24.08.2016

KARKAMIŞ İLÇESİ

Global Bilgiler  /  at  10:45  /  No comments

Global Bilgiler
Gaziantep ilinin bir ilçesidir. Gaziantep'in sanayi yönünden en az gelişmiş ilçesi olmakla birlikte, Suriye-Türkiye sınır kapılarını ilçe bünyesinde barındırdığı için konumu itibarıyla önemli bir yere sahiptir. İlçe toprakları tarıma elverişlidir. Karkamış ilçesi su yönünden çok şanslıdır, çünkü ilçe hem Fırat nehrine yakın hem de ilçenin içinden su kanalları geçmektedir. Halkın çoğunluğu Türkmen’dir ve Araplarda yaşamaktadır. Bronz Çağ döneminde Uruk olarak adlandırılmıştır. Sümerlerin ünlü destanı Gılgamış'ın burada yazıldığı ve destan kralının Fırat nehri yakınlarındaki antik kentte yaşadığı sanılmaktadır. Karkamış ilçesi Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer almaktadır. Yüzölçümü 341.000 m2, rakımı ise 365 metredir. Gaziantep il merkezine 75 km'lik bir yol ile bağlıdır. Karkamış ilçesinin doğusunda Fırat nehri, batısında Oğuzeli ilçesi, kuzeyinde Nizip ilçesi, Güneyinde Suriye devleti yer almaktadır.
GENEL COĞRAFYA VE YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Karkamış ilçesi Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer almaktadır. Yüzölçümü 341.000 M2,rakımı ise 365 metredir. Gaziantep il merkezine 75 Km. lik bir yol ile bağlıdır. Karkamış ilçesinin doğusunda Fırat nehri, batısında Oğuzeli ilçesi, kuzeyinde Nizip ilçesi, Güneyinde Suriye devleti yer almaktadır.
İlçe topraklarının % 95’i tarıma elverişli olup, düz ovalık bir arazi özelliğine sahiptir. Gaziantep ovasının devamı sayılan Barak ovası Fırat nehri ve Suriye sınırına doğru alçalır. Birecik ilçesi sınır boyunda ve ilçenin kuzey doğusunda bulunan aşağı Barak ovası ise engebeli bir yapıya sahiptir.
Belli başlı akarsu olarak, Karkamış ile Birecik sınırlarını oluşturan ve Suriye’ye doğru akan Fırat nehri bulunmaktadır. Fırat nehri ile bağlantılı irili ufaklı pek çok dere yatağı mevcuttur. Bunlardan belli başlı Karkamış, Kelekli ve Elifoğlu dereleridir.
İKLİMİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
İlçede bitki örtüsü yönünden zeytin, fıstık, bağ ve azda olsa meyve ağaçları bulunmaktadır İklimi ise, tipik Akdeniz iklimi olup, yazları sıcak ve kurak, kışları yağışlı ve nispeten ılıman geçer, yazların sıcak geçmesine rağmen, geceleri serindir. Yıllık sıcaklık ortalama 27 C’, Aralık ayı hava sıcaklığı 13 C’ olup, Temmuz ayı ise 39 C’dir. Ortalama nisbi nem oranı % 42’dir.Yıllık ortalama yağış miktarı Km2’ye 334.2 mm3 olarak tespit edilmiştir. Yağışlar yıllara göre çok istikrarsızdır. Bir yıl artan yağış, ertesi yıl bunun yarısı kadar olduğu gibi üstüste kurak geçen yıllara da rastlanılmaktadır. Ayrıca Nisan yağmurları bölgenin suya olan ihtiyacını karşılaması açısından zirai yönden hayati öneme haizdir. Yağış yüklü bulutlar ve rüzgarlar genellikle kuzey-batı istikametinden gelir.
İLÇE ADININ HİKAYESİ
Tarihi dayanağı olmamakla beraber söylentilere göre Karkamış’ın adı Sümerlerin ünlü destan Kralı Gılgamış’tan gelir. Esasen sözcük ve yapı olarak Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere bu destan baştan sona kadar Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyehatlarını konu eder.
NÜFUS DAĞILIMI
1997 Genel Nüfus Sayımına göre ilçe nüfusu 13432 kişi olarak tespit edilmiştir. 2000 yılında yapılan sayıma göre ilçe nüfusu 13774 kişi, 2010 yılında yapılan sayıma göre ise ilçe nüfusu 11097 kişidir. 31.12.2011 tarihi itibariyle, ADNKS’ye göre, İlçe Merkezi 3.045 ve köyler 7.844 olmak üzere toplam 10.889 nüfustur. İlçe toplam nüfusunun % 49,72’si erkek, % 50,28'i kadındır. İlçenin 2000-2010 yılları arası son 10 yıllık nüfus artışı toplamda % -19,44, ilçe merkez nüfusu % -32,05, köy nüfusu % -13,49 azalış göstermiştir. İlçe merkezi ve bağlı köylerin 1997 ve 2011 yılı sayımlarında meydana gelen gelişim aşağıda gösterilmiştir.
KARKAMIŞ’IN TARİHİ
Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.
Eski Karkamış Fırat nehrinin akış yönüne göre nehrin hemen sağında kurulmuş, daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının Fırat'la kesiştiği üçgenin köşesinde yer alır, artık mayınlanmış o saha içerisinde maziyi andıran bir tümsek yığını gibi dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutar. Birçok uygarlık izleri ve kalıntıları bağrında saklıdır, bir iz gibi. Ve derinliğinde daha nice olayların belgeleri vardır, kim bilir. Ve kim bilir kaç kez hükümdarlar, krallar ordularının atları ile buraları çiğnediler, tahrip ve yağma ettiler. Ve eski kent, yıkıla yapıla sonuçta bir tümsek görünümü aldı. Eski ve yeni Karkamış şimdi aralarındaki çok az mesafeyi saymazsak yan yana dururlar.
Eski Karkamış zamanın törpüsü içinde yok olmuş ve belirtildiği üzere bir tümsek yığını haline gelmiş, ne sarayları kalmış ayakta ne de surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları yerle bir edilmiş ve savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent ölgün bir harabe. Ama tarihe tanık, tarihe ışık tutmuş ve daha derinliğinde birçok gizleri saklar durumda.
Saraylara yapı olmuş taşları merdiven basamakları tarihin ve mazinin birer parçası gibi duruyorlar. Bir şeyler çağrıştırıyor insana dünden bugünlere.
Mezopotamya, Mısır, Anadolu yollarının kavşak noktasında bulunması nedeniyle Karkamış’ın coğrafi konumu tarih boyunca önem arz etmiştir. Bu durum ayrıca Karkamış’ın kesintisiz bir yerleşim alanı olmasını sağlamıştır.
