30.11.2016

Breş Nedir?

Global Bilgiler
Jeolojide; doğal çimento ile lavlı, kavkılı, kabuklu, kemikli kırıntıların kaynaşmasıyla oluşmuş kütleye verilen isim olup, bir çeşit yapay mermer türüdür.
Global Bilgiler
İri taneler yuvarlaklanmış olmaktan ziyade köşeli olursa kayaç breş olarak adlandırılır. İri partiküller, taşınma esnasında aşındıklarında ve hzlı bir şekilde yuvarlandıkları için breş içerisindeki çakıl ve bloklar depolanmadan önce kaynak bölgelerinden çok uzağa taşınmadıklarını gösterir. Bundan dolayı, diğer birçok sedimanter kayaçlardan olduğu gibi konglomeralar ve breşler kendi tarihçeleri hakkında ipuçları içerirler. Onların tane boyutları onları taşıyan akıntının gücünü ortaya koyar; buna karşı yuvarlaklanmanın derecesi, tanelerin ne kadar uzağa taşındıklarını gösterir.
Oluşum Şekillerine göre Breşler:
Global Bilgiler
Tektonik Breş: Tektonik hareketlerden meydana gelen basıncın etkisi ile ortaya çıkan, köşeli kayaç parçaları arasındaki boşluğun pudinglerde olduğu gibi silisli, kalkerli, killi, demirli vb. bir çimento ile birlikte; sertleşmesinden meydana gelen kayaç ( tektonik breş).
Global BilgilerVolkanik Breş:Genellikle çimentonun rengi kayaç parçalarının renginden farklı olduğu için bu cins kayaçlar cilalandıkları zaman güzel bir görünüm arzederler. Köşeli kayaç parçalarının aralarındaki boşluğun çimento vazifesini gören magma ile dolarak sertleşmesinden meydana gelen kayaç (volkanik breş).
Oluşum Bakımından 

Mekanik (kırıntılı) tortul kayalar sınıfına girer, Kum taşı (gre), kil taşı (şist), çakıl taşı (konglomera) buna örnektir. Eğer çakıllar köşeli ise buna breş denirTektonik hareketlerle taşların her yönde kırılıp parçalanması ve köşeli parçaların doğal bir çimento ile bağlanmaları sonucu oluşur.
Global Bilgiler  /  at  01:13  /  No comments

Global Bilgiler
Jeolojide; doğal çimento ile lavlı, kavkılı, kabuklu, kemikli kırıntıların kaynaşmasıyla oluşmuş kütleye verilen isim olup, bir çeşit yapay mermer türüdür.
Global Bilgiler
İri taneler yuvarlaklanmış olmaktan ziyade köşeli olursa kayaç breş olarak adlandırılır. İri partiküller, taşınma esnasında aşındıklarında ve hzlı bir şekilde yuvarlandıkları için breş içerisindeki çakıl ve bloklar depolanmadan önce kaynak bölgelerinden çok uzağa taşınmadıklarını gösterir. Bundan dolayı, diğer birçok sedimanter kayaçlardan olduğu gibi konglomeralar ve breşler kendi tarihçeleri hakkında ipuçları içerirler. Onların tane boyutları onları taşıyan akıntının gücünü ortaya koyar; buna karşı yuvarlaklanmanın derecesi, tanelerin ne kadar uzağa taşındıklarını gösterir.
Oluşum Şekillerine göre Breşler:
Global Bilgiler
Tektonik Breş: Tektonik hareketlerden meydana gelen basıncın etkisi ile ortaya çıkan, köşeli kayaç parçaları arasındaki boşluğun pudinglerde olduğu gibi silisli, kalkerli, killi, demirli vb. bir çimento ile birlikte; sertleşmesinden meydana gelen kayaç ( tektonik breş).
Global BilgilerVolkanik Breş:Genellikle çimentonun rengi kayaç parçalarının renginden farklı olduğu için bu cins kayaçlar cilalandıkları zaman güzel bir görünüm arzederler. Köşeli kayaç parçalarının aralarındaki boşluğun çimento vazifesini gören magma ile dolarak sertleşmesinden meydana gelen kayaç (volkanik breş).
Oluşum Bakımından 

Mekanik (kırıntılı) tortul kayalar sınıfına girer, Kum taşı (gre), kil taşı (şist), çakıl taşı (konglomera) buna örnektir. Eğer çakıllar köşeli ise buna breş denirTektonik hareketlerle taşların her yönde kırılıp parçalanması ve köşeli parçaların doğal bir çimento ile bağlanmaları sonucu oluşur.

0 yorum:

Fotoğrafçılıkta Enstantane


Enstantane nedir?

Fotoğraf makinesi üzerinde yer alan perdenin (obtüratör de denir) açılıp kapanma süresine kısaca enstantane adı verilmektedir. Enstantane, obtüratör hızı ya da perde hızı olarak da adlandırılabilir. Temel olarak deklanşöre bastığımızda, obtüratör (perde) açılıp kapanarak sensöre ne kadar süre ışık düşeceğini belirler. Buna aynı zamanda pozlama süresi de denilmektedir.


