesini sağladığı gibi, yağ yakımını hızlandırır. Yani yağ biriktirmeden güç ve kilo kazanmak isterseniz amino asit bakımından zengin gıdaları tercih etmelisiniz. Fakat beraberinde bolca su içmeyi unutmayın.
5. Sindirimi kolaylaştırır
Global BilgilerUzakdoğu’nun bu gizemli meyvesi, sindirim sorunlarını gidermeyi de sağlıyor. Gastrit gibi mide sorunlarının düzelmesi için oldukça yardımcı oluyor. Bunun için goji berry suyunun daha etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
6. Doğurganlık yetisini arttırır
Goji, gene Asya ve Uzak Doğu ülkelerinde kısırlık tedavisi için kullanılıyor. Erkeklerde ise, goji polisakkaritlerinin sperm hücrelerinin canlılığını sağladığı ve testisteki hücrelerin stres kaynaklı azalmalarını ve ölümlerini engellediği ortaya koyulmuştur.
7. Şeker ve insülin seviyesini düzenler
Çin’de oldukça eski zamanlardan beri özellikle Tip 2 diyabette tedavi amaçlı goji berry kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet de bilindiği gibi dünyada en sıklıkla görülen diyabet tipidir. Tip 2 diyabetli kişilerde, insülin üretimi azdır veya onu yeterince kullanamazlar. Goji berry de bu noktada devreye girer, şeker ve insülin seviyesini düzenler. Ancak ilaç kullanan diyabet hastaları goji berry yemeden önce mutlaka hekime danışmalıdır.
8. Kolesterol seviyesini düzenler
Global BilgilerZayıf olmak kolesterol etkilerinden uzak olmak anlamına gelmez, çok ince insanlarda bile kolesterole rastlanabilir. Kolesterolün en büyük nedeni ise diyet ve yaşam tarzımızdır. Goji de, kötü kolestrole karşı savaş açar.
9. Görme bozukluklarına iyi gelir
A vitamini, zeaksantin, beta karoten gibi göz sağlığı açısından hayati önem taşıyan mineral ve vitamin içeren goji berry göz sağlığına da faydalıdır. Goji berry içerdiği bu besin ve minerallerin yardımıyla katarakt oluşmasını önlediği gibi, yaşlanmadan kaynaklanan görme sorunlarına yakalanma riskini azaltabilir.
10. Enerji verir
Dinlenmiş bir beden ve berrak bir zihinle güne başlamak gibisi yoktur. Ağrılara ve halsizliğe olan etkisi nedeniyle geleneksel Çin tıbbında baş ağrısı ve sersemlik hissinin giderilmesi için en çok başvurulan doğal kaynak da goji berry’dir. Yalnız goji berry’i uykudan önce almamaya dikkat etmelisiniz.

0 yorum:

NAZCA ŞEKİLLERİNİN SIRRI

Global Bilgiler
Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde spiral şeklinde açılmış delikler yukarıdan bakıldığında ilginç bir görüntü oluşturuyor. Bu deliklerin ne amaçla açıldığının sırrı ancak uzaydan çekilen fotoğraflar sayesinde çözülebildi.
Bu spiral huni şeklindeki delikler Peru'nun Nazca bölgesinde bulunuyor. Burası Nazca çizgileri olarak bilinen ve toprağa işlenmiş dev geometrik şekilleriyle de ünlü olan bir bölge.
Nazca'da yaşayan antik toplumların yıllarca süren kuraklığa rağmen nasıl ayakta kaldığı merak ediliyordu.
İtalya'daki Çevre Analizi Metodoloji Enstitüsü'nden Rosa Lasaponara, spiral şeklindeki bu yapıların yeraltı sularını çıkarmak için yapılmış gelişkin bir hidrolik sistem olduğunu söylüyor. Bu yapılar sayesinde bu kurak bölge büyük bir dönüşüm geçirdi.
Bu yapılar bugün bizim gördüğümüz halinden çok daha gelişkin yapılardı. Bunlar sayesinde yıllar boyunca yeraltı suları kullanılarak dünyanın en kurak yerlerinden biri olan bu vadide yoğun tarım yapmak mümkün olmuştu.
Rüzgarla su akışı
Global Bilgiler

Yeraltında birikmiş sular bir dizi kanalla ihtiyaç duyulan yerlere taşınıyor, artan kısmı ise rezervuarlarda saklanıyordu. Su akışını sağlamak için kanalların üzerinde spiral huni şeklinde bacalar inşa edilmişti. Bu huniler sayesinde kanala rüzgar giriyor ve böylece su akışı sağlanıyordu.
Bu suların tarımda sulama amaçlı kullanımının yanı sıra evdeki ihtiyaçları karşılamak için de kullanıldığı belirtiliyor.

Global Bilgiler
Araştırmacılar uzun süre bu spiral hunilerin sırrını çözememişti. Karbon yoluyla tarih saptama yöntemi bu kanallarda kullanılamıyordu. Nazca'daki yerleşim bölgesinde bunların kaynağıyla ilgili herhangi bir bilgi de yoktu. Zira Güney Amerika'daki birçok medeniyet yazı kullanmamıştı.
Spiral hunilerin varlığı, M.Ö. 1000 ila M.S. 750 yılları arasında Nazca bölgesinde yaşayan toplumların oldukça gelişkin olduğunu gösteriyor.
Hunilerin inşası özel bir teknoloji gerektiriyordu. Bu işi yapanlar hem bölgenin jeolojik yapısı, hem de suyun hangi dönemlerde azalıp çoğaldığı konusunda bilgi sahibi olmalıydı. Zira bu bölge tektonik fay hatları üzerinde bulunuyordu.
Toplumsal örgütlenme
Bu bilgi sayesinde kurak bir bölgenin yüzyıllar boyunca su sorunu çözülmüştü.
Global BilgilerLasaponara, ünlü Nazca çizgilerinin yapılması gibi huni ve kanalların bakımının da iyi bir toplumsal örgütlenme gerektirdiğini söylüyor. Bu çizgilerin de suyla bağlantılı olduğu sanılıyor. Hunilerin öyle kaliteli inşa edilmiş ki bazıları bugün bile kullanılıyor.
Bu spiral huniler, Nazca bölgesinde yaşayan yerlilerin oldukça örgütlü olduğunu, aynı zamanda toplumun hiyerarşik bir yapısı olduğunu gösteriyor. Lasaponara, spiral hunilerin "iktidardaki kişilerin kendi etkileri altında olan topluluklar arasında su dağıtımını kontrol etme" konusunda önemli bir işlev gördüğüne inanıyor.
Zira yeryüzünün en kurak bölgelerinden birine su taşıma bilgisi, yaşam kaynağının anahtarını elinde tuttuğunuz anlamına geliyor.
Peru'da turistler sadece yukarıdan görülebilen bu Nazca çizgileri görmek için gözcü kulelerine çıkmış. Bu çizimlerin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı ise hala gizemini koruyor.
Yüzlerce metre genişliğindeki 9 parmaklı maymundan, 40 metrekarelik bir alana yayılmış örümcekten, 300 metre uzunluğundaki kuş şekilleri...
Global BilgilerNazca asırlarca konuşuldu, ancak bu konudaki en somut adım 1939 tarihinde atıldı. Peru'nun başkenti Lima'nın 400 kilometre güneyindeki Nazca bölgesinin üzerinde gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog Paul Kosok, bu şekillerin gökyüzünden ilk fotoğraflarını çekti. Böylece insanlık bu "geoglif"lerle tanışmış oldu.
Geoglif Yunanca kökenli bir kelime. Eski Yunanca'da toprak anlamına gelen "ge" ve kazınmış anlamında kullanılan "gluphe" kelimelerinden türetilmiş. Paul Kosok'un fotoğraflarından beri, bilim dünyası şu soruların yanıtını arıyor: Bu dev şekilleri kim, nasıl ve hangi amaçlarla çizdi?
Nazca çizgilerinin kullanımı hakkında günümüzde ortaya atılan teoriler antik ırklara, astronomik takvimlere ve hatta uzaylılara kadar çeşitlilik gösterirken, yepyeni bir bakış açısı ve yeraltında bulunan kafasız bir iskelet bu çizgilerin gizemini çözmeye yarayacak gerçek ipuçlarını oluşturabilir mi?
Global Bilgiler