Karkamış’ta Yapılan Kazılar ve Kentin Ortaya Çıkarılması
Kadeş savaşının ve tarihin ilk yazılı anlaşması olan Kadeş anlaşmasının yapıldığı yer olan Karkamış eski kenti ilk kez 1876 yılında İngiliz Hogatrh tarafından keşfedilmiş, yine bu şahıs tarafından o yıllarda yüzeysel bir araştırma yapılarak çeşitli eserler bulunmuştur.1912-1915 yılları arasında Sir Leonart Vooley başkanlığında Bannet, Lewrenve, Guy’dan oluşan kazı heyeti burada bir dizi kazı yapmış, 1915’ten sonra kazılara ara verilmiş ancak bu yıllardan önce Almanlar sonraları Birinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda işgal gücü olarak bölgeye gelen İngilizler yaptıkları korsan kazılarla kentin birçok değerli eserlerini, kıymetli tarihi vesikaları almış ülkelerine götürmüşlerdir. Böylece Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi burada da bir tarih yağmacılığı yapılmıştır. Daha sonra 1923 yılında tekrar kazı çalışmalarına başlanarak Karkamış’ın 1.Bin yılı Karkamış krallığı ortaya çıkarılır.kazı sonuçları ve arkeolojik buluntular üç cilt halinde İngilizce olarak “Garkamısh 123” olarak yayımlanmıştır.
Eski Karkamış tarih içinde bir bakıma görevini tamamlayıp da yok olduktan sonra onun batı kısmına bugünkü yeni Karkamış kurulur. Yukarıda da bahsedildiği gibi eski ile yeni yan yanadır. Yeni Karkamış eski ile aynı doğrultuda Fırat'a dökülen Çiftlik çayı üzerine kurulmuş durumdadır. Ve şu andaki idari yapısı da ilçe statüsündedir. Milli mücadele sonunda Suriye ile belirlenen sınırın sıfır noktasında kalmıştır. Yine bu sınır anlaşması eski Karkamış’ın bir kısmını da sınırlarımızın dışında bırakmıştır.
KARKAMIŞ’TA YAPILAN KAZILAR VE ANTİK KENTİN ORTAYA ÇIKARILMASI
Kadeş savaşının ve tarihin ilk yazılı anlaşması olan Kadeş anlaşmasının yapıldığı yer olan Karkamış eski kenti ilk kez 1876 yılında İngiliz Hogatrh tarafından keşfedilmiş, yine bu şahıs tarafından o yıllarda yüzeysel bir araştırma yapılarak çeşitli eserler bulunmuştur.1912-1915 yılları arasında Sir Leonart Vooley başkanlığında Bannet, Lewrenve,Guy’dan oluşan kazı heyeti burada bir dizi kazı yapmış, 1915’ten sonra kazılara ara verilmiş ancak bu yıllardan önce Almanlar sonraları Birinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda işgal gücü olarak bölgeye gelen İngilizler yaptıkları korsan kazılarla kentin birçok değerli eserlerini, kıymetli tarihi vesikaları almış ülkelerine götürmüşlerdir. Böylece Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi burada da bir tarih yağmacılığı yapılmıştır. Daha sonra 1923 yılında tekrar kazı çalışmalarına başlanarak Karkamış’ın 1.Bin yılı Karkamış krallığı ortaya çıkarılır. kazı sonuçları ve arkeolojik buluntular üç cilt halinde İngilizce olarak “Garkamısh 123” olarak yayımlanmıştır.
Eski Karkamış tarih içinde bir bakıma görevini tamamlayıp da yok olduktan sonra onun batı kısmına bugünkü yeni Karkamış kurulur. Yukarıda da bahsedildiği gibi eski ile yeni yan yanadır. Yeni Karkamış eski ile aynı doğrultuda Fırat'a dökülen Çiftlik çayı üzerine kurulmuş durumdadır. Ve şu andaki idari yapısı da ilçe statüsündedir. Milli mücadele sonunda Suriye ile belirlenen sınırın sıfır noktasında kalmıştır. Yine bu sınır anlaşması eski Karkamış’ın bir kısmını da sınırlarımızın dışında bırakmıştır.
KARKAMIŞ VE GILGAMIŞ
Eski ve yeni Karkamış’ın bulunduğu coğrafi konum 3637 enlem 3738 boylam arasındadır. Tarihi dayanağı olmamakla beraber söylentilere göre Karkamış’ın adı Sümerlerin ünlü destan Kralı Gılgamış’tan gelir. Esasen sözcük ve yapı olarak Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere bu destan baştan sona kadar Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyahatlarını konu eder.
Uruk Hakimi destana göre Gılgamış bütün ülkeleri dolaşır. Aşağı yukarı Mezopotamya’da gitmediği yer kalmaz. Bu destan kahramanının üçte ikisi Tanrı üçte biri insandır. Taşıdığı silahın ağırlığı ise 300 okkadır. Gılgamış kendisi gibi kahraman olan arkadaşı Engidunüm ölümünden sonra ölüm korkusuna kapılarak Uruktan ayrılarak ölümsüzlüğün çaresini aramaya çalışır. Ve işte bu vesile ile Fırat vadisinde korku; telaş ve gönlü kederli olarak dolaşır bu arada tabletlerde adı Utnapişti olan Nuh’la buluşur, kısaca destandaki ifade şekli ile bir mecnun ve haydut gibi dolaşır durur.
İşte burada, bir varsayım da olsa, bu ünlü destan kralının şimdiki Karkamış’ın bulunduğu yöreye geldiği ve onun adına izafeten kentin bu adla anıldığı bir ihtimal payı olarak insanın aklına gelebiliyor. Ancak hemen belirtelim ki bu varsayımın bir tarihi kanıtı yoktur. Burada şunu belirtelim ki çoğu kez insanlar Karkamış’la Gılgamış’ı aynı kalıp içinde görme yanılgısı içine düşmektedirler. Oysa Karkamış’ın Gılgamış destanı ile direk bir ilgisi yoktur. Bu destan tamamen Sümer kültürünün bir ürünüdür. Daha sonra bütün Mezopotamya’nın ortak bir eseri olmuştur.
Karkamış’ta en az Gılgamış kadar eski, ilkçağ tarihi boyunca birçok uygarlıklara beşiklik etmiş eski bir kent. Tarih boyunca önemi, Mezopotamya-Anadolu ve kuzey Suriye memleketleri arasındaki kervan yollarının kavşak noktasında bulunmasından ileri gelmektedir.