Fotoğraf ışık demektir. Işık miktarı diyaframla, ışık süresi de enstantane ile kontrol edilmektedir. Bu ikilinin ortak kullanılmasıyla sensör üzerine düşen ışık miktarı ve süresi belirlenir. Enstantane “nicelik” yani “miktar” diyafram ise “nitelik” yani “özellik” belirtmektedir.


Enstantane; Nikon fotoğraf makinelerinde (S) harfiyle, Canon fotoğraf makinelerinde (Tv) harfleriyle ifade edilmektedir.



Fotoğraf makinesinin içinde, ayna ile sensör (yada film) arasında bulunan perde yani obtüratör, göz kapağı misali hareket ederek sensöre düşecek ışık miktarını belirler. Filmli makine kullanılan dönemde filme ne kadar ışık düşeceğini belirleyen mekanizmaydı.


Yukarıdaki fotoğrafta farklı enstantane değerlerinin fotoğrafı nasıl etkilediğini görmektesiniz. Enstantane saniyelerle ölçülen bir değerdir. 1/100 değerinde obtüratör saniyenin 100 de biri kadar açık kalmıştır. 1/200 değerinde ise obtüratör saniyenin 200 de biri kadar açık kalmıştır. Dikkat ettiyseniz ışık gittikçe azalıyor ve 1/1600 değerinde obtüratör saniyenin 1600 de biri oranında açık kalmıştır. Enstantane değerimiz arttıkça sensöre yada filme düşen ışık süresi azalacağından fotoğraf daha karanlık çıkar. Bunu şöylede ifade edebiliriz, fotoğraf az pozlanmış. Enstantane değeri arttıkça ışık azalır, enstantane değeri azaldıkça ışık artar. Yani ters orantılıdır o yüzden bu durumu karıştırmamak lazımdır.

Fotoğrafçılar arasında kullanılan pozlama ifadesi vardır bu ifadeye açıklama getirmek gerekirse, nedir bu pozlama ? yada pozlama süresi. Pozlama süresinin ne olduğu yukarda söylenmişti, Enstantanenin açılıp kapanma süresidir. Peki bu fotoğrafçılar açısından ne anlam ifade eder? Şöyle bir kullanım duymuş olabilirsiniz, bu fotoğraf ne kadar pozlandı, bu fotoğraf az pozlanmış gibi ifadeler duyduğumuzda şunu anlamalıyız;

Kısa (Az) Pozlama:
Anı yakalamak için yada ışığın çok olduğu durumlarda ışık miktarını azaltmak için hızlı enstantane kullandığımızda kısa pozlama yapmış oluruz.

Örnek Fotoğraf:



Uzun (Çok) Pozlama:
Eğerki fotoğrafa hareketi yansıtmak istiyorsak yada Işık yetersiz geliyorsa yavaş enstantane kullandığımızda uzun pozlama yapmış oluruz. Fotoğraf makineleri 30 saniyeye kadar uzun pozlama imkanı verirler bundan daha fazla süre ile uzun pozlama yapacak isek Bulb Modunu kullanmalıyız.

Örnek Fotoğraf:



Bulb Modu (Süresiz):
Bu modda perde biz istediğimiz de açılır ve biz istediğimizde kapanır. yani 30 saniyenin üzerinde pozlama yaptığımızda bu modu kullanırız. Özellikle yıldız pozlamalarında çok kullanılır.

Örnek Fotoğraf:


Bu adresten bilgilendirme amaçlı alıntılanmıştır.
http://www.trthaber.com/foto-galeri/yildizlari-hic-boyle-gormediniz/5435/sayfa-2.html

Enstantane değerlerine bakacak olursak;
8000, 6400, 5000, 4000, 3200, 2500, 2000, 1600, 1250,1000, 800, 640, 500, 400, 320, 250, 200, 160, 125,100, 80,60, 50, 40, 30, 25, 20, 15, 13, 10, 8, 6, 5,4, 0″3, 0″4, 0″5, 0″6, 0″8, 1″,  1″3, 1″6,2″, 2″5, 3″2, 4″, 5″, 6″, 8″, 10″, 13″, 15″, 20″, 25″, 30″ ve Bulb

Burada dikkat ederseniz her 3 durakta (durak enstantanenin aldığı değerlere verilen ad diyebiliriz) bir kalın yazılmış. Yukarıda yazılı değerler 1/3 duraklık enstantane değerleridir. Bunu neden belirtiyorum şimdi 4000 enstantane değeriyle 8000 enstantane değeri arasında 2 rakam var 6400 ve 5000. Enstantane değeri 4000 den 5000 e geçtiğinde ışık miktarı 1/3 oranında azalır. 2. durakta (6400) bu 2/3 oranında azalır 3. durakta(8000) ise 3/3 azalarak ışık miktarı iki kat azalmış olur. bu şu demek enstantane değerleri arasında her geçiş yapıldığında, enstantane değeri artarken ışık miktarı 2 kat azalır, bunun tam tersinde ise enstantane değeri azalırken ışık miktarı 2 kat artar. Şunu bileceğiz kısaca. Enstantane değerimizi her artırdığımızda ışık miktarımız azalır, azalttığımızda ise ışık miktarımız artar. Şunu da eklemekte fayda var, Fotoğraf makinelerindeki enstantane değerleri değişiklik gösterir. Bunun nedeni her firmanın farklı teknoloji kullanmasıdır. Ama temelde hepsinde aynıdır.