Ancak, Nazca'nın sırrını popülerleştiren isim Alman "new age" yazarlarından Erich von Däniken oldu. 1968 yılında kaleme aldığı "Tanrıların Arabaları" adlı araştırma kitabında, bu dev şekillerin uzaylı zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü. Ona göre, yamuk biçimindeki ana şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi.
Ancak, uzaydan gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu yabancılar, yerel halk tarafından "tanrılar" olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şekiller çizmişlerdi.
Nazca için ilk bilimsel açıklama, Alman matematikçi Maria Reiche'den (1903-1998) geldi. 1946 yılında Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve ölene dek orada yaşadı. Hemen tüm bilimsel kariyerini geogliflere adamıştı. Yine onun sayesinde, Nazca'nın dev şekilleri, UNESCO tarafından "Dünya Mirası" kategorisinde koruma altına alındı. Maria Reiche, öncelikle bu çizgilerin nasıl çizildiği sorusuna bir açıklık getirdi. Ona göre, kumun daha koyu olan üst tabakası kazınmış ve böylece alttaki daha açık bir tabaka ortaya çıkarılmıştı. Ona göre, şekiller Güneş'in, Ay'ın ve bazı yıldızların pozisyonunu yansıtıyordu. Ve insanlara ne zaman ekinlerini ekmeleri, ne zaman tarlalarını sulamaları ve ne zaman ekini toplamaları gerektiğini hatırlatıyordu. Ne var ki, daha kuşkulu bilim adamlarına göre bu kuram, bir bakıma dev okları ve düz çizgi biçimindeki şekilleri açıklıyordu. Ama, özellikle hayvan figürlerinden oluşan görüntüler konusunda yetersiz kalıyordu.

Global Bilgiler
Nazca'nın sırrı bu noktada tıkanıp kalmıştı. Eğer, geogliflerin yaklaşık 12 kilometre kuzeybatısında ortaya çıkarılan Cahuachi kazıları olmasaydı, belki de mesele unutulup gidecekti. Ancak, İtalyan mimar ve arkeolog Guiseppe Orefici, bu bölgede gerçekleştirdiği kazılarda çok sayıda eşyayı gün ışığına çıkardı.
Söz konusu olan 24 kilo-metre kare genişliğinde dev bir nekropol idi ve buraya tahminen 20 bin ile 30 bin kişi gömülmüştü.  Peki ama, büyük çoğunluğu sadece uçaktan görülebilen bu dev şekilleri Nazcalılar nasıl çizdiler? Guiseppe Orefici bu konuyu fotoğrafçılıkta kullanılan "agrandisman" yöntemiyle açıklıyor. Ona göre, önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit basamak hesaplarıyla daha büyüklere geçtiler. İtalyan arkeoloğun düşüncesi başka bir olayı daha açıklıyor: bazı geogliflerdeki temel hesaplama hatalarını...


Global Bilgiler  /  at  18:51  /  No comments

Global Bilgiler
Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde spiral şeklinde açılmış delikler yukarıdan bakıldığında ilginç bir görüntü oluşturuyor. Bu deliklerin ne amaçla açıldığının sırrı ancak uzaydan çekilen fotoğraflar sayesinde çözülebildi.
Bu spiral huni şeklindeki delikler Peru'nun Nazca bölgesinde bulunuyor. Burası Nazca çizgileri olarak bilinen ve toprağa işlenmiş dev geometrik şekilleriyle de ünlü olan bir bölge.
Nazca'da yaşayan antik toplumların yıllarca süren kuraklığa rağmen nasıl ayakta kaldığı merak ediliyordu.
İtalya'daki Çevre Analizi Metodoloji Enstitüsü'nden Rosa Lasaponara, spiral şeklindeki bu yapıların yeraltı sularını çıkarmak için yapılmış gelişkin bir hidrolik sistem olduğunu söylüyor. Bu yapılar sayesinde bu kurak bölge büyük bir dönüşüm geçirdi.
Bu yapılar bugün bizim gördüğümüz halinden çok daha gelişkin yapılardı. Bunlar sayesinde yıllar boyunca yeraltı suları kullanılarak dünyanın en kurak yerlerinden biri olan bu vadide yoğun tarım yapmak mümkün olmuştu.
Rüzgarla su akışı
Global Bilgiler

Yeraltında birikmiş sular bir dizi kanalla ihtiyaç duyulan yerlere taşınıyor, artan kısmı ise rezervuarlarda saklanıyordu. Su akışını sağlamak için kanalların üzerinde spiral huni şeklinde bacalar inşa edilmişti. Bu huniler sayesinde kanala rüzgar giriyor ve böylece su akışı sağlanıyordu.
Bu suların tarımda sulama amaçlı kullanımının yanı sıra evdeki ihtiyaçları karşılamak için de kullanıldığı belirtiliyor.

Global Bilgiler
Araştırmacılar uzun süre bu spiral hunilerin sırrını çözememişti. Karbon yoluyla tarih saptama yöntemi bu kanallarda kullanılamıyordu. Nazca'daki yerleşim bölgesinde bunların kaynağıyla ilgili herhangi bir bilgi de yoktu. Zira Güney Amerika'daki birçok medeniyet yazı kullanmamıştı.
Spiral hunilerin varlığı, M.Ö. 1000 ila M.S. 750 yılları arasında Nazca bölgesinde yaşayan toplumların oldukça gelişkin olduğunu gösteriyor.
Hunilerin inşası özel bir teknoloji gerektiriyordu. Bu işi yapanlar hem bölgenin jeolojik yapısı, hem de suyun hangi dönemlerde azalıp çoğaldığı konusunda bilgi sahibi olmalıydı. Zira bu bölge tektonik fay hatları üzerinde bulunuyordu.
Toplumsal örgütlenme
Bu bilgi sayesinde kurak bir bölgenin yüzyıllar boyunca su sorunu çözülmüştü.
Global BilgilerLasaponara, ünlü Nazca çizgilerinin yapılması gibi huni ve kanalların bakımının da iyi bir toplumsal örgütlenme gerektirdiğini söylüyor. Bu çizgilerin de suyla bağlantılı olduğu sanılıyor. Hunilerin öyle kaliteli inşa edilmiş ki bazıları bugün bile kullanılıyor.
Bu spiral huniler, Nazca bölgesinde yaşayan yerlilerin oldukça örgütlü olduğunu, aynı zamanda toplumun hiyerarşik bir yapısı olduğunu gösteriyor. Lasaponara, spiral hunilerin "iktidardaki kişilerin kendi etkileri altında olan topluluklar arasında su dağıtımını kontrol etme" konusunda önemli bir işlev gördüğüne inanıyor.
Zira yeryüzünün en kurak bölgelerinden birine su taşıma bilgisi, yaşam kaynağının anahtarını elinde tuttuğunuz anlamına geliyor.
Peru'da turistler sadece yukarıdan görülebilen bu Nazca çizgileri görmek için gözcü kulelerine çıkmış. Bu çizimlerin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı ise hala gizemini koruyor.
Yüzlerce metre genişliğindeki 9 parmaklı maymundan, 40 metrekarelik bir alana yayılmış örümcekten, 300 metre uzunluğundaki kuş şekilleri...
Global BilgilerNazca asırlarca konuşuldu, ancak bu konudaki en somut adım 1939 tarihinde atıldı. Peru'nun başkenti Lima'nın 400 kilometre güneyindeki Nazca bölgesinin üzerinde gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog Paul Kosok, bu şekillerin gökyüzünden ilk fotoğraflarını çekti. Böylece insanlık bu "geoglif"lerle tanışmış oldu.
Geoglif Yunanca kökenli bir kelime. Eski Yunanca'da toprak anlamına gelen "ge" ve kazınmış anlamında kullanılan "gluphe" kelimelerinden türetilmiş. Paul Kosok'un fotoğraflarından beri, bilim dünyası şu soruların yanıtını arıyor: Bu dev şekilleri kim, nasıl ve hangi amaçlarla çizdi?
Nazca çizgilerinin kullanımı hakkında günümüzde ortaya atılan teoriler antik ırklara, astronomik takvimlere ve hatta uzaylılara kadar çeşitlilik gösterirken, yepyeni bir bakış açısı ve yeraltında bulunan kafasız bir iskelet bu çizgilerin gizemini çözmeye yarayacak gerçek ipuçlarını oluşturabilir mi?
Global Bilgiler

Ancak, Nazca'nın sırrını popülerleştiren isim Alman "new age" yazarlarından Erich von Däniken oldu. 1968 yılında kaleme aldığı "Tanrıların Arabaları" adlı araştırma kitabında, bu dev şekillerin uzaylı zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü. Ona göre, yamuk biçimindeki ana şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi.
Ancak, uzaydan gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu yabancılar, yerel halk tarafından "tanrılar" olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şekiller çizmişlerdi.
Nazca için ilk bilimsel açıklama, Alman matematikçi Maria Reiche'den (1903-1998) geldi. 1946 yılında Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve ölene dek orada yaşadı. Hemen tüm bilimsel kariyerini geogliflere adamıştı. Yine onun sayesinde, Nazca'nın dev şekilleri, UNESCO tarafından "Dünya Mirası" kategorisinde koruma altına alındı. Maria Reiche, öncelikle bu çizgilerin nasıl çizildiği sorusuna bir açıklık getirdi. Ona göre, kumun daha koyu olan üst tabakası kazınmış ve böylece alttaki daha açık bir tabaka ortaya çıkarılmıştı. Ona göre, şekiller Güneş'in, Ay'ın ve bazı yıldızların pozisyonunu yansıtıyordu. Ve insanlara ne zaman ekinlerini ekmeleri, ne zaman tarlalarını sulamaları ve ne zaman ekini toplamaları gerektiğini hatırlatıyordu. Ne var ki, daha kuşkulu bilim adamlarına göre bu kuram, bir bakıma dev okları ve düz çizgi biçimindeki şekilleri açıklıyordu. Ama, özellikle hayvan figürlerinden oluşan görüntüler konusunda yetersiz kalıyordu.