M.Ö. KARKAMIŞ
Yapılan kazılar neticesinde Karkamış şehrinin daha neolitik devirlerde meskûn olduğunu gösteren vesikalar bulunmuştur. Fakat şehrin en parlak çağının M.Ö.2000 yıllarında yaşadığı vesikalarla anlaşılmıştır. Bugün burada küçük taşlar üzerinde çıkan yazıların birçokları henüz okunamadığı gibi bir kısmının da okunabilmesi için Karkamış’ın 2000 yıl tarihi için Hitit, Mısır ve Mari arşiv vesikalarından faydalanıldığı gibi M.Ö. 1.bin yılının tarihi içinde Urartu Devleti ve Asur İmparatorluğu devri vesikalarına başvurmak gerekir.
M.Ö. 2000 YILLARINDA KARKAMIŞ
Çivi yazısı vesikalarından Karkamış şehrinin adına ilk defa Mari arşivi vesikalarında rastlanmıştır. Hammurabi devrinde Karkamış’ın Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılmaktadır. Yine Hammurabi devrinde Kuzey Suriye’de müstakil şehir krallıklarının mevcut olduğu malumdur. Hammurabi’ nin Mari’ yi zapt ettiğini biliyor isek de Babil kralının Karkamış ve Halep şehirlerine karşı durumu bilinmemektedir.
Hammurabi sülalesine son veren Hitit kralı 1.Murşil’in Babil’e giderken Halep gibi Karkamış’ı da zapt etmiş olması kati bir delil olmamakla beraber muhtemeldir. Zira 1.Hattuşil zamanında konu olan ”Urşu’nun Muhasarası” metninde Karkamış şehri Halep ve Zarvar şehirleri ile beraber Urşu’nun müttefiki olarak görünüyor.
1.Murşil’in katlinden sonra Hitit sarayında birbirini takip eden saray facialarının yüzünden Hitit devleti tekrardan nüve sahası içine çekilmeye mecbur kaldığı zaman, Hiksos istilasından yeni kurtulan Mısır Firavunları, tehlikenin geldiği Suriye, Filistin yollarının hakimi olma gayesiyle Asya’ya birçok seferler yapmaya başlamışlar, uzun zaman Mısırlıların hâkimiyetinden sonra Karkamış 3. Tutmosustin halefleri kuzey Suriye’ye ehemmiyet vermediklerinden bütün kuzey Suriye şehirleri gibi Karkamış şehri de Mısır hâkimiyetinden çıkmıştır.
Zira bu sırada Ön Asya memleketleri yeni bir Hint-Ari göçlerine sahne olmuştur. Bu göçlerin tevlit ettiği karanlık çağda M.Ö.15.asır Mitani devleti hâkimiyetini kabul etmiştir. Bunu da Ugarit arşivlerinden öğrenmekteyiz.
Hitit İmparatorluğu Zamanı
Karanlık Çağı takip eden Amarna devrinde, M.Ö.1400-1350 tarihi kaynaklar yeniden akmaya başladığı zaman, yine Hitit devletinin kurucusu 1.Şuppilulluma’nın eski Hitit devletinin kuzey Suriye’deki tarihi haklarını talep ettiğini görüyoruz. Nitekim annelerinde 8 günlük bir muhasaradan sonra Karkamış’ın da zapt edildiğini ve buraya oğullarından Bijassilinin tayin edildiği anlaşılmaktadır.2.Murşil’in Arzawa seferine iştirak etmek üzere yolladığı kuvvetlerin Halep şehrinde Hitit ordusuna iltihak ettiğini daha sonra büyük kral ile beraber Hepat ordusunu kutlamak üzere gitmiş olduğu Gizzwatna da öldüğünü, bunun üzerine 2.Murşil’in yerine onun oğlu Polens Sarrumay’a tayin ettirilen Murşil anneleriyle bilmekteyiz. Boğazköy vesikalarında da Karkamış kralı denilen Tuthalia ile oğlu Halpahis’le bahsedildiği malumdur.
Muvattali zamanındaki Karkamış kralına gelince, bu devirden kalma Hitit vesikaları az olduğu için Karkamış’ın bu devirdeki durumu meçhul kalmaktadır. Ancak Muvattali ’den evvelki ve sonraki Karkamış kralının malum olduğundan bu devir için Hitit vesikalarından Karkamış kralı olarak iki isim vardır. Bunlardan birisi Sahurunuva diğeri Mesut’tur.
M.Ö. 1. BİN YILINDA KARKAMIŞ
GEÇ HİTİT DEVLETİ
Karkamış’ın en önemli ve çok iyi bilinen devri Geç Hitit devridir. M.Ö. 1200 yıllarında Anadolu üzerinden bir kasırga gibi göçleriyle gelen Muşki (Frig) lerin istilasına uğramıştır. Anadolu üzerinden bir kasırga gibi geçen ve her tarafı yakıp yıkan Muşkiler, Mısır kralı 3. Ramses’in anlattıklarına(Anadolu’yu baştanbaşa istila edip benim memleketime dayanan Muşkileri yendim) ve Assur yazılı kaynaklarına göre güneyde ve doğuda Mısır ve Assur’lulara yenilmişlerdir. Muşki istilasından kaçıp kurtulan Hititler Güney ve Güneydoğu Anadolu’ya inerek yeni bir takım krallıklar (Karkamış. Milit=Malatya, Margası=Maraş, Halpa=Halep, Zencirli, Samal, Sakçagözü vb.) kurmuşlardır. Bu krallıklar içinde en kuvvetlilerini Malatya ve Karkamış teşkil etmekteydi. Bu devirde Karkamış şehrinin etrafı kule ve surlarla çevrili olup. Bir stadel (iç kale) vardır. Şehir gelişmiş, komşu şehir ve krallıklarla ticari ve siyasi münasebetler kurmuştur.
Onuncu asırda Assur vesikalarından Karkamış kralları Sangana ve Pisiris’in son Karkamış Krallarından olduğunu öğrenmekteyiz. Böylece M.Ö. 10.asrın başlarına konulan Tuhas sülalesinin kurucusunu tanıyoruz. Fakat başka bir Karkamış abidesi üzerinde kendisini aynı zamanda “öküzün başı ve ayağı” ideomları ile gösterilen bir şey veren Sasa isimli bir Karkamış kralı daha tanıyoruz. Luhas sülalesi zamanında 6 tane kral başa gelmiş, bu kralları da 2. Luhas’ın yukarıda adı geçen Karkamış Stelinden tanıyoruz. Karkamış şehrinin merdivenli kapısının iki tarafında duran aslanlardan soldakinin üzerindeki kitabe ile de 2.Luhas’ın babası Asutumatimais’e ait olduğu yapılan kazılarla anlaşılmıştır. Aynı surette çıplak tanrıça kabartması üzerindeki kitabenin aynı krala ait olduğu anlaşılmaktadır. Luhas sülalesi içinde inşaat faaliyeti hakkında en çok bildiğimiz olan kral 2.Luhas’ın oğlu Katuvas’tır. Bu kral bizzat kendi kabartmasını yaptırdığı gibi yanında icraatını anlatan bir kitabeyi bırakmayı da ihmal etmemiştir. Karkamış’ta bugün meydana çıkarılan şehir kapılarını Relief’li ortastatlarla tezyin ettiren bu kral ayrıca “Aslanın Fırtına Tanrısı Mabedi ile meşhur merasim yolunu da inşa ettirmiş ve bir de annesi Anas için bir Hilanı kapı inşaatı yaptırmıştır.
M.Ö.109.Y.Y.
ASUR DEVLETİ
300 sene kadar kudretli bir Geç Hitit Krallığı’nın merkezi olarak hüküm süren Karkamış şehri en son zaman istilacı komşuları Assur’luların sık sık saldırılarına uğramıştır. Saldırılar neticesinde diğer bütün Geç Hitit Krallıkları ortadan kalkmış; Karkamış, Malatya ile birlikte daha bir müddet dayanmasını bilmiştir. Fakat 700 yıllarında en kuvvetli devrini yaşayan Assur Devleti bu iki krallığın da sınırlarını içerisine almayı başarmıştır. Assur kralı Sargon yalnız kral ailesini esir etmekle ve mabetlerdeki bütün altın gümüş eşyayı alıp götürmekle kalmamış, bütün şehir halkını da Deportatine mecbur ederek Karkamış şehrine Assur’luları yerleştirmeyi başarmıştır. Argon’un halefleri zamanında artık Karkamış’tan bir Assur eyaleti olarak bahsedilmektedir. Bu suretle Neolitik devrinden beri meskûn bulunan ve 2.bin yılda Kuzey Suriye’nin en büyük şehirlerinden biri olan Karkamış şehri 1. bin yılda bir taraftan Assur, diğer taraftan Urartu krallarının tazyiki arasında siyasi varlığını Sargon zamanında da koruduktan sonra M.Ö. 7.asırda bir Assur vilayeti haline gelmiştir.
KARKAMIŞ KRALLARI
Tarih içerisinde (M.Ö.) Karkamış’ta yaşayan ve tespit edilebilen en önemli krallar şunlardır:
PAVA ŞARRUMA[ Şuppiluluima’nın torunu ( M.Ö. 1300)]
LUHAS 1 (M.Ö. 960)
ASUTUTAVATİMAİS (M.Ö. 940)
LUHAS 2 (M.Ö. 920)
KATUVAS (M.Ö. 900)
SANGARA (M.Ö. 873-850)
ASTARİS (M.Ö. 820)
ASTARİSİN OĞLU (M.Ö. 800)
ARARAS (M.Ö. 780)
KAMANAS (M.Ö. 722-754)
ASTARUS 2 (M.Ö. 745-727)
PİSİRİS (M.Ö. 727-716)
M.S. KARKAMIŞ
Karkamış ve bölgeleri 7.yüzyılın sonlarına kadar Assur egemenliğinde kaldıktan sonra onu takip eden yıllarda egemenlik sırası önce Babil’lilere sonra da Perslerin eline geçer. İleriki yıllarda da Roma; Bizans ve Araplar sırayla buraları ellerine geçirirler. Tarih seyri içerisinde bölgede Selçuklu Türkleri ve Memluk idaresi görülür. Bütün Orta Çağ boyunca Karkamış’ın da içinde bulunduğu bölge kavimlerin egemenlik sahası mücadelelerine ve sirkülasyonuna sahne olmuştur. Nitekim Osmanlı Devletini kuracak olan Kayılar Anadolu’ya, Karkamış’a yakın bir noktadan, Fırat’ı geçerek ulaşmışlardır. Geçiş sırasında suda boğulan boy beyi Süleyman Şahın mezarının bulunduğu Caber kalesinin Karkamış’a uzaklığı 30 km. mesafededir.
OSMANLILAR DÖNEMİNDE KARKAMIŞ
Anadolu Selçuklu Devletinin dağılmasıyla birlikte bozulan Türk birliğini yeniden kurma başarısını gösteren Osman Oğulları yaptıkları fetihlerde tüm Anadolu’yu ve kuzey Suriye’yi imparatorluk sınırları içine almayı başardılar.
Bu durum neticesinde Karkamış’ında içinde bulunduğu bölge bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim zamanında 1516 Mercidabık Zaferiyle Osmanlıların eline geçer.
17. YY’ın sonlarında Osmanlı devleti bölgede yeniden bir iskân politikası uygular. Bu politikada amaç bölgenin Türkleşmesine yöneliktir. Hiç şüphesiz bu amacı gündeme getiren de devletin otoritesine girmeyen Arap unsurlardır. Buradaki yerleşik Arap kökenli topluluklar Osmanlı idaresine sık sık başkaldırarak devlete bir takım gaileler yaratıyorlardı. Sayıca çok kalabalık ve çok ilkel Aneza, Şamar ve Tay adlı Arap aşiretleri buradaki devlet düzen ve otoritesini bozuyorlardı. Gerçekten Osmanlı devleti bölgenin düzeninin tesiste zorlanıyordu. Ve ayrıca yöredeki Türk nüfusuda bu bedevi Arapların disiplinsizliğinden zarar görüyorlardı. Bu sözünü ettiğimiz yıllarda aynı zamanda devletin merkezi otoritesi bir zaaf içerisinde, merkeze uzak eyaletlerde bu durum daha da hissedilir, derecede idi.
Bu bağlamda Anadolu’daki Celali isyanlarının varlığı düşünülürse uzak bölgelerdeki durumun daha da anlaşılır hale getirir.
İşte bu neden ve düşünce çerçevesinde 17.yüzyılın sonunda (1691) devlet Orta Anadolu’da yaşayan kimi Türk aşiretlerini Fırat boyu ve akarsu civarlarına zorunlu iskâna tabi tuttu. Devleti ve göçe mecbur kılınan toplulukları bir hayli uğraştıran bu hareket kısmen de olsa amacına ulaşır. Bir yandan bölgenin Türkleşmesi sağlanırken öte yandan bölgeye zarar veren asayişsizliğin önüne geçilmiş olur. Bu iskânla birlikte meydana elen olaylar, iskâna tabi tutulan halkın yaşadıkları acılar, çekilen sıkıntılar ve yaptıkları savaşların öyküleri günümüze kadar şiir olarak, türkü olarak, darbı mesel olarak gelmiştir. Ve yine bütün bu olaylar, söylenenler, menkıbeler adına Barak folkloru dediğimiz yaşam biçimi ve tarzını yaratmıştır. İşte Karkamış bu kültürün oluştuğu Barak’ın merkezi durumundadır.
19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Almanya Osmanlı devletine yaklaşmaktadır. Bu dostluk çerçevesi içinde Anadolu’da ilk kez demiryolu yapımına başlanır. Sanayi atılımını çoktan yapmış Almanya’nın dikkati ve gözü petrol bölgesine ulaşmaktadır. Bu yer, o zamanlar Osmanlıların elindedir. Bu amaçla Almanya, Hicaz –Bağdat demiryolu yapım projesini uygulamaya koydu. Bu demiryolu Halep üzerinden Karkamış’a, oradan da bir köprüyle Fırat üzerinden geçilerek doğuya devam ettirildi. Bu tarihe kadar tarihin derinliğine gömülmüş gibi duran Karkamış bundan sonra yeniden bir canlılık kazanır. Böylece önemli bir istasyon durumuna gelen Karkamış’ın canlılığı giderek artmaya başladı. Dönemin en uzun ve teknolojik olarak en mükemmel demiryolu köprüsü Karkamış’ta, Fırat üzerinde kuruldu. 870 metre uzunluğundaki bu köprü yüzer metrelik 8 gözden oluşmuş, çeliğin ustalıkla işlendiği bir sanat abidesi gibidir. Köprünün yapımında tamamen perçin kullanılmıştır. Yine özel olarak dışarıdan getirilen taşlarla kurulan bina ve hizmet yerleri aynı mükemmellikte mevcudiyetini devam ettirmektedir.
DÜNYA SAVAŞI VE KURTULUŞ SAVAŞI YILLARI KARKAMIŞ
20. Yüzyılın hemen başlarında bütün Dünyayı saran 1. harp kısa zamanda Osmanlı devletinide içine aldı. Birçok cephede çok kanlı çarpışmalara katılan Osmanlı müttefiklerinin yenilmesi üzerine oda yenilmiş kabul edildi ve ülke bilinen gelişmeler den sonra bilfiil işgal altına girmiş oldu. İşgaller üzerine yurdun çeşitli yerlerinde başlayan direnme hareketleri Antep, Maraş, Urfa ve bu arada Karkamış’ta da oluşur. Karkamış o zamanlar için Antep ve Urfa Kuvai Milliye birliklerinin sorumluluk alanlarının kesiştiği noktadadır. Bu nedenle her iki ilin kuvvetleri burada koordineli olarak düşmana karşı ortak hareket etmişlerdir. Ağırlık noktası Akçakoyun ve Çobanbey istikametinde olan Fransız kuvvetlerine karşı Kuvai Milliye çeteleri daha çok Karkamış yönünden pusu ve vur kaç hareketinde bulunuyorlardı. Bölge tamamen Fransız denetimi altına girmişti. Düşmanın maddi üstünlüğü onları yıldırmıyordu. Böyle direniş ve kurtuluş mücadelesi çok az görünürdü.
Carablus bölge komutanı Yarbay Kapitrol, Akçakoyundan trene binip Karkamış’a geldiğinde Urfa’daki kuvvetlerinin teslim olduğunu öğrenir.
26 Nisan 1920’de Antep’e şiddetli saldırı düzenleyen Fransızlar başarılı olamayınca geri çekildiler. Albay Normand Antep’i düşüremeyeceklerini anlamıştır. Öte yandan Fırat’ın doğusunda demiryolu boyunca yardım bekleyen askerlerin 500 kişilik Fransız birliğini yok eden Urfa’dan alınacak öçleri vardı. Bunun için 28 Nisanda Antep’ten ayrılacaklardı. 1 Mayısta Karkamış’a varacaklar, 4 Mayısta doğu kolu adıyla Mürşitpınarda toplanacak ve 6 Mayısta da Urfa’ya doğru yola çıkacaklardı. Ama öyle bir direnmeyle karşılaştılar ki 8 Temmuzda Fırat’ın doğusunu, 10 Temmuzda da Karkamış’ı bırakarak ellerindeki son istasyon Akçakoyunluda bir tabur askerle bekleyeceklerdi. Düşman Karkamış’tan 20 km batıya atılmıştı. Bölge halkı ve Anadolu hareketi başarıya doğru ilerliyordu artık.
20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile Fransızlarla olan silahlı mücadele bitmiştir. Yapılan sınır anlaşmasına göre Halep demiryolu esas alınıyordu. Demiryolunun kuzeyi TBMM hükümetine, güneyide Fransızlara bırakılıyordu. Bu antlaşmayla Suriye –Türkiye Sınırı çizilmiş oldu.
CUMHURİYET DÖNEMINDE KARKAMIŞ
İşte bu çizilen sınıra göre Karkamış sınırın sıfır noktasında kaldı. Yine sınırın Suriye kesiminde kalan Türkler ve Fransız idaresinden kaçan halk Türkiye’ye geçmeye başladılar. Ama buna rağmen parçalanmış aileler ve Anavatanın dışında hatırı sayılır bir Türk nüfusu kalmıştı.
Milli mücadelenin kazanılmasından sonra Cumhuriyet Türkiye’sinde Karkamış nahiyelik (Bucak) statüsüne alındı. Önce Birecik’e sonrada Nizip’e bağlandı. Cumhuriyetin imkanları yavaş yavaş akmaya başladı. Karkamış’a 1926’da Cumhuriyet döneminin ilkokulu açıldı. 1960’da yeni bir demiryolu ile Gaziantep’e bağlandı. Ve 1961’de de belediye teşkilatı kuruldu.
Sonraki yıllarda iller idaresindeki yeni, bir değişiklikle bucaklık uygulamasına son verilince Karkamış’ın Tarihi kimliğine artık beldelik kalıyordur.
Ve nihayet 1990 yılında bu kez İlçelik statüsüne getirildi. O artık bağlı 36 köyü ile Gaziantep’in yeni bir ilçesi olmuştu.
Tarihin ve bereketin kucaklaştığı şirin bir ilçe olan Karkamış her geçen gün daha önemli bir tarım, ticaret ve sınır kenti olma yolundadır.
Karkamış İlçesi yakınında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde, Yakındoğu Arkeolojisi ’nin en önemli yerleşimlerinden Karkamış Antik kenti yer almaktadır. Kent; M.Ö. II. bin yılda, Anadolu’dan, Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların önemli bir kavşak noktasında yer alıyordu. Karkamış Krallarından söz eden ilk belgeler, M.Ö. 1700’e doğru ortaya çıkar. M.Ö. 1650’li yıllarda, Hitit Kralı Hattuşili 1, Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağladı. Daha sonra, Mitanniler’in egemenliği altına giren kent, Şuppiluliuma I. döneminde yeniden Hititlere bağlandı. Karkamış artık, çoğu büyük Hitit Kralları soyundan gelen ve İmparatorluğun Suriye’deki topraklarını denetim altında tutan bağlı krallar tarafından yönetiliyordu. Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. XII. yüzyıl başlarında yıkılmasından sonra kent, yeni kurulan çok sayıda Geç Hitit Krallığından birinin merkezi oldu. Asur Kralı Acurnasirpal II’nin Suriye Seferi (M.Ö. 876-866) sırasında, haraca bağlanan Karkamış, M.Ö. 717’de Asur Kralı Sargon II tarafından yakılıp yıkılarak, Asur topraklarına katıldı. George Smith’in (1876) Cerablus yakınındaki kalıntıların, Karkamış’a ait olduğunu bulmasından sonra, Hogarth, Lawrence, Campbell-Thompson ve Woolley, 1878-1881, 1911-1914 ve 1919-1920 yılları arasında kentte British Museum adına kazı çalışmaları yapmışlardır. Kalenin bulunduğu tepede, tarih öncesi kalıntıların yanı sıra, Erken ve Geç Hitit dönemlerinden iki ana yerleşim yeri saptanmıştır. Dış Kent, İç Kent ve Kale olmak üzere üç bölümden oluşan dikdörtgen planlı Karkamış’ta; yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturmaktaydı. Yapılar; Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çoğunluğu, Geç Hitit dönemine tarihlendirilmektedir. Bu kabartmalar, Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alayı betimlemeleriyle M.Ö. I. Bin yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürüne ışık tutmaktadır. Karkamış kabartmalarının, büyük çoğunluğu bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Suriye sınırında mayınlı askeri sahada bulunan harabeler, mayınlardan temizlenmeyi beklemektedir. (NOT: Günümüzde Karkamış harabeleri askeri bölgede olduğundan ziyarete kapalıdır. Ziyaret için Genel Kurmay Başkanlığı’ndan izin alınması. Gerekmektedir.)
Karkamış antik kenti

Karkamış (Hititçe: Kargamiş, Mısırca: Karkameşa, Eski Yunanca: Εὔρωπος, Latince: Europus), geçmişi Erken Bakır Çağına dek uzanan ve günümüzde Türkiye ile Suriye topraklarında yer alan antik kent. Hitit ve Asur İmparatorluğu dönemlerinde önemli bir şehir olan Karkamış, Roma döneminden sonra önemini kaybetmeye başlamıştır.
En eski yazılı bilgilerine ancak Aplahanda'nın krallığı döneminde rastlanılan Karkamış'ın bu dönemlerde vasat bir krallık olduğu ve halkının ticaret yaptığı saptanmıştır. Aplahanda'nın oğlu Yahdul-Lim'in ölümünün ardından gelen üç yüzyıllık dönem hakkında bir bilginin bulunmadığı antik kent sırasıyla Mitanni, Mısır, Hitit, Asur, Yeni Babil, Ahameniş, Makedon, Seleukos ve Roma hakimiyeti altına girmiştir. En parlak dönemini Geç Hititler döneminde yaşayan Karkamış Orta Çağdan sonra tamamen terk edilmiştir.
Rakımı 370 metre olan örenyerin Türkiye topraklarında kalan kısmının tescil tarihi 28 Ağustos 1986'dır. 1699 yılında keşfedilen antik kent 1910'larda Britanya Müzesi tarafından birçok kez kazılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanının ardından askerî yasak bölge haline getirilen Karkamış'ın tekrar kazılması ancak 2011 yılında mümkün olmuştur. Son kazı çalışması ise 2012 yılında yapılmıştır. Suriye tarafında yer alan dış kentte ise 2006 ve 2010 yıllarında bir dizi kazı gerçekleştirilmiştir. Günümüzde Suriye İç Savaşı nedeniyle Suriye kısmında arkeolojik çalışma yapılmamaktadır.
Babilliler ile Mısırlılar arasında geçen Karkamış Savaşı'nın yaşandığı bölgeden Kitab-ı Mukaddes'te de bahsedilmektedir.
Etimoloji
Milattan önceki dönemlerdeki orijinal adının Cerabis olduğu düşünülen şehrin Helenistik ve Roma dönemlerindeki adı olan Europos'un da bu addan türediği farz edilmektedir.
Kentin kaynaklarla saptanmış en eski ismi Kargamiş'tır. Hititler döneminde kullanılan bu isme rastlanılan en eski yazılı eser Suriye'nin Ebla kentinde bulunan çivi yazılı tabletlerdir. Bu adın kökeniyle ilgili çeşitli görüşler vardır. Bunlardan biri ismin o dönemde Suriye'de ünlü bir tanrı olan Kemoş'tan türediği ve "Kemoş'un limanı" manasına geldiğidir ve bilim çevreleri tarafından da bu görüş kabul edilmektedir. Bir diğer iddia ise ismin Gılgamış'tan türediği üzerinedir.
Şehir günümüzde Türkiye'de Karkamış, Suriye'de ise Cerablus şeklinde adlandırılmaktadır.
Konumu
Eski Dünya'nın en verimli tarım arazilerinden biri olan Mezopotamya'da yer alan Karkamış, Fırat'ın akış yönüne göre hemen sol kıyısında kurulmuştur. Mısır ile Anadolu arasındaki geçiş yolu üzerinde kurulu olan kent aynı zamanda antik ticaret yollarına da yakındır. Bereketli Hilal içerisinde yer alan Karkamış, Anadolu platosunun sona erip Suriye düzlüklerinin başladığı doğu-batı hattı üzerinde uzanan coğrafî bir sınırdır.
Günümüzde Türkiye ile hukuki olarak Suriye, fiili olarak ise İslam Devleti tarafından paylaşılmakta olan kent Türkiye'nin Gaziantep il merkezine 60 kilometre, Suriye'nin Halep il merkezine ise 100 kilometre uzaklıktadır. 90 hektarlık bir yayılma alanı olan kentin 55 hektarlık bölümünü oluşturan kale, içkent ve dışkentinin bir bölümü Türkiye sınırlarında bulunmaktadır. Suriye sınırlarında kalan 35 hektarlık alan ise dışkentin bir kısmından oluşmaktadır.
Tarihçe
Kalede ve dışkentte yapılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan çanak-çömlek parçaları üzerinde yapılan karbon testleri bölgenin en az 3350 yıllık bir yerleşim geçmişinin olduğunu ortaya koysa da 2015 yılındaki çalışmalar ile içkalenin MÖ 6000'den itibaren yerleşim gördüğünü ortaya çıkmıştır. Buna rağmen Karkamış hakkındaki en eski detaylı bilgilere ancak MÖ 17. yüzyılın sonlarında rastlanılmaktadır. Alalah, Ebla ve Mari kraliyet tabletlerinde verilen bilgilere göre Karkamış bu yüzyılın sonlarında Mari'ye bağlı bir devlet konumundaydı. Fakat aynı tabletlerde bahsedilen Karkamış Kralı Aplahanda'nın, Asur Kralı I. Şamşi-Ahad ve Babil Kralı Hammurabi ile birlikte anılması kentin politik gücünün artmaya başladığını göstermektedir. Yine aynı tabletlerde kent halkının kereste ticareti yaptığı, Ugarit ve Mitanni kentleri ile ticaret anlaşmalarının olduğu yazmaktadır.
Aplahanda'nın oğlu Yahdul-Lim'in yaklaşık MÖ 1745 yılındaki ölümünden sonraki üç yüz yıllık dönemde Karkamış'ın tarihine ilişkin bir bilgi yoktur. Bu kesinti dönemi On Sekizinci Hanedan Firavunu II. Thutmose'nin Karkamış'ı fethetmesi ile sonlanmaktadır. II. Thutmose, Mitannilerin elindeki Karkamış'ı Mısır hakimiyeti altına almış, kente bunu kutlamak için bir stel diktirmiştir. Antik kent, MÖ 14. yüzyılda dinî reformlarla meşgul olan Akhenaton firavunluğundaki Mısır'ın elinden çıkarak I. Şuppiluliuma tarafından Hitit topraklarına katılmıştır. I. Şuppiluliuma bölgedeki diğer Hitit kentlerini Karkamış'a bağlayarak Hititlere bağlı bir krallık kurmuş ve kral olarak oğlu Piyassili'yi görevlendirmiştir. I. Şuppiluliuma'nın oğlu ve torunları beş kuşak boyunca bu krallıkta hüküm sürmüş, bölgede Hitit hakimiyetini sağlamışlardır.
I. Şuppiliuma'nın MÖ 1322'deki ölümüyle birlikte Hitit otoritesi sarsılmış ve Piyassili'nin yönetimindeki Karkamış'ın da aralarında bulunduğu bağlı krallıklar isyan etmiştir. Fakat II. Murşili isyan eden krallıklar üzerine yürümüş ve tekrar Hitit birliğini sağlamıştır. Karkamış bu tarihten sonra Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüne dek Hititlere bağlı bir krallık olarak kalmıştır. Karkamış özellikle Geç Tunç Çağında Hitit İmparatorluğu'nun en önemli merkezlerinden biri haline gelmiş, MÖ 11. yüzyılda ise gücünün doruğuna ulaşmıştır. Hitit İmparatorluğu'nun denizci kavimlerin saldırısı altında kalarak yıkılmasının ardından dahi önemini yitirmeyen ve bu kavimlerin saldırılarını püskürten kent Geç Hitit şehir devletlerinin en güçlüsü haline gelmiştir. Her ne kadar III. Ramses'in yazdırdığı Medinet Habu'daki yazıtlarda Karkamış'ın denizci kavimlerin saldırılarıyla yıkıldığı yazsa da bu bilgi doğru değildir.
Geç Hititler döneminden bir Kubaba kabartması.
Hitit kültürünün etkisi altında kaldığı süre boyunca Karkamış'ta ana ilah Hurri kökenli bir tanrıça olan Kubaba olmuştur. "Karkamış Kraliçesi" olarak bilinen Kubaba'nın kültü diğer şehirlere de yayılmış ve Kubaba farklı kültürler tarafından da sahiplenilmiştir. Özellikle Frigler tarafından sahiplenildikten sonra adı Kibele olarak değişmiş ve çok daha geniş bir alanda yayılım göstermiştir.
Karkamış, MÖ 9. yüzyılda eski gücünü kaybetmiş, Asur kralları II. Aşurnasirpal ve III. Şalmanezer tarafından haraca bağlanmıştır. MÖ 717'de ise son kralları Pisiri dönemi sürerken II. Sargon tarafından fethedilmiş, yakılıp yıkılmış ve halkı köle yapılarak Asur şehirlerine nakledilmiştir. Böylece bağımsızlığını kaybederek bir Asur kenti haline gelmiştir.
MÖ 604'te Yeni Babil İmparatoru II. Nebukadnezar ile Firavun II. Necho'nun orduları Karkamış'ta karşı karşıya gelmiştir. II. Necho, Yeni Babil İmparatorluğu'nun ticaret yolları üzerindeki egemenliğini kırmak ve bu yolları ele geçirmek için Babil üzerine yürümüşse de II. Nebukadnezar tarafından hezimete uğratılmış ve bölgeden atılmıştır. Bu savaş Karkamış Savaşı olarak adlandırılmaktadır.
Yeni Babil İmparatorluğu'ndan sonra Ahameniş İmparatorluğu hakimiyeti altına giren kent İssos Savaşı sonucu Büyük İskender tarafından fethedilmiştir. Makedonya parçalandıktan sonra Seleukos İmparatorluğu'nun sınırlarında kalan Karkamış daha sonraları ise Roma'nın Suriye eyaletine bağlı bir kent halini almıştır. Karkamış, Helenistik ve Roma dönemlerinde de jeostratejik önemini korumuştur. İçkentte yer alan Roma usulü Sütunlu Cadde, Karkamış'ın bölgedeki önemli Roma kentlerinden biri olduğunu göstermektedir. Roma döneminden sonra nüfusu azalan ve hızla önemini yitiren Karkamış'ın Orta Çağ boyunca yalnızca içkentinde yerleşim olduğu tespit edilmiştir. Orta Çağdan sonra ise tamamen terk edilmiştir.
1699 yılında keşfedilmesiyle tekrar gün ışığına çıkan kent İngilizler ve Fransızlar tarafından kazılmıştır. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edilmesinin ardından büyük kısmı Türkiye topraklarında kalan Karkamış askerî yasak bölge ilan edilmiş ve Suriye ile olan sınır kısmı 1956 yılında mayınlanmıştır. 2009 yılına dek yasak bölge olarak kalmaya devam eden ve hiçbir kazı çalışmasının gerçekleşmediği kentteki mayınlar 2011 yılında temizlenmiştir.
Karkamış'ın Suriye topraklarında yer alan kısmı ise Küresel Miraslar Fonu tarafından kültürel miras olarak belirlenmiş fakat bölgedeki kentleşme ve tarım alanlarının antik kente doğru genişlemesi nedeniyle "risk altında" olarak sınıflandırılmıştır.
Kazı çalışmaları
T. E. Lawrence ve L. Woolley Karkamış kazıları sırasında, 1913.
Antik kentin kalıntıları ilk kez 1699 yılında bir İngiliz şirketinin Halep temsilcisi olan Henry Maundrell tarafından fark edilmiştir. 1876 yılında Britanya Müzesi tarafından görevlendirilen Asurolog George Smith kalıntıların Kitab-ı Mukaddes'te bahsedilen Karkamış'a ait olduğunu saptamıştır.
İlk kazı çalışmaları 1878-1881 yılları arasında Britanya İmparatorluğu Halep Konsolosu Patrick Henderson tarafından British Museum adına yapılmıştır. Henderson kazı çalışmaları sırasında kentin ilk yerleşim planını hazırlamıştır. Ayrıca kazı sırasında çıkarılan tarihî eserler British Museum'a gönderilmiştir.
İlk kazı sırasında çıkarılan arkeolojik bulgular çalışmaların devamının gelmesini sağlamış, David George Hogarth ve Reginald Campbell Thompson kentteki ikinci kazı çalışmasını 1908 yılında başlatmıştır. 1911 yılında ise Hogarth çalışmaları tekrar başlatmış, 1914'dek süren araştırmaya daha sonra Thomas Edward Lawrence da dahil olmuştur. Daha sonra ise British Museum bölgeyi araştırma adına geniş bir proje hazırlamış ve kazılar Lawrence ile Leonard Woolley'e devredilmiştir. Bu yapılan kazıların sonuçları British Museum'un yayımladığı "Carchemish" adlı üç ciltlik eserle arkeoloji dünyasına duyurulmuştur.
1920 yılında Millî Mücadele sürmekte iken bir Fransız karakolu haline getirilen kente tekrar kazı yapmaya gelen Woolley, Karkamış ve yakınlarında çatışma yapılmasını yasaklamıştır. Savaş sonrasında içkentinin tamamı ve dışkentinin bir kısmı Türkiye topraklarında kalan Karkamış askerî yasak bölge ilan edildiği ve mayınlandığı için Türkiye'deki kısmında bir daha kazı yapılamamıştır. 2011 yılının eylül ayında ise mayınların temizlenmesi ile birlikte kentte tekrar arkeolojik kazılar başlamıştır. İstanbul Üniversitesi, Bologna Üniversitesi ve Gaziantep Üniversitesi'nin projesi olan Türk-İtalyan ortak kazıları Nicolò Marchetti başkanlığında halen yürütülmektedir.
Ağustos ve Kasım 2012 arasında devam eden kazıların ikinci periyodu sırasında MÖ 900 yılına tarihlenen Katuva Sarayı başta olmak üzere yeni sanat eserleri ve arkeolojik bulgular tespit edilmiştir.
Suriye tarafındaki dışkentte yapılan arkeolojik araştırmalarsa 2006 yılında Karkamış arazisi projesi adıyla yürütülmüştür. DGAM, British Academy ve İngiliz Araştırma Konseyi'nin finansmanıyla yapılan kazıların başkanlığını Durham Üniversitesi'nden Tony J. Wilkinson ve Edinburgh Üniversitesi'nden Edgar Peltenburg üstlenmiştir. 2010 yılında yine bu proje kapsamında bu sefer CBRL, Küresel Miraslar Fonu ve İngiliz Araştırma Konseyi'nin fonlarıyla bir dizi kazı çalışması yapılmıştır.
Antik kentin 2014 yılında İslam Devleti'nin kontrolüne geçen Suriye tarafındaki kısmı günümüzde mayınla kaplı, Türkiye tarafındaki kısım ise güvenlik sorunları nedeniyle beton duvarlarla örülü[53] ve arkeologlar haricindeki ziyaretçilere kapalıdır.
Çıkarılan eserler
Karkamış askerlerinin işlendiği taş blok kabartmaları.
1920 yılına dek yapılan kazılarda çıkarılan eserlerin büyük çoğunluğu British Museum ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde yer almaktadır. Daha az sayıda parça ise Louvre Müzesi ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Louvre Müzesi'nde yer alan eserlerin 1919 yılında bölgeyi işgal eden Fransızların gizlice yaptıkları kazılarda ortaya çıkardıkları ve Paris'e gönderdikleri tahmin edilmektedir. 2011 ve 2012 yılındaki kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin tamamı ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne nakledilmiştir.
Anıtsal eserler
Taş temel üzerine kerpiç duvarlı surlarla çevrelenen kentte beş kapı olduğu tespit edilmiştir. Kule, burç ve gizli yeraltı tünelleriyle desteklenen bu savunma sisteminin büyük kısmı en parlak dönemin yaşandığı Geç Hitit döneminde inşa edilmiştir.
Kentte ortaya çıkarılan evler dikdörtgen yapılı ve kerpiç duvarlıdır. Evlere giriş ise taş döşemeli ön avlulardan yapılmaktadır.
Yine Geç Hitit döneminden kalma bazalt ve kireç taşlarından yontularak oluşturulmuş taş blok kabartmaları kent kapıları ve kutsal yapıların temellerinde kullanılmıştır. Bu taş bloklarda tanrılar, tanrıçalar, krallar ve savaş sahneleri işlenmiştir. Ayrıca II. Thutmose tarafından kente dikilen stelin de aralarında bulunduğu hiyeroglif yazıtlı birçok stel gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu hiyeroglif yazıları, Leopold Messerschmidt tarafından incelenmiş ve bu inceleme 1900 yılında "Corpus Inscriptionum Hettiticarum" adlı yapıtta yayınlanmıştır.
2015 yılında ise insan yüzlü keçi tanrı tasvirinin bulunduğu bir taş blok ve II. Sargon'a ait çivi yazılı kil silindir gibi eşi olmayan buluntular keşfedilmiştir. Ayrıca 1876 yılında George Smith tarafından çıkarılan fakat birbiriyle ilişkilendirilmeyen iki stel parçasının Kubaba stelini oluşturduğu ve üzerinde Kamani'nin askerî ile sivil başarılarının anlatıldığı 2015 yılında keşfedilmiştir.

ULAŞIM
Ulaşım yönünden önemli 2 karayolu ve 1 tren yolu ile bağlantılı olan ilçemiz, Karkamış-Oğuzeli-Gaziantep karayolu ve Karkamış-Nizip karayolundan E-24 Gaziantep karayoluna bağlantılıdır. Ayrıca Karkamış-Birecik karayolu ile Birecik ilçesine bağlantı sağlanmaktadır. Gaziantep ve Nizip üzerinden günün her saati Karkamış 'a taksi bulmak mümkündür.

İstanbul-Bağdat demiryolunun geçiş noktası olan Gaziantep-Nusaybin demiryolu ilçemizden geçmekte ve bu hizmetler için Devlet Demir Yolları Karkamış İşletme Şefliğince yürütülmektedir. T.C.D.D yollarının tarifeli tren seferleri bulunmaktadır.

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.