Enstantane değeri 1/8000 şeklinde ifade edilir. Ancak yazım kolaylığı için 50, 30″ gibi ifadeler de görebilirsiniz.

Enstantanenin fotoğrafa etkisi
Enstantanenin fotoğraf üzerindeki etkisine gelinecek olursa;
Fotoğraflarımızda hareketi dondurmak istiyorsak yüksek, hareketin devamlılığını fotoğrafa aktarmak istiyorsak düşük enstantane kullandığımızı yukarda anlatmıştık. Enstantanenin fotoğraf üzerinde 3 temel etkisi var diyebiliriz. Birincisi ışık, ikincisi hareketi dondurma, üçüncüsü ise hareketi fotoğrafa aktarma. Aşağıdaki örneklerde bunu görmemiz mümkün.

Fotoğraf Ali EVCAN (Exif: f25-1/8-iso 400)

Bu fotoğrafta suyun hareketi düşük enstantane kullanılarak fotoğrafa yansıtılmaya çalışılmış. Eğerki yüksek enstantane kullanılsaydı fotoğrafımız aşağıdaki şekilde olurdu. Damlaları bu şekilde yakalanabilirdi.

( Exif: f7.1- 1/100-iso 400)

Yukarıdaki iki fotoğrafta biri 1/8 saniye diğeride 1/100 saniye pozlanmıştır. Fotoğrafta oluşan etkiye dikkat ederseniz, uzun pozlanmış olanda su bir perde misali görülüyor. İkinci fotoğrafta ise enstantane 1/100 olduğu için su damlaları yakalanmış. Demekki harekette sürekliliği göstermek istiyorsak uzun pozlama kullanabiliriz. Hareketi dondurmak için ise kısa pozlama kullanmamız mümkün.

Koşan bir insanın fotoğrafını 1/10 gibi bir enstantaneyle çekersek hareket netsizliği söz konusu olur. Ne olur ne olmaz diye en yüksek enstantane hızında çekim yapmakta yanlıştır. Çünkü eğer ortamda az ışık varsa örneğin 1/2000 gibi enstantane hızında içeriye daha az ışık gireceği için fotoğrafınızda poz kaybı olacak ve fotoğrafınız karanlık çıkacaktır.

Makinalarını otomatik modda kullanan kişiler en çok hareketli obje çekimlerinde yanılırlar. Çünkü makina hiçbir zaman çekeceğiniz objenin hızını ve hareketini tahmin edemez bu nedenlede doğru bir enstantane değeri veremez. Çekim yapacağınız zaman hareketi kontrol etmek istiyorsanız kameranızı mutlaka S Moduna alın.

Az ışıkta hareketleri dondurmak çok güç olabilir. Bunu önlemek için ya ISO değerini yükselteceksiniz ya da ekstra ışık kaynaklarıyla çekeceğiniz objeyi beslememiz gerekmektedir. Aşağıdaki örnekte diyafram ve ISO sabit tutulmuş sadece enstantane değerleri değiştirilmiştir. Düşük enstantanedeki ışık ve obje netliği ile yüksek enstantane arasındaki ışık ve obje netliği rahatlıkla gözlenebilmektedir.

Seçtiğiniz lens ile enstantane değeri doğrudan ilgilidir; bu ilginin sebebi de odak uzaklığıdır. 35mm odak uzaklığına sahip bir lens seçtiğinizi düşünün, kullanmanız gereken minimum değer 1/35 olacaktır veya 100 mm odak uzaklığı lens için bu değer 1/100 olacaktır. Odak uzaklığı arttıkça titreme de artacağı için yüksek enstantane seçmemiz gerekir.
Global Bilgiler  /  at  01:12  /  No comments


Enstantane nedir?

Fotoğraf makinesi üzerinde yer alan perdenin (obtüratör de denir) açılıp kapanma süresine kısaca enstantane adı verilmektedir. Enstantane, obtüratör hızı ya da perde hızı olarak da adlandırılabilir. Temel olarak deklanşöre bastığımızda, obtüratör (perde) açılıp kapanarak sensöre ne kadar süre ışık düşeceğini belirler. Buna aynı zamanda pozlama süresi de denilmektedir.


Fotoğraf ışık demektir. Işık miktarı diyaframla, ışık süresi de enstantane ile kontrol edilmektedir. Bu ikilinin ortak kullanılmasıyla sensör üzerine düşen ışık miktarı ve süresi belirlenir. Enstantane “nicelik” yani “miktar” diyafram ise “nitelik” yani “özellik” belirtmektedir.


Enstantane; Nikon fotoğraf makinelerinde (S) harfiyle, Canon fotoğraf makinelerinde (Tv) harfleriyle ifade edilmektedir.



Fotoğraf makinesinin içinde, ayna ile sensör (yada film) arasında bulunan perde yani obtüratör, göz kapağı misali hareket ederek sensöre düşecek ışık miktarını belirler. Filmli makine kullanılan dönemde filme ne kadar ışık düşeceğini belirleyen mekanizmaydı.