Global Bilgiler
Nazca'nın sırrı bu noktada tıkanıp kalmıştı. Eğer, geogliflerin yaklaşık 12 kilometre kuzeybatısında ortaya çıkarılan Cahuachi kazıları olmasaydı, belki de mesele unutulup gidecekti. Ancak, İtalyan mimar ve arkeolog Guiseppe Orefici, bu bölgede gerçekleştirdiği kazılarda çok sayıda eşyayı gün ışığına çıkardı.
Söz konusu olan 24 kilo-metre kare genişliğinde dev bir nekropol idi ve buraya tahminen 20 bin ile 30 bin kişi gömülmüştü.  Peki ama, büyük çoğunluğu sadece uçaktan görülebilen bu dev şekilleri Nazcalılar nasıl çizdiler? Guiseppe Orefici bu konuyu fotoğrafçılıkta kullanılan "agrandisman" yöntemiyle açıklıyor. Ona göre, önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit basamak hesaplarıyla daha büyüklere geçtiler. İtalyan arkeoloğun düşüncesi başka bir olayı daha açıklıyor: bazı geogliflerdeki temel hesaplama hatalarını...


0 yorum:

AVRUPA'YA VİZESİZ NASIL GİDİLİR?

Global Bilgiler
Schengen ülkelerine vizesiz seyahat için gereken çipli pasaportlar 1 Haziran'dan itibaren dağıtılacak. 
Türkiye ile AB arasında varılan mutabakata göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Schengen üyesi ülkelere vizesiz seyahat edebilmesi için verilen tarih yaklaşıyor.
Hükümet bunun için TBMM’de gereken yasal düzenlemeleri çıkarıyor. Vizesiz seyahat için şartlardan birisi AB’ye uyumlu yeni pasaport konusu. AB’nin yeni çip şartı, 1 Haziran’dan itibaren alınacak pasaportlara yeni çip konulmasıyla aşıldı.
Mevcut pasaportlarla Schengen ülkelerine vizesiz seyahat mümkün olacak mı?
-Hayır olmayacak. Bu pasaportlarla seyahat etmek isteyenler vize almak zorundalar.
Hangi pasaportla mümkün olacak?
-1 Haziran 2016 tarihinden itibaren alınacak pasaportlarla mümkün olacak. Bu pasaportların çiplerine AB’nin şart koştuğu biyometrik veriler (parmak izleri ve bazı kişisel veriler) yüklenmiş olacak.
Bu pasaportlarda fiziki bir değişiklik olacak mı?
-Hayır, şu andaki pasaportların aynısı olacak. Önceki pasaportlardan farklı olduğunu göstermek için kapak ön veya arka sayfasına bir işaret eklenme ihtimali bulunuyor.
Mevcut pasaportlarını yeni çipli pasaportla değiştirmek isteyenler ücret ödeyecek mi?
-Evet, pasaport için cüzdan ücreti ödenecek.
Mevcut pasaportun süresi örneğin 10 yıllık ise yeni alanacak pasaportun kullanım süresine bu dahil edilecek mi?
-Eski pasaportun kullanım süresi yeni pasaporta eklenecek. Geçerli süre harcı ödendiğinden bunun için harç talep edilmeyecek.
1 Haziran 2016’dan itibaren hususi (yeşil), hizmet (gri) ve diplomatik pasaportların da çipleri değişecek mi?
-Evet bu pasaportların çiplerine de biyometrik veriler eklenmeye başlanacak.
Peki, bazı AB ülkelerinin kullanmaya başladığı kişisel bilgilerin yer aldığı sayfanın özel bir maddeyle kaplandığı pasaportların basımı ve ihalesi için görüşmeler yapılıyor mu?
-Evet, bu amaçla AB ile bir proje yapıldı. İhale süreci devam ediyor. Bu yılın sonuna doğru endüstriyel altyapıyla basımı yapılacak yeni pasaportlar kullanıma sunulacak. Bu pasaportlarda yeni bazı güvenlik ögeleri olacak. Tamamen otomasyon ortamında basımı yapılacak ve kullanıma hazır duruma getirilecek. Çipler, kişisel verilerin bulunduğu sayfada yer alacak. Bu sayfa özel bir madde ile kaplanacak.
Yeni pasaportlar tam uyumlu olacak mı, 1 Haziran 2016’dan sonra alınmış pasaportları da değiştirmek gerekecek mi?
- Hayır şart değil. Ancak pasaportun süresi yeni cilt kapaklı pasaportların basımından sonraki bir tarihte sona eriyorsa, alınacak yeni pasaport ‘AB’ye tam uyumlu’ olacak.
Peki AB üyesi olmayıp, Schengen bölgesi ülkeleri arasında yer alan İsviçre, Norveç ve İzlanda’ya vizesiz seyahat yapılacak mı?
-Evet bu ülkelerin yanı sıra, şehir devletler durumundaki Liechtenstein, Andorra ve San Marino’ya da otomatikman vizesiz seyahat mümkün olacak.
AB üyesi olup, Schengen’e dahil olmayan Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan için vize almaya devam edilecek mi?

-Yeni uygulamayla birlikte Türk vatandaşları bu üç ülkeye de vizesiz seyahat edebilecekler.
Global Bilgiler  /  at  18:01  /  No comments

Global Bilgiler
Schengen ülkelerine vizesiz seyahat için gereken çipli pasaportlar 1 Haziran'dan itibaren dağıtılacak. 
Türkiye ile AB arasında varılan mutabakata göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Schengen üyesi ülkelere vizesiz seyahat edebilmesi için verilen tarih yaklaşıyor.
Hükümet bunun için TBMM’de gereken yasal düzenlemeleri çıkarıyor. Vizesiz seyahat için şartlardan birisi AB’ye uyumlu yeni pasaport konusu. AB’nin yeni çip şartı, 1 Haziran’dan itibaren alınacak pasaportlara yeni çip konulmasıyla aşıldı.
Mevcut pasaportlarla Schengen ülkelerine vizesiz seyahat mümkün olacak mı?
-Hayır olmayacak. Bu pasaportlarla seyahat etmek isteyenler vize almak zorundalar.
Hangi pasaportla mümkün olacak?
-1 Haziran 2016 tarihinden itibaren alınacak pasaportlarla mümkün olacak. Bu pasaportların çiplerine AB’nin şart koştuğu biyometrik veriler (parmak izleri ve bazı kişisel veriler) yüklenmiş olacak.
Bu pasaportlarda fiziki bir değişiklik olacak mı?
-Hayır, şu andaki pasaportların aynısı olacak. Önceki pasaportlardan farklı olduğunu göstermek için kapak ön veya arka sayfasına bir işaret eklenme ihtimali bulunuyor.
Mevcut pasaportlarını yeni çipli pasaportla değiştirmek isteyenler ücret ödeyecek mi?
-Evet, pasaport için cüzdan ücreti ödenecek.
Mevcut pasaportun süresi örneğin 10 yıllık ise yeni alanacak pasaportun kullanım süresine bu dahil edilecek mi?
-Eski pasaportun kullanım süresi yeni pasaporta eklenecek. Geçerli süre harcı ödendiğinden bunun için harç talep edilmeyecek.
1 Haziran 2016’dan itibaren hususi (yeşil), hizmet (gri) ve diplomatik pasaportların da çipleri değişecek mi?
-Evet bu pasaportların çiplerine de biyometrik veriler eklenmeye başlanacak.
Peki, bazı AB ülkelerinin kullanmaya başladığı kişisel bilgilerin yer aldığı sayfanın özel bir maddeyle kaplandığı pasaportların basımı ve ihalesi için görüşmeler yapılıyor mu?
-Evet, bu amaçla AB ile bir proje yapıldı. İhale süreci devam ediyor. Bu yılın sonuna doğru endüstriyel altyapıyla basımı yapılacak yeni pasaportlar kullanıma sunulacak. Bu pasaportlarda yeni bazı güvenlik ögeleri olacak. Tamamen otomasyon ortamında basımı yapılacak ve kullanıma hazır duruma getirilecek. Çipler, kişisel verilerin bulunduğu sayfada yer alacak. Bu sayfa özel bir madde ile kaplanacak.
Yeni pasaportlar tam uyumlu olacak mı, 1 Haziran 2016’dan sonra alınmış pasaportları da değiştirmek gerekecek mi?
- Hayır şart değil. Ancak pasaportun süresi yeni cilt kapaklı pasaportların basımından sonraki bir tarihte sona eriyorsa, alınacak yeni pasaport ‘AB’ye tam uyumlu’ olacak.
Peki AB üyesi olmayıp, Schengen bölgesi ülkeleri arasında yer alan İsviçre, Norveç ve İzlanda’ya vizesiz seyahat yapılacak mı?
-Evet bu ülkelerin yanı sıra, şehir devletler durumundaki Liechtenstein, Andorra ve San Marino’ya da otomatikman vizesiz seyahat mümkün olacak.
AB üyesi olup, Schengen’e dahil olmayan Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan için vize almaya devam edilecek mi?

