29.07.2016

Merdivenin Altından Geçmek Batıl İnancı

Mitolojik Temeli: Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir. Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris'i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa'nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

Asıl Dayanağı: 17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı.
Global Bilgiler  /  at  17:46  /  No comments

Mitolojik Temeli: Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir. Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris'i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa'nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

Asıl Dayanağı: 17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı.

0 yorum:

26.07.2016

Niçin Kulağı Çekip Tahtaya Vuruyoruz?

Global Bilgiler
Çok eski zamanlarda meşe ağacının, yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle, bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000'li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege'de Helen uygarlığında. Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı. Kuzey Amerika yerlileri, bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı. 


Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa'nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa'nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise "Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir" anlamına geliyordu.

Bir de tahtaya vururken kulak çekenler vardır. Kulağını çekip sonra tahtaya vururlar. Bunun sebebi de şeytanın kulağına bu kötü niyet ulaşmasın ki başıma kötülükleri getirmesin anlamına gelir. Hatta bazı kişiler ”aman şeytan kulağına kurşun” derler. Başımıza hep kötülük getiren şeytandan korunmanın bir çaresi gibi düşünülür.
Global Bilgiler  /  at  17:28  /  No comments

Global Bilgiler
Çok eski zamanlarda meşe ağacının, yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle, bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000'li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege'de Helen uygarlığında. Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı. Kuzey Amerika yerlileri, bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı. 


Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa'nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa'nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise "Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir" anlamına geliyordu.

Bir de tahtaya vururken kulak çekenler vardır. Kulağını çekip sonra tahtaya vururlar. Bunun sebebi de şeytanın kulağına bu kötü niyet ulaşmasın ki başıma kötülükleri getirmesin anlamına gelir. Hatta bazı kişiler ”aman şeytan kulağına kurşun” derler. Başımıza hep kötülük getiren şeytandan korunmanın bir çaresi gibi düşünülür.

0 yorum:

23.07.2016

World's Greatest Drag Race 3!

Global Bilgiler  /  at  00:59  /  No comments

Posted in: Read Complete Article»

0 yorum:

Bugatti Veyron vs Lamborghini Aventador vs Lexus LFA vs McLaren MP4-12C ...

Global Bilgiler  /  at  00:56  /  No comments

Posted in: Read Complete Article»

0 yorum:

World's Greatest Drag Race!

Global Bilgiler  /  at  00:53  /  No comments

Posted in: Read Complete Article»

0 yorum:

World's Greatest Drag Race 2!

Global Bilgiler  /  at  00:49  /  No comments

Posted in: Read Complete Article»

0 yorum:

10.07.2016

Kara kedi geçmesinin anlamı ne?

Milattan önce 3000'li yıllarda, eski Mısırlılar zamanında kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kediler tanrıça olarak kabul ediliyordu. Kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile Ortaçağda, İngiltere'de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, "inatçı" ve "sinsi" karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü. O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa'da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına ve siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştüklerine dair korku dolu halk hikâyeleri üretildi. Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa'da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıld.
Global Bilgiler  /  at  17:40  /  No comments

Milattan önce 3000'li yıllarda, eski Mısırlılar zamanında kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kediler tanrıça olarak kabul ediliyordu. Kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile Ortaçağda, İngiltere'de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, "inatçı" ve "sinsi" karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü. O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa'da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına ve siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştüklerine dair korku dolu halk hikâyeleri üretildi. Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa'da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıld.

0 yorum:

Nazar değmesi nasıl oluyor?

Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı. Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak'ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor. 

Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç, bir bakışla yaşayan şeyleri de kurutabilme yönünde gelişti Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, sayılarının daha az olması sebebiyle, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde camdan yapılan nazarlıklar, nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır. 

Canlı veya cansız her türlü varlığa nazar değebilir. Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan nazar, değdiği anda kişiyi etkiler. Bu etki, anlıkta olabilir, sonradan da oluşabilir.

Başta, insan olmak üzere, bildiğimiz bir çok canlıya nazar değer. Kuzu, koyun, deve, süt veren inek en fazla etkilenenlerdir. Bu canlıların nazar a karşı hassas olmalarının sebebi olarak insan hayatında çok önemli yerleri olmaları itibariyle etkilenmelere de çok maruz kalmaları düşünülebilir.

Tıbbın çare bulamadığı bazı hastalıklar nazar nedeni ile olabilir, çevremizde bunun örneklerini yıllarca yaşadık. Nazar ın canlı-cansız varlıkları etkilediğini belirtmiştik. Nazar değdiği anda özellikle evde bulunan kırılabilir nitelikteki eşyalarda çatlaklar ve kırılmalar oluşabilir. Nazar sebepsiz tartışma, kavga ve kırgınlıklara yol açabilir. Nazar a gelen kişi, etrafında ve çevresinde ki kişilere, özellikle sevdiği kişilere itici gelebilir. 

Nazar, anlık bir etkilenmedir, kendisini en fazla esneme olarak gösterir ve kişinin yanında bulunanlarda bu durumdan etkilenir. Bu etkilenme yine kendisini esneme ve hatta gözden yaş gelme şeklinde fizyolojik olarak gösterir. 

Çocuklar, özellikle süt çağında ki bebeklerde nazar olayı oldukça sık görülür. Ergenlik, yetişkinlik, olgunluk ve yaşlılığa doğru nazardan etkilenme de azalır. Yaşlılıkta yok denecek kadar az görülür. Kadınlar erkeklere göre nazara karşı daha hassastırlar.

Nazar belirtileri

·        Bir anda oluşan şiddetli baş ağrısı,
·        Uykunun aniden bastırması gibi kişinin vücudunda bir anda oluşan ağırlık hissi,
·        Unutkanlık,
·        Evlilik teşebbüslerinde geri dönmeler yada evli ise cinsel isteksizlik,
·        Ayetler, Felak-Nas sureleri okunduğu zaman oluşan rahatsızlık ve sürekli esneme hali,
·        Gözlerde herhangi bir sorun olmadığı halde oluşan yanma ve kızarıklıklar, kaşıntılar,
·        Herhangi bir neden olmadan gözlerin yaşarması ve gözden yaş akması,
·        Sebepsiz yere aşırı terleme ve hararet oluşması, vücut sıcaklığında belirgin bir artış oluşur.
·        Bilinç olarak boşluğa düşme hissi, duraklama ve gözlerde donuklaşma oluşur. Kısa süre sonra biter.
·        İstenmeyen kazalar oluşur; örneğin trafikte kaza yapmak, elinde tabak bardak cinsinden kırılabilecek eşya tutuyorsa, elinden düşürmek, ayaktaysa ve yürüyorsa düşmek, sendelemek gibi.
·        Kalp atım sayısında artış oluşur, Tıp dilinde taşikardi denen olay anlık olarak hiç bir neden olmaksızın oluşur. Çarpıntının artması ile ellerde titremeler, konuşmada kekeleme ve kelimeleri karıştırma, ne söylediğini unutma ve söylediklerinin anlamsızlaşması, gözlerde donuklaşma olur.
·        Gözbebekleri çok uzaklara bakıyormuş gibi büyür ve göz kapaklarında ağırlaşma, özellikle üst gözkapaklarında belirgin bir ağırlık ve göz küçülmesi oluşur. Yine bu durumda anlıktır.
·        Enseden itibaren boyna ve omuzlara yayılan bir gerginlik, sonrasında ensenin arkasından gelen ve başı etkileyen bir zonklama ve ağrı oluşur. Bu ağrı göz kapaklarına kadar yayılır.
·        Vücudun direnci düşer ve enfeksiyonlara karşı hassasiyet artar.
·        Sebepsiz bir iç sıkıntısı, stres, gerginlik ve öfke hali görülür.
·        Şiddetli bir uyku hali başlar, çarpıntı ve metabolizmanın hızının artmasıyla vücudun oksijen ihtiyacı artar, sık ve derin esneme hali olur.
·        Vücut kaslarında istemsiz kasılmaların olması sonucunda, midede kramp tarzında bir ağrı, bağırsaklarda kolik türde sancılanması, sık sık idrara çıkma görülür.
·        Bebeklerde ise sebepsiz sancılanma ve sürekli ağlamalar görülür.
·        Gündüz genellikle uyku hali varken, akşamdan sonra uykusuzluk ve uykuya dalmakta güçlük çekme vardır. Ayrıca bu uykular, dinlendirici olmayan ve yorgun kalkılan uykulardır.
·        Bu belirtiler, tıbbi olmayan kaynaklara dayanmaktadır. Nazardan etkilenen kişilere, etkilenme şiddetine ve etkilenme süresine bağlı olarak değişiklikler gösterir. Çoğunlukla bir kaç gün içinde kaybolurlar.
·        Nazarı büyü ile ilişkilendirmeler oldukça sık rastlanılan durumlardır. Ancak, nazar, büyü gibi değildir. Nazarda ki negatif etkileme belirli bir zaman sürer. Çoğunlukla bu zaman bir kaç günü geçmez. Ancak büyü, bir merkezden aldığı negatif yükü, bir enerjinin varlığı ile yani cin, ifrit vs. musallatı ile sürekli bir döngü içine sokar ve sürekli kendini tekrarlayarak büyü hastalığını sürekli yeniler. Nazar ile Büyü arasında aklımızda bulundurmamız gereken farkı tek bir cümle ile özetlersek:
·        Nazar anlık etki eder, Büyü ise sürekli negatif yükünü yenileyerek, varlıklar yolu ile bu olumsuzluğu devam ettirir.
Global Bilgiler  /  at  17:38  /  No comments

Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı. Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak'ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor. 

Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç, bir bakışla yaşayan şeyleri de kurutabilme yönünde gelişti Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, sayılarının daha az olması sebebiyle, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde camdan yapılan nazarlıklar, nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır. 

Canlı veya cansız her türlü varlığa nazar değebilir. Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan nazar, değdiği anda kişiyi etkiler. Bu etki, anlıkta olabilir, sonradan da oluşabilir.

Başta, insan olmak üzere, bildiğimiz bir çok canlıya nazar değer. Kuzu, koyun, deve, süt veren inek en fazla etkilenenlerdir. Bu canlıların nazar a karşı hassas olmalarının sebebi olarak insan hayatında çok önemli yerleri olmaları itibariyle etkilenmelere de çok maruz kalmaları düşünülebilir.

Tıbbın çare bulamadığı bazı hastalıklar nazar nedeni ile olabilir, çevremizde bunun örneklerini yıllarca yaşadık. Nazar ın canlı-cansız varlıkları etkilediğini belirtmiştik. Nazar değdiği anda özellikle evde bulunan kırılabilir nitelikteki eşyalarda çatlaklar ve kırılmalar oluşabilir. Nazar sebepsiz tartışma, kavga ve kırgınlıklara yol açabilir. Nazar a gelen kişi, etrafında ve çevresinde ki kişilere, özellikle sevdiği kişilere itici gelebilir. 

Nazar, anlık bir etkilenmedir, kendisini en fazla esneme olarak gösterir ve kişinin yanında bulunanlarda bu durumdan etkilenir. Bu etkilenme yine kendisini esneme ve hatta gözden yaş gelme şeklinde fizyolojik olarak gösterir. 

Çocuklar, özellikle süt çağında ki bebeklerde nazar olayı oldukça sık görülür. Ergenlik, yetişkinlik, olgunluk ve yaşlılığa doğru nazardan etkilenme de azalır. Yaşlılıkta yok denecek kadar az görülür. Kadınlar erkeklere göre nazara karşı daha hassastırlar.

Nazar belirtileri

·        Bir anda oluşan şiddetli baş ağrısı,
·        Uykunun aniden bastırması gibi kişinin vücudunda bir anda oluşan ağırlık hissi,
·        Unutkanlık,
·        Evlilik teşebbüslerinde geri dönmeler yada evli ise cinsel isteksizlik,
·        Ayetler, Felak-Nas sureleri okunduğu zaman oluşan rahatsızlık ve sürekli esneme hali,
·        Gözlerde herhangi bir sorun olmadığı halde oluşan yanma ve kızarıklıklar, kaşıntılar,
·        Herhangi bir neden olmadan gözlerin yaşarması ve gözden yaş akması,
·        Sebepsiz yere aşırı terleme ve hararet oluşması, vücut sıcaklığında belirgin bir artış oluşur.
·        Bilinç olarak boşluğa düşme hissi, duraklama ve gözlerde donuklaşma oluşur. Kısa süre sonra biter.
·        İstenmeyen kazalar oluşur; örneğin trafikte kaza yapmak, elinde tabak bardak cinsinden kırılabilecek eşya tutuyorsa, elinden düşürmek, ayaktaysa ve yürüyorsa düşmek, sendelemek gibi.
·        Kalp atım sayısında artış oluşur, Tıp dilinde taşikardi denen olay anlık olarak hiç bir neden olmaksızın oluşur. Çarpıntının artması ile ellerde titremeler, konuşmada kekeleme ve kelimeleri karıştırma, ne söylediğini unutma ve söylediklerinin anlamsızlaşması, gözlerde donuklaşma olur.
·        Gözbebekleri çok uzaklara bakıyormuş gibi büyür ve göz kapaklarında ağırlaşma, özellikle üst gözkapaklarında belirgin bir ağırlık ve göz küçülmesi oluşur. Yine bu durumda anlıktır.
·        Enseden itibaren boyna ve omuzlara yayılan bir gerginlik, sonrasında ensenin arkasından gelen ve başı etkileyen bir zonklama ve ağrı oluşur. Bu ağrı göz kapaklarına kadar yayılır.
·        Vücudun direnci düşer ve enfeksiyonlara karşı hassasiyet artar.
·        Sebepsiz bir iç sıkıntısı, stres, gerginlik ve öfke hali görülür.
·        Şiddetli bir uyku hali başlar, çarpıntı ve metabolizmanın hızının artmasıyla vücudun oksijen ihtiyacı artar, sık ve derin esneme hali olur.
·        Vücut kaslarında istemsiz kasılmaların olması sonucunda, midede kramp tarzında bir ağrı, bağırsaklarda kolik türde sancılanması, sık sık idrara çıkma görülür.
·        Bebeklerde ise sebepsiz sancılanma ve sürekli ağlamalar görülür.
·        Gündüz genellikle uyku hali varken, akşamdan sonra uykusuzluk ve uykuya dalmakta güçlük çekme vardır. Ayrıca bu uykular, dinlendirici olmayan ve yorgun kalkılan uykulardır.
·        Bu belirtiler, tıbbi olmayan kaynaklara dayanmaktadır. Nazardan etkilenen kişilere, etkilenme şiddetine ve etkilenme süresine bağlı olarak değişiklikler gösterir. Çoğunlukla bir kaç gün içinde kaybolurlar.
·        Nazarı büyü ile ilişkilendirmeler oldukça sık rastlanılan durumlardır. Ancak, nazar, büyü gibi değildir. Nazarda ki negatif etkileme belirli bir zaman sürer. Çoğunlukla bu zaman bir kaç günü geçmez. Ancak büyü, bir merkezden aldığı negatif yükü, bir enerjinin varlığı ile yani cin, ifrit vs. musallatı ile sürekli bir döngü içine sokar ve sürekli kendini tekrarlayarak büyü hastalığını sürekli yeniler. Nazar ile Büyü arasında aklımızda bulundurmamız gereken farkı tek bir cümle ile özetlersek:
·        Nazar anlık etki eder, Büyü ise sürekli negatif yükünü yenileyerek, varlıklar yolu ile bu olumsuzluğu devam ettirir.

0 yorum:

Ayna kırılması niçin uğursuzluk getirir?

Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir. İlk aynalar; Mısırlılar zamanında, pirinç, bronz, gümüş ve altından yapılmıştı ve kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu 
Global Bilgiler  /  at  17:24  /  No comments

Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir. İlk aynalar; Mısırlılar zamanında, pirinç, bronz, gümüş ve altından yapılmıştı ve kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu 

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.