Yukarıdaki fotoğrafta farklı enstantane değerlerinin fotoğrafı nasıl etkilediğini görmektesiniz. Enstantane saniyelerle ölçülen bir değerdir. 1/100 değerinde obtüratör saniyenin 100 de biri kadar açık kalmıştır. 1/200 değerinde ise obtüratör saniyenin 200 de biri kadar açık kalmıştır. Dikkat ettiyseniz ışık gittikçe azalıyor ve 1/1600 değerinde obtüratör saniyenin 1600 de biri oranında açık kalmıştır. Enstantane değerimiz arttıkça sensöre yada filme düşen ışık süresi azalacağından fotoğraf daha karanlık çıkar. Bunu şöylede ifade edebiliriz, fotoğraf az pozlanmış. Enstantane değeri arttıkça ışık azalır, enstantane değeri azaldıkça ışık artar. Yani ters orantılıdır o yüzden bu durumu karıştırmamak lazımdır.

Fotoğrafçılar arasında kullanılan pozlama ifadesi vardır bu ifadeye açıklama getirmek gerekirse, nedir bu pozlama ? yada pozlama süresi. Pozlama süresinin ne olduğu yukarda söylenmişti, Enstantanenin açılıp kapanma süresidir. Peki bu fotoğrafçılar açısından ne anlam ifade eder? Şöyle bir kullanım duymuş olabilirsiniz, bu fotoğraf ne kadar pozlandı, bu fotoğraf az pozlanmış gibi ifadeler duyduğumuzda şunu anlamalıyız;

Kısa (Az) Pozlama:
Anı yakalamak için yada ışığın çok olduğu durumlarda ışık miktarını azaltmak için hızlı enstantane kullandığımızda kısa pozlama yapmış oluruz.

Örnek Fotoğraf:



Uzun (Çok) Pozlama:
Eğerki fotoğrafa hareketi yansıtmak istiyorsak yada Işık yetersiz geliyorsa yavaş enstantane kullandığımızda uzun pozlama yapmış oluruz. Fotoğraf makineleri 30 saniyeye kadar uzun pozlama imkanı verirler bundan daha fazla süre ile uzun pozlama yapacak isek Bulb Modunu kullanmalıyız.

Örnek Fotoğraf:



Bulb Modu (Süresiz):
Bu modda perde biz istediğimiz de açılır ve biz istediğimizde kapanır. yani 30 saniyenin üzerinde pozlama yaptığımızda bu modu kullanırız. Özellikle yıldız pozlamalarında çok kullanılır.

Örnek Fotoğraf:


Bu adresten bilgilendirme amaçlı alıntılanmıştır.
http://www.trthaber.com/foto-galeri/yildizlari-hic-boyle-gormediniz/5435/sayfa-2.html

Enstantane değerlerine bakacak olursak;
8000, 6400, 5000, 4000, 3200, 2500, 2000, 1600, 1250,1000, 800, 640, 500, 400, 320, 250, 200, 160, 125,100, 80,60, 50, 40, 30, 25, 20, 15, 13, 10, 8, 6, 5,4, 0″3, 0″4, 0″5, 0″6, 0″8, 1″,  1″3, 1″6,2″, 2″5, 3″2, 4″, 5″, 6″, 8″, 10″, 13″, 15″, 20″, 25″, 30″ ve Bulb

Burada dikkat ederseniz her 3 durakta (durak enstantanenin aldığı değerlere verilen ad diyebiliriz) bir kalın yazılmış. Yukarıda yazılı değerler 1/3 duraklık enstantane değerleridir. Bunu neden belirtiyorum şimdi 4000 enstantane değeriyle 8000 enstantane değeri arasında 2 rakam var 6400 ve 5000. Enstantane değeri 4000 den 5000 e geçtiğinde ışık miktarı 1/3 oranında azalır. 2. durakta (6400) bu 2/3 oranında azalır 3. durakta(8000) ise 3/3 azalarak ışık miktarı iki kat azalmış olur. bu şu demek enstantane değerleri arasında her geçiş yapıldığında, enstantane değeri artarken ışık miktarı 2 kat azalır, bunun tam tersinde ise enstantane değeri azalırken ışık miktarı 2 kat artar. Şunu bileceğiz kısaca. Enstantane değerimizi her artırdığımızda ışık miktarımız azalır, azalttığımızda ise ışık miktarımız artar. Şunu da eklemekte fayda var, Fotoğraf makinelerindeki enstantane değerleri değişiklik gösterir. Bunun nedeni her firmanın farklı teknoloji kullanmasıdır. Ama temelde hepsinde aynıdır.


Enstantane değeri 1/8000 şeklinde ifade edilir. Ancak yazım kolaylığı için 50, 30″ gibi ifadeler de görebilirsiniz.

Enstantanenin fotoğrafa etkisi
Enstantanenin fotoğraf üzerindeki etkisine gelinecek olursa;
Fotoğraflarımızda hareketi dondurmak istiyorsak yüksek, hareketin devamlılığını fotoğrafa aktarmak istiyorsak düşük enstantane kullandığımızı yukarda anlatmıştık. Enstantanenin fotoğraf üzerinde 3 temel etkisi var diyebiliriz. Birincisi ışık, ikincisi hareketi dondurma, üçüncüsü ise hareketi fotoğrafa aktarma. Aşağıdaki örneklerde bunu görmemiz mümkün.

Fotoğraf Ali EVCAN (Exif: f25-1/8-iso 400)

Bu fotoğrafta suyun hareketi düşük enstantane kullanılarak fotoğrafa yansıtılmaya çalışılmış. Eğerki yüksek enstantane kullanılsaydı fotoğrafımız aşağıdaki şekilde olurdu. Damlaları bu şekilde yakalanabilirdi.

( Exif: f7.1- 1/100-iso 400)

Yukarıdaki iki fotoğrafta biri 1/8 saniye diğeride 1/100 saniye pozlanmıştır. Fotoğrafta oluşan etkiye dikkat ederseniz, uzun pozlanmış olanda su bir perde misali görülüyor. İkinci fotoğrafta ise enstantane 1/100 olduğu için su damlaları yakalanmış. Demekki harekette sürekliliği göstermek istiyorsak uzun pozlama kullanabiliriz. Hareketi dondurmak için ise kısa pozlama kullanmamız mümkün.

Koşan bir insanın fotoğrafını 1/10 gibi bir enstantaneyle çekersek hareket netsizliği söz konusu olur. Ne olur ne olmaz diye en yüksek enstantane hızında çekim yapmakta yanlıştır. Çünkü eğer ortamda az ışık varsa örneğin 1/2000 gibi enstantane hızında içeriye daha az ışık gireceği için fotoğrafınızda poz kaybı olacak ve fotoğrafınız karanlık çıkacaktır.

Makinalarını otomatik modda kullanan kişiler en çok hareketli obje çekimlerinde yanılırlar. Çünkü makina hiçbir zaman çekeceğiniz objenin hızını ve hareketini tahmin edemez bu nedenlede doğru bir enstantane değeri veremez. Çekim yapacağınız zaman hareketi kontrol etmek istiyorsanız kameranızı mutlaka S Moduna alın.

Az ışıkta hareketleri dondurmak çok güç olabilir. Bunu önlemek için ya ISO değerini yükselteceksiniz ya da ekstra ışık kaynaklarıyla çekeceğiniz objeyi beslememiz gerekmektedir. Aşağıdaki örnekte diyafram ve ISO sabit tutulmuş sadece enstantane değerleri değiştirilmiştir. Düşük enstantanedeki ışık ve obje netliği ile yüksek enstantane arasındaki ışık ve obje netliği rahatlıkla gözlenebilmektedir.

Seçtiğiniz lens ile enstantane değeri doğrudan ilgilidir; bu ilginin sebebi de odak uzaklığıdır. 35mm odak uzaklığına sahip bir lens seçtiğinizi düşünün, kullanmanız gereken minimum değer 1/35 olacaktır veya 100 mm odak uzaklığı lens için bu değer 1/100 olacaktır. Odak uzaklığı arttıkça titreme de artacağı için yüksek enstantane seçmemiz gerekir.

0 yorum:

Su

Global Bilgiler

Su
Özellikler
Molekül formülüH2O
Yoğunluk1gr/cm3
Erime noktası
0°C
Kaynama noktası
100°C
Belirtilmiş yerler dışında verilmiş olan veriler, standart haldedir. (25 °C, 100 kPa)

Su; dünyada bol miktarda bulunan ve yaşam için vazgeçilmez olan, kokusuz ve tatsız bir bileşik. Sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalgaboylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle doğal bir mavi renge sahiptir.

Doğada su katı, sıvı ve gaz hâllerinde görülür. Kimyasal formülü (H2O) 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. H+ iyonu içeren bir madde ile (ör. asit) ve OH- iyonu içeren maddenin (ör: baz) tepkimesi ile oluşur.

Bilim insanları dünyadaki yaşamın suda başladığını düşünmektedir. Su moleküler yapısı oldukça basit ve bol bulunan bir madde olmasına rağmen belirli koşullarda diğer bileşiklerden oldukça farklı davranışlar sergiler.Örneğin katı (buz) haldeki su sıvı haldeki suyun üzerinde yüzer. Dünyadaki hemen hemen tüm diğer bileşiklerde ise katı faz sıvı fazdan yoğundur ve katı fazdaki bileşik batar. Suyun bu özelliğin bazı avantajları vardır. Örneğin soğuk bir bölgede göl yüzeyini kaplayan buz tabakası yalıtıcı görevi görür ve dipteki yaşamı korur. Buzun çökmesi durumunda canlılar şiddetli soğuğa maruz kalacağından yaşamlarını devam ettirmeleri imkansız hâle gelecektir.

Su yanıcı bir madde değildir. Bu özelliği nedeniyle ateş söndürücü olarak kullanılır. Fakat suyun bileşimindeki Oksijen yakıcı bir gazdır, Hidrojen ise yanıcı bir gazdır. Oksijen ve hidrojen birleşerek söndürücü olan suyu oluşturur.

H2O saf suyu temsil eder, saf suya doğal en yakın örnek yağmur suyudur. Saf su canlılar için içilebilir su değildir, insanlara yararı yoktur. Suyun akışkan olması dışında insanlar ve canlılar için içinde taşıdığı mineraller çok önemlidir. Canlıların içmesi gereken suda mineral olması gerekmektedir. Yağmur suyu yani saf su, yağdıktan sonra toprağa düşünce toprağın yapısındaki mineralleri toplar, yeryüzünde bu yağmur suları bir akursu oluşturur bu içilebilir bir sudur. Genelde toprak altındaki suları kirleten bina yapılaşmaları, sanayiden, insan yaşam alanından vs uzak hijyenik olması için çok yüksek yerlerde, dağlardaki akarsu ya da doğal su kaynağı bulunup buralara su doldurma tesisi yapılır, bu doğal mineralli sular şişelenip marketlerde "doğal kaynak suyu" olarak satılır. Her bölgedeki toprakta mineraller ve oranları farklıdır, bu yüzden suyun faydaları bölgelere göre değişebilir.Kohezyon ve adhezyon

Su, kendi molekülleri arasındaki çekim kuvveti (kohezyon) sayesinde dağılmadan kalabilir. Moleküllerinin dipol (kutuplaşmış) olması nedeniyle su, birçok maddeye yapışabilir ve ıslatma özelliği buradan gelir.

Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir. Hidrojen bağı nedeniyle su molekülleri birbirlerini de çekerler yani su molekülleri arasında kohezyon gücü de çok yüksektir. Suyun kohezyon ve adhezyon yetenekleri, suyun belirli kılcal yapılar içinde kopmadan yükselmesine ve taşınmasına yardımcı olur. Bu da bitkilerin karada yaşamlarını sürdürmeleri açısından önem arz eder. Örneğin; civanın dağılmamasıdır.

Suyun sekliğini sağlayan kohezyon maddesi, adezyon kuvveti ile çarpışarak suyu daha sek hale getirir. Molekülleri sekleşen su, artık daha yumuşak ve saftır. Suyun rengini ve tadını sekliği belirler.

Yüzey gerilimi

Su, molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünemez bir yüzey üzerine (örn: polietilen) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır.

Bu kuvvetin kaynağı temel olarak su moleküllerini bir arada tutan moleküller arası çekici kuvvetlerdir. Suyun içinde olan moleküller her yönden komşu moleküllerle kuşatıldıkları için, üzerlerine etkiyen toplam kuvvet sıfırdır. Buna karşın, yüzeydeki moleküllerin sadece bir tarafı diğer su molekülleriyle çevrili olduğu için, bunlar içeriye doğru net bir kuvvetle çekilirler. Bu durum yüzeyde bir gerilme oluşturup yüzeyin minimum olmasını sağlar. Hacimleri eşit birçok geometrik şekil içinde yüzey alanı en az olan küredir. Su damlalarının küresel bir şekil alması da yüzey geriliminin en az yüzey oluşturacak şekilde molekülleri hareket ettirmesidir.

Kılcal hareket

Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yerçekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yerçekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır. Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.Buna aynı zamanda kapiler etki denmektedir.

Erime

1 gram buzu eritmek için 0 °C'de 80 kalori gerekir. Erime ısısının yüksek olması suyun donmasını geciktirir; böylece biyolojik sistemler düşük sıcaklıklara dayanıklı olabilen özelliklerini kazanırlar.

Özgül ısı

Suyun Isınma (özgül) ısısı yüksektir. 1 gr suyun sıcaklığını 1 °C arttırmak için 1 kalori'lik enerji gereklidir. Bu özgül ısı, amonyak dışındaki tüm maddelerinkinden yüksektir. Böylece su sıcaklıklarda fazla artış olmadan daha fazla enerji depolayabilir ve böylece canlı sistemde sıcaklık ve metabolik olaylar daha kararlı olabilmektedir.

Buharlaşma

Suyun gizli buharlaşma ısısı yüksektir. 100 °C'de 1 g suyu 1 g su buharı haline dönüştürmek için 539 kaloriye ihtiyaç vardır. Gizli buharlaşma ısısının yüksekliği canlı sisteminin izotermal olmasında en önemli katkıya sahiptir. Suyun gizli buharlaşma ısısı, H bağlarından dolayı yüksektir.

Donma

Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

Suyun hacmi, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir sıcaklığa (+4 °C'ye) düşene kadar azalır, daha sonra tekrar artmaya başlar. Donduğunda ise hacmi sıvı hale göre daha fazladır. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Bu yüzden buz, suyun dibine batmayıp su üstünde yüzer. Suyun bu özelliği yaşamın kış aylarında ya da her zaman soğuk olan bölgelerde sudaki yaşamın devam etmesine olanak tanır. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar yaşamlarını sürdürmeye devam edebilirler. 

100% saf su -48 °C'de donar

Üçlü noktası

Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273.16 Kelvin (0.01 °C) ve basıncı 611.73 Pascal'dır (0.0060373 ATM).
Elektriksel iletkenlik

Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve mineral tuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijenve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir. (Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)

Suyun halleri

Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.
Snowflakes (Kartaneleri), Wilson Bentley, 1902.
Gökkuşağı, yağmur damlacıklarının doğal optik prizma özelliği ile ışığın yansımasından oluşur.
Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.
Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.
Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tatlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.

İnsan hayatındaki yeri

Yetişkin bir insan vücut ağırlığının %60-70'i (2/3'si) sudur. Bu oran yaşa, cinsiyete, kiloya bağlı olarak farklılık gösterir. Örneğin yeni doğan bebeklerin vücudundaki su oranı %75'dir. Yaşamın ilk 5 gününde %70'e inen su oranı, sonradan yavaş yavaş azalarak bir yaşın sonunda yetişkindeki su oranına yaklaşır. Erkeklerdeki su oranı kadınlara, şişmanlar zayıflara oranla daha fazladır. Yaş ilerledikçe de vücut suyunda azalma görülür.

Su besinler ve içeceklerle de sindirim yoluyla vücuda alınır. Vücuda alınan su sindirim sisteminde emildikten sonra kana geçer. Kan dolaşımı ile vücuda dağılır ve kılcal damarlardan çıkarak doku sıvısını oluşturur. Hücre içinde bazı kimyasal reaksiyonlara katıldıktan sonra tekrar hücre dışına çıkar ve tekrar doku sıvısına dönüşür. Dokulardan kan dolaşımına katılır. Kan dolaşımı aracılığı ile böbreklere gelerek önemli bir kısmı idrar olarak vücut dışına atılır. Diğer bir kısmı ise deri, solunum ve sindirim sistemi vasıtasıyla kullanılıp vücuttan atılır.

Yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacı 2500-2600 ml kadardır. Suyun vücuda alımı ve atılımı bir denge içinde oluşur. Vücutta normal sıvı hacminin korunması için günlük sıvı alımının günlük sıvı kaybına eşit olması gerekir. Bu denge bozulduğunda hastalıklar ortaya çıkar. Yemek yemeden aylarca yaşanabilir, ancak susuz sadece birkaç gün dayanılabilir. İnsan vücudunda su dengesini düzenleyen (regüle eden) merkezler ve sistemler mevcuttur.
  • Vücuda su alımı (Hidrasyon) : Vücuda besinlerle (1000 ml) ve içeceklerle (1200 ml) ağız yoluyla su alımına ekzojen su kazanımı denir. Bir de vücudumuzda hücre metabolizması esnasında meydana gelen kimyasal reaksiyonlar sonucu oksidasyon ürünü olarak 300 ml kadar su açığa çıkar. Vücutta bu şekilde su açığa çıkmasına endojen su kazanımı denir.
  • Vücuttan su kaybı Dehidrasyon : Vücuda alınan su, idrarla böbreklerden (1500 ml kadarı), solunum havasıyla akciğerlerden (500 ml kadarı), terleme yolu ile deriden (500 ml kadarı) ve gaita ile bağırsaklardan (100 ml kadarı) vücut dışına atılır.
  •  %1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması,
  •  %3: Vücut ısı düzenin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi,
  •  %4: Fiziksel performansın %20-30 düşmesi,
  •  %5: Baş ağrısı, yorgunluk,
  •  %6: Halsizlik, titreme,
  •  %7: Fiziksel aktivite sürerse bayılma,
  •  %10: Bilinç kaybı,
  •  %11: Vücut dirençsizliği, olası ölüm,
  •  %12: %97 oranında ölüm,
  •  %15: %100 ölüm.
    Suyun vücuttaki görevleri
  • Hücrelerin ihtiyacı olan maddeleri hücreye taşımak, 
  • Hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan katı maddelerin çözünmesini sağlamak, 
  • Hücrelerde metabolik faaliyetler sonucu oluşan atık maddeleri boşaltım organlarına (böbrek, akciğer, deri, sindirim kanalı) taşıyarak vücut dışına atılımını sağlamak, 
  • Vücut ısısını dengede tutmak, 
  • Kanın hacmini dengelemek, 
  • Besinlerin sindirimine yardımcı olmak, 
  • Beyin, omurilik gibi bazı organları dış etkenlerden korumak, suyun görevleridir.
Global Bilgiler  /  at  00:59  /  No comments

Global Bilgiler

Su
Özellikler
Molekül formülüH2O
Yoğunluk1gr/cm3
Erime noktası
0°C
Kaynama noktası
100°C
Belirtilmiş yerler dışında verilmiş olan veriler, standart haldedir. (25 °C, 100 kPa)

Su; dünyada bol miktarda bulunan ve yaşam için vazgeçilmez olan, kokusuz ve tatsız bir bileşik. Sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalgaboylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle doğal bir mavi renge sahiptir.

Doğada su katı, sıvı ve gaz hâllerinde görülür. Kimyasal formülü (H2O) 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. H+ iyonu içeren bir madde ile (ör. asit) ve OH- iyonu içeren maddenin (ör: baz) tepkimesi ile oluşur.

Bilim insanları dünyadaki yaşamın suda başladığını düşünmektedir. Su moleküler yapısı oldukça basit ve bol bulunan bir madde olmasına rağmen belirli koşullarda diğer bileşiklerden oldukça farklı davranışlar sergiler.Örneğin katı (buz) haldeki su sıvı haldeki suyun üzerinde yüzer. Dünyadaki hemen hemen tüm diğer bileşiklerde ise katı faz sıvı fazdan yoğundur ve katı fazdaki bileşik batar. Suyun bu özelliğin bazı avantajları vardır. Örneğin soğuk bir bölgede göl yüzeyini kaplayan buz tabakası yalıtıcı görevi görür ve dipteki yaşamı korur. Buzun çökmesi durumunda canlılar şiddetli soğuğa maruz kalacağından yaşamlarını devam ettirmeleri imkansız hâle gelecektir.

Su yanıcı bir madde değildir. Bu özelliği nedeniyle ateş söndürücü olarak kullanılır. Fakat suyun bileşimindeki Oksijen yakıcı bir gazdır, Hidrojen ise yanıcı bir gazdır. Oksijen ve hidrojen birleşerek söndürücü olan suyu oluşturur.

H2O saf suyu temsil eder, saf suya doğal en yakın örnek yağmur suyudur. Saf su canlılar için içilebilir su değildir, insanlara yararı yoktur. Suyun akışkan olması dışında insanlar ve canlılar için içinde taşıdığı mineraller çok önemlidir. Canlıların içmesi gereken suda mineral olması gerekmektedir. Yağmur suyu yani saf su, yağdıktan sonra toprağa düşünce toprağın yapısındaki mineralleri toplar, yeryüzünde bu yağmur suları bir akursu oluşturur bu içilebilir bir sudur. Genelde toprak altındaki suları kirleten bina yapılaşmaları, sanayiden, insan yaşam alanından vs uzak hijyenik olması için çok yüksek yerlerde, dağlardaki akarsu ya da doğal su kaynağı bulunup buralara su doldurma tesisi yapılır, bu doğal mineralli sular şişelenip marketlerde "doğal kaynak suyu" olarak satılır. Her bölgedeki toprakta mineraller ve oranları farklıdır, bu yüzden suyun faydaları bölgelere göre değişebilir.Kohezyon ve adhezyon

Su, kendi molekülleri arasındaki çekim kuvveti (kohezyon) sayesinde dağılmadan kalabilir. Moleküllerinin dipol (kutuplaşmış) olması nedeniyle su, birçok maddeye yapışabilir ve ıslatma özelliği buradan gelir.

Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir. Hidrojen bağı nedeniyle su molekülleri birbirlerini de çekerler yani su molekülleri arasında kohezyon gücü de çok yüksektir. Suyun kohezyon ve adhezyon yetenekleri, suyun belirli kılcal yapılar içinde kopmadan yükselmesine ve taşınmasına yardımcı olur. Bu da bitkilerin karada yaşamlarını sürdürmeleri açısından önem arz eder. Örneğin; civanın dağılmamasıdır.

Suyun sekliğini sağlayan kohezyon maddesi, adezyon kuvveti ile çarpışarak suyu daha sek hale getirir. Molekülleri sekleşen su, artık daha yumuşak ve saftır. Suyun rengini ve tadını sekliği belirler.

Yüzey gerilimi

Su, molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünemez bir yüzey üzerine (örn: polietilen) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır.

Bu kuvvetin kaynağı temel olarak su moleküllerini bir arada tutan moleküller arası çekici kuvvetlerdir. Suyun içinde olan moleküller her yönden komşu moleküllerle kuşatıldıkları için, üzerlerine etkiyen toplam kuvvet sıfırdır. Buna karşın, yüzeydeki moleküllerin sadece bir tarafı diğer su molekülleriyle çevrili olduğu için, bunlar içeriye doğru net bir kuvvetle çekilirler. Bu durum yüzeyde bir gerilme oluşturup yüzeyin minimum olmasını sağlar. Hacimleri eşit birçok geometrik şekil içinde yüzey alanı en az olan küredir. Su damlalarının küresel bir şekil alması da yüzey geriliminin en az yüzey oluşturacak şekilde molekülleri hareket ettirmesidir.

Kılcal hareket

Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yerçekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yerçekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır. Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.Buna aynı zamanda kapiler etki denmektedir.

Erime

1 gram buzu eritmek için 0 °C'de 80 kalori gerekir. Erime ısısının yüksek olması suyun donmasını geciktirir; böylece biyolojik sistemler düşük sıcaklıklara dayanıklı olabilen özelliklerini kazanırlar.

Özgül ısı

Suyun Isınma (özgül) ısısı yüksektir. 1 gr suyun sıcaklığını 1 °C arttırmak için 1 kalori'lik enerji gereklidir. Bu özgül ısı, amonyak dışındaki tüm maddelerinkinden yüksektir. Böylece su sıcaklıklarda fazla artış olmadan daha fazla enerji depolayabilir ve böylece canlı sistemde sıcaklık ve metabolik olaylar daha kararlı olabilmektedir.

Buharlaşma

Suyun gizli buharlaşma ısısı yüksektir. 100 °C'de 1 g suyu 1 g su buharı haline dönüştürmek için 539 kaloriye ihtiyaç vardır. Gizli buharlaşma ısısının yüksekliği canlı sisteminin izotermal olmasında en önemli katkıya sahiