31.08.2016

TÜRKIYE TARIHINDEKI EN BÜYÜK SEL FELAKETLERİ

Global Bilgiler

Türkiye tarihi boyunca pek çok sel yaşamıştır, ancak bunların birkaçı Türkiye tarihindeki en yıkıcı, en çok can ve mal kaybına sebep olan sellerdir.

OSMANLI DÖNEMİ
Kanuni Sultan Süleyman zamanında 24 Ağustos 1553´te İstanbul’da meydana geldi.
Kağıthane'de meydana gelen sel ağaçları, direkleri yerlerinden söküp Boğaz'a taşıdı.
Ölü sayısı tam bilinmemekle beraber dönemin tarihçileri bu selden eserlerinde bahsetmektedir.

TARİHİMİZDEKİ EN BÜYÜK SEL FELAKETI
12 Haziran 1908´de Tokat´ta yaşandı.
459 bina ya tamamen ya da kısmen harap oldu
İlk tespitlerde halktan 208, askerden de 15 kişi olmak üzere 223 kişi boğuldu.

CUMHURIYET DÖNEMİNDEKİ EN BÜYÜK SEL FELAKETI
11 Eylül 1957´de Ankara´da meydana geldi.
Hatip Çayı Vadisi´nin yerleşime açılması yüzünden çayın taşkın kapasitesi azalmış, havzanın doğal dengesi bozulmuştu.

Meydana gelen selde 169 kişi hayatını kaybetti.

Global Bilgiler  /  at  14:17  /  No comments

Global Bilgiler

Türkiye tarihi boyunca pek çok sel yaşamıştır, ancak bunların birkaçı Türkiye tarihindeki en yıkıcı, en çok can ve mal kaybına sebep olan sellerdir.

OSMANLI DÖNEMİ
Kanuni Sultan Süleyman zamanında 24 Ağustos 1553´te İstanbul’da meydana geldi.
Kağıthane'de meydana gelen sel ağaçları, direkleri yerlerinden söküp Boğaz'a taşıdı.
Ölü sayısı tam bilinmemekle beraber dönemin tarihçileri bu selden eserlerinde bahsetmektedir.

TARİHİMİZDEKİ EN BÜYÜK SEL FELAKETI
12 Haziran 1908´de Tokat´ta yaşandı.
459 bina ya tamamen ya da kısmen harap oldu
İlk tespitlerde halktan 208, askerden de 15 kişi olmak üzere 223 kişi boğuldu.

CUMHURIYET DÖNEMİNDEKİ EN BÜYÜK SEL FELAKETI
11 Eylül 1957´de Ankara´da meydana geldi.
Hatip Çayı Vadisi´nin yerleşime açılması yüzünden çayın taşkın kapasitesi azalmış, havzanın doğal dengesi bozulmuştu.

Meydana gelen selde 169 kişi hayatını kaybetti.

0 yorum:

TAŞKIN NEDİR SEBEPLERİ NELERDİR?

Global BilgilerTAŞKIN NEDİR?

Toprağın geçici olarak bir akarsu yada çok miktarda yağmur veya diğer nedenlerle oluşan büyük su kütlelerinin baskınına uğramasına taşkın denir. Taşkınlar daha çok vadi tabanlarında ve aşağı havzalarda meydana gelirler. İçerdikleri katı materyal miktarı sellere oranla daha az olan yüksek su akışlarını ifade ederler.

Taşkın afetlerinin yalnızca meteorolojik oluşumlara bağlı olarak ifade edilmesi mümkün değildir. Sanayileşme ve sektör çeşitliliğinin beraberinde getirdiği şehirleşme süreci akarsu havzalarının muhtelif kesimlerindeki insan faaliyetlerinin çeşitliliğini ve yoğunluğunu da büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu durum ise havza bütünündeki dengeyi bozmakta ve neticede büyük miktarda can ve mal kaybına yol açan taşkın afetleri yaşanmakta, elverişsiz tarım yöntemleri ile topraklar yoğun bir şekilde kullanılmakta ve taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak görülmektedir.

TAŞKINLARIN ANA SEBEPLERİ
Global Bilgiler
  1. Kısa sürede meydana gelen şiddetli yağmur ve dolu ile havzadaki kar erimeleri sonucu doğal veya düzenlenmiş akarsu yataklarının kapasitelerinin üzerinde meydana gelen akış büyüklüğü.
  2. Yerleşim yerleri içinden geçen dere ve çay yataklarında yapılaşma ile kesitin daraltılması.
  3. Dere yatağına tekniğine aykırı ve izinsiz köprü, menfez v.b. enine yapıların yapılması.
  4. Dere yatağına tekniğine aykırı kabartma tesisi, bent ve dolgu yapılması.
  5. Dere yatağına çöp, moloz, sanayi ve evsel atık atılması.
  6. Dere yatağına kanalizasyon şebekesi döşenmesi.
  7. Dere yatağının üzerinin kapatılarak konut, otopark, pazar yeri yapmak amacıyla kullanılması.
  8. Yukarı havzadan çeşitli sebeplerle gelen rüsubatın dere yatağını daraltması.
  9. Dere yataklarında tabii olarak büyüyen ağaç ve çalıların yatak kapasitesini daraltması.
Ülkemizde taşkın olayları sık sık meydana gelmektedir. Ancak, taşkınlar ve zararlarını o sırada hatırlayıp yaptığımız yanlışları görmekteyiz. Depremlerde, doğal afetlerde olduğu gibi taşkınlar için de tedbirlerimizi önceden almalıyız. Taşkınlar öncesinde yeterli tedbirleri alabilirsek taşkın olduğunun farkına bile varmayız. Bizler taşkını ancak zarar ziyan olduğunda görmekteyiz.

Bu yüzden taşkınların can ve mal kaybına sebep olmaması, ulaşımı, ekonomik ve sosyal faaliyetleri kesintiye uğratmaması için taşkın kontrol tesislerinin iyi bir planlama ve proje ile inşa edilmesi, Taşkın Kontrol tesislerinin amacına uygun olarak işletilmesi, akarsu yatakları ile Taşkın Kontrol Tesislerinin korunması ve müdahale edilmemesi taşkınların afet haline gelmemesi açısından önem arz etmektedir.

Taşkın Çeşitleri
Taşkınları oluşturan sebeplere göre
  1. Yağmur
  2. Kar erimesi
  3. Buz yığılması
  4. Buz kırılması
  5. Toprak kayması
  6. Baraj yıkılması
Taşkınların meydana geliş zamanına ve tekerrü aralığına göre sınıflandırıl.ması
  1. Yıllık taşkın
  2. Yaz taşkınları
  3. Kış taşkınları
  4. En büyük taşkın
  5. Muhtemel en büyük taşkın (Afet taşkını)
Taşkın Zararları
  1. Taşkınlar can kaybına yol açmanın yanı sıra çok sayıda ev ve diğer binaları kullanılamaz hale getirir. 
  2. Tarla, bağ ve bahçelerdeki ürünler selden büyük zarar görür. 
  3. Sel sularıyla taşınan kum, çakıl ve kil gibi maddeler bağ, bahçe ve tarlaların üzerini örter. Böylece, tarım toprakları verimsizleşir. 
  4. Fabrika, atölye ve diğer iş yerlerinin sel sularından zarar görmeleri durumunda maddi kaybın yanı sıra birçok kişi işsiz kalır. 
  5. Yol, köprü, tünel vb. yerlerin zarar görmesi sonucu ulaşımda aksamalar olur. 
  6. Pis suların çevreye yayılması ile de bulaşıcı hastalık tehlikesi baş gösterir.
Taşkın koruma esasları
  1. Proje taşkını ve bölgenin karakteristikleri belirlenir.
  2. Korunacak bölge tanımlanır.
  3. Uygulanabilecek yöntemler ve önlemler belirlenir.
  4. Her bir koruma önleminin maliyeti ve taşkın kontrolüne etkisi ortaya konur.
  5. Minimum maliyetle maksimum korumayı sağlayan çözüm belirlenir.
  6. Projenin maliyet ve faydası karşılaştırılarak ekonomik olduğu gösterilir.
  7. Taşkın koruma ihtiyacı ve koruma kapsamı gerekli olarak açıklanır.
Global Bilgiler  /  at  13:42  /  No comments

Global BilgilerTAŞKIN NEDİR?

Toprağın geçici olarak bir akarsu yada çok miktarda yağmur veya diğer nedenlerle oluşan büyük su kütlelerinin baskınına uğramasına taşkın denir. Taşkınlar daha çok vadi tabanlarında ve aşağı havzalarda meydana gelirler. İçerdikleri katı materyal miktarı sellere oranla daha az olan yüksek su akışlarını ifade ederler.

Taşkın afetlerinin yalnızca meteorolojik oluşumlara bağlı olarak ifade edilmesi mümkün değildir. Sanayileşme ve sektör çeşitliliğinin beraberinde getirdiği şehirleşme süreci akarsu havzalarının muhtelif kesimlerindeki insan faaliyetlerinin çeşitliliğini ve yoğunluğunu da büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu durum ise havza bütünündeki dengeyi bozmakta ve neticede büyük miktarda can ve mal kaybına yol açan taşkın afetleri yaşanmakta, elverişsiz tarım yöntemleri ile topraklar yoğun bir şekilde kullanılmakta ve taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak görülmektedir.

TAŞKINLARIN ANA SEBEPLERİ
Global Bilgiler
  1. Kısa sürede meydana gelen şiddetli yağmur ve dolu ile havzadaki kar erimeleri sonucu doğal veya düzenlenmiş akarsu yataklarının kapasitelerinin üzerinde meydana gelen akış büyüklüğü.
  2. Yerleşim yerleri içinden geçen dere ve çay yataklarında yapılaşma ile kesitin daraltılması.
  3. Dere yatağına tekniğine aykırı ve izinsiz köprü, menfez v.b. enine yapıların yapılması.
  4. Dere yatağına tekniğine aykırı kabartma tesisi, bent ve dolgu yapılması.
  5. Dere yatağına çöp, moloz, sanayi ve evsel atık atılması.
  6. Dere yatağına kanalizasyon şebekesi döşenmesi.
  7. Dere yatağının üzerinin kapatılarak konut, otopark, pazar yeri yapmak amacıyla kullanılması.
  8. Yukarı havzadan çeşitli sebeplerle gelen rüsubatın dere yatağını daraltması.
  9. Dere yataklarında tabii olarak büyüyen ağaç ve çalıların yatak kapasitesini daraltması.
Ülkemizde taşkın olayları sık sık meydana gelmektedir. Ancak, taşkınlar ve zararlarını o sırada hatırlayıp yaptığımız yanlışları görmekteyiz. Depremlerde, doğal afetlerde olduğu gibi taşkınlar için de tedbirlerimizi önceden almalıyız. Taşkınlar öncesinde yeterli tedbirleri alabilirsek taşkın olduğunun farkına bile varmayız. Bizler taşkını ancak zarar ziyan olduğunda görmekteyiz.

Bu yüzden taşkınların can ve mal kaybına sebep olmaması, ulaşımı, ekonomik ve sosyal faaliyetleri kesintiye uğratmaması için taşkın kontrol tesislerinin iyi bir planlama ve proje ile inşa edilmesi, Taşkın Kontrol tesislerinin amacına uygun olarak işletilmesi, akarsu yatakları ile Taşkın Kontrol Tesislerinin korunması ve müdahale edilmemesi taşkınların afet haline gelmemesi açısından önem arz etmektedir.

Taşkın Çeşitleri
Taşkınları oluşturan sebeplere göre
  1. Yağmur
  2. Kar erimesi
  3. Buz yığılması
  4. Buz kırılması
  5. Toprak kayması
  6. Baraj yıkılması
Taşkınların meydana geliş zamanına ve tekerrü aralığına göre sınıflandırıl.ması
  1. Yıllık taşkın
  2. Yaz taşkınları
  3. Kış taşkınları
  4. En büyük taşkın
  5. Muhtemel en büyük taşkın (Afet taşkını)
Taşkın Zararları
  1. Taşkınlar can kaybına yol açmanın yanı sıra çok sayıda ev ve diğer binaları kullanılamaz hale getirir. 
  2. Tarla, bağ ve bahçelerdeki ürünler selden büyük zarar görür. 
  3. Sel sularıyla taşınan kum, çakıl ve kil gibi maddeler bağ, bahçe ve tarlaların üzerini örter. Böylece, tarım toprakları verimsizleşir. 
  4. Fabrika, atölye ve diğer iş yerlerinin sel sularından zarar görmeleri durumunda maddi kaybın yanı sıra birçok kişi işsiz kalır. 
  5. Yol, köprü, tünel vb. yerlerin zarar görmesi sonucu ulaşımda aksamalar olur. 
  6. Pis suların çevreye yayılması ile de bulaşıcı hastalık tehlikesi baş gösterir.
Taşkın koruma esasları
  1. Proje taşkını ve bölgenin karakteristikleri belirlenir.
  2. Korunacak bölge tanımlanır.
  3. Uygulanabilecek yöntemler ve önlemler belirlenir.
  4. Her bir koruma önleminin maliyeti ve taşkın kontrolüne etkisi ortaya konur.
  5. Minimum maliyetle maksimum korumayı sağlayan çözüm belirlenir.
  6. Projenin maliyet ve faydası karşılaştırılarak ekonomik olduğu gösterilir.
  7. Taşkın koruma ihtiyacı ve koruma kapsamı gerekli olarak açıklanır.

0 yorum:

YUKARI HAVZALARDA ALINACAK EROZYON TEDBİRLERİ

Global Bilgiler

Yukarı Havza; taşkın sorunu nedeniyle etüt konusu edilen bir akarsu doğal yatağından geçen akımların toplandığı ve mansap kısmına iletildiği yağış toplama alanıdır. 

Yukarı Havza önlemlerinin amacı bozulan doğal dengenin eski durumuna getirilmesine yöneliktir. Fakat bu çabalar harcanan emek ve maddi külfetine karşılık beklendiği ölçüde olumlu sonuçlanmaz. Ancak mevcut durumun bir ölçüde daha kötüye gidiş hızı engellenerek yeni bir doğal denge oluşturulur.

Yukarı Havza tedbirlerini, amaçlarına ve yapılış tekniğine göre sınıflandırmak gerekir.

A)Kültürel Önlemler
1-Çayırlama-Otlatma Yöntemleri
2-Ağaçlandırma-Çalılandırma
3-Toprak İşleme

B)İnşaat Önlemleri
1-Gradoniler (Ters Eğimli Teraslar): Hendeksiz, Hendekli, Akıtmasız, Akıtmalı
2-Teraslamalar: Kuru Duvarlı, Harçlı Kargir, Ay Görüntülü, Sürekli
3-Islah Sekileri: Ahşap, Kuru Duvarlı, Harçlı Kargir, Karma, Beton Ağırlıklı
4-Taban Kuşakları
5-Britler
6-Tersip Bentleri
7-Sel Kapanları
8-Taşkın Maksatlı Barajlar

1-Gradoniler (Ters Eğimli Teraslar):
Yüzeyden akışa geçen suları eğime dik ya da tesviye eğrilerine paralel olarak düzenleyen toprak yapılardır. Hendeksiz ve hendekli tipleri ile bunların yan vadideki derelere akıtmasız ve akıtmalı şekilleri vardır. Kazıdan çıkan toprağa sıralı ağaç dikilebilir.
Global Bilgiler

2-Teraslamalar:
Arazinin tarımsal çalışmalardaki kullanılış durumuna bağlı olarak teşkil edilirler. Meyvelik ve zeytin gibi tek ağaçlar için düşünülüyor ise ay şeklinde, sebze, tütün, muz gibi sıralı bitkiler için ise sürekli tipler oluşturulur. Bunlar da toprağın kendi kendini tutma kabiliyetine göre kuru duvarlı veya harçlı kargir şeklinde yapılır.
Global Bilgiler

3-Islah Sekileri:
Erozyon sonucu taşınabilecek malzemenin doğal akarsu yatağı içinde tutunmasını, kıyı oyulması ya da yamaç kütlelerinin hareketini önleyecek taban destekleri oluşturan yapılardır. Yapıda kullanılan malzeme cinsleri değişik olabilir.

