27.04.2016

SULAK ALAN NE DEMEKTİR? SULAK ALANLAR NEDEN ÖNEMLİDİR?

Global Bilgiler  /  at  00:16  /  No comments

Global Bilgiler
“Sulak alanˮ terimi, bir dizi ortak özelliğe sahip olup; geniş bir yelpazedeki karasal, kıyısal ve denizsel yaşama ortamlarını bir araya getiren ekosistemlerdir. Temel biyolojik ve fiziksel özelliklerine göre gruplandırıldıklarında bile 33’ü doğal ve 9’u suni olmak üzere 42 kategoriye ayrılmaktadırlar. Bu özelliği itibariyle sulak alanlar için çok sayıda tanımlama yapılmıştır.
Sulak alan ekosistemlerinin kesin ve net bir tanımını yapmak oldukça zordur. Sulak alanlar mevsimsel olarak karasal ya da sucul ekosistem özelliği taşıyabilirler. Ülkelerdeki devletler, bilim adamları ya da organizasyonlar kendi amaçlarına göre farklı sulak alan tanımlamaları yapmıştır ve bu nedenle tanımlamada yaklaşım farkları ortaya çıkmaktadır.
Sulak alan tanımı oldukça farklı habitatları kapsamaktadır. Bataklıklar, turbalıklar, taşkın düzlükleri, nehirler, göller, tuzlalar, mangrovlar, deniz çayırı yatakları, mercanlar, gelgit anında altı metreden derin olmayan deniz kıyısı alanları gibi kıyı sulak alanlarının yanı sıra atık su arıtım havuzları ve barajlar gibi insan yapısı sulak alanlar da sulak alan tanımına dahil edilmektedir.
Sulak alanlar bilimsel olarak sürekli veya periyodik olarak yüzey suyu olan veya her zaman suya doygun (hidrik) toprağı olduğu için su bitkileri (hidrofit) büyüyebilen ekosistemler olarak tanımlanmıştır.
Sulak alanlar sahip oldukları 3 temel özellikle ayırt edilebilmektedir. Bunlar;
Sulak alan hidrolojisi: suyun ortamda bulunması, 
Fizikokimyasal çevre: kendine özgü oprak yapısı, 
Biyolojik çeşitlilik: sulak alanlara uyum sağlamış canlılar olarak özetlenebilir.
Bu bileşenlerden sulak alanları tanımlamada kullanılan göstergeler, hidroloji, toprak ve vejetasyondur. Bu üç bileşen birbirinden bağımsız olmayıp, biyotadan etkilenmektedir.

Global Bilgiler
Sulak alan tanımını oluşturan üç temel bileşen

Bugüne kadar sulak alanlarla ilgili pek çok tanımlama yapılmış olmasına rağmen uluslararası düzeyde kabul göreni Ramsar Sözleşmesince geliştirilen tanımlamadır.
Ramsar Sözleşmesine göre sulak alanlar; “alçak gelgitte derinliği altı metreyi aşmayan deniz suyu alanlarını da kapsamak üzere, doğal ya da yapay, sürekli ya da geçici, durgun ya da akar, tatlı, acı ya da tuzlu bütün sular ile bataklık, sazlık, ıslak çayırlar ve turbalıklarˮolarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, Ramsar Sözleşmesi Alpin sulak alanları, karstik yapılar ve mağaralar gibi özel sulak alan ekosistemlerine de öncelik verilmesi karara bağlanmıştır.
Sulak alanları koruyabilmek için sulak alanlardaki işleyişi de çok iyi kavramak gerekmektedir. Bunu anlayabilmek için sulak alanlardaki besin zincirini de iyi tanımamız gerekmektedir (Şekil 1. 2). Besin zincirinin ilk grubunu (basamağını) üreticiler, son grubunu da (basamağını da) 3. dereceden tüketiciler oluşturur. Madde ve enerji besin zincirinde üreticilerden tüketicilere doğru aktarılır. Ekosistemlerdeki besin zincirinin en sonunda insan veya etoburlar bulunur Ortamda bulunan besin maddesinin miktarı, besin zincirinde kademeli olarak yer alan tüketicilerin popülasyon büyüklüğünü belirler. 
Global Bilgiler

Sulak alanlarda besin zinciri
Ortamda bulunan besin maddesinin miktarı, besin zincirinde kademeli olarak yer alan tüketicilerin popülasyon büyüklüğünü belirler.
Bütün ekosistemlerde olduğu gibi sulak alan ekosistemlerindeki canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Bir ekosistemde bitkiler, ağaçlar ve çimenler gibi fotosentez uygulayıcıları temel enerji girişini sağlar. Bunlar farklı organizmaların hepsini birbirine bağlayan yaşam zincirinin en altındaki halkalardır. Dünyada besin üretmek için gerekli olan her türlü madde (su, oksijen, azot vb.) bulunur. Ancak, var olan bu maddelerin canlılar tarafından kullanılabilmesi için organik besinlere (karbonhidratlar, proteinler, yağlar) dönüştürülmesi gerekir. Bitkiler, algler ve bazı bakteriler fotosentez yoluyla inorganik maddeleri organik besinlere dönüştürebilen canlılardır.
Besin ağının işlemesinde yani enerji dönüşümünde madde döngüleri önemli yer tutmaktadır. Sulak alanlarda önemli yer tutan madde döngüleri;
1. Karbon Döngüsü,
2. Azot Döngüsü,
3. Fosfor Döngüsü
4. Kükürt Döngüsüdür.
Karbon Döngüsü
Karbon atomları, canlı dokularını meydana getiren birleşikleri oluşturması nedeniyle tüm yaşamın temel taşıdır. Şekil 1. 3’de görüldüğü gibi canlıların temel yapısını oluşturan karbon; atmosferde karbondioksit, suda karbondioksit ve bikarbonat hâlinde bulunur. Karalarda ise karbon, kömür, doğal gaz, petrol, kireç taşı içerisinde yer alır. Karbonun büyük bir kısmı karbon dioksit şeklinde bulunur.

Global Bilgiler

Karbon döngüsü
Karbon dioksitten çıkan karbon fotosentez için çok önemlidir. Karbon dioksit günlük ve mevsimlik sıcaklıkların aşırı yükselmesi ve düşmesine engel olur. Denizler ile atmosfer arasındaki karbon alış verişi çok yavaştır. Bu daha çok deniz yüzeyinin ilk 100 metresinde meydana gelir. Karalardan erozyon yolu ile taşınan organik ve inorganik maddeler vasıtasıyla da denizlere karbon gelir. Karalardan erozyon yolu ile gelen ve kabuklu deniz hayvanlarından oluşan organik karbon, karbonat ve bikarbonatlarla birlikte deniz tabanlarındaki tortullarda birikir. Bu karbonat belki binlerce yıl döngüye katılmaz. Bu nedenle okyanuslar ve denizler karbonun depolandığı yerlerdir. Denizler atmosfere oranla 50 kat fazla karbon içerdiklerinden, karbon akışını düzenleyen en önemli kaynaklardandır. Karbon döngüsü atmosfer, litosfer, biyosfer ve hidrosfer arasında gerçekleşir. Döngü bozulmadığı sürece karbon oranında önemli değişiklikler meydan gelmez. Atmosferdeki karbondioksit miktarı bellidir. Tüketilen miktarda karbondioksit sürekli olarak atmosfere dönmemiş olsaydı fotosentez giderek azalacak ve neticede bitkilerin organik madde üretmelerine imkân kalmayacak, bunun sonucunda da besin zinciri yaklaşık 35 yıl gibi kısa bir süre sonunda duracak ve yeryüzünde hayat sona ermiş olacaktır.
Azot (Nitrojen) Döngüsü
Canlılar için önemli bir madde olan azot, protein ve DNA’ nın bileşenlerindendir. Azot, topraktaki verimi büyük ölçüde etkiler. Azotun esas kaynağı atmosferdir. Atmosfer % 78 oranında azot (N2) içerir. Fakat atmosferde serbest bulunan azot organizmalar tarafından doğrudan kullanılmaz. Azotun bitkiler tarafından kullanılabilmesi için bazı süreçlerden geçerek nitrit ve nitratlara dönüştürülmesi yani bağlanması gereklidir.

Global Bilgiler

Azot döngüsü
Fosfor Döngüsü
Fosfor, protoplazmanın gerekli ve önemli bir birimidir. Fosfor, biyolojik sistemlerde genetik bilginin iletilmesi, DNA ve RNA makro moleküllerinin yapısına girmesi ve tüm enerji taşınımı, enerji bağlamada rol alması bakımından önemlidir. Fosforun ana kaynağı fosfat içeren kayalardır. Erozyon ve ayrışma sonucu bitkilere inorganik fosfat erimiş koşullarda ulaşır. Bu şekilde oluşan fosfatın belli bir oranı denize akar. Denizden karasal sisteme akış yapacak oranı ise çok az olup, bu dönüşte insanlar tarafından yapılan balıkçılık ve bazı kuşlar ile gerçekleşmektedir. Fakat insan faaliyetleri sonucu sularla denizlere taşınımı artmış, karaya dönüş ise yavaşlamıştır. Bitkilerce tespit edilen fosfor besin zinciri ile diğer organizmalara geçer. Ölü organik maddelerin artıkları ve kemikler ile karmaşık organik bileşikler, fosfatı parçalayıcı bakterilerce indirgenir ve böylece fosfatlar erimiş duruma geçer. Bunlardan bir kısmı akıp gider, bir kısmı ise biyolojik sisteme geri döner. Fosfor doğada azota göre daha az bulunur. Atmosferde fosfor elementi bulunmadığı için fosforun döngüsü karalardan denizlere, denizlerden karalara doğrudur (Şekil 1. 5).

Global Bilgiler

Fosfor döngüsü
Doğada fosfor döngüsü, fosfatlı kayaçların aşınıp sulara geçmesiyle başlar. Fosfat tuzları önce bitkiler tarafından alınıp organik fosfat bileşiklerine dönüştürülür. Bu organik fosfat bileşikleri besin zinciri ile etçil ve otçul hayvanlara taşınır. Bitki ve hayvan artıkları ise topraktaki ayrıştırıcı organizmalar tarafından parçalanarak tekrar inorganik fosfatlara dönüştürülür.
Fosfat karasal ve denizsel ortamda verimi doğrudan etkilediği için ekosistemin verimliliğini etkileyen önemli bir faktör olarak görülür. İnsanlar tarafından fosfat döngüsüne müdahaleler fosfatlı gübreler, deterjanlar ve endüstriyel atıklar yoluyla olmaktadır. Bu yollarla atık sularda fosfat birikimi göl ve denizlerde aşırı birincil üretime neden olarak ötrofikasyon denilen önemli bir olayın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Fosfor kirlenmesi olarak da tanımlanan ötrofikasyon, göl ve denizlerde görülen besleyici mineral bolluğundan ortaya çıkan aşırı bitki üremesidir. Ötrofikasyon sağlıklı bir sulak alanda istenmeyen durumdur.
Kükürt Döngüsü
Yaşam için kaçınılmaz elementlerden olan kükürt bazı amino asitlerin dolayısıyla bir çok proteinin yapısında bulunmaktadır. Doğada bulunan kükürdün büyük bir kısmı litosfer ve hidrosferin belirli bölümünde bağlı durumda, az bir kısmı da gaz halinde atmosferde bulunur.
Ancak günümüzde fosil yakıtların kullanımı normalde yavaş seyreden kükürt döngüsünü hızlandırmaktadır. Bu durum en fazla karşımıza hava kirliliği olarak çıkmaktadır. Bataklıklar, yanardağlar ve fosil yakıtların kullanımıyla atmosferde oksijenle reaksiyona girerek kükürt dioksit (SO2) gibi kükürtlü bileşikler haline dönüşür ve ardından su buharı ile reaksiyona girerek sülfirik asite (H2SO4) dönüşerek yağmurla tekrar toprağa dönerek döngüye katılır. Ancak bu bazen öyle yoğundur ki asit yağmurlarına dönüşerek canlı ve cansız çevre üzerinde olumsuz etkiler gösterebilir. Özellikle oksijence fakir topraklarda organik maddelerin ayrışması sonucunda oluşan hidrojen sülfit gazı sülfat bakterileri tarafından oksijeni kullanarak sülfatlı maddelere dönüştürülürken, kemosentetik bakteriler ise bu gazı enerji kaynağı olarak kullanırlar.

Global Bilgiler

Kükürt döngüsü


Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.