-Yeni uygulamayla birlikte Türk vatandaşları bu üç ülkeye de vizesiz seyahat edebilecekler.

0 yorum:

29.04.2016

BARBAR NEDİR?

Global Bilgiler
Barbar Nedir ?
Antik toplumlar kendileri gibi düşünüp yaşamayanlar için bu tanımı kullanmış olsa da, Romalılar barbar tanımını şöyle yapmaktadır: Elinde hiçbir tahrik edici sebep bulunmamasına karşın, sırf zarar verecek güce sahip olduğu için zarar veren topluluk ya da uygarlıklara barbar denir.
Aynı zamanda Orta Çağ Avrupa'sında Hristiyan olmayanlara verilen genel addır. Ayrıca, "vahşi", "yabani", "ilkel" ve "uygarlaşmamış" kelimeleriyle anlamdaş olarak görülebilir.
Barbarların Tarihi:
Barbarlar, tarihte ilk olarak İ.S. I. yüzyılda ortaya çıktılar. Roma imparatorluğunun sınırlarını zorladılarsa da, Roma tarafından yerlerinde tutuldular.
Avrupa’nın kuzeyinde, Manş ve Kuzey denizleri kıyılarına korku salan Frizonlar ve Saksonlar yaşıyordu. Daha güneyde, Ren ırmağının ötesinde Franklar, Almanlar, Burgondlar ve Vandallar, orta Almanya ovalarına yerleşmişlerdi. Tuna’nın ötesinde Rusya’dan gelme Sarmatlar. Gotların baskısıyla Karadeniz’e doğru ilerlediler; onları, Orta Asya bozkırlarından gelen Hunlar izledi. Barbarlar arasında en iyi tanınanlar, Batı Avrupa’yı istila eden Germenlerdir. Bunlar, çiftçilik ve hayvan yetiştiriciliğiyle uğraşan göçebelerdi. Tarım teknikleri ilkeldi; çift sürmeyi ve gübre dökmeyi bilmezlerdi. Bu yüzden, tarımdan yeterince verim sağlayamayarak yeni toprak ve otlaklar aramağa giriştiler. Parayı bilir, az ölçüde el sanatları ve ticaretle uğraşırlardı. Demircilik ve kuyumculuklarıyla (kemer tokaları, giyim iğneleri), Kelt ve Asya sanatlarından esinlenen bir «bozkır sanatı» ortaya koydular.
Global Bilgiler

Roma dünyasından en büyük farkları, kent yaşamını bilmemeleriydi. Toplum yaşantıları, savaşçı arkadaşlığı ilkesine göre örgütlenmişti. Özgür kişiler, yarı özgürler ve köleler olarak bölünmüşlerdi. Seçimle iş başına gelen bir önderin ataerkil egemenliği altındaki kabileler, bir konfederasyon biçiminde bir araya gelmişlerdi, ama bir devlet oluşturmuyorlardı.
Savaş zamanında krala büyük yetkiler tanınırdı (özellikle Ostrogotlar, Vizigotlar ve Vandallarda). Barış zamanında, özgür kişilerden oluşan bir meclis, topluluğu yönetir; anlaşmazlıkları örf-adet hukukuna göre çözerdi. Gotlar, Vandallar ve Burgondlar hıristiyanlığı benimsemişlerdi. Franklar ve Saksonlar ise çok- tanrılı dinlere inanırlardı.
Barbar göçleri doğudan batıya, kuzeyden . güneye, eski dünyanın büyük bir bölümünü etkiledi. Bu göçler, bazen Orta Asya’nın kuraklaşması ya da Almanya kıyılarında suların yükselmesi gibi doğal olaylarla, bazen de yerleşik halkların zenginliklerinin göçebe halkları çekmesiyle açıklanır.
Büyük akınlar iki dönemde oldu: 375-440 arasında Barbarlar, Roma imparatorluğunun sınırlarını aştılar; 450’den sonra, Avrupa devletlerinin gerçek çekirdekleri olan krallıklar kurmağa başladılar.
Hunlar, Batıda IV. yüzyılın sonunda ortaya çıktılar. 425-430 yıllarında süvari ve okçulardan oluşan güçlü orduları Tuna kıyılarında konakladı. 451’de Tuna’yı aşan kralları Attila, ciddi bir direnmeyle karşılaşmadan Ren ırmağını geçti; Belçika’yı aştı, Paris kapılarına dayandı. Attila İtalya’ya kadar indi, ama zamansız ölümü (453), Hun imparatorluğunun çökmesiyle sonuçlandı.
Vizigotlar önce Balkan ülkelerine girdiler; 410’da Alaric’ in Roma’yı yağmalamasından sonra Galya’da Akitanya (Toulouse) bölgesinde ilk barbar krallığını kurdular.
Vandallar, Galya ve Ispanya’yı aşarak Afrika’ya ulaştılar ve Genseric’in kurduğu krallık, Bizanslılar tarafından alınıncaya (534) kadar ayakta durdu.
Burgondlar, Lyon’dan Cenevre’ye kadar Champagne’ın güneyine yerleşerek bölgeye adlarını (Bourgogne) verdiler. Sonra 532’de Autun’de Franklara yenildiler.
Ostrogotlar, İtalya’da Ravenna krallığını kurdular. Krallıkta, Theodoric döneminde sanat ve düşünce yaşamı olağanüstü derecede gelişti. Bizans yapılarını örnek alan saraylar, kiliseler, görkemli anıt-mezarlar kuruldu. Yunanca ve latince edebiyat yapıtları yaygınlaştı ve Ostrogot yaşam biçimine Roma uygarlığından alınma incelikler katıldı.
Jutland’dan hareket eden Saksonlar ve Angıllar İngiltere’ye çıkarak Bretonları Cornwall, Wales bölgesi ve İrlanda’ya püskürttüler.
III. ve IV. yüzyıllarda Gal- ya’ya giren ve federal kabileler halinde örgütlenen Franklar, V. yüzyılda harekete geçerek, kral Childeric’in komutası altında Loire bölgesine ulaştılar (475’e doğru). Kral Clovis (465-511), hıristiyanlığı kabul ederek papanın desteğini sağladı. Önce Alamanları, sonra Vouillé’de Vizigotları (507) yenerek bütün Galya’ya egemenliğini kabul ettirdi.
530-560 yılları arasında Frank egemenliği, Bourgogne, Provence, Thüringen ve Bavyera’ya yayıldı.
Merovenj sülalesi döneminde, Frank kralı Dagobert’e (629-639) kadar krallığın bütünlüğü korundu; ama «tembel krallar», Bavyera, Alamanya, Thüringen ve Akitanya’nın elden çıkmasına neden oldular.VIII. yüzyılda Merovenj sülalesi kralları Şarl Martel ve Kısa Pepin, eski Frank topraklarını geri alarak İtalya (774), Tuna’nın ötesi (805) ve İspanya’ya (811) kadar fethi genişlettiler. Frank krallığının Verdun antlaşmasıyla (843) parçalanması sonucunda Fransa, Almanya ve İtalya kuruldu.
Tarihsel Süreçlerin Dinamiği Olarak Barbar Akınları
Belirli bir gelişmişlik düzeyindeki bir devlet ya da kent devleti, "barbar" akınları sonucunda yıkıldığında tarihsel süreç üç farklı şekilde gelişir.
Yıkılan uygarlığın kültürel, sanatsal, bilimsel ve teknik düzeyi, yeni toplumda artık gözlenmez. Uygarlık, tam anlamıyla sönmüştür. Genellikle yüzyıllar süren, tarihçilerin Karanlık Çağ olarak tanımladıkları bir dönem yaşanır.
Yıkılan uygarlığın yerine daha gelişkin ve gelişmeye eğilimli bir uygarlık ortaya çıkar ve gelişmesini sürdürür.
Yıkılan uygarlığın yerine yepyeni, orijinal bir uygarlık gelişmeye başlar.

Bir uygarlığın "barbar" akınları sonucunda yıkılmasıyla tarihsel sürecin ne yönde süreceği, bu yıkılışta birincil rol oynayan "barbar" topluluğun gelişmişlik düzeyi tarafından belirlenir. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi göçebe-sürücü bir toplum düzeyinde ise bir karanlık çağ yaşanır. Dor istilası sonrasında Antik Yunanistan'da olduğu gibi. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi, göçebe-sürücü durumunu aşmış, yerleşik ve tarım tekniklerini geliştirmiş bir topluluksa, yıkılan orijinal uygarlığın yerine daha gelişkin bir uygarlığın temelleri atılır. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi gelişkin bir yerleşik düzen ve tarımsal teknoloji ise yıkılan orijinal uygarlığın yerinde gelişme eğilimi çok daha ileri dönük, kendine özgü bir uygarlık ortaya çıkar. Mezopotamya uygarlıkları, İslam uygarlığı ve Osmanlı uygarlığı gibi.
Günümüzde en tanınmış barbar sima Hollywood filmlerinde konu olmuş olan çizgi roman kahramanı “Barbar CONAN” dır.
Global Bilgiler
Global Bilgiler  /  at  15:48  /  No comments

Global Bilgiler
Barbar Nedir ?
Antik toplumlar kendileri gibi düşünüp yaşamayanlar için bu tanımı kullanmış olsa da, Romalılar barbar tanımını şöyle yapmaktadır: Elinde hiçbir tahrik edici sebep bulunmamasına karşın, sırf zarar verecek güce sahip olduğu için zarar veren topluluk ya da uygarlıklara barbar denir.
Aynı zamanda Orta Çağ Avrupa'sında Hristiyan olmayanlara verilen genel addır. Ayrıca, "vahşi", "yabani", "ilkel" ve "uygarlaşmamış" kelimeleriyle anlamdaş olarak görülebilir.
Barbarların Tarihi:
Barbarlar, tarihte ilk olarak İ.S. I. yüzyılda ortaya çıktılar. Roma imparatorluğunun sınırlarını zorladılarsa da, Roma tarafından yerlerinde tutuldular.
Avrupa’nın kuzeyinde, Manş ve Kuzey denizleri kıyılarına korku salan Frizonlar ve Saksonlar yaşıyordu. Daha güneyde, Ren ırmağının ötesinde Franklar, Almanlar, Burgondlar ve Vandallar, orta Almanya ovalarına yerleşmişlerdi. Tuna’nın ötesinde Rusya’dan gelme Sarmatlar. Gotların baskısıyla Karadeniz’e doğru ilerlediler; onları, Orta Asya bozkırlarından gelen Hunlar izledi. Barbarlar arasında en iyi tanınanlar, Batı Avrupa’yı istila eden Germenlerdir. Bunlar, çiftçilik ve hayvan yetiştiriciliğiyle uğraşan göçebelerdi. Tarım teknikleri ilkeldi; çift sürmeyi ve gübre dökmeyi bilmezlerdi. Bu yüzden, tarımdan yeterince verim sağlayamayarak yeni toprak ve otlaklar aramağa giriştiler. Parayı bilir, az ölçüde el sanatları ve ticaretle uğraşırlardı. Demircilik ve kuyumculuklarıyla (kemer tokaları, giyim iğneleri), Kelt ve Asya sanatlarından esinlenen bir «bozkır sanatı» ortaya koydular.
Global Bilgiler

Roma dünyasından en büyük farkları, kent yaşamını bilmemeleriydi. Toplum yaşantıları, savaşçı arkadaşlığı ilkesine göre örgütlenmişti. Özgür kişiler, yarı özgürler ve köleler olarak bölünmüşlerdi. Seçimle iş başına gelen bir önderin ataerkil egemenliği altındaki kabileler, bir konfederasyon biçiminde bir araya gelmişlerdi, ama bir devlet oluşturmuyorlardı.
Savaş zamanında krala büyük yetkiler tanınırdı (özellikle Ostrogotlar, Vizigotlar ve Vandallarda). Barış zamanında, özgür kişilerden oluşan bir meclis, topluluğu yönetir; anlaşmazlıkları örf-adet hukukuna göre çözerdi. Gotlar, Vandallar ve Burgondlar hıristiyanlığı benimsemişlerdi. Franklar ve Saksonlar ise çok- tanrılı dinlere inanırlardı.
Barbar göçleri doğudan batıya, kuzeyden . güneye, eski dünyanın büyük bir bölümünü etkiledi. Bu göçler, bazen Orta Asya’nın kuraklaşması ya da Almanya kıyılarında suların yükselmesi gibi doğal olaylarla, bazen de yerleşik halkların zenginliklerinin göçebe halkları çekmesiyle açıklanır.
Büyük akınlar iki dönemde oldu: 375-440 arasında Barbarlar, Roma imparatorluğunun sınırlarını aştılar; 450’den sonra, Avrupa devletlerinin gerçek çekirdekleri olan krallıklar kurmağa başladılar.
Hunlar, Batıda IV. yüzyılın sonunda ortaya çıktılar. 425-430 yıllarında süvari ve okçulardan oluşan güçlü orduları Tuna kıyılarında konakladı. 451’de Tuna’yı aşan kralları Attila, ciddi bir direnmeyle karşılaşmadan Ren ırmağını geçti; Belçika’yı aştı, Paris kapılarına dayandı. Attila İtalya’ya kadar indi, ama zamansız ölümü (453), Hun imparatorluğunun çökmesiyle sonuçlandı.
Vizigotlar önce Balkan ülkelerine girdiler; 410’da Alaric’ in Roma’yı yağmalamasından sonra Galya’da Akitanya (Toulouse) bölgesinde ilk barbar krallığını kurdular.
Vandallar, Galya ve Ispanya’yı aşarak Afrika’ya ulaştılar ve Genseric’in kurduğu krallık, Bizanslılar tarafından alınıncaya (534) kadar ayakta durdu.
Burgondlar, Lyon’dan Cenevre’ye kadar Champagne’ın güneyine yerleşerek bölgeye adlarını (Bourgogne) verdiler. Sonra 532’de Autun’de Franklara yenildiler.
Ostrogotlar, İtalya’da Ravenna krallığını kurdular. Krallıkta, Theodoric döneminde sanat ve düşünce yaşamı olağanüstü derecede gelişti. Bizans yapılarını örnek alan saraylar, kiliseler, görkemli anıt-mezarlar kuruldu. Yunanca ve latince edebiyat yapıtları yaygınlaştı ve Ostrogot yaşam biçimine Roma uygarlığından alınma incelikler katıldı.
Jutland’dan hareket eden Saksonlar ve Angıllar İngiltere’ye çıkarak Bretonları Cornwall, Wales bölgesi ve İrlanda’ya püskürttüler.
III. ve IV. yüzyıllarda Gal- ya’ya giren ve federal kabileler halinde örgütlenen Franklar, V. yüzyılda harekete geçerek, kral Childeric’in komutası altında Loire bölgesine ulaştılar (475’e doğru). Kral Clovis (465-511), hıristiyanlığı kabul ederek papanın desteğini sağladı. Önce Alamanları, sonra Vouillé’de Vizigotları (507) yenerek bütün Galya’ya egemenliğini kabul ettirdi.
530-560 yılları arasında Frank egemenliği, Bourgogne, Provence, Thüringen ve Bavyera’ya yayıldı.
Merovenj sülalesi döneminde, Frank kralı Dagobert’e (629-639) kadar krallığın bütünlüğü korundu; ama «tembel krallar», Bavyera, Alamanya, Thüringen ve Akitanya’nın elden çıkmasına neden oldular.VIII. yüzyılda Merovenj sülalesi kralları Şarl Martel ve Kısa Pepin, eski Frank topraklarını geri alarak İtalya (774), Tuna’nın ötesi (805) ve İspanya’ya (811) kadar fethi genişlettiler. Frank krallığının Verdun antlaşmasıyla (843) parçalanması sonucunda Fransa, Almanya ve İtalya kuruldu.
Tarihsel Süreçlerin Dinamiği Olarak Barbar Akınları
Belirli bir gelişmişlik düzeyindeki bir devlet ya da kent devleti, "barbar" akınları sonucunda yıkıldığında tarihsel süreç üç farklı şekilde gelişir.
Yıkılan uygarlığın kültürel, sanatsal, bilimsel ve teknik düzeyi, yeni toplumda artık gözlenmez. Uygarlık, tam anlamıyla sönmüştür. Genellikle yüzyıllar süren, tarihçilerin Karanlık Çağ olarak tanımladıkları bir dönem yaşanır.
Yıkılan uygarlığın yerine daha gelişkin ve gelişmeye eğilimli bir uygarlık ortaya çıkar ve gelişmesini sürdürür.
Yıkılan uygarlığın yerine yepyeni, orijinal bir uygarlık gelişmeye başlar.

Bir uygarlığın "barbar" akınları sonucunda yıkılmasıyla tarihsel sürecin ne yönde süreceği, bu yıkılışta birincil rol oynayan "barbar" topluluğun gelişmişlik düzeyi tarafından belirlenir. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi göçebe-sürücü bir toplum düzeyinde ise bir karanlık çağ yaşanır. Dor istilası sonrasında Antik Yunanistan'da olduğu gibi. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi, göçebe-sürücü durumunu aşmış, yerleşik ve tarım tekniklerini geliştirmiş bir topluluksa, yıkılan orijinal uygarlığın yerine daha gelişkin bir uygarlığın temelleri atılır. İstilacı topluluğun gelişmişlik düzeyi gelişkin bir yerleşik düzen ve tarımsal teknoloji ise yıkılan orijinal uygarlığın yerinde gelişme eğilimi çok daha ileri dönük, kendine özgü bir uygarlık ortaya çıkar. Mezopotamya uygarlıkları, İslam uygarlığı ve Osmanlı uygarlığı gibi.
Günümüzde en tanınmış barbar sima Hollywood filmlerinde konu olmuş olan çizgi roman kahramanı “Barbar CONAN” dır.
Global Bilgiler

0 yorum:

BALİSTİK NEDİR

Global BilgilerBalistik Nedir?
Atış bilimi veya balistik, mermi ve füzelerin hareketlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Uygulamalı mekaniğin bir kolu olarak düşünülebilir. Balistik üç bölüme ayrılır:
Balistiğin Tarihçesi
Bugünkü balistik biliminin kökeni 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Bu tarihlerde bazı esas ve basit prensipler silah ayrımına uygulanmıştır. Bu prensipler daha sonraki yıllarda giderek genişlemiş ve 20. yy’ın başlarında balistik bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.
A-İlk Balistik Uygulamaları:
Londra (1835): Henry Goddard adında bir polis, olayda elde edilen ve çentik taşıyan bir mermi çekirdeğini kendisinin döktüğü ve bütün kalıplardan aynı çentiği taşıyan mermi çekirdeklerine benzerliğini göstererek katil’in mahkûm olmasını sağlamıştır.
Global Bilgiler
Amerikan iç savaşı (1863): Amerikan iç savaşı sırasında 2 Mayıs 1863’de Virginia, Chancellorville’de Güneylilerin komutanlarından General Stonewell Jackson’un beklenmeyen bir şekilde yaralanarak ölmesi olayında elde edilen mermi çekirdeğinin şekil ve çapından tanımını yaparak, bunun eski tip piyade tüfeklerinde ve genellikle Hill’in tümeninde kullanılan bir tip olduğu ortaya çıkarmıştır. Generalin kendi askerlerinden birisi tarafından kazaen vurulduğu anlaşılmıştır. Kuzey Ordusunda kullanılan mermi çekirdeklerinin generalin ölümüne yol açan mermi çekirdeğinden çok farklı olduğu tespit edilmiştir.


Global Bilgiler
Minnesota (1897): Minnesota’daki olayda Edward Lawlor, mermi çekirdeğindeki set izlerinin basit tanımını yapmıştır. Winona kentinde, bir genelev işleten French Lou adında bir kadın yüzünden üç genç kavga eder. Bunlardan birisi tabanca ile öldürülür. Sağ kalan iki kişiden hangisinin katil olduğu araştırıldığında, silahların balistik incelemesi yapılır. Olayda kullanılan tabancalardan birisi 32 cal. Smith and Wesson, diğeri ise 32 cal. Hood revolveridir. Duruşma sırasında bilirkişi olarak dinlenen bir silah tamircisi, Smith and Wesson’un namlusunun yivli ve setli olduğunu, Hood marka revolverin namlusunun ise düz boru şeklinde olup sadece uç kısmında gerçek olmayan bazı setler olduğunu belirtmesi üzerine, cesetten elde edilen mermi çekirdeklerinin görünüşünden, katilin 32 cal. Hood marka revolveri taşıyan kişi olduğu ortaya çıkmıştır.
Buffalo, Newyork (1900): Yiv izlerinden mermi tanımlanması hakkındaki ilk önemli kaynak olan “mermi ve silah” adındaki makale Dr. Albert L.Hall tarafından 1900 Haziranında Buffalo Medical Journal’de yayınlanmıştır. Makalede ayrıntılı olarak yiv ve setlerin ölçümlerinin nasıl yapıldığı, mermi çekirdeği çapının nasıl tespit edileceği açıklanmıştır. Aynı zamanda mermi çekirdeğinin şekil ve tiplerinin üreticilere göre gösterdikleri değişikliklere de değinilmiştir.
B-Balistiğin Bilim Olarak Gelişmesi:
1900’lerin ilk yıllarında balistik bilimi, mermi çekirdekleri ve mermi kovanlarının bir silaha bağlanabileceği veya belirli bir silahtan atılmış olabileceğini ortaya koyabilecek bir noktaya ulaşmıştır.

Global Bilgiler
Brownsville, Texas ayaklanması (1907): 1907’de Texas Brownsville’de Amerikan ordusunun bir piyade alayının çıkardığı ayaklanmadan sonra, elde edilen bazı mermi çekirdekleri ile birlikte 30 kalibre tüfeklerden atılmış 39 kovan ve olayda kullanıldığından şüphelenilen tüfekler, Frankford Tophanesine tetkik edilmek üzere gönderilmiştir. Tophanedeki personel tarafından yapılan incelemede, hazne arka yüzünün mermi kovanlarında meydana getirdiği izlerin benzerliğine dayanılarak, 33 kovanın şüphe edilen tüfeklerden dördü tarafından atıldığına karar verilmiştir. Olayda elde edilen diğer altı mermi kovanı ile teslim edilen diğer tüfekler arasında bir bağ kurulamamıştır. Mermi çekirdekleri hakkında da bir karara varılamamıştır.
Global Bilgiler
Paris, Fransa (1909–1923): Paris Üniversitesi’nde Adli Tıp profesörü olan V.Balthazard tarafından açıklanan bir yöntemde delil olarak gönderilen ve deney atışından elde edilen mermi çekirdekleri üzerindeki set izlerinin seri fotoğrafları alınıyor, sonra büyütülerek karşılaştırılıyordu. Balthazard aynı zamanda silahın iğnesi, fırlatıcısı, iticisi ve haznesinin arka yüzünün bıraktığı izlere ve onların karşılaştırılmasına dayanan fotoğraflar vasıtası ile mermi kovanın hangi silahtan atıldığını saptamıştır. Aynı yıllarda bu tür çalışmalar İngiltere’de Sir Sydney Smith, Hugh Pollard ve A.Lucas tarafından yapılmıştır.
Newyork (1925): C.E.Waite, Philip O.Gravelle, John H.Fisher ve Calvin H.Goddard bir araya gelerek Bureau of Forensic Ballistics adında bir büro kurmuşlardır. Mermi çekirdeği ve mermi kovanı ayırımında mukayese mikroskobu kullanılmıştır. İlk defa uygulanan bu yöntem bugün bile kullanılan standart bir yöntem olarak kalmıştır. Bu büro, daha sonra namlunun içini inceleyen ve setlerin kıvrımını ölçmeye yarayan Helixometer’i geliştirmiştir. "Adli balistik" deyimi de o sıralarda Goddard tarafından kullanılmıştır. Goddard daha sonra laboratuarını Chicago’ya nakletmiş ve 1930 yılında Nortwestern Üniversitesinde Scientific Crime Detection Laboratory’ını kurmuştur.
Balistik Çeşitleri
1.      Mermi veya füzenin, silahta veya tesir sahasındaki hareketini inceleyen iç balistik,
2.      Uçuş sırasındaki hareketini araştıran dış balistik,
3.      Hedefteki etkileri inceleyen terminal balistik.
4.      Merminin hangi silahtan atıldığını araştıran adli balistik
Her bir kısım bir önceki bölümle sıkı irtibatlıdır.
Global Bilgilerİç balistik, bir top mermisinin namlu içindeki hareketini ele alır. Barut, patlayınca, yüksek sıcaklıkta ve yüksek basınçlı gazların oluşmasına yolaçar. Bu gazların doğurduğu itme gücü, top mermisini artan bir hızla iter; namludan çıkışta bu hıza «ilk atış hızı» adı verilir. Ayrıca mermi kendi çevresinde döner; namlunun iç çeperinde oyulmuş sarmal yivlerin yolaçtığı bu hareket, mermiye yolu üstünde iyi bir kararlılık sağlar. Sözgelimi yivli bir top, mermiye saniyede 800 metrelik bir ilk hız verebilir.
Dış balistik, merminin uzaydaki hareketini inceler; top mermisi önce yükselir, sonra düşer; dolayısıyle, kuramsal olarak paralel biçiminde bir mermi yolu çizer. Uzun erimi, 45°’lik atış açısını (namlunun, yatay düzlemle yaptığı açı) verir. Belirli bir ilk hız için, bütün mermi yolları «güvenlik parabolü» denen bir eğrinin içinde kalmalıdır; o halde hedefe, mermi yolu ancak söz konusu eğri içindeyse ve gerçekleşebilecek iki atış açısıyla ulaşılabilir.
Global BilgilerKuşkusuz, bu söylediklerimiz havasız bir ortamda gerçekleşebilir. Oysa havanın direnci, mermi yolunun değişmesine yolaçar ve erim yüzde 50 oranda kısalır.
Uygulamada erim, atış açısına bağlıdır ve hedefin uzaklığına göre topa verilecek açıyı hesaplamaya yarayan atış cetvelleri kullanılır; ayrıca rüzgarın hızını, havanın yoğunluğunu, yani sıcaklığını göz önüne alan düzeltmeleri de eklemek gerekir. Sözgelimi, uçak ya da füze gibi yer değiştiren bir hedef söz konusu olduğunda, sorun daha da karmaşıklaşır. Bu nedenle bir atış birimi, hedefin yerini belirleyen bir radar, otomatik bir hesap makinesi, hattâ bir bilgisayarla donatılır.
Terminal balistik, Temel bilgilerin elde edilmesindeki güçlükler dolayısıyla balistiğin bu kolu, diğer dallar olan iç balistik ve dış balistikten geri durumdadır. Fakat Radyografi alanındaki ve yüksek sürat fotoğraf çağındaki hızlı gelişmeler bu konuya yardımcı olmuştur. Ancak alınan bilgilerin güvenilebilirliği konusu hala tartışılagelmektedir. Bütün bilinen silah tipleri ve hedef şartlarında hedefin tahrip edilmesi aşağıdaki fiziki tesirlerle olmaktadır:
Global Bilgiler
1. Bomba, roket, harp başlığı, el bombası kullanıldığı durumlarda genellikle parçalanma etkisi veya küçük parçacıkların birbirlerinden farklı hareketleri sebebiyle,

2. Karşı kütleyi delme ve sızma sonucunda parçalama sebebiyle,

3. Su veya hava gibi akışkan bir ortam içerisinde büyük miktarda bir enerjinin ani olarak serbest kalmasının sebep olduğu infial hadisesiyle,

4. Nispeten yüksek süratli sarsıntıların meydana getirdiği yıkma etkisiyle,

5. Bir infilakın ateşi veya radyasyonu sonucu çıkan ısı sebebiyle,

6. Yangın bombaları veya infilaklar sebebi ve çıkan yangınlar sebebiyle,

7. Özellikle duman veya zehirli gazların kimyasal etkisiyle,

8. Bakteriyolojik etkiyle,

9. Radyoaktivite (Radyasyon) etkisiyle. Bu tür hedef etkilerin analiz edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi sonucu bu konuyla ilgili birtakım esaslar geliştirilmektedir.

10. Bir mermi, 11,2 km/saniyelik. Kurtulma hızına ulaşabilirse, bir daha hiç düşmez; bu sonuç, füzelerle elde edilir.
Adli Balistik: Ateşli silahlarda kullanılmış mermi çekirdekleri ve kovanların incelenmesi sonucunda belli bir silahtan atıldığını tespit ederek, olaya karışmış diğer silahların ayırımı ile uğraşır. Saçmaların ve barut artıklarının dağılış şeklinden, atış mesafesi tayinini yapar.
Global Bilgiler
Balistikle İlgili Terimler
Balistik füze, nükleer veya diğer başlık taşıyabilen uzun menzilli güdümlü veya güdümsüz füzedir. Bufüzeler tek bir nükleer başlık taşıyabilecekleri gibi, birden fazla başlık taşıyarak bu başlıkları farklı hedeflere yollayabilirler.
Global Bilgiler
Çelik yelek, kurşun geçirmez yelek ya da balistik yelek, ateşli silahlardan çıkan kurşunların etkisini azaltmak ve patlama sonucunda oluşabilecek şarapnellerden korunmak amacıyla Jan Szczepanik ve Kazimierz Żegleń adlı iki Polonyalı tarafından 1901 yılında icat edildi.
Global Bilgiler
Balistik mermi, Hedefe yaklaşana kadar güdülebilen mermi.
Global Bilgiler

Balistik rapor, balistik incelemeden sonra konuya ilişkin hazırlanan rapor.
Global Bilgiler  /  at  15:29  /  No comments

Global BilgilerBalistik Nedir?
Atış bilimi veya balistik, mermi ve füzelerin hareketlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Uygulamalı mekaniğin bir kolu olarak düşünülebilir. Balistik üç bölüme ayrılır:
Balistiğin Tarihçesi
Bugünkü balistik biliminin kökeni 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Bu tarihlerde bazı esas ve basit prensipler silah ayrımına uygulanmıştır. Bu prensipler daha sonraki yıllarda giderek genişlemiş ve 20. yy’ın başlarında balistik bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.
A-İlk Balistik Uygulamaları:
Londra (1835): Henry Goddard adında bir polis, olayda elde edilen ve çentik taşıyan bir mermi çekirdeğini kendisinin döktüğü ve bütün kalıplardan aynı çentiği taşıyan mermi çekirdeklerine benzerliğini göstererek katil’in mahkûm olmasını sağlamıştır.
Global Bilgiler
Amerikan iç savaşı (1863): Amerikan iç savaşı sırasında 2 Mayıs 1863’de Virginia, Chancellorville’de Güneylilerin komutanlarından General Stonewell Jackson’un beklenmeyen bir şekilde yaralanarak ölmesi olayında elde edilen mermi çekirdeğinin şekil ve çapından tanımını yaparak, bunun eski tip piyade tüfeklerinde ve genellikle Hill’in tümeninde kullanılan bir tip olduğu ortaya çıkarmıştır. Generalin kendi askerlerinden birisi tarafından kazaen vurulduğu anlaşılmıştır. Kuzey Ordusunda kullanılan mermi çekirdeklerinin generalin ölümüne yol açan mermi çekirdeğinden çok farklı olduğu tespit edilmiştir.


Global Bilgiler
Minnesota (1897): Minnesota’daki olayda Edward Lawlor, mermi çekirdeğindeki set izlerinin basit tanımını yapmıştır. Winona kentinde, bir genelev işleten French Lou adında bir kadın yüzünden üç genç kavga eder. Bunlardan birisi tabanca ile öldürülür. Sağ kalan iki kişiden hangisinin katil olduğu araştırıldığında, silahların balistik incelemesi yapılır. Olayda kullanılan tabancalardan birisi 32 cal. Smith and Wesson, diğeri ise 32 cal. Hood revolveridir. Duruşma sırasında bilirkişi olarak dinlenen bir silah tamircisi, Smith and Wesson’un namlusunun yivli ve setli olduğunu, Hood marka revolverin namlusunun ise düz boru şeklinde olup sadece uç kısmında gerçek olmayan bazı setler olduğunu belirtmesi üzerine, cesetten elde edilen mermi çekirdeklerinin görünüşünden, katilin 32 cal. Hood marka revolveri taşıyan kişi olduğu ortaya çıkmıştır.
Buffalo, Newyork (1900): Yiv izlerinden mermi tanımlanması hakkındaki ilk önemli kaynak olan “mermi ve silah” adındaki makale Dr. Albert L.Hall tarafından 1900 Haziranında Buffalo Medical Journal’de yayınlanmıştır. Makalede ayrıntılı olarak yiv ve setlerin ölçümlerinin nasıl yapıldığı, mermi çekirdeği çapının nasıl tespit edileceği açıklanmıştır. Aynı zamanda mermi çekirdeğinin şekil ve tiplerinin üreticilere göre gösterdikleri değişikliklere de değinilmiştir.
B-Balistiğin Bilim Olarak Gelişmesi:
1900’lerin ilk yıllarında balistik bilimi, mermi çekirdekleri ve mermi kovanlarının bir silaha bağlanabileceği veya belirli bir silahtan atılmış olabileceğini ortaya koyabilecek bir noktaya ulaşmıştır.

Global Bilgiler
Brownsville, Texas ayaklanması (1907): 1907’de Texas Brownsville’de Amerikan ordusunun bir piyade alayının çıkardığı ayaklanmadan sonra, elde edilen bazı mermi çekirdekleri ile birlikte 30 kalibre tüfeklerden atılmış 39 kovan ve olayda kullanıldığından şüphelenilen tüfekler, Frankford Tophanesine tetkik edilmek üzere gönderilmiştir. Tophanedeki personel tarafından yapılan incelemede, hazne arka yüzünün mermi kovanlarında meydana getirdiği izlerin benzerliğine dayanılarak, 33 kovanın şüphe edilen tüfeklerden dördü tarafından atıldığına karar verilmiştir. Olayda elde edilen diğer altı mermi kovanı ile teslim edilen diğer tüfekler arasında bir bağ kurulamamıştır. Mermi çekirdekleri hakkında da bir karara varılamamıştır.
Global Bilgiler
Paris, Fransa (1909–1923): Paris Üniversitesi’nde Adli Tıp profesörü olan V.Balthazard tarafından açıklanan bir yöntemde delil olarak gönderilen ve deney atışından elde edilen mermi çekirdekleri üzerindeki set izlerinin seri fotoğrafları alınıyor, sonra büyütülerek karşılaştırılıyordu. Balthazard aynı zamanda silahın iğnesi, fırlatıcısı, iticisi ve haznesinin arka yüzünün bıraktığı izlere ve onların karşılaştırılmasına dayanan fotoğraflar vasıtası ile mermi kovanın hangi silahtan atıldığını saptamıştır. Aynı yıllarda bu tür çalışmalar İngiltere’de Sir Sydney Smith, Hugh Pollard ve A.Lucas tarafından yapılmıştır.
Newyork (1925): C.E.Waite, Philip O.Gravelle, John H.Fisher ve Calvin H.Goddard bir araya gelerek Bureau of Forensic Ballistics adında bir büro kurmuşlardır. Mermi çekirdeği ve mermi kovanı ayırımında mukayese mikroskobu kullanılmıştır. İlk defa uygulanan bu yöntem bugün bile kullanılan standart bir yöntem olarak kalmıştır. Bu büro, daha sonra namlunun içini inceleyen ve setlerin kıvrımını ölçmeye yarayan Helixometer’i geliştirmiştir. "Adli balistik" deyimi de o sıralarda Goddard tarafından kullanılmıştır. Goddard daha sonra laboratuarını Chicago’ya nakletmiş ve 1930 yılında Nortwestern Üniversitesinde Scientific Crime Detection Laboratory’ını kurmuştur.
Balistik Çeşitleri
1.      Mermi veya füzenin, silahta veya tesir sahasındaki hareketini inceleyen iç balistik,
2.      Uçuş sırasındaki hareketini araştıran dış balistik,
3.      Hedefteki etkileri inceleyen terminal balistik.
4.      Merminin hangi silahtan atıldığını araştıran adli balistik
Her bir kısım bir önceki bölümle sıkı irtibatlıdır.
Global Bilgilerİç balistik, bir top mermisinin namlu içindeki hareketini ele alır. Barut, patlayınca, yüksek sıcaklıkta ve yüksek basınçlı gazların oluşmasına yolaçar. Bu gazların doğurduğu itme gücü, top mermisini artan bir hızla iter; namludan çıkışta bu hıza «ilk atış hızı» adı verilir. Ayrıca mermi kendi çevresinde döner; namlunun iç çeperinde oyulmuş sarmal yivlerin yolaçtığı bu hareket, mermiye yolu üstünde iyi bir kararlılık sağlar. Sözgelimi yivli bir top, mermiye saniyede 800 metrelik bir ilk hız verebilir.
Dış balistik, merminin uzaydaki hareketini inceler; top mermisi önce yükselir, sonra düşer; dolayısıyle, kuramsal olarak paralel biçiminde bir mermi yolu çizer. Uzun erimi, 45°’lik atış açısını (namlunun, yatay düzlemle yaptığı açı) verir. Belirli bir ilk hız için, bütün mermi yolları «güvenlik parabolü» denen bir eğrinin içinde kalmalıdır; o halde hedefe, mermi yolu ancak söz konusu eğri içindeyse ve gerçekleşebilecek iki atış açısıyla ulaşılabilir.
Global BilgilerKuşkusuz, bu söylediklerimiz havasız bir ortamda gerçekleşebilir. Oysa havanın direnci, mermi yolunun değişmesine yolaçar ve erim yüzde 50 oranda kısalır.
Uygulamada erim, atış açısına bağlıdır ve hedefin uzaklığına göre topa verilecek açıyı hesaplamaya yarayan atış cetvelleri kullanılır; ayrıca rüzgarın hızını, havanın yoğunluğunu, yani sıcaklığını göz önüne alan düzeltmeleri de eklemek gerekir. Sözgelimi, uçak ya da füze gibi yer değiştiren bir hedef söz konusu olduğunda, sorun daha da karmaşıklaşır. Bu nedenle bir atış birimi, hedefin yerini belirleyen bir radar, otomatik bir hesap makinesi, hattâ bir bilgisayarla donatılır.
Terminal balistik, Temel bilgilerin elde edilmesindeki güçlükler dolayısıyla balistiğin bu kolu, diğer dallar olan iç balistik ve dış balistikten geri durumdadır. Fakat Radyografi alanındaki ve yüksek sürat fotoğraf çağındaki hızlı gelişmeler bu konuya yardımcı olmuştur. Ancak alınan bilgilerin güvenilebilirliği konusu hala tartışılagelmektedir. Bütün bilinen silah tipleri ve hedef şartlarında hedefin tahrip edilmesi aşağıdaki fiziki tesirlerle olmaktadır:
Global Bilgiler
1. Bomba, roket, harp başlığı, el bombası kullanıldığı durumlarda genellikle parçalanma etkisi veya küçük parçacıkların birbirlerinden farklı hareketleri sebebiyle,

2. Karşı kütleyi delme ve sızma sonucunda parçalama sebebiyle,

3. Su veya hava gibi akışkan bir ortam içerisinde büyük miktarda bir enerjinin ani olarak serbest kalmasının sebep olduğu infial hadisesiyle,

4. Nispeten yüksek süratli sarsıntıların meydana getirdiği yıkma etkisiyle,

5. Bir infilakın ateşi veya radyasyonu sonucu çıkan ısı sebebiyle,

6. Yangın bombaları veya infilaklar sebebi ve çıkan yangınlar sebebiyle,

7. Özellikle duman veya zehirli gazların kimyasal etkisiyle,

8. Bakteriyolojik etkiyle,

9. Radyoaktivite (Radyasyon) etkisiyle. Bu tür hedef etkilerin analiz edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi sonucu bu konuyla ilgili birtakım esaslar geliştirilmektedir.

10. Bir mermi, 11,2 km/saniyelik. Kurtulma hızına ulaşabilirse, bir daha hiç düşmez; bu sonuç, füzelerle elde edilir.
Adli Balistik: Ateşli silahlarda kullanılmış mermi çekirdekleri ve kovanların incelenmesi sonucunda belli bir silahtan atıldığını tespit ederek, olaya karışmış diğer silahların ayırımı ile uğraşır. Saçmaların ve barut artıklarının dağılış şeklinden, atış mesafesi tayinini yapar.
Global Bilgiler
Balistikle İlgili Terimler
Balistik füze, nükleer veya diğer başlık taşıyabilen uzun menzilli güdümlü veya güdümsüz füzedir. Bufüzeler tek bir nükleer başlık taşıyabilecekleri gibi, birden fazla başlık taşıyarak bu başlıkları farklı hedeflere yollayabilirler.
Global Bilgiler
Çelik yelek, kurşun geçirmez yelek ya da balistik yelek, ateşli silahlardan çıkan kurşunların etkisini azaltmak ve patlama sonucunda oluşabilecek şarapnellerden korunmak amacıyla Jan Szczepanik ve Kazimierz Żegleń adlı iki Polonyalı tarafından 1901 yılında icat edildi.
Global Bilgiler
Balistik mermi, Hedefe yaklaşana kadar güdülebilen mermi.
Global Bilgiler

Balistik rapor, balistik incelemeden sonra konuya ilişkin hazırlanan rapor.

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.