Bir akarsu yatağında ıslah sekileri vasıtasıyla düzenleme yapıldığında en önemli husus anahtar yapı olarak kabul edilen en mansaptaki sekinin önünde yapı küçükse sağlam zemine oturan bir kontur seki ya da enerji kırıcı havuz yapılmasıdır. Aksi takdirde oyulmalar tüm sekilerin kısa sürede yıkılmasına sebep olur.
Global Bilgiler

4-Taban Kuşakları:
Oldukça geniş, kıyı şevlerinde oyulmalar durmuş, yatak içinde malzeme hareketinin sürdüğü hallerde dengeleme eğimini oluşturmak suretiyle hareket eden malzemenin depolanmasını sağlamak için yapılırlar. Taban kuşağının hemen hemen tamamısavak olarak çalıştırılır.
Global Bilgiler

5-Britler:
Taban kuşaklarına benzer yapılardır. Ancak malzeme depolama yerine yalnızca eğimin kırılması ve düzenlenmesi amacıyla yapılır.
Global Bilgiler

6-Tersip Bentleri:
Rüsubat depolama yapılarıdır. Yatakta depolanmış uygun malzemenin kullanılmasıyla yapılabilirler. Burada önemli olan yapının üzerinden su aşmaması için yapılan dolu savağın iyi yerleştirilmesidir.
Bu yapılar harçlı kargir olarak da yapılabilir. Bu takdirde ıslah sekilerine benzer şekilde tertiplenir.
Global Bilgiler

7-Sel Kapanları:
Yatak kapasitesinin yetersiz olduğu meskun mahallerin memba kısımlarında yapılan, taşkın sırasında suyu depolayıp taşkının piki geçtiğinde kontrollü olarak belirli bir debide suyu yatağa gönderen geçici su depolama yapılarıdır. Aynen baraj ve göletler gibi inşa edilirler. Ancak işletme sırasında rezervuarları boş bulundurulur.
Global Bilgiler

8-Taşkın Maksatlı Barajlar :
Yalnız taşkın amacıyla yada çok maksatlı barajlarda taşkın hacminin boş bırakılarak, taşkın piki geçinceye kadar suların depolanıp daha sonra yatağa emniyetli bir şekilde gönderilmesi için yapılırlar. İşletme sırasında bu hacim devamlı boş bulundurulur.
Global Bilgiler
Global Bilgiler  /  at  13:18  /  No comments

Global Bilgiler

Yukarı Havza; taşkın sorunu nedeniyle etüt konusu edilen bir akarsu doğal yatağından geçen akımların toplandığı ve mansap kısmına iletildiği yağış toplama alanıdır. 

Yukarı Havza önlemlerinin amacı bozulan doğal dengenin eski durumuna getirilmesine yöneliktir. Fakat bu çabalar harcanan emek ve maddi külfetine karşılık beklendiği ölçüde olumlu sonuçlanmaz. Ancak mevcut durumun bir ölçüde daha kötüye gidiş hızı engellenerek yeni bir doğal denge oluşturulur.

Yukarı Havza tedbirlerini, amaçlarına ve yapılış tekniğine göre sınıflandırmak gerekir.

A)Kültürel Önlemler
1-Çayırlama-Otlatma Yöntemleri
2-Ağaçlandırma-Çalılandırma
3-Toprak İşleme

B)İnşaat Önlemleri
1-Gradoniler (Ters Eğimli Teraslar): Hendeksiz, Hendekli, Akıtmasız, Akıtmalı
2-Teraslamalar: Kuru Duvarlı, Harçlı Kargir, Ay Görüntülü, Sürekli
3-Islah Sekileri: Ahşap, Kuru Duvarlı, Harçlı Kargir, Karma, Beton Ağırlıklı
4-Taban Kuşakları
5-Britler
6-Tersip Bentleri
7-Sel Kapanları
8-Taşkın Maksatlı Barajlar

1-Gradoniler (Ters Eğimli Teraslar):
Yüzeyden akışa geçen suları eğime dik ya da tesviye eğrilerine paralel olarak düzenleyen toprak yapılardır. Hendeksiz ve hendekli tipleri ile bunların yan vadideki derelere akıtmasız ve akıtmalı şekilleri vardır. Kazıdan çıkan toprağa sıralı ağaç dikilebilir.
Global Bilgiler

2-Teraslamalar:
Arazinin tarımsal çalışmalardaki kullanılış durumuna bağlı olarak teşkil edilirler. Meyvelik ve zeytin gibi tek ağaçlar için düşünülüyor ise ay şeklinde, sebze, tütün, muz gibi sıralı bitkiler için ise sürekli tipler oluşturulur. Bunlar da toprağın kendi kendini tutma kabiliyetine göre kuru duvarlı veya harçlı kargir şeklinde yapılır.
Global Bilgiler

3-Islah Sekileri:
Erozyon sonucu taşınabilecek malzemenin doğal akarsu yatağı içinde tutunmasını, kıyı oyulması ya da yamaç kütlelerinin hareketini önleyecek taban destekleri oluşturan yapılardır. Yapıda kullanılan malzeme cinsleri değişik olabilir.

Bir akarsu yatağında ıslah sekileri vasıtasıyla düzenleme yapıldığında en önemli husus anahtar yapı olarak kabul edilen en mansaptaki sekinin önünde yapı küçükse sağlam zemine oturan bir kontur seki ya da enerji kırıcı havuz yapılmasıdır. Aksi takdirde oyulmalar tüm sekilerin kısa sürede yıkılmasına sebep olur.
Global Bilgiler

4-Taban Kuşakları:
Oldukça geniş, kıyı şevlerinde oyulmalar durmuş, yatak içinde malzeme hareketinin sürdüğü hallerde dengeleme eğimini oluşturmak suretiyle hareket eden malzemenin depolanmasını sağlamak için yapılırlar. Taban kuşağının hemen hemen tamamısavak olarak çalıştırılır.
Global Bilgiler

5-Britler:
Taban kuşaklarına benzer yapılardır. Ancak malzeme depolama yerine yalnızca eğimin kırılması ve düzenlenmesi amacıyla yapılır.
Global Bilgiler

6-Tersip Bentleri:
Rüsubat depolama yapılarıdır. Yatakta depolanmış uygun malzemenin kullanılmasıyla yapılabilirler. Burada önemli olan yapının üzerinden su aşmaması için yapılan dolu savağın iyi yerleştirilmesidir.
Bu yapılar harçlı kargir olarak da yapılabilir. Bu takdirde ıslah sekilerine benzer şekilde tertiplenir.
Global Bilgiler

7-Sel Kapanları:
Yatak kapasitesinin yetersiz olduğu meskun mahallerin memba kısımlarında yapılan, taşkın sırasında suyu depolayıp taşkının piki geçtiğinde kontrollü olarak belirli bir debide suyu yatağa gönderen geçici su depolama yapılarıdır. Aynen baraj ve göletler gibi inşa edilirler. Ancak işletme sırasında rezervuarları boş bulundurulur.
Global Bilgiler

8-Taşkın Maksatlı Barajlar :
Yalnız taşkın amacıyla yada çok maksatlı barajlarda taşkın hacminin boş bırakılarak, taşkın piki geçinceye kadar suların depolanıp daha sonra yatağa emniyetli bir şekilde gönderilmesi için yapılırlar. İşletme sırasında bu hacim devamlı boş bulundurulur.
Global Bilgiler

0 yorum:

ŞAPKA NEDİR? ŞAPKA HAKKINDA BİLGİLER

Şapka nedir?
Global Bilgiler

Başa giyilen başlık anlamında latince "cappa"dan alınma bir kelime. Günümüzde, erkek ve kadınların sokağa çıkarken gerek süs olarak, gerekse yağmur ve güneşten başlarını korumak gayesiyle giydikleri başlığın genel adıdır. Bununla birlikte, şapkaya benzediğinden, ocak ve soba borularının tepesine konulan ve rüzgârın dumanı içeriye doğru savurmasına engel olan sac külahlara da şapka denilmektedir. Aynı şekilde, gemi direğinin tepesindeki tekerlekçiğe ve yazıda, harfi uzatma veya inceltme amacıyla kullanılan işarete de şapka denildiği bilinmektedir.
Erkek şapkaları çeşit çeşittir; kasket, fötr, silindir, melon, bere, hasır, panama vb. Kadın şapkaları ise, modaya göre yıldan yıla değişiklik gösterir (muhtelif devirlere ait erkek şapkalarıyla değişik kadın şapkaları için bak: Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818; Okyanus Türkçe Sözlük, 111, 2712).
İnsanlar, tarihin ilk çağlarından itibaren çeşitli şapkalar (başlıklar) giymişlerdir. XIX. yüzyılın 2. yarısından sonra pek çok çeşidi olan şapkalar, yukarda yazıldığı şekilde standartlaştı. Osmanlı Türk toplumunda başlığın özel bir yeri vardı. Saray ve saraydaki yüksek rütbeli memurlar kırk üç çeşit farklı serpuş (başlık) giyiyorlardı. Hiç kimse kendisine ait olmayan rengi ve şekli kullanamazdı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı yirmi yedi idi. Sadrazamdan vezir habercisine kadar herkesi başlıklarından tanımak mümkündü. Ordu mensuplarının başlık çeşidi altmış üç idi. Yeniçeri ağasından en basit ere kadar bütün rütbeliler başlıklarından tanınabilirdi. Din adamları on altı, halk ise yirmi dört değişik serpuşa sahipti. Osmanlı devletinin son zamanlarına kadar, müslümanlarla gayr-i müslimlerin birbirinden ayrılması için giyimleri, bu arada giydikleri başlıklar farklı farklıydı (M. Z. Pakålın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 111, 188; Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818).
Global Bilgiler

Osmanlı devletinin nüfusunu teşkil eden müslümanlarla gayr-i müslimlerin, yalnızca giydikleri başlıklar değil, ayakkabılarına varıncaya kadar tüm kıyafetleri biri birlerinden farklıydı. Bu durum, Osmanlı devletinin yıkılması ve onun yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasına kadar - tedrici olarak bir takım değişiklikler olmasına rağmen - devam etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı M.K. Atatürk, Cumhuriyetin 1923 yılında ilanından sonra, bir takım reform hareketlerine girişti ve herkesçe bilinen inkılapları aşamalı olarak gerçekleştirmeye başladı. Bu cümleden olarak Osmanlı döneminin simgelerini ortadan kaldırmaya ve dinî kaynaklı giyim farklılıklarının yurttaşlar arasında ayırım yaratmasını önlemeye yönelik adımlar attı. Giyim konusundaki bu yeniliklerin başında şapka geliyordu. Çünkü Atatürk'e göre şapka batılı ve modern olmanın simgesiydi, uygar kıyafetin ayrılmaz bir parçasıydı. Bunun dışında kalan (fes, sarık, külah vb.) başlıklar, Türk ulusunun kıyafeti olamazdı. Nitekim 24 Ağustos 1925 tarihinde, Kastamonu'ya yaptığı bir gezide, elinde Panama şapkası biçiminde geniş kenarlı beyaz bir şapka olduğu halde halka şöyle seslendiğini görüyoruz:
"Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp canlandırmağa yer yoktur. Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz, ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!
Global Bilgiler

Arkadaşlar, kesin olarak söylüyorum, korkmayınız! Bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve önemli bir sonuca götürüyor. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun önemi yoktur..." (K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, X, 67).
M.K. Atatürk, bu konuşmasında, inkılâbından asla taviz vermeyeceğini ifade etmesine rağmen, şapka giyilmesi hususunda kesin bir emir vermemiştir. Ancak kadın-erkek herkesin giymesini içtenlikle arzu ettiğini bildirmiştir. Akşamleyin Ankara'ya döndüğünde, kendisini karşılamaya gelenlerin tamamının şapkalı olduğunu görmüştür (Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818).
Bundan bir kaç gün sonra toplanan (2 Eylül 1341/1925) bakanlar kurulu, devlet memurlarına şapka giyme mecburiyeti getiren 2413 no'lu kararnameyi çıkarır. Ardından da 15 Kasım 1925 tarihinde Konya milletvekili Refik Bey ve arkadaşları Meclise şapka giyilmesi ile ilgili kanun teklifini verirler. Bursa milletvekili Nureddin Paşa bu kanunun Teşkilatı Esasiye Kanununa (Anayasa) aykırı olduğunu ileri sürerek geri alınmasını ister. Ancak çoğunluğun lehte oy kullanması sonucu 671 sayılı
"Şapka İktisası Hakkında Kanun" 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edilir ve 28.11.1925 günü 230 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girer. Kanun şu üç maddeden oluşmaktadır:
1- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel ve yerel yönetim görevlileri, her türlü kuruluşta görevli memurlar ve müstahdemler Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet meneder.
2- İş bu kanun, yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir.
3- İş bu kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yürütme Kurulu üyeleri tarafından yürütülür (Bak. Bekir Sıtkı Yalçın - İsmet Gönülal, Atatürk İnkılabı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1984, 99 vd.).
Şapka Kanunu ülkede önemli bir direnişle karşılaştı. Yasa T.B.M .M .'nde kabul edildiği gün Erzurum'da protesto gösterileri oldu. Bunun üzerine bu ilde sıkıyönetim ilan edildi ve gösteriye katılanlar Sıkıyönetim Mahkemesine verildi. Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon ve Gümüşhane'de yasayı protestoya yönelik eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlere katıldığı ileri sürülen birçok kişi İstiklal Mahkemelerinde yargılandı; bunların bazıları ölüm, bazıları da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ölüm cezasına çarptırılanlardan biri de İskilipli Atıf Hoca'dır. Aslında Atıf Hoca, protesto eylemlerine bizzat katılmamış, fakat adı geçen kanunun yayınlanmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce (1340/1924) yazıp neşrettigi "Frenk Mukallitligi ve Şapka" adlı risalesinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesince suçlu bulunarak idama mahkum edilmiş ve 4 Şubat 1926 tarihinde hüküm infaz edilmiştir (İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve İslâm, IXX, Çile Yayınevi, İstanbul).
Global Bilgiler

1939'da Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesiyle şapkadan başka başlık giymeyi alışkanlık haline getirmenin cezası üç aya kadar hapis olarak belirlendi. 1961 ve 1982 Anayasaları, öbür devrim yasaları gibi 671 sayılı yasanın Anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır (Ana Britannica, XX, 237).
Şapka giymenin fikhî hükmü:
Hiç şüphe yok ki, şapka bizatihi haram değildir. Zaten hiç bir İslâm âlimi, onun bizatihi haram olduğunu iddia etmemiştir. Ancak küfür alameti olarak kabul edildiği ve hakikaten gayr-i müslimlerin dînî kıyafeti olduğu dönemlerde, hemen hemen tüm İslâm âlimleri tarafından giyilmesine karşı çıkılmış, onu giyenler, niyetlerine göre kâfir ya da günahkâr kabul edilmişlerdir.
Biliyoruz ki, İslâm dininde bir şeyin kesin olarak haram sayılabilmesi, dolayısıyla onu işlemenin günah ya da küfür kabul edilebilmesi için hakkında açık bir nas olması gerekir. Aksi halde -peygamberler dahil- hiç bir kimse keyfî olarak, Allah'ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl sayamaz. Ancak, hakkında kesin ve açık bir nas olmayan hususlarda İslâm âlimlerinin ictihad yoluyla bir kanaate varmaları mümkündür.
Bu noktadan hareketle Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimizde, ne şapka ne de başka bir kıyafetle ilgili herhangi bir hüküm göremeyiz. Lâkin Cenab-ı Allah'ın, mü'minleri sürekli olarak inanç ve davranış bakımından kâfirlere benzemekten sakındırdığını görebiliriz .
Global Bilgiler

O halde İslâm âlimlerinin şapka hakkındaki olumsuz kanaatlerinin dayanağı nedir? İslâm din bilginlerini bu kanaata sevkeden sebep, Peygamber (s.a.s)'in, sürekli olarak müslümanları gayr-i müslimlere benzemekten sakındırması ve bu konuda hassasiyet göstermesidir. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s): Bir kavme benzemeye çalışan, o kavimdendir" (Ahmed b. Hanbel 11, 50; Ebu Davud, Libas, 4) ve "Bizden başkasına benzemeye özenen bizden değildir" (Tirmizî, İsti'zân, 7) buyurmakla, şeklen dahi olsa, bir müslümanın kâfirlere benzemesine karşı olduğunu göstermiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'in, şeklen dahi olsa, müslümanların gayr-i müslimlere benzemeye özenmelerine karşı oluşu haklı bir nedene dayanıyordu. O da, gayr-i müslimlere benzemeye özenen müslümanların, zamanla dejenere olarak İslâm'dan uzaklaşmaları ya da ondan tamamen kopmaları endişesiydi. Zira Allah Resûlü; "Kişi inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar" gerçeğini çok iyi biliyordu.
Global Bilgiler

Şunu hemen belirtelim ki, hadisin metninde geçen "teşebbüh" kelimesi, yukarda görüldüğü gibi, tesâdüfi bir benzemeyi değil, benzemeye çalışmayı yani bir kimsenin benzemek istediği kişileri bilerek ve isteyerek taklid etmeye çalışmasını ifade etmektedir. Yoksa bir gayr-i müslim, İslâma girmek gibi bir niyeti olmaksızın, müslümanlara mahsus bir alâmeti taşımakla, müslüman sayılamıyacağı gibi; "gayr-i müslimlere benzeme kasdı olmaksızın, soğuk vb. sebeplerle onlara mahsus alâmetleri giyen bir müslüman da kâfir sayılmaz" (Fetevâ-yı Hindiye, II, 276, Bulak 1310 h.). Hele hele kâfirlerin şiârı olmayan bir takım kıyafet ve davranışlarda gayr-i müslimlere benzeyen kimse asla tekfir edilemez (Ali el-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, II, 522, İstanbul 1309 h.).
Ancak "Mecûsilerin mümeyyiz vasfı olan şapkalarını ve zimmîlerin küfrün şiârından olan kalensövelerini, onlara benzemek kasdıyla giymek ya da hristiyan ve mecûsilere ait olan zünnarı kuşanmak küfür sayılmıştır" (Şeyhzâde, Hâşiyetü Şeyhzâde alâ Tefsîr el-Kâdî el-Beydâvî, I, 108, Matbaatü's-Sultâniyye, Dâr'ül-Hilâfe, 1282 h.; Ali el-Kârî, Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, 167. Mısır, 1323 h.; M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi Fetvaları Işığında XVI. Asır Türk Hayatı, İstanbul 1983, 118).
Global Bilgiler

İslâm dininde niyetler çok önemlidir. Hattâ amellerden de önce gelir ve ameller onlara göre değer kazanır. Bunun içindir ki İslâm âlimleri; "Küfre niyet eden kimse o andan itibaren kâfirdir" diyorlar. Böyle bir kimse, dış görünüşü itibariyle müslümanlara benzese de kâfirdir. Kaldı ki, Allah'a, O'nun Resûlüne ve sair dinî zaruretlere iman ve itikadı olmadığı için, seve seve kâfirlerin kendilerine mahsus alâmet ve şiârlarını giyinmiş ve kabul etmiş olursa, artık bu kimsenin küfründe şüphe etmek bile caiz değildir.
Büyük fakihlerin ekserisi "Kafirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan kalensöve yani şapkayı bir zaruret olmadan kendi arzusu ile giymek küfürdür. Zira bu alamet-i küfürdür. Onun için bunu, ancak mecûsilik, hıristiyanlık, yahudilik gibi küfrün çeşitlerinden birini seçenler ve kalpleri küfür rengi ile boyanmış olanlar giyebilirler. Esasen zâhir alâmetlerle bâtınî işlere istidlâl ve onun üzerine hükm etmek aklen ve şer'an makbul ve mu'teber bir yoldur" diyorlar.
Fukahâdan bazıları ise; "Mecûsi, hıristiyan ve sair kâfir milletlere mahsus ve onların kıyafet âdeti olan kalensöve yani şapkayı kendi arzusu ile giyen bir müslüman, onlara benzemiş ve onları taklid etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz" diyorlar (İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve İslâm, İstanbul 1975, 21).
Haddizatında İslâm'ın ilk dönemlerinde, Mekke'de yaşayan müslümanlarla müşriklerin kılık ve kıyafetleri biri birlerinden farklı değildi. Hicretin ilk yıllarında da Medine'de çoğunlukta olan yahudiler, ne âdette, ne giyimde, ne de başka özel bir alâmette müslümanlardan ayırdedilemezlerdi. Sonraları müslümanlar çoğalıp güçlendikten ve kendilerine cihad izni verildikten sonra, Rasûlüllah (s.a.v)'ın direktifleri doğrultusunda, gerek âdette gerekse kılık ve kıyafette gayr-i müslimlerden yavaş yavaş ayrılmaya başladılar. Ki bu ayrılık o gün için bir zaruretti. Zira İslâm ile küfür karşı karşıya gelmişti ve bunun için safların belirginleşmesi, netleşmesi gerekiyordu. Buna binaen müslümanlar, inançları ve davranışlarıyla kâfirlerden ayrıldıkları gibi dış görünüşleriyle de onlardan ayrılmak durumundaydılar ve gayr-i müslimlerin kimlikleri niteliğindeki kıyafetlerini taşımaları yakışık almazdı. Müslümanların kendilerine has kimlikleri, kıyafetleri olmalıydı.
Global Bilgiler

İşte bu şekilde, müslümanlar başlangıçta bizzat kendileri gayr-i müslimlere benzememeye özen gösterdikleri halde, kendi devletlerini kurup büyük bir güç haline geldikten sonra durum değişti. Bu sefer egemenlikleri altındaki zimmîlere müslümanlardan farklı bir şekilde giyinme mecburiyeti getirdiler. Peygamberimizin vefatından çok sonra getirilen bu uygulamanın gerekçesi şuydu:
Bazı fıkıh kitaplarında Ömer İbn Hattâb veya Ömer İbn Abdü'l-Aziz'den gelen rivayetlere dayanılarak, zimmîlerin müslümanlardan kıyafetleriyle ayrılmalarının gerekli olduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Zimmiler, müslümanlarla içiçe olduklarından kendilerine müslüman muamelesi yapılmaması için onların tanınmaları gerekir. Mümkündür ki, onlardan birisi yolda aniden ölür ve bilinmeden namazı kılınarak müslüman mezarlığına gömülür" (Reddü'lMuhtar, İstanbul 1307, 111, 377).
Evet dikkatin ve sakınmanın elzem olduğu İslâm fetihlerinin ilk çağlarında bu ayırım belki gerekliydi. Fakat yukardaki gerekçenin yeterli olduğu söylenemez. Zira hayatta iken ne Allah'a ne de Peygamberi'ne inanmayan, İslâm ahkâmından hiçbirini uygulamayan bir kimseye, ölümünden sonra ona müslüman muamelesi yaparak yıkamak, cenaze namazını kılmak ve İslâm mezarlığına gömmek ona hiçbir yarar sağlamaz. Ona bu muameleyi bilmeden yapanlar da haliyle bu yaptıklarından sorumlu olmazlar.
Müslümanların kıyafetleriyle de gayr-i müslimlerden ayrılması gerektiği, hele şapka vb. alâmetlerin -zaruret hali hariç- asla giyilmemesi gerektiğini savunan merhum İskilipli Atıf Hoca'nın konuya yaklaşımı şöyledir:
"Her devletin alâmet-i mahsusayı haiz bir çeşit bayrağı vardır ki o bayrak hangi vapurun, zırhlının, tayyarenin, mektebin, binanın üzerinde bulunursa, o devletin olduğuna hükmolunur. Meselâ bizim Yavuz zırhlısı bütün müştemilatı itibariyle İngiliz, Alman ve Fransız zırhlılarına benzediği halde, yalnız şanlı bayrağının alâmet-i farikası ile onlardan ayrılır. Bu alâmeti görenler bizim zırhlımız olduğuna hükm ederler. Başka devletlerin bayrağının bizim zırhlıya çekilmesi siyaseten, örfen, âdeten ve kanunen yasaktır. Onun için bunun mürtekibi, hiyanet-i vataniye, cinayeti ve ecnebî taraftarlığı suçuyla itham edilerek id----- hükm olunur. Bunun için medenî memleketlerden hiç birisinin bayrağını bizim vapurlara, zırhlılara çekmek suretiyle onları taklid ve teşebbühe yeltenmeye hiç bir kimse cesaret gösteremez.
İşte bunun gibi "Bizden başkasına benzeyen, bizden değildir" hadis-i şerîfi ile müslümanların, şiâr ve alâmet-i küfürde gayri müslimlere benzemeye yeltenmeleri yasaklanmıştır. Binaenaleyh bizim zırhlıda başka devletlerin bayrağını görenler o zırhlının bizim olmadığına hükm edecekleri gibi şapka, haç ve sâir küfür alâmeti giyen ve takınanların İslâmî milliyetten çıkıp kâfirler sınıfına iltihak etmiş olduklarına hükm ederler" (İskilipli Atıf Hoca, a.g.e, 24).
Unutmamak lâzım ki, bir zamanlar şapkanın küfür alâmeti sayılması gibi "baş açık gezmek de kâfirlerin âdetlerinden sayılıyordu. Bugün ise baş açık dolaşmak müslümanlar arasında yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla küfür sayılmaz" (Ali el-Kârî, Şerhu'ş Şifa", II, 522). Nitekim eskiden "başı açık dolaşan, sokakta yemek yiyen, sakalını tıraş etmiş veya müzik dinleyen kişilerin şahitliği de kabul edilmezdi. Günümüzde bu örf ve kurallar değişmiştir. Çünkü bu davranışlar zamanımızda yaygın bir alışkanlık halini almıştır" (Yusuf el Kardavî, İslâm Hukuku Teori ve Pratik, İstanbul 1983, 179).
Global Bilgiler

Sonuç olarak:
Zamana, mekana ya da örf ve âdetlere bağlı olan hükümler; zamanın, mekanın yahut örf ve âdetlerin değişmesine paralel olarak değişebilirler. Hakkında kesin ve açık nas bulunan, değişken bir dayanağa istinad etmeyen hükümler ise asla değişmezler. Bu hususu göz önünde bulundurarak şapkayı bu açıdan değerlendirmek gerekir. Binaenaleyh kafirleri taklid etme, onlara benzemeye özenme gibi bir niyet taşımaksızın şapkanın giyilmesinde bir sakınca yoktur. Ve ister dine dayalı olsun ister laik olsun, hiçbir yönetim, kendi vatandaşlarından herhangi bir zümreyi başka bir zümrenin dininden kaynaklanan örf ve âdetlerini taklide zorlamaya hakkı yoktur.
Global Bilgiler  /  at  12:09  /  No comments

Şapka nedir?
Global Bilgiler

Başa giyilen başlık anlamında latince "cappa"dan alınma bir kelime. Günümüzde, erkek ve kadınların sokağa çıkarken gerek süs olarak, gerekse yağmur ve güneşten başlarını korumak gayesiyle giydikleri başlığın genel adıdır. Bununla birlikte, şapkaya benzediğinden, ocak ve soba borularının tepesine konulan ve rüzgârın dumanı içeriye doğru savurmasına engel olan sac külahlara da şapka denilmektedir. Aynı şekilde, gemi direğinin tepesindeki tekerlekçiğe ve yazıda, harfi uzatma veya inceltme amacıyla kullanılan işarete de şapka denildiği bilinmektedir.
Erkek şapkaları çeşit çeşittir; kasket, fötr, silindir, melon, bere, hasır, panama vb. Kadın şapkaları ise, modaya göre yıldan yıla değişiklik gösterir (muhtelif devirlere ait erkek şapkalarıyla değişik kadın şapkaları için bak: Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818; Okyanus Türkçe Sözlük, 111, 2712).
İnsanlar, tarihin ilk çağlarından itibaren çeşitli şapkalar (başlıklar) giymişlerdir. XIX. yüzyılın 2. yarısından sonra pek çok çeşidi olan şapkalar, yukarda yazıldığı şekilde standartlaştı. Osmanlı Türk toplumunda başlığın özel bir yeri vardı. Saray ve saraydaki yüksek rütbeli memurlar kırk üç çeşit farklı serpuş (başlık) giyiyorlardı. Hiç kimse kendisine ait olmayan rengi ve şekli kullanamazdı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı yirmi yedi idi. Sadrazamdan vezir habercisine kadar herkesi başlıklarından tanımak mümkündü. Ordu mensuplarının başlık çeşidi altmış üç idi. Yeniçeri ağasından en basit ere kadar bütün rütbeliler başlıklarından tanınabilirdi. Din adamları on altı, halk ise yirmi dört değişik serpuşa sahipti. Osmanlı devletinin son zamanlarına kadar, müslümanlarla gayr-i müslimlerin birbirinden ayrılması için giyimleri, bu arada giydikleri başlıklar farklı farklıydı (M. Z. Pakålın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 111, 188; Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818).
Global Bilgiler

Osmanlı devletinin nüfusunu teşkil eden müslümanlarla gayr-i müslimlerin, yalnızca giydikleri başlıklar değil, ayakkabılarına varıncaya kadar tüm kıyafetleri biri birlerinden farklıydı. Bu durum, Osmanlı devletinin yıkılması ve onun yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasına kadar - tedrici olarak bir takım değişiklikler olmasına rağmen - devam etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı M.K. Atatürk, Cumhuriyetin 1923 yılında ilanından sonra, bir takım reform hareketlerine girişti ve herkesçe bilinen inkılapları aşamalı olarak gerçekleştirmeye başladı. Bu cümleden olarak Osmanlı döneminin simgelerini ortadan kaldırmaya ve dinî kaynaklı giyim farklılıklarının yurttaşlar arasında ayırım yaratmasını önlemeye yönelik adımlar attı. Giyim konusundaki bu yeniliklerin başında şapka geliyordu. Çünkü Atatürk'e göre şapka batılı ve modern olmanın simgesiydi, uygar kıyafetin ayrılmaz bir parçasıydı. Bunun dışında kalan (fes, sarık, külah vb.) başlıklar, Türk ulusunun kıyafeti olamazdı. Nitekim 24 Ağustos 1925 tarihinde, Kastamonu'ya yaptığı bir gezide, elinde Panama şapkası biçiminde geniş kenarlı beyaz bir şapka olduğu halde halka şöyle seslendiğini görüyoruz:
"Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp canlandırmağa yer yoktur. Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz, ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!
Global Bilgiler

Arkadaşlar, kesin olarak söylüyorum, korkmayınız! Bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve önemli bir sonuca götürüyor. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun önemi yoktur..." (K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, X, 67).
M.K. Atatürk, bu konuşmasında, inkılâbından asla taviz vermeyeceğini ifade etmesine rağmen, şapka giyilmesi hususunda kesin bir emir vermemiştir. Ancak kadın-erkek herkesin giymesini içtenlikle arzu ettiğini bildirmiştir. Akşamleyin Ankara'ya döndüğünde, kendisini karşılamaya gelenlerin tamamının şapkalı olduğunu görmüştür (Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818).
Bundan bir kaç gün sonra toplanan (2 Eylül 1341/1925) bakanlar kurulu, devlet memurlarına şapka giyme mecburiyeti getiren 2413 no'lu kararnameyi çıkarır. Ardından da 15 Kasım 1925 tarihinde Konya milletvekili Refik Bey ve arkadaşları Meclise şapka giyilmesi ile ilgili kanun teklifini verirler. Bursa milletvekili Nureddin Paşa bu kanunun Teşkilatı Esasiye Kanununa (Anayasa) aykırı olduğunu ileri sürerek geri alınmasını ister. Ancak çoğunluğun lehte oy kullanması sonucu 671 sayılı
"Şapka İktisası Hakkında Kanun" 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edilir ve 28.11.1925 günü 230 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girer. Kanun şu üç maddeden oluşmaktadır:
1- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel ve yerel yönetim görevlileri, her türlü kuruluşta görevli memurlar ve müstahdemler Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet meneder.
2- İş bu kanun, yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir.
3- İş bu kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yürütme Kurulu üyeleri tarafından yürütülür (Bak. Bekir Sıtkı Yalçın - İsmet Gönülal, Atatürk İnkılabı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1984, 99 vd.).
Şapka Kanunu ülkede önemli bir direnişle karşılaştı. Yasa T.B.M .M .'nde kabul edildiği gün Erzurum'da protesto gösterileri oldu. Bunun üzerine bu ilde sıkıyönetim ilan edildi ve gösteriye katılanlar Sıkıyönetim Mahkemesine verildi. Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon ve Gümüşhane'de yasayı protestoya yönelik eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlere katıldığı ileri sürülen birçok kişi İstiklal Mahkemelerinde yargılandı; bunların bazıları ölüm, bazıları da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ölüm cezasına çarptırılanlardan biri de İskilipli Atıf Hoca'dır. Aslında Atıf Hoca, protesto eylemlerine bizzat katılmamış, fakat adı geçen kanunun yayınlanmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce (1340/1924) yazıp neşrettigi "Frenk Mukallitligi ve Şapka" adlı risalesinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesince suçlu bulunarak idama mahkum edilmiş ve 4 Şubat 1926 tarihinde hüküm infaz edilmiştir (İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve İslâm, IXX, Çile Yayınevi, İstanbul).
Global Bilgiler

1939'da Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesiyle şapkadan başka başlık giymeyi alışkanlık haline getirmenin cezası üç aya kadar hapis olarak belirlendi. 1961 ve 1982 Anayasaları, öbür devrim yasaları gibi 671 sayılı yasanın Anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır (Ana Britannica, XX, 237).
Şapka giymenin fikhî hükmü:
Hiç şüphe yok ki, şapka bizatihi haram değildir. Zaten hiç bir İslâm âlimi, onun bizatihi haram olduğunu iddia etmemiştir. Ancak küfür alameti olarak kabul edildiği ve hakikaten gayr-i müslimlerin dînî kıyafeti olduğu dönemlerde, hemen hemen tüm İslâm âlimleri tarafından giyilmesine karşı çıkılmış, onu giyenler, niyetlerine göre kâfir ya da günahkâr kabul edilmişlerdir.
Biliyoruz ki, İslâm dininde bir şeyin kesin olarak haram sayılabilmesi, dolayısıyla onu işlemenin günah ya da küfür kabul edilebilmesi için hakkında açık bir nas olması gerekir. Aksi halde -peygamberler dahil- hiç bir kimse keyfî olarak, Allah'ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl sayamaz. Ancak, hakkında kesin ve açık bir nas olmayan hususlarda İslâm âlimlerinin ictihad yoluyla bir kanaate varmaları mümkündür.
Bu noktadan hareketle Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimizde, ne şapka ne de başka bir kıyafetle ilgili herhangi bir hüküm göremeyiz. Lâkin Cenab-ı Allah'ın, mü'minleri sürekli olarak inanç ve davranış bakımından kâfirlere benzemekten sakındırdığını görebiliriz .
Global Bilgiler

O halde İslâm âlimlerinin şapka hakkındaki olumsuz kanaatlerinin dayanağı nedir? İslâm din bilginlerini bu kanaata sevkeden sebep, Peygamber (s.a.s)'in, sürekli olarak müslümanları gayr-i müslimlere benzemekten sakındırması ve bu konuda hassasiyet göstermesidir. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s): Bir kavme benzemeye çalışan, o kavimdendir" (Ahmed b. Hanbel 11, 50; Ebu Davud, Libas, 4) ve "Bizden başkasına benzemeye özenen bizden değildir" (Tirmizî, İsti'zân, 7) buyurmakla, şeklen dahi olsa, bir müslümanın kâfirlere benzemesine karşı olduğunu göstermiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'in, şeklen dahi olsa, müslümanların gayr-i müslimlere benzemeye özenmelerine karşı oluşu haklı bir nedene dayanıyordu. O da, gayr-i müslimlere benzemeye özenen müslümanların, zamanla dejenere olarak İslâm'dan uzaklaşmaları ya da ondan tamamen kopmaları endişesiydi. Zira Allah Resûlü; "Kişi inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar" gerçeğini çok iyi biliyordu.
Global Bilgiler

Şunu hemen belirtelim ki, hadisin metninde geçen "teşebbüh" kelimesi, yukarda görüldüğü gibi, tesâdüfi bir benzemeyi değil, benzemeye çalışmayı yani bir kimsenin benzemek istediği kişileri bilerek ve isteyerek taklid etmeye çalışmasını ifade etmektedir. Yoksa bir gayr-i müslim, İslâma girmek gibi bir niyeti olmaksızın, müslümanlara mahsus bir alâmeti taşımakla, müslüman sayılamıyacağı gibi; "gayr-i müslimlere benzeme kasdı olmaksızın, soğuk vb. sebeplerle onlara mahsus alâmetleri giyen bir müslüman da kâfir sayılmaz" (Fetevâ-yı Hindiye, II, 276, Bulak 1310 h.). Hele hele kâfirlerin şiârı olmayan bir takım kıyafet ve davranışlarda gayr-i müslimlere benzeyen kimse asla tekfir edilemez (Ali el-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, II, 522, İstanbul 1309 h.).
Ancak "Mecûsilerin mümeyyiz vasfı olan şapkalarını ve zimmîlerin küfrün şiârından olan kalensövelerini, onlara benzemek kasdıyla giymek ya da hristiyan ve mecûsilere ait olan zünnarı kuşanmak küfür sayılmıştır" (Şeyhzâde, Hâşiyetü Şeyhzâde alâ Tefsîr el-Kâdî el-Beydâvî, I, 108, Matbaatü's-Sultâniyye, Dâr'ül-Hilâfe, 1282 h.; Ali el-Kârî, Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, 167. Mısır, 1323 h.; M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi Fetvaları Işığında XVI. Asır Türk Hayatı, İstanbul 1983, 118).
Global Bilgiler

İslâm dininde niyetler çok önemlidir. Hattâ amellerden de önce gelir ve ameller onlara göre değer kazanır. Bunun içindir ki İslâm âlimleri; "Küfre niyet eden kimse o andan itibaren kâfirdir" diyorlar. Böyle bir kimse, dış görünüşü itibariyle müslümanlara benzese de kâfirdir. Kaldı ki, Allah'a, O'nun Resûlüne ve sair dinî zaruretlere iman ve itikadı olmadığı için, seve seve kâfirlerin kendilerine mahsus alâmet ve şiârlarını giyinmiş ve kabul etmiş olursa, artık bu kimsenin küfründe şüphe etmek bile caiz değildir.
Büyük fakihlerin ekserisi "Kafirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan kalensöve yani şapkayı bir zaruret olmadan kendi arzusu ile giymek küfürdür. Zira bu alamet-i küfürdür. Onun için bunu, ancak mecûsilik, hıristiyanlık, yahudilik gibi küfrün çeşitlerinden birini seçenler ve kalpleri küfür rengi ile boyanmış olanlar giyebilirler. Esasen zâhir alâmetlerle bâtınî işlere istidlâl ve onun üzerine hükm etmek aklen ve şer'an makbul ve mu'teber bir yoldur" diyorlar.
Fukahâdan bazıları ise; "Mecûsi, hıristiyan ve sair kâfir milletlere mahsus ve onların kıyafet âdeti olan kalensöve yani şapkayı kendi arzusu ile giyen bir müslüman, onlara benzemiş ve onları taklid etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz" diyorlar (İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve İslâm, İstanbul 1975, 21).
Haddizatında İslâm'ın ilk dönemlerinde, Mekke'de yaşayan müslümanlarla müşriklerin kılık ve kıyafetleri biri birlerinden farklı değildi. Hicretin ilk yıllarında da Medine'de çoğunlukta olan yahudiler, ne âdette, ne giyimde, ne de başka özel bir alâmette müslümanlardan ayırdedilemezlerdi. Sonraları müslümanlar çoğalıp güçlendikten ve kendilerine cihad izni verildikten sonra, Rasûlüllah (s.a.v)'ın direktifleri doğrultusunda, gerek âdette gerekse kılık ve kıyafette gayr-i müslimlerden yavaş yavaş ayrılmaya başladılar. Ki bu ayrılık o gün için bir zaruretti. Zira İslâm ile küfür karşı karşıya gelmişti ve bunun için safların belirginleşmesi, netleşmesi gerekiyordu. Buna binaen müslümanlar, inançları ve davranışlarıyla kâfirlerden ayrıldıkları gibi dış görünüşleriyle de onlardan ayrılmak durumundaydılar ve gayr-i müslimlerin kimlikleri niteliğindeki kıyafetlerini taşımaları yakışık almazdı. Müslümanların kendilerine has kimlikleri, kıyafetleri olmalıydı.
Global Bilgiler

İşte bu şekilde, müslümanlar başlangıçta bizzat kendileri gayr-i müslimlere benzememeye özen gösterdikleri halde, kendi devletlerini kurup büyük bir güç haline geldikten sonra durum değişti. Bu sefer egemenlikleri altındaki zimmîlere müslümanlardan farklı bir şekilde giyinme mecburiyeti getirdiler. Peygamberimizin vefatından çok sonra getirilen bu uygulamanın gerekçesi şuydu:
Bazı fıkıh kitaplarında Ömer İbn Hattâb veya Ömer İbn Abdü'l-Aziz'den gelen rivayetlere dayanılarak, zimmîlerin müslümanlardan kıyafetleriyle ayrılmalarının gerekli olduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Zimmiler, müslümanlarla içiçe olduklarından kendilerine müslüman muamelesi yapılmaması için onların tanınmaları gerekir. Mümkündür ki, onlardan birisi yolda aniden ölür ve bilinmeden namazı kılınarak müslüman mezarlığına gömülür" (Reddü'lMuhtar, İstanbul 1307, 111, 377).
Evet dikkatin ve sakınmanın elzem olduğu İslâm fetihlerinin ilk çağlarında bu ayırım belki gerekliydi. Fakat yukardaki gerekçenin yeterli olduğu söylenemez. Zira hayatta iken ne Allah'a ne de Peygamberi'ne inanmayan, İslâm ahkâmından hiçbirini uygulamayan bir kimseye, ölümünden sonra ona müslüman muamelesi yaparak yıkamak, cenaze namazını kılmak ve İslâm mezarlığına gömmek ona hiçbir yarar sağlamaz. Ona bu muameleyi bilmeden yapanlar da haliyle bu yaptıklarından sorumlu olmazlar.
Müslümanların kıyafetleriyle de gayr-i müslimlerden ayrılması gerektiği, hele şapka vb. alâmetlerin -zaruret hali hariç- asla giyilmemesi gerektiğini savunan merhum İskilipli Atıf Hoca'nın konuya yaklaşımı şöyledir:
"Her devletin alâmet-i mahsusayı haiz bir çeşit bayrağı vardır ki o bayrak hangi vapurun, zırhlının, tayyarenin, mektebin, binanın üzerinde bulunursa, o devletin olduğuna hükmolunur. Meselâ bizim Yavuz zırhlısı bütün müştemilatı itibariyle İngiliz, Alman ve Fransız zırhlılarına benzediği halde, yalnız şanlı bayrağının alâmet-i farikası ile onlardan ayrılır. Bu alâmeti görenler bizim zırhlımız olduğuna hükm ederler. Başka devletlerin bayrağının bizim zırhlıya çekilmesi siyaseten, örfen, âdeten ve kanunen yasaktır. Onun için bunun mürtekibi, hiyanet-i vataniye, cinayeti ve ecnebî taraftarlığı suçuyla itham edilerek id----- hükm olunur. Bunun için medenî memleketlerden hiç birisinin bayrağını bizim vapurlara, zırhlılara çekmek suretiyle onları taklid ve teşebbühe yeltenmeye hiç bir kimse cesaret gösteremez.
İşte bunun gibi "Bizden başkasına benzeyen, bizden değildir" hadis-i şerîfi ile müslümanların, şiâr ve alâmet-i küfürde gayri müslimlere benzemeye yeltenmeleri yasaklanmıştır. Binaenaleyh bizim zırhlıda başka devletlerin bayrağını görenler o zırhlının bizim olmadığına hükm edecekleri gibi şapka, haç ve sâir küfür alâmeti giyen ve takınanların İslâmî milliyetten çıkıp kâfirler sınıfına iltihak etmiş olduklarına hükm ederler" (İskilipli Atıf Hoca, a.g.e, 24).
Unutmamak lâzım ki, bir zamanlar şapkanın küfür alâmeti sayılması gibi "baş açık gezmek de kâfirlerin âdetlerinden sayılıyordu. Bugün ise baş açık dolaşmak müslümanlar arasında yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla küfür sayılmaz" (Ali el-Kârî, Şerhu'ş Şifa", II, 522). Nitekim eskiden "başı açık dolaşan, sokakta yemek yiyen, sakalını tıraş etmiş veya müzik dinleyen kişilerin şahitliği de kabul edilmezdi. Günümüzde bu örf ve kurallar değişmiştir. Çünkü bu davranışlar zamanımızda yaygın bir alışkanlık halini almıştır" (Yusuf el Kardavî, İslâm Hukuku Teori ve Pratik, İstanbul 1983, 179).
Global Bilgiler

Sonuç olarak:
Zamana, mekana ya da örf ve âdetlere bağlı olan hükümler; zamanın, mekanın yahut örf ve âdetlerin değişmesine paralel olarak değişebilirler. Hakkında kesin ve açık nas bulunan, değişken bir dayanağa istinad etmeyen hükümler ise asla değişmezler. Bu hususu göz önünde bulundurarak şapkayı bu açıdan değerlendirmek gerekir. Binaenaleyh kafirleri taklid etme, onlara benzemeye özenme gibi bir niyet taşımaksızın şapkanın giyilmesinde bir sakınca yoktur. Ve ister dine dayalı olsun ister laik olsun, hiçbir yönetim, kendi vatandaşlarından herhangi bir zümreyi başka bir zümrenin dininden kaynaklanan örf ve âdetlerini taklide zorlamaya hakkı yoktur.

0 yorum:

Klavyede Şapkalı Harfler Nasıl Yazılır

Global Bilgiler
Klavyede “Â, â, Î, î, Û, û” gibi şapkalı harfleri yazabileceğimiz tuşlar bulunmuyor. Bu karakterleri ancak tuş kombinasyonları ile yazabiliyoruz.
SHIFT ile birlikte 3 tuşuna basılınca şapka aktif hale gelir, ama ekranda şapka işareti görülmez. Bu esnada hangi harfin üzerine şapka işareti yapılacaksa o harfe basılır ve harf şapkalı olarak görünür.
Örneğin "â" yazmak için; SHIFT ve 3 tuşlarına birlikte basılır.
Daha sonra A harfine basılarak â elde edilir.
Aynı yöntem şapkalı yazmak istediğimiz diğer harfler içinde uygulanır.
Harfin büyük yada küçük olmasına göre CapsLock tuşu açık yada kapalı olmalıdır.
Global Bilgiler  /  at  10:10  /  No comments

Global Bilgiler
Klavyede “Â, â, Î, î, Û, û” gibi şapkalı harfleri yazabileceğimiz tuşlar bulunmuyor. Bu karakterleri ancak tuş kombinasyonları ile yazabiliyoruz.
SHIFT ile birlikte 3 tuşuna basılınca şapka aktif hale gelir, ama ekranda şapka işareti görülmez. Bu esnada hangi harfin üzerine şapka işareti yapılacaksa o harfe basılır ve harf şapkalı olarak görünür.
Örneğin "â" yazmak için; SHIFT ve 3 tuşlarına birlikte basılır.
Daha sonra A harfine basılarak â elde edilir.
Aynı yöntem şapkalı yazmak istediğimiz diğer harfler içinde uygulanır.
Harfin büyük yada küçük olmasına göre CapsLock tuşu açık yada kapalı olmalıdır.

0 yorum:

Ağyarını mâni efradını câmi ne demektir?

Global Bilgiler
  • Alınmaması gerekenleri dışarıda bırakan, alınması gerekli olanları ise içine alan, tam ve eksiksiz. (tarifin tarifi) anlamındadır.
  • Klasik belagat ve medrese kitaplarında sıkça geçer. Sözün fesahati için gerekli özelliklerden biridir. "o kadar iyi bir şiir ki ne bir kelime ekleyebilir ne de bir kelime çıkarabilirsiniz" türünden şiirler için de kullanılır. Efrad, fertler; ağyar ise diğerleri demektir. Osmanlılar, sevgili dışındaki her şeyi tanımlamak için de ağyar derlerdi. Gayr'dan gelir.
  • Tanımın tanımıdır. Yani bir tanımın nasıl olması gerektiğini anlatan eski söz. Anlamı ise bir tanım öyle olmalıdır ki, tüm unsurlarını içine alsın, olmayanları ise dışlasın.
  • Öyle bir anlatılmalı ki anlatılan, ne eksik gedik kalsın, ne içeri çöp dolsun. Birbirine benzeyenlerini kesiştirsin, alakasızlıklarını, ayrık otlarını biçsin. Ne gereğinden fazla uzun düşsün ne de anlaşılamayacak denli kısa kalsın.

Global Bilgiler  /  at  09:55  /  No comments

Global Bilgiler
  • Alınmaması gerekenleri dışarıda bırakan, alınması gerekli olanları ise içine alan, tam ve eksiksiz. (tarifin tarifi) anlamındadır.
  • Klasik belagat ve medrese kitaplarında sıkça geçer. Sözün fesahati için gerekli özelliklerden biridir. "o kadar iyi bir şiir ki ne bir kelime ekleyebilir ne de bir kelime çıkarabilirsiniz" türünden şiirler için de kullanılır. Efrad, fertler; ağyar ise diğerleri demektir. Osmanlılar, sevgili dışındaki her şeyi tanımlamak için de ağyar derlerdi. Gayr'dan gelir.
  • Tanımın tanımıdır. Yani bir tanımın nasıl olması gerektiğini anlatan eski söz. Anlamı ise bir tanım öyle olmalıdır ki, tüm unsurlarını içine alsın, olmayanları ise dışlasın.
  • Öyle bir anlatılmalı ki anlatılan, ne eksik gedik kalsın, ne içeri çöp dolsun. Birbirine benzeyenlerini kesiştirsin, alakasızlıklarını, ayrık otlarını biçsin. Ne gereğinden fazla uzun düşsün ne de anlaşılamayacak denli kısa kalsın.

0 yorum:

30.08.2016

KOPOY IRKI AV KÖPEĞİ

Global Bilgiler

Kopoylar bulmaya alıştırıldıkları av hayvanlarının izinin kokusundan hayvanları takip eden ve takip ederken de kesik kesik havlayan av köpekleridir. Gerek Amerika'da ve gerekse Avrupa'da pek Çok cinsleri mevcuttur. Çoğu cinslerde birbirleriyle karıştırılarak elde edilmişlerdir. Bu cinslerin bir kısmı da Avrupadan Amerika’ya getirilmiş kopoylardan elde edilmişlerdir. Bloodhound, Plothound vb. Gibi.
Amerikada kopoylar
Amerikadaki avlanma gelenekleriyle Avrupanınkiler Çok farklı olduğundan kopoyların eğitimleri de farklı olmuştur. Amerikada kopoyların itaat eğitimleri üzerinde durulmamış, memleketimizde de olduğu gibi, kopoylar ava başlatılırken, tecrübeli kopoylarla ava Çıkarılarak zamanla hangi kokuyu takip edeceklerini öğrenmektedirler. Memleketimizdekinden farklı olarak avların seçiminde daha kararlı davranılmış ve köpekler yalnz belirli hayvanları kovmaya alıştırılmıştır. Bilindiği gibi bizde, biraz da kasıtlı olarak kopoylara domuz da, karaca da, geyik de kovdurulmaktadır.
Bu arada pek Çok kopoy da av sırasında rastladığı bir tilki veya Çakal izini de kovmaktadır. Bizde yalnız tavşan avcıları ayrıldıkları için onların kullandıkları köpekler de yalnız tavşana alıştırılmış olup diğer büyük avları kovalamamaktadırlar. Amerikada bizde olduğu gibi sürek avları yapılmamaktadır. Buna karşılık avcılar da köpeklerin arkasında avı takip etmektedirler. Bunun için de kopoyların kullanıldıkları avlar av hayvanlarının yapısıyla sınırlanmıştır.
Av hayvanlarına göre kopoy kullanılan avları sıralayacak olursak en Çok kullanılan kopoylardan biri Beagledir. Bu küçük kopoy yalnız tavşan avlarında kullanılmaktadır. Bizdeki ada tavşanı büyüklüğünde olan Cottontail tavşanlarının avında hep Beagle kullanılır. Bunun haricindeki adlarını sıralayacağımız bütün kopoylar köpekle yapılmasına izin verilen bütün avlarda kullanılmaktadır. Ancak bunların bazıları adlarını aldıkları bazı hayvanların avlarında daha çokça kullanılırlar. Foxhound ve Coonhound gibi.
Foxhoundlar Amerikaya ilk olarak İngiltere'den getirilmişler ve orada olduğu gibi atla tilki avında kullanılmışlardır. Bugün silahla yapılan avlarda da nadiren kullanılmalarına rağmen genellikle Amerika'da da kurulmuş bulunan özel atla avcılık kulüplerinde kullanılmaktadırlar. Coonhoundlar, adlarını aldıkları Amerika'ya has Racoon denilen kürklü, kuyruğu halkalı bir zamanlar Amerikan kürk avcılarının postundan şapka yaptıkları bir hayvanın avında kullanılırlar. Racoon genellikle gece avlanır. Gündüz kovuğunda uyuyup geceleri dolaştığı için bu yöntem seçilmiştir. Yaşadığı bölge, ormanların derelere yakın kısımlarıdır. Kovalandığı zaman bir süre sonra ağaca Çıkarak kurtulmaya Çalışır. Coonhoundlar da özellik olarak yakın takiple avlarını kovalarlar. Genellikle Racoon avında birkaç köpek kullanılır. Bazen uzun süren bir takipten sonra hayvan ağaca Çıkar ve köpekler de avcılar gelene kadar ağacın altında havlamaya devam edip oradan ayrılmazlar. El fenerlerinin yardımıyla köpeklerin yanına gelen avcılar, Racoon avında genellikle menzil birkaç metre olduğu için tabanca kullanırlar.
Amerikada kullanılan, Bloodhound, Black and Tan ve Blue Tick Coonhound, Plothound, Walker gibi adlar almış olan değişik görünümdeki kopoylar özellikle Çok süratli ve yakın takip için yetiştirilirler. Buna sebep sürek avının bazı avlar için yasak olmasının dışında sürekçinin de bulunmaması ve bu tarz avlanmaya alışılmamış olmasıdır. Onun için kopoy kullanılan avlarda av hayvanı avcı tarafından da kovalanır. Domuz avlarında birlikte iz süren köpekler domuzu bastırır ve fazla kaçmasına imkân vermez, avcı da yetişerek avını vurur. Geyik avının kopoyla yapılması yasaktır. Amerika?Da kopoy kullanılarak en Çok yapılan avlar; dağ aslanı Puma, Jaguar, Vaşak ve Siyah Ayı avlarıdır. Bütün bu avlarda köpekler bağlı olarak iz bulunabilecek yerde dolaştırılır. Her zaman 5-6 köpek bir aradadır. Genellikle sürü başı tabir edilen tecrübeli bir köpeğe iz aratılır. Taze izi bulan hayvan havlamaya başlayınca köpeklerin hepsi birden serbest bırakılır. Bazen saatler süren müthiş bir takip başlar. Siyah ayı parsın bir türü olan ve yalnız Amerika kıtasında yaşayan Jaguara ve gene yalnız Kuzey Amerika?Da yaşayan Pumaya nazaran genellikle daha Çabuk kaçmaktan vazgeçerek ağaca Çıkar. Fakat Jaguar, Puma ve hatta Vaşakta bazen bütün bir gün süren takipler olur. Çok Çevik olan Jaguarın, fırsatını bulursa avcılar gelmeden ağaçtan atlayıp tekrar kaçmaya devam ettiği de olmaktadır. Onun için köpeklerin ağacın altını hiç boş bırakmamaları esastır. Zaman zaman bu hayvanlar Çok sıkıştıklarında, bilhassa kayalık arazilerde veya ağaçtan atladığında köpekler tarafından kaçmasına izin verilmediğinde köpeklerle döğüşe girmekte ve bu arada birkaç köpeği de telef ettiği görülmektedir. Bu tarz köpekli avın en güç yanı avcıya düşmektedir. Zira son derece iyi bir fizik kondisyon gerekmektedir. Bazı seferlerde saatlerce sürecek bir takipte adeta koşar adım köpekleri takip etmeye Çalışmak sanırız her avcının kolay yapacağı bir iş değildir. Bazı avcılar sürü başı olan köpeğin tasmasına bir verici takmakta, kendilerinde bulunan alıcıyla da köpekler sesleri duyulamıyacak kadar uzaklaştıklarında yönlerini ve nereye gittiklerini bu şekilde bulmaktadırlar.
Avrupa'da Kopoylar
Avrupa'nın birçok memleketinde pek Çok cins kopoy mevcuttur. Konu incelendiğinde, bu köpeklerin de bir çoğunun birbirleriyle karıştırılarak elde edildikleri ortaya Çıkmıştır. Ancak Çok eskiye dayanan köpek ırkları üzerindeki Çalışmalar, belli karakterlerdeki ve görünümdeki köpekleri elde etmeye yaramıştır. Bugün bütün bu cinslerin mümkün olduğu kadar saf kalmasına gayret edilmektedir. Bizim bu konudaki ihmalimiz, tarih boyunca avlarımızda köpek kullanılmasına rağmen, Anadolu'muza has bir av köpeği türünü geliştirmemiştir. Hakkında adeta efsaneler anlattığımız Kangal ve Karayaka Çoban köpeklerimizin bile menşei Asyadır ve halen İran, Pakistan, Afganistan bu köpekleri kullanmaktadır. Çoban köpeklerimizin saflaştırma Çalışmaları son senelerdedir, fakat ondan önce pek çoğu yozlaşmıştır. Av köpeklerimiz için durum içler açısıdır. Yerli hiçbir cins kuş köpeğimiz yoktur. Osmanlı devrinde kuş avlarında köpek kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir. Ancak minyatürlerde de görüldüğü ve kayıtlarda da bahsedildiği gibi zaar kullanılmıştır. Ayrıca tazılar da kullanılmıştır. Fakat zaar olarak kayıtlardaki köpeklerin cinsinin ne olduğu belli değildir. Bugün memleketimizde kullanılmakta olan kopoylar devamlı olarak birbirleriyle ve köy köpekleriyle karışmakta, rengi, şekli uygun olduğu takdirde ava götürülmekte, bazen de hiçbir haliyle kopoya benzemeyenleri, tesadüf sonucu köylerden diğer köpeklerle birlikte ava Çıkarak mükemmel av yapmaktadırlar.
Yıllardan beri belli renklerdeki kopoylara bilhassa Marmara yöresinde hep aynı ad verilmiş ve bu adlar kopoylarımızın adeta cinsinin simgesi haline gelmiştir. Macar, Arap, Çakal, Barak nereden geldiği belli olmayan kopoylarımızı oluşturmaktadırlar. Bunların arasından da ayırım yapılarak yerli kopoyumuzu saflaştırma Çalışmalarının yapılması lazımdır.

Global Bilgiler

Kopoylar kullanıldıkları avcılık türünden dolayı Avrupa da da fazla bir eğitime tabi tutulmamışlardır. Kuş köpeklerine verilen eğitimden Çok daha azını görmektedirler. İngiltere nin geleneksel at ile yapılan tilki ve geyik avlarında kullanılan Foxhoundları 20-25 tanesi bir arada olarak avlanırlar. Avcı başının öttürdüğü borusuna alıştırılmışlardır. Bu boru Çaldığı zaman toplanmaya alıştırılmışlardır. Öte yandan köpeklere en derinlemesine eğitimi veren Almanlar olmuştur. Kopoyların yanı sıra Drahthaar, Kurzhaar gibi fermalı kuş köpeklerini de büyük avlarda kullanmaktadırlar. Bu köpekler de kısa da olsa ses vererek tilki, tavşan gibi hayvanları kendiliklerinden kovmaktadırlar. Eğitildiklerinden Çok iyi kopoy vazifesi görmektedirler. İster kopoy olsun ister diğer cinsler, verilen en önemli eğitim de avı kovarken dahi olsa Çağrıldıklarında kovmayı bırakarak sahiplerinin yanına gelmeleridir. Bu şekilde de av uzun süre kovalanmamış olmaktadır. Avrupanın da birçok bölgesinde sürek avı yasaktır ve yapılmamaktadır. Bu şekilde de bekleme avlarıyla Çok miktarda av görmek mümkündür. Bu görüntü de memleketimizde Avrupa'daki av hayvanlarının ehil  odluğu  yolunda bir fikir  doğurmuştur.  Hayvanlar  kovalanmadıkları  için kaçmamaktadırlar. Süreğin yasak olduğu birçok bölgede bekleme avı yapılırken Çok iyi terbiye edilmiş ister kopoy olsun ister diğer cinsler sahibinin yanında beklemekte, av hayvanına atış yapıldığında hayvan yaralı gittiği takdirde sahibinin emriyle hareket ederek avı arayıp bulmaktadırlar. Bunun için de değişik eğitimler verilmektedir. Kopoy cinslerinde dahi, yapı olarak avı bulduklarında sustukları için avın başında oturarak katiyen avı parçalamadan sahibi yanına gelinceye kadar havlamaları öğretilmektedir. Bir diğer şekil, (kopoy olmayan kuş köpekleri de bunda kullanılmaktadır) yalnız avı bulduğu zaman başında havlamasıdır. Bir diğer eğitimde de, yaralı avın peşinde havlamadan giden köpek, avı bulunca tasmasından sarkan bir kayışı ağzına alarak geldiği takdirde, avın düşmüş ve kendisi tarafından bulunmuş olduğuna işaretle, avcı köpeğe kayışını bağlayarak onun peşinden ava gitmektedir. Eğer köpek tasmayı ağzına almadan gelirse av düşmemiş, köpek onu bulamamış anlama gelmektedir.

Avrupa'da Çok Çeşitli avlanma şekilleri olduğundan bu avlarda kullanılan pek Çok da köpek türü yetiştirilmiştir. Çok kesin bir ayırım söz konusu olmamakla beraber, kopoy veya avı kovalayan köpekleri de yüksek boylular ve alçak boylular olarak ayırabiliriz. Yüksek boylular tahmin edileceği gibi domuz, karaca, geyik gibi hayvanların avında kullanılırlar. Ancak bir istisna ile ki o da Almanların Jagd Terrieri (Av Terieri) dir.

Bu 30-35 cm. Yüksekliğindeki küçük, fırça kıllı son derece atik ve hızlı köpek domuz avlarında da kullanılmaktadır. Domuz, genellikle ufaklığına aldırmamakta ve kaçmamakta, köpek de devamlı havlayarak avcıya yerini belli etmekte, bir yandan da domuza devamlı etrafında dönerek saldırmakta ve şaşırtmaktadır. Bu jagd terrier ve Fox terrier ile Dachshund (Dakshund) yaralı büyük avın yerini belirlemekte kullanıldıkları gibi, tilkiyi ininden Çıkartmak için ve ada tavşanı avında da kullanılmaktadırlar.

Bilindiği gibi bizde bazı Ege ve Marmara adalarında bulunan ufak tavşanlar Avrupa'da birçok memlekette karada yaşamakta, toprağı kazarak altında kendilerine yuva yapmaktadırlar. Bu köpekler de bu yuvalara girmekte, giremeyecekleri kadar dar yuvaları da kazarak açmaktadırlar. Bu tavşanlar Çok fazla üremekte olup bazı memleketlerde bütün yıl avı serbest olarak yapılmaktadır.   

Global Bilgiler  /  at  19:17  /  No comments

Global Bilgiler

Kopoylar bulmaya alıştırıldıkları av hayvanlarının izinin kokusundan hayvanları takip eden ve takip ederken de kesik kesik havlayan av köpekleridir. Gerek Amerika'da ve gerekse Avrupa'da pek Çok cinsleri mevcuttur. Çoğu cinslerde birbirleriyle karıştırılarak elde edilmişlerdir. Bu cinslerin bir kısmı da Avrupadan Amerika’ya getirilmiş kopoylardan elde edilmişlerdir. Bloodhound, Plothound vb. Gibi.
Amerikada kopoylar
Amerikadaki avlanma gelenekleriyle Avrupanınkiler Çok farklı olduğundan kopoyların eğitimleri de farklı olmuştur. Amerikada kopoyların itaat eğitimleri üzerinde durulmamış, memleketimizde de olduğu gibi, kopoylar ava başlatılırken, tecrübeli kopoylarla ava Çıkarılarak zamanla hangi kokuyu takip edeceklerini öğrenmektedirler. Memleketimizdekinden farklı olarak avların seçiminde daha kararlı davranılmış ve köpekler yalnz belirli hayvanları kovmaya alıştırılmıştır. Bilindiği gibi bizde, biraz da kasıtlı olarak kopoylara domuz da, karaca da, geyik de kovdurulmaktadır.
Bu arada pek Çok kopoy da av sırasında rastladığı bir tilki veya Çakal izini de kovmaktadır. Bizde yalnız tavşan avcıları ayrıldıkları için onların kullandıkları köpekler de yalnız tavşana alıştırılmış olup diğer büyük avları kovalamamaktadırlar. Amerikada bizde olduğu gibi sürek avları yapılmamaktadır. Buna karşılık avcılar da köpeklerin arkasında avı takip etmektedirler. Bunun için de kopoyların kullanıldıkları avlar av hayvanlarının yapısıyla sınırlanmıştır.
Av hayvanlarına göre kopoy kullanılan avları sıralayacak olursak en Çok kullanılan kopoylardan biri Beagledir. Bu küçük kopoy yalnız tavşan avlarında kullanılmaktadır. Bizdeki ada tavşanı büyüklüğünde olan Cottontail tavşanlarının avında hep Beagle kullanılır. Bunun haricindeki adlarını sıralayacağımız bütün kopoylar köpekle yapılmasına izin verilen bütün avlarda kullanılmaktadır. Ancak bunların bazıları adlarını aldıkları bazı hayvanların avlarında daha çokça kullanılırlar. Foxhound ve Coonhound gibi.
Foxhoundlar Amerikaya ilk olarak İngiltere'den getirilmişler ve orada olduğu gibi atla tilki avında kullanılmışlardır. Bugün silahla yapılan avlarda da nadiren kullanılmalarına rağmen genellikle Amerika'da da kurulmuş bulunan özel atla avcılık kulüplerinde kullanılmaktadırlar. Coonhoundlar, adlarını aldıkları Amerika'ya has Racoon denilen kürklü, kuyruğu halkalı bir zamanlar Amerikan kürk avcılarının postundan şapka yaptıkları bir hayvanın avında kullanılırlar. Racoon genellikle gece avlanır. Gündüz kovuğunda uyuyup geceleri dolaştığı için bu yöntem seçilmiştir. Yaşadığı bölge, ormanların derelere yakın kısımlarıdır. Kovalandığı zaman bir süre sonra ağaca Çıkarak kurtulmaya Çalışır. Coonhoundlar da özellik olarak yakın takiple avlarını kovalarlar. Genellikle Racoon avında birkaç köpek kullanılır. Bazen uzun süren bir takipten sonra hayvan ağaca Çıkar ve köpekler de avcılar gelene kadar ağacın altında havlamaya devam edip oradan ayrılmazlar. El fenerlerinin yardımıyla köpeklerin yanına gelen avcılar, Racoon avında genellikle menzil birkaç metre olduğu için tabanca kullanırlar.
Amerikada kullanılan, Bloodhound, Black and Tan ve Blue Tick Coonhound, Plothound, Walker gibi adlar almış olan değişik görünümdeki kopoylar özellikle Çok süratli ve yakın takip için yetiştirilirler. Buna sebep sürek avının bazı avlar için yasak olmasının dışında sürekçinin de bulunmaması ve bu tarz avlanmaya alışılmamış olmasıdır. Onun için kopoy kullanılan avlarda av hayvanı avcı tarafından da kovalanır. Domuz avlarında birlikte iz süren köpekler domuzu bastırır ve fazla kaçmasına imkân vermez, avcı da yetişerek avını vurur. Geyik avının kopoyla yapılması yasaktır. Amerika?Da kopoy kullanılarak en Çok yapılan avlar; dağ aslanı Puma, Jaguar, Vaşak ve Siyah Ayı avlarıdır. Bütün bu avlarda köpekler bağlı olarak iz bulunabilecek yerde dolaştırılır. Her zaman 5-6 köpek bir aradadır. Genellikle sürü başı tabir edilen tecrübeli bir köpeğe iz aratılır. Taze izi bulan hayvan havlamaya başlayınca köpeklerin hepsi birden serbest bırakılır. Bazen saatler süren müthiş bir takip başlar. Siyah ayı parsın bir türü olan ve yalnız Amerika kıtasında yaşayan Jaguara ve gene yalnız Kuzey Amerika?Da yaşayan Pumaya nazaran genellikle daha Çabuk kaçmaktan vazgeçerek ağaca Çıkar. Fakat Jaguar, Puma ve hatta Vaşakta bazen bütün bir gün süren takipler olur. Çok Çevik olan Jaguarın, fırsatını bulursa avcılar gelmeden ağaçtan atlayıp tekrar kaçmaya devam ettiği de olmaktadır. Onun için köpeklerin ağacın altını hiç boş bırakmamaları esastır. Zaman zaman bu hayvanlar Çok sıkıştıklarında, bilhassa kayalık arazilerde veya ağaçtan atladığında köpekler tarafından kaçmasına izin verilmediğinde köpeklerle döğüşe girmekte ve bu arada birkaç köpeği de telef ettiği görülmektedir. Bu tarz köpekli avın en güç yanı avcıya düşmektedir. Zira son derece iyi bir fizik kondisyon gerekmektedir. Bazı seferlerde saatlerce sürecek bir takipte adeta koşar adım köpekleri takip etmeye Çalışmak sanırız her avcının kolay yapacağı bir iş değildir. Bazı avcılar sürü başı olan köpeğin tasmasına bir verici takmakta, kendilerinde bulunan alıcıyla da köpekler sesleri duyulamıyacak kadar uzaklaştıklarında yönlerini ve nereye gittiklerini bu şekilde bulmaktadırlar.
Avrupa'da Kopoylar
Avrupa'nın birçok memleketinde pek Çok cins kopoy mevcuttur. Konu incelendiğinde, bu köpeklerin de bir çoğunun birbirleriyle karıştırılarak elde edildikleri ortaya Çıkmıştır. Ancak Çok eskiye dayanan köpek ırkları üzerindeki Çalışmalar, belli karakterlerdeki ve görünümdeki köpekleri elde etmeye yaramıştır. Bugün bütün bu cinslerin mümkün olduğu kadar saf kalmasına gayret edilmektedir. Bizim bu konudaki ihmalimiz, tarih boyunca avlarımızda köpek kullanılmasına rağmen, Anadolu'muza has bir av köpeği türünü geliştirmemiştir. Hakkında adeta efsaneler anlattığımız Kangal ve Karayaka Çoban köpeklerimizin bile menşei Asyadır ve halen İran, Pakistan, Afganistan bu köpekleri kullanmaktadır. Çoban köpeklerimizin saflaştırma Çalışmaları son senelerdedir, fakat ondan önce pek çoğu yozlaşmıştır. Av köpeklerimiz için durum içler açısıdır. Yerli hiçbir cins kuş köpeğimiz yoktur. Osmanlı devrinde kuş avlarında köpek kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir. Ancak minyatürlerde de görüldüğü ve kayıtlarda da bahsedildiği gibi zaar kullanılmıştır. Ayrıca tazılar da kullanılmıştır. Fakat zaar olarak kayıtlardaki köpeklerin cinsinin ne olduğu belli değildir. Bugün memleketimizde kullanılmakta olan kopoylar devamlı olarak birbirleriyle ve köy köpekleriyle karışmakta, rengi, şekli uygun olduğu takdirde ava götürülmekte, bazen de hiçbir haliyle kopoya benzemeyenleri, tesadüf sonucu köylerden diğer köpeklerle birlikte ava Çıkarak mükemmel av yapmaktadırlar.
Yıllardan beri belli renklerdeki kopoylara bilhassa Marmara yöresinde hep aynı ad verilmiş ve bu adlar kopoylarımızın adeta cinsinin simgesi haline gelmiştir. Macar, Arap, Çakal, Barak nereden geldiği belli olmayan kopoylarımızı oluşturmaktadırlar. Bunların arasından da ayırım yapılarak yerli kopoyumuzu saflaştırma Çalışmalarının yapılması lazımdır.

Global Bilgiler

Kopoylar kullanıldıkları avcılık türünden dolayı Avrupa da da fazla bir eğitime tabi tutulmamışlardır. Kuş köpeklerine verilen eğitimden Çok daha azını görmektedirler. İngiltere nin geleneksel at ile yapılan tilki ve geyik avlarında kullanılan Foxhoundları 20-25 tanesi bir arada olarak avlanırlar. Avcı başının öttürdüğü borusuna alıştırılmışlardır. Bu boru Çaldığı zaman toplanmaya alıştırılmışlardır. Öte yandan köpeklere en derinlemesine eğitimi veren Almanlar olmuştur. Kopoyların yanı sıra Drahthaar, Kurzhaar gibi fermalı kuş köpeklerini de büyük avlarda kullanmaktadırlar. Bu köpekler de kısa da olsa ses vererek tilki, tavşan gibi hayvanları kendiliklerinden kovmaktadırlar. Eğitildiklerinden Çok iyi kopoy vazifesi görmektedirler. İster kopoy olsun ister diğer cinsler, verilen en önemli eğitim de avı kovarken dahi olsa Çağrıldıklarında kovmayı bırakarak sahiplerinin yanına gelmeleridir. Bu şekilde de av uzun süre kovalanmamış olmaktadır. Avrupanın da birçok bölgesinde sürek avı yasaktır ve yapılmamaktadır. Bu şekilde de bekleme avlarıyla Çok miktarda av görmek mümkündür. Bu görüntü de memleketimizde Avrupa'daki av hayvanlarının ehil  odluğu  yolunda bir fikir  doğurmuştur.  Hayvanlar  kovalanmadıkları  için kaçmamaktadırlar. Süreğin yasak olduğu birçok bölgede bekleme avı yapılırken Çok iyi terbiye edilmiş ister kopoy olsun ister diğer cinsler sahibinin yanında beklemekte, av hayvanına atış yapıldığında hayvan yaralı gittiği takdirde sahibinin emriyle hareket ederek avı arayıp bulmaktadırlar. Bunun için de değişik eğitimler verilmektedir. Kopoy cinslerinde dahi, yapı olarak avı bulduklarında sustukları için avın başında oturarak katiyen avı parçalamadan sahibi yanına gelinceye kadar havlamaları öğretilmektedir. Bir diğer şekil, (kopoy olmayan kuş köpekleri de bunda kullanılmaktadır) yalnız avı bulduğu zaman başında havlamasıdır. Bir diğer eğitimde de, yaralı avın peşinde havlamadan giden köpek, avı bulunca tasmasından sarkan bir kayışı ağzına alarak geldiği takdirde, avın düşmüş ve kendisi tarafından bulunmuş olduğuna işaretle, avcı köpeğe kayışını bağlayarak onun peşinden ava gitmektedir. Eğer köpek tasmayı ağzına almadan gelirse av düşmemiş, köpek onu bulamamış anlama gelmektedir.

Avrupa'da Çok Çeşitli avlanma şekilleri olduğundan bu avlarda kullanılan pek Çok da köpek türü yetiştirilmiştir. Çok kesin bir ayırım söz konusu olmamakla beraber, kopoy veya avı kovalayan köpekleri de yüksek boylular ve alçak boylular olarak ayırabiliriz. Yüksek boylular tahmin edileceği gibi domuz, karaca, geyik gibi hayvanların avında kullanılırlar. Ancak bir istisna ile ki o da Almanların Jagd Terrieri (Av Terieri) dir.

Bu 30-35 cm. Yüksekliğindeki küçük, fırça kıllı son derece atik ve hızlı köpek domuz avlarında da kullanılmaktadır. Domuz, genellikle ufaklığına aldırmamakta ve kaçmamakta, köpek de devamlı havlayarak avcıya yerini belli etmekte, bir yandan da domuza devamlı etrafında dönerek saldırmakta ve şaşırtmaktadır. Bu jagd terrier ve Fox terrier ile Dachshund (Dakshund) yaralı büyük avın yerini belirlemekte kullanıldıkları gibi, tilkiyi ininden Çıkartmak için ve ada tavşanı avında da kullanılmaktadırlar.

Bilindiği gibi bizde bazı Ege ve Marmara adalarında bulunan ufak tavşanlar Avrupa'da birçok memlekette karada yaşamakta, toprağı kazarak altında kendilerine yuva yapmaktadırlar. Bu köpekler de bu yuvalara girmekte, giremeyecekleri kadar dar yuvaları da kazarak açmaktadırlar. Bu tavşanlar Çok fazla üremekte olup bazı memleketlerde bütün yıl avı serbest olarak yapılmaktadır.   

0 yorum:

BRACCO ITALİANO (italyan pointer) AV KÖPEĞİ

BRACCO ITALİANO (italyan pointer)


Global Bilgiler

Kökeni:
Avrupa'nın en eski av köpeği cinslerinden biridir. Pliny , Xenophon , Dante veCellini gibi çeşitli isimler almıştır. On altıncı yüzyılda avda ateşli silahlar kullanılmaya başlandığında popüler oldu.

Tanımı:
Yüzü ciddi görünüşlü. , uzun ve hızlı koşabilen zarif ve güçlü bir köpektir. 

Yüksekliği: 55-67cm., 

Ağırlığı : 25-40kg. olmalıdır. Uzun ve köşeli bir başı , dışa doğru çıkık bir kavisli kaşları vardır. Kalın burnu et rengi yada kahverengidir. Dudakları sarkıktır. 

Gözler:tüylerinin rengine göre , sarı yada aşı boyası renginde. 

Kulaklar : çok gelişmiş sarkık ve tomar biçiminde . 

Kuyruk : 15-25cm. kadar kesik.Tüyler: kısa ve parlak. 

Renkler: saf beyaz , portakal amber yada kestane lekeli beyaz yada portakal veya kestane benekli beyaz. Boyunda aşırı sarkıklık kusur kabul edilir.

Kişiliği:
Düşünceli , itaatkar, uysal , eğitilebilir ve sadıktır.Çok neşeli bir köpek değildir.

Kullanımı:
Avı bulma konusunda çok yeteneklidir . Yakaladığı avı güvenli bir biçimde bulur ve hata yapmadan getirir. Her tür ava uyum sağlayabilir. Avcı ile tam bir iş birliği içindedir. Sakin ve temizdir .Aileye gayet iyi uyum sağlar.
Global Bilgiler  /  at  19:12  /  No comments

BRACCO ITALİANO (italyan pointer)


Global Bilgiler

Kökeni:
Avrupa'nın en eski av köpeği cinslerinden biridir. Pliny , Xenophon , Dante veCellini gibi çeşitli isimler almıştır. On altıncı yüzyılda avda ateşli silahlar kullanılmaya başlandığında popüler oldu.

Tanımı:
Yüzü ciddi görünüşlü. , uzun ve hızlı koşabilen zarif ve güçlü bir köpektir. 

Yüksekliği: 55-67cm., 

Ağırlığı : 25-40kg. olmalıdır. Uzun ve köşeli bir başı , dışa doğru çıkık bir kavisli kaşları vardır. Kalın burnu et rengi yada kahverengidir. Dudakları sarkıktır. 

Gözler:tüylerinin rengine göre , sarı yada aşı boyası renginde. 

Kulaklar : çok gelişmiş sarkık ve tomar biçiminde . 

Kuyruk : 15-25cm. kadar kesik.Tüyler: kısa ve parlak. 

Renkler: saf beyaz , portakal amber yada kestane lekeli beyaz yada portakal veya kestane benekli beyaz. Boyunda aşırı sarkıklık kusur kabul edilir.

Kişiliği:
Düşünceli , itaatkar, uysal , eğitilebilir ve sadıktır.Çok neşeli bir köpek değildir.

Kullanımı:
Avı bulma konusunda çok yeteneklidir . Yakaladığı avı güvenli bir biçimde bulur ve hata yapmadan getirir. Her tür ava uyum sağlayabilir. Avcı ile tam bir iş birliği içindedir. Sakin ve temizdir .Aileye gayet iyi uyum sağlar.

0 yorum:

VİZSLA AV KÖPEĞİ

Global Bilgiler


Vizsla, kaslı; ancak zarif, paslı altın rengi, orta büyüklükte bir av köpeğidir. Ön bacaklar yere dik ve düz iner. Baş uzun ve uca doğru incelen burun kısmıyla aristokrat bir hava taşır. Burun kısmı ne Dachshund gibi çok sivri ne de İngiliz Pointer gibi karedir. Hafif kubbemsi kafatası geniştir ve alnın ortasında bir çizgi görünür. Yuvarlak uçlu kulakları düşük ve uzundur. Boyu uzundur; ancak deri sarkıntısı yoktur. Kuyruk normal uzunluğundan 2/3 oranında kesiktir. Gözler kürk rengine yakındır ve burun kahverengidir. Gelişmiş çeneleri, porselen beyazlığında dişleri ve belirgin, güçlü, esnek bir yürüyüşü vardır. Tüyler kısa, sık ve vücuda yapışıktır. Rengi farklı tonlarda altın pasıdır. Kısa tüylü Macar Pointer'inin yanı sıra tel tüylü varyetesi de vardır. Bu tüy yapısı spontan bir mutasyon sonucu ortaya çıkmıştır ve Avrupa ile İngiltere'de tanınan Tel Tüylü Alman Pointer ile çaprazlamalar sonucu belirginleştirilmiştir.

Kökeni: Muhtemelen çok eski cinslerden türetilmiştir. Bu cinsler Transilvanya tazısı ve Türk san köpeğidir. Yakın zamanlarda kısa tüylü Alman pointerinin ve normal pointerin kanı bu cinsin kanına karıştırılmıştır.
Global Bilgiler

Tanımı: Orta büyüklükte, göze çarpan, dayanıklı, yürüyüşü elastiki bir köpektir. 

Yükseklik: erkeklerde 57-62 cm., dişilerde 53-58 cm. Ağırlık: 22-28 kg. Köşeli bir yüzü, koyu kahverengi bumu, gelişmiş çenelen ve porselen beyazı dişleri vardır. Gözleri tüylerinin rengini yansıtır. Kulaklar: uzun, sarkık, uçları yuvarlak. 

Boyun: kaslı, sarkık değil. Kuyruk: üçte bir oranında kesik. Bütün vücudu gelişmiş kaslarla kaplıdır. Tüyleri, kısa, bol ve vücuduna yapışıktır. Renk: koyu kum sarısının bütün tonları olabilir (kahverengi kusur kabul edilir). Kısa tüylü Macar pointerinin yanı sıra sert tüylü bir türü de vardır. Bu tür kendiliğinden mutasyona uğrayarak gelişmiştir ve tel tüylü Alman pointeriyle çiftleştirilerek mükemmelleştirilmiştir.

Kişiliği: Zeki, eğitilebilir, dengeli, itaatkar, duygulu.

Kullanımı: Her tür ava uyum sağlayabilir. Olağanüstü bir koku alma duyusu vardır. Her türlü arazide, hatta bataklıklarda bile avı sahibine getirir. Yerlisi olduğu Macaristan'ın dışında da tanınır ve değer verilir.
Global Bilgiler  /  at  19:07  /  No comments

Global Bilgiler


Vizsla, kaslı; ancak zarif, paslı altın rengi, orta büyüklükte bir av köpeğidir. Ön bacaklar yere dik ve düz iner. Baş uzun ve uca doğru incelen burun kısmıyla aristokrat bir hava taşır. Burun kısmı ne Dachshund gibi çok sivri ne de İngiliz Pointer gibi karedir. Hafif kubbemsi kafatası geniştir ve alnın ortasında bir çizgi görünür. Yuvarlak uçlu kulakları düşük ve uzundur. Boyu uzundur; ancak deri sarkıntısı yoktur. Kuyruk normal uzunluğundan 2/3 oranında kesiktir. Gözler kürk rengine yakındır ve burun kahverengidir. Gelişmiş çeneleri, porselen beyazlığında dişleri ve belirgin, güçlü, esnek bir yürüyüşü vardır. Tüyler kısa, sık ve vücuda yapışıktır. Rengi farklı tonlarda altın pasıdır. Kısa tüylü Macar Pointer'inin yanı sıra tel tüylü varyetesi de vardır. Bu tüy yapısı spontan bir mutasyon sonucu ortaya çıkmıştır ve Avrupa ile İngiltere'de tanınan Tel Tüylü Alman Pointer ile çaprazlamalar sonucu belirginleştirilmiştir.

Kökeni: Muhtemelen çok eski cinslerden türetilmiştir. Bu cinsler Transilvanya tazısı ve Türk san köpeğidir. Yakın zamanlarda kısa tüylü Alman pointerinin ve normal pointerin kanı bu cinsin kanına karıştırılmıştır.
Global Bilgiler

Tanımı: Orta büyüklükte, göze çarpan, dayanıklı, yürüyüşü elastiki bir köpektir. 

Yükseklik: erkeklerde 57-62 cm., dişilerde 53-58 cm. Ağırlık: 22-28 kg. Köşeli bir yüzü, koyu kahverengi bumu, gelişmiş çenelen ve porselen beyazı dişleri vardır. Gözleri tüylerinin rengini yansıtır. Kulaklar: uzun, sarkık, uçları yuvarlak. 

Boyun: kaslı, sarkık değil. Kuyruk: üçte bir oranında kesik. Bütün vücudu gelişmiş kaslarla kaplıdır. Tüyleri, kısa, bol ve vücuduna yapışıktır. Renk: koyu kum sarısının bütün tonları olabilir (kahverengi kusur kabul edilir). Kısa tüylü Macar pointerinin yanı sıra sert tüylü bir türü de vardır. Bu tür kendiliğinden mutasyona uğrayarak gelişmiştir ve tel tüylü Alman pointeriyle çiftleştirilerek mükemmelleştirilmiştir.

Kişiliği: Zeki, eğitilebilir, dengeli, itaatkar, duygulu.

Kullanımı: Her tür ava uyum sağlayabilir. Olağanüstü bir koku alma duyusu vardır. Her türlü arazide, hatta bataklıklarda bile avı sahibine getirir. Yerlisi olduğu Macaristan'ın dışında da tanınır ve değer verilir.

0 yorum:

DRAHTHAAR (Alman Uzun Tüylü Pointer) AV KÖPEĞİ

Global Bilgiler
   
Drahtaar (Alman Uzun Tüylü Pointer)
Son senelerde memleketimizde de bilhassa İstanbullu avcılar arasında bu köpekleri kullananlar artmaya başlamıştır. Esas itibariyle Avrupa’da da çok eski bir soy değildir. Almanya’da yetiştirilerek dünyaya tanıtılmıştır. Yaptığımız çeşitli araştırmalar Drahthaarların hangi cinslerin karışımıyla ilk olarak elde edildiğine kesin bir cevap vermemektedir. Yalnız görünüşleri birbirine çok benzeyen ve hepsi de kaba fırça kıllı köpekler olan ve Avrupa’daki köpek cins kayıtlarına geçen dört ayrı cins vardır:

- Deutsche Drahthaar
- Griffon
- Pudel-Pointer

Bu dört cins çok yakından bilinmediği takdirde birçok kimse tarafından da birbirine karıştırılmaktadır. Stichelhaar ve Griffon’un geçmişlerindeki karışımlar belli değildir. Pudel (kaniş) cinsinin iri boylarıyla, pointerlerin karışımından elde edilmiştir.

Drahthaar içinse, Fransız Larousse’un av ansiklopedisi Pointer Aradale Terrier karışımı demektedir. Ancak Alman resmi avcılık imtihan kitabı Drahthaar’ın Stichelhaar ile Pudel-Pointer karışımından elde edildiğini belirtmektedir. Diğer cinslerin az bilinmesine karşılık Drahthaar gün geçtikçe daha çok tutunan bir cins olmuştur. Bunu da sebep iyi avcılık hasletlerinin yanı sıra son derece dayanıklı ve sağlam bir köpek oluşudur. Almanya’da yapılan avcılık şekline uygun olarak yetiştirildiğinde; domuz, geyik, karaca avlarında da gerek avı kovmakta ve gerekse yaralı av bulmakta aynı zamanda kuş avlarında da sağlam ferması ve aportu ile komple bir av köpeğidir. Çift kalın tüylerin sayesinde en sarp çalılığa rahatlıkla girmesi ve su avlarında da Reatriverler kadar olmasa da soğuğa dayanıklılığıyla rahatsız olmadan aport etmesi onu bilhassa tek köpekli avcılar arasında aranılır bir cins haline getirmiştir.
Global Bilgiler

Bu cinsin tek kötü puanı karakter itibariyle çok sert oluşudur. Çok iyi eğitilebilmesine rağmen bu sert karakteri ve zor söz dinlemeye alışması kendine kolay köpek arayan avcıları biraz tedirgin etmektedir.

GENEL GÖRÜNÜŞÜ

Son derece hareketli, uyanık, zeki bakışlı, genel karakter itibariyle Alman Pointer’ine (Kurzhaar) benzer. Orta uzunlukta sert dağınık kıllı bir Alman Pointer’i denilebilir.

Baş: Baş uzunca, kafa geniş, tepe sivrisi fazla bariz değil. Kırım orta derecede, burun kemiği düz ve geniş, dudaklar az sarkık, gergin ve tüylü. Merme koyu kahverengi, burun delikleri iyice açık, dişler kuvvetli ve makaskenet.

Kulaklar: Başa yakın düşen kulakların uçları yuvarlak fakat geniş değil.

Gözler: Gözler kahverengi, orta büyüklükte, parlak, zeki bakışlı, kaşlar dolgun. Sarı göz makbul değil.

Boyun: Orta uzunlukta, az kemerli ve gerdansız, derisi bütün vücutta gergin olmalıdır.

Vücut ve kuyruk: Vücut uzunluğu omuz yüksekliğine nazaran 1/10 daha fazla olmalıdır. Sırt; kısa düz ve kuvvetli, cidagodan sağrıya belirgin bir düşüş göstermelidir. Göğüs derin ve büyük, kaburgalar düzgün kavisli, sırt adalesi ince ve gergin, karın içeri çekik. Kalçalar kuvvetli, sağrı yuvarlaklığı muntazam. Kuyruk beşte ikisi kalacak şekilde kesilmelidir. Yürürken kuyruk yere paralel veya hafif kalkık taşınır. Aşağı düşük olmamalıdır.

Bacak ve ayaklar: Ön bacaklar düz, omuzlar meyilli, dirsekler vücuda yakın, butlar kuvvetli ve adaleli olmalıdır. Arka bacakların arka diz ve aşıkları birbirine uygun açıda olmalı, arkadan bakılınca bacaklar birbirine tamamen paralel olmalıdır. Biçimi yuvarlak olan ayakların parmakları sık perdeli, ayaklar yüksek kemerli, taban yastıkları kalın ve katı, tırnakları kuvvetli ve kalınca olmalıdır. Bacak kemikleri yuvarlaktan ziyade yassı, kuvvetli, köpeğin çevikliğini engellemeyecek kalınlıkta olmalı, kaba olmamalıdır. Köpek adeta parmak uçlarında duruyormuşçasına bacakları düzdür.

Tüyler: Sık olan tüyleri onu soğuğa ve ıslağa karşı korur. İç tüyü kışın soğuğa karşı koruyacak kadar sık ve kalın, yazın da hemen hemen görünmeyecek kadar incedir. Kendine has olan dış tüyü düz veya hafif dalgalı olmalı, kıvırcık olmamalıdır. Sert, oldukça yatık, 3-5 cm. boyunda, beden hatlarını gizleyecek kadar uzun olmamakla beraber, sarpta iyice koruyacak niteliktedir. Bacakların aşağı kısmında daha kısa, parmak aralarında daha yumuşaktır. Kafa üstünde kısa ve yatık, omuzların üstünde ve kuyruk civarında çok sık ve kalın. Kuyruk altı çok sık kıllı olmasına rağmen saçağı yoktur. Çalı gibi fışkıran tüylerden kaşları, sert, düz ve orta uzunlukta tüylerden bıyık ve sakalları vardır. Kısa yumuşak tüylü, yumuşak yapağı gibi tüylü veya çok uzun tüylü olmamaları lazımdır.

Renkler: Kestane ve beyazdır. Ekseriye kestane üzerine beyaz benekli, kestane kırçıllı, kestane ve beyaz paftalar üzerine beyaz benekli veya kırçıllı ve bazen de düz kestane olur. Baş; kestane, bazen beyaz akıtmalı, kulaklar kestanedir. Tüylerde en ufak bir siyah renk çok puan kırdırır. Merme kahverengidir. Et rengi veya alaburun kusurdur, puan kırdırır.

Ölçüler: Erkek köpeklerin boyları cidagoda 61-66 cm. arasında, dişilerin ise daha alçak olmakla birlikte 56 cm.’den kısa olmamalıdır.
Global Bilgiler  /  at  19:03  /  No comments

Global Bilgiler
   
Drahtaar (Alman Uzun Tüylü Pointer)
Son senelerde memleketimizde de bilhassa İstanbullu avcılar arasında bu köpekleri kullananlar artmaya başlamıştır. Esas itibariyle Avrupa’da da çok eski bir soy değildir. Almanya’da yetiştirilerek dünyaya tanıtılmıştır. Yaptığımız çeşitli araştırmalar Drahthaarların hangi cinslerin karışımıyla ilk olarak elde edildiğine kesin bir cevap vermemektedir. Yalnız görünüşleri birbirine çok benzeyen ve hepsi de kaba fırça kıllı köpekler olan ve Avrupa’daki köpek cins kayıtlarına geçen dört ayrı cins vardır:

- Deutsche Drahthaar
- Griffon
- Pudel-Pointer

Bu dört cins çok yakından bilinmediği takdirde birçok kimse tarafından da birbirine karıştırılmaktadır. Stichelhaar ve Griffon’un geçmişlerindeki karışımlar belli değildir. Pudel (kaniş) cinsinin iri boylarıyla, pointerlerin karışımından elde edilmiştir.

Drahthaar içinse, Fransız Larousse’un av ansiklopedisi Pointer Aradale Terrier karışımı demektedir. Ancak Alman resmi avcılık imtihan kitabı Drahthaar’ın Stichelhaar ile Pudel-Pointer karışımından elde edildiğini belirtmektedir. Diğer cinslerin az bilinmesine karşılık Drahthaar gün geçtikçe daha çok tutunan bir cins olmuştur. Bunu da sebep iyi avcılık hasletlerinin yanı sıra son derece dayanıklı ve sağlam bir köpek oluşudur. Almanya’da yapılan avcılık şekline uygun olarak yetiştirildiğinde; domuz, geyik, karaca avlarında da gerek avı kovmakta ve gerekse yaralı av bulmakta aynı zamanda kuş avlarında da sağlam ferması ve aportu ile komple bir av köpeğidir. Çift kalın tüylerin sayesinde en sarp çalılığa rahatlıkla girmesi ve su avlarında da Reatriverler kadar olmasa da soğuğa dayanıklılığıyla rahatsız olmadan aport etmesi onu bilhassa tek köpekli avcılar arasında aranılır bir cins haline getirmiştir.
Global Bilgiler

Bu cinsin tek kötü puanı karakter itibariyle çok sert oluşudur. Çok iyi eğitilebilmesine rağmen bu sert karakteri ve zor söz dinlemeye alışması kendine kolay köpek arayan avcıları biraz tedirgin etmektedir.

GENEL GÖRÜNÜŞÜ

Son derece hareketli, uyanık, zeki bakışlı, genel karakter itibariyle Alman Pointer’ine (Kurzhaar) benzer. Orta uzunlukta sert dağınık kıllı bir Alman Pointer’i denilebilir.

Baş: Baş uzunca, kafa geniş, tepe sivrisi fazla bariz değil. Kırım orta derecede, burun kemiği düz ve geniş, dudaklar az sarkık, gergin ve tüylü. Merme koyu kahverengi, burun delikleri iyice açık, dişler kuvvetli ve makaskenet.

Kulaklar: Başa yakın düşen kulakların uçları yuvarlak fakat geniş değil.

Gözler: Gözler kahverengi, orta büyüklükte, parlak, zeki bakışlı, kaşlar dolgun. Sarı göz makbul değil.

Boyun: Orta uzunlukta, az kemerli ve gerdansız, derisi bütün vücutta gergin olmalıdır.

Vücut ve kuyruk: Vücut uzunluğu omuz yüksekliğine nazaran 1/10 daha fazla olmalıdır. Sırt; kısa düz ve kuvvetli, cidagodan sağrıya belirgin bir düşüş göstermelidir. Göğüs derin ve büyük, kaburgalar düzgün kavisli, sırt adalesi ince ve gergin, karın içeri çekik. Kalçalar kuvvetli, sağrı yuvarlaklığı muntazam. Kuyruk beşte ikisi kalacak şekilde kesilmelidir. Yürürken kuyruk yere paralel veya hafif kalkık taşınır. Aşağı düşük olmamalıdır.

Bacak ve ayaklar: Ön bacaklar düz, omuzlar meyilli, dirsekler vücuda yakın, butlar kuvvetli ve adaleli olmalıdır. Arka bacakların arka diz ve aşıkları birbirine uygun açıda olmalı, arkadan bakılınca bacaklar birbirine tamamen paralel olmalıdır. Biçimi yuvarlak olan ayakların parmakları sık perdeli, ayaklar yüksek kemerli, taban yastıkları kalın ve katı, tırnakları kuvvetli ve kalınca olmalıdır. Bacak kemikleri yuvarlaktan ziyade yassı, kuvvetli, köpeğin çevikliğini engellemeyecek kalınlıkta olmalı, kaba olmamalıdır. Köpek adeta parmak uçlarında duruyormuşçasına bacakları düzdür.

Tüyler: Sık olan tüyleri onu soğuğa ve ıslağa karşı korur. İç tüyü kışın soğuğa karşı koruyacak kadar sık ve kalın, yazın da hemen hemen görünmeyecek kadar incedir. Kendine has olan dış tüyü düz veya hafif dalgalı olmalı, kıvırcık olmamalıdır. Sert, oldukça yatık, 3-5 cm. boyunda, beden hatlarını gizleyecek kadar uzun olmamakla beraber, sarpta iyice koruyacak niteliktedir. Bacakların aşağı kısmında daha kısa, parmak aralarında daha yumuşaktır. Kafa üstünde kısa ve yatık, omuzların üstünde ve kuyruk civarında çok sık ve kalın. Kuyruk altı çok sık kıllı olmasına rağmen saçağı yoktur. Çalı gibi fışkıran tüylerden kaşları, sert, düz ve orta uzunlukta tüylerden bıyık ve sakalları vardır. Kısa yumuşak tüylü, yumuşak yapağı gibi tüylü veya çok uzun tüylü olmamaları lazımdır.

Renkler: Kestane ve beyazdır. Ekseriye kestane üzerine beyaz benekli, kestane kırçıllı, kestane ve beyaz paftalar üzerine beyaz benekli veya kırçıllı ve bazen de düz kestane olur. Baş; kestane, bazen beyaz akıtmalı, kulaklar kestanedir. Tüylerde en ufak bir siyah renk çok puan kırdırır. Merme kahverengidir. Et rengi veya alaburun kusurdur, puan kırdırır.

Ölçüler: Erkek köpeklerin boyları cidagoda 61-66 cm. arasında, dişilerin ise daha alçak olmakla birlikte 56 cm.’den kısa olmamalıdır.

0 yorum:

LABRADOR RETRİEVER AV KÖPEĞİ

Gloal Bilgiler
Labrador Retriever
Labrador Retriever sadece sarı, siyah ve çikolata kahverengisi olabilen kısa ve düz su geçirmeyen kürkü ile güçlü, dayanıklı ve hafif dikdörtgen bir köpektir. Geniş bir kafası, güçlü burnu, makas ısırışı ile kapanan dişleri ve belirgin bir alın çıkıntısı vardır. Gözler zeki ifadeli ve kestane ya da ela rengi olabilir. Orta büyüklükteki kulakları sarkıktır. Samur benzeri kuyruğu güçlü ve uca doğru incelir. Güçlü bir kemik yapısına sahiptir. Perdeli ayakları onu iyi bir yüzücü yapar.

Kullanımı
Koku alma duyusu mükemmeldir. Efendisiyle uyum içinde çalışmayı bilir. Bataklık ve sulu arazilerde avı getirme konusunda mükemmeldir. Suya dalma alışkanlığını yüzyıllarca sürdürmüş, ağlarını toplayan balıkçılara yardımcı olmuştur. Soylu, sağlıklı ve dayanıklı bir köpektir.

Karakteri
Global BilgilerLabrador Retriever, duygusal ve sabırlı bir köpektir. Oldukça zeki, sadık, itaat etmeye hevesli ve hareketlidir. Özellikle de suda oynama bayılır. Çocuklara karşı olmak üzere mükemmel bir karakteri vardır. İnsanlarla olmayı çok sever ve ailesinin parçası olduğunu hissetmeye gereksinimi vardır. 

Yavruyken çok iyi sosyalleştirilmezse yabancılarla bazıları mesafeli olabilir. Bu köpekler bekçi köpekliği yapabilir; ama her ne kadar bazılarının koruma yaptığı bilinse de koruma köpeği değildir. Kendi başlarına çok bırakılırlarsa eşyalara zarar verici olabilirler. Labrador'a çok güçlü bir boynu olduğu için erken yaşta tasmasını çekmeden yürümesi öğretilmelidir. Yarışma kanından gelenler av kanından gelenlerden genellikle daha ağır ve uysaldır. Av kanından gelenler daha enerjik ve hareketli olabilir. En iyi eşlik köpekleri genellikle bu iki kanın karışımıdır. Bu ırk oldukça popülerdir. Labrador, Golden Retriever'dan biraz daha dominant ve bağımsızdır. Av, iz sürme, vurulan avı geri getirmek, bekçi köpekliği, narkotik, körler ve sakatlar için rehber köpek, arama & kurtarma, agility ve itaat yarışmalarında başarılıdır.

Yaşam Ortamı
Labrador Retriever yeterli egzersiz imkanı tanındığında apartman hayatına da adapte olabilir. Yine de orta büyüklükte bir bahçeye ihtiyacı vardır.

Bakımı
Kısa çifte kürkünün bakımı kolaydır. Düzenli fırçalama yeterli olacaktır. Orta derecede tüy döker.

Kökeni
Global Bilgiler
Bir zamanlar "St John Köpeği" diye bilinen Labrador Retriever en popüler köpek ırklarından biridir. Kanada, Newfoundland'da geliştirilmiş bir ırktır. Labrador buzlu sulara atlayarak balıkçıların ağlarını kıyıya çekmek için eğitilirdi. 1800'lü yıllarda Labrador'dan Ingiltere'ye getirilen köpeklerin vurulan avı geri getirme güdüleri daha güçlendirildi. Kibar ve sevgi dolu karakteri nedeniyle en iyi aile köpeklerinden biridir. Eğitilebilirliği yüksek Labrador, uyuşturucu bulma, sakatlara rehberlik etme ve itaat yarışmalarında oldukça başarılıdır.

Egzersiz İhtiyacı
Labrador Retriever çalışmayı seven enerjik bir köpektir. Bol egzersize gereksinimi vardır. Labrador obur olabilir bu nedenle diyetine ve egzersiz düzeyine dikkat edilmelidir.
Global Bilgiler  /  at  18:56  /  No comments

Gloal Bilgiler
Labrador Retriever
Labrador Retriever sadece sarı, siyah ve çikolata kahverengisi olabilen kısa ve düz su geçirmeyen kürkü ile güçlü, dayanıklı ve hafif dikdörtgen bir köpektir. Geniş bir kafası, güçlü burnu, makas ısırışı ile kapanan dişleri ve belirgin bir alın çıkıntısı vardır. Gözler zeki ifadeli ve kestane ya da ela rengi olabilir. Orta büyüklükteki kulakları sarkıktır. Samur benzeri kuyruğu güçlü ve uca doğru incelir. Güçlü bir kemik yapısına sahiptir. Perdeli ayakları onu iyi bir yüzücü yapar.

Kullanımı
Koku alma duyusu mükemmeldir. Efendisiyle uyum içinde çalışmayı bilir. Bataklık ve sulu arazilerde avı getirme konusunda mükemmeldir. Suya dalma alışkanlığını yüzyıllarca sürdürmüş, ağlarını toplayan balıkçılara yardımcı olmuştur. Soylu, sağlıklı ve dayanıklı bir köpektir.

Karakteri
Global BilgilerLabrador Retriever, duygusal ve sabırlı bir köpektir. Oldukça zeki, sadık, itaat etmeye hevesli ve hareketlidir. Özellikle de suda oynama bayılır. Çocuklara karşı olmak üzere mükemmel bir karakteri vardır. İnsanlarla olmayı çok sever ve ailesinin parçası olduğunu hissetmeye gereksinimi vardır. 

Yavruyken çok iyi sosyalleştirilmezse yabancılarla bazıları mesafeli olabilir. Bu köpekler bekçi köpekliği yapabilir; ama her ne kadar bazılarının koruma yaptığı bilinse de koruma köpeği değildir. Kendi başlarına çok bırakılırlarsa eşyalara zarar verici olabilirler. Labrador'a çok güçlü bir boynu olduğu için erken yaşta tasmasını çekmeden yürümesi öğretilmelidir. Yarışma kanından gelenler av kanından gelenlerden genellikle daha ağır ve uysaldır. Av kanından gelenler daha enerjik ve hareketli olabilir. En iyi eşlik köpekleri genellikle bu iki kanın karışımıdır. Bu ırk oldukça popülerdir. Labrador, Golden Retriever'dan biraz daha dominant ve bağımsızdır. Av, iz sürme, vurulan avı geri getirmek, bekçi köpekliği, narkotik, körler ve sakatlar için rehber köpek, arama & kurtarma, agility ve itaat yarışmalarında başarılıdır.

Yaşam Ortamı
Labrador Retriever yeterli egzersiz imkanı tanındığında apartman hayatına da adapte olabilir. Yine de orta büyüklükte bir bahçeye ihtiyacı vardır.

Bakımı
Kısa çifte kürkünün bakımı kolaydır. Düzenli fırçalama yeterli olacaktır. Orta derecede tüy döker.

Kökeni
Global Bilgiler
Bir zamanlar "St John Köpeği" diye bilinen Labrador Retriever en popüler köpek ırklarından biridir. Kanada, Newfoundland'da geliştirilmiş bir ırktır. Labrador buzlu sulara atlayarak balıkçıların ağlarını kıyıya çekmek için eğitilirdi. 1800'lü yıllarda Labrador'dan Ingiltere'ye getirilen köpeklerin vurulan avı geri getirme güdüleri daha güçlendirildi. Kibar ve sevgi dolu karakteri nedeniyle en iyi aile köpeklerinden biridir. Eğitilebilirliği yüksek Labrador, uyuşturucu bulma, sakatlara rehberlik etme ve itaat yarışmalarında oldukça başarılıdır.

Egzersiz İhtiyacı
Labrador Retriever çalışmayı seven enerjik bir köpektir. Bol egzersize gereksinimi vardır. Labrador obur olabilir bu nedenle diyetine ve egzersiz düzeyine dikkat edilmelidir.

0 yorum:

GORDON SETTER AV KÖPEĞİ

Gloal Bilgiler
Gordon Setter, İngiliz ve İrlanda Setterleri'nden ipeksi ve dalgalı kürkünün rengiyle olduğu kadar, daha güçlü beden ve daha belirgin dudak yapısıyla da ayrılır. Siyah ve pas renkli tek setterdir. Zarif tüylü kuyruğu ile yüksek ve atletik bir köpektir. Büyük belirgin burun delikleri ve oldukça belirgin alın çıkıntısı ile uzun ve gösterişli bir başı vardır. Uzun burun kısmı uca doğru incelmekten çok karemsidir. Dişler makas ya da eşit ısırışla kapanır. Ancak makas ısırış tercih edilir. Uzun; fakat hafifçe sivrilen kulaklar başın iki yanına yatıktır. Gözler oval ve koyu renklidir. Sırt çizgisi omuzlardan hafifce arkaya doğru eğim gösterir. Derin göğüs dirseklere kadarinmeli; ancak çok geniş olmamalıdır. Tüylü kuyruğu uca doğru zarifçesivrilir. Ön bacaklar sağlam kemikli ve yere dik iner. Ayaklar kavisli parmaklarla kedivaridir. Bacaklar, karın altı, kulaklar ve kuyrukta yoğun tüylenmeyle birlikte yumuşak ve parlak tüyleri düz ya da hafif dalgalı olabilir. Kuyruk tüyleri, kuyruk ucuna doğru kademeli olarak kısalan tüylerle üçgen bir silüet oluşturur. Rengi her zaman belirginpas rengi lekelerle siyahtır.

Gloal BilgilerKökeni: 17. yüzyılın sonunda Gordonlu Iskoçya Dükü IV. Alexander tarafından geliştirildi.Tanımı:Daha sağlam yapılı, daha iri başlı, daha gelişmiş bacaklı ayrıca ipeksi tüylerinin rengiyle Ingiliz ve Irlanda setterierinden ayrılır.Yükseklik: erkeklerde 59-64 cm., dişilerde 56-61 cm. Ağırlık: 24,33 kg.Yuvarlakça bir başı. biraz çıkık burun kanalı vardır. Burnu, çok açık delikli, siyah. Çeneler: güçlü. Damağı. siyah. Gözler: kahverengi,canlı ve zeki bakışlı. Kulaklar: biraz sivri. düşük ve yassı. Kuyruk ucu süvari kılıcı biçiminde.

Gloal BilgilerRenkler: maun lekeli siyah. Göğüste küçük beyaz lekeler olabilir.

Kişiliği: Zeki, gayretli, yardımsever,nazik, insan dostu. Kullanımı: Ingiliz ve Irlandalı kuzenlerine kıyasla daha az çevik ve yavaştır. Bununla birlikte türünün en anlayışlı ve zeki örneklerinden biridir. Koku alma duyusu gelişmiştir. Avı getirme bakımından mükemmeldir. Düzlüklerin ve ormanların yanı sıra bataklıklarda da gayet iyi çalışır. Genel bir av köpeği olmakla birlikte çulluk avında başarılıdır. Çok sağlıklı olması bekçiliğe veaile hayatına uyum sağlama yeteneği olumlu nitelikleri arasında sayılabilir.
Global Bilgiler  /  at  18:52  /  No comments

Gloal Bilgiler
Gordon Setter, İngiliz ve İrlanda Setterleri'nden ipeksi ve dalgalı kürkünün rengiyle olduğu kadar, daha güçlü beden ve daha belirgin dudak yapısıyla da ayrılır. Siyah ve pas renkli tek setterdir. Zarif tüylü kuyruğu ile yüksek ve atletik bir köpektir. Büyük belirgin burun delikleri ve oldukça belirgin alın çıkıntısı ile uzun ve gösterişli bir başı vardır. Uzun burun kısmı uca doğru incelmekten çok karemsidir. Dişler makas ya da eşit ısırışla kapanır. Ancak makas ısırış tercih edilir. Uzun; fakat hafifçe sivrilen kulaklar başın iki yanına yatıktır. Gözler oval ve koyu renklidir. Sırt çizgisi omuzlardan hafifce arkaya doğru eğim gösterir. Derin göğüs dirseklere kadarinmeli; ancak çok geniş olmamalıdır. Tüylü kuyruğu uca doğru zarifçesivrilir. Ön bacaklar sağlam kemikli ve yere dik iner. Ayaklar kavisli parmaklarla kedivaridir. Bacaklar, karın altı, kulaklar ve kuyrukta yoğun tüylenmeyle birlikte yumuşak ve parlak tüyleri düz ya da hafif dalgalı olabilir. Kuyruk tüyleri, kuyruk ucuna doğru kademeli olarak kısalan tüylerle üçgen bir silüet oluşturur. Rengi her zaman belirginpas rengi lekelerle siyahtır.

Gloal BilgilerKökeni: 17. yüzyılın sonunda Gordonlu Iskoçya Dükü IV. Alexander tarafından geliştirildi.Tanımı:Daha sağlam yapılı, daha iri başlı, daha gelişmiş bacaklı ayrıca ipeksi tüylerinin rengiyle Ingiliz ve Irlanda setterierinden ayrılır.Yükseklik: erkeklerde 59-64 cm., dişilerde 56-61 cm. Ağırlık: 24,33 kg.Yuvarlakça bir başı. biraz çıkık burun kanalı vardır. Burnu, çok açık delikli, siyah. Çeneler: güçlü. Damağı. siyah. Gözler: kahverengi,canlı ve zeki bakışlı. Kulaklar: biraz sivri. düşük ve yassı. Kuyruk ucu süvari kılıcı biçiminde.

Gloal BilgilerRenkler: maun lekeli siyah. Göğüste küçük beyaz lekeler olabilir.

Kişiliği: Zeki, gayretli, yardımsever,nazik, insan dostu. Kullanımı: Ingiliz ve Irlandalı kuzenlerine kıyasla daha az çevik ve yavaştır. Bununla birlikte türünün en anlayışlı ve zeki örneklerinden biridir. Koku alma duyusu gelişmiştir. Avı getirme bakımından mükemmeldir. Düzlüklerin ve ormanların yanı sıra bataklıklarda da gayet iyi çalışır. Genel bir av köpeği olmakla birlikte çulluk avında başarılıdır. Çok sağlıklı olması bekçiliğe veaile hayatına uyum sağlama yeteneği olumlu nitelikleri arasında sayılabilir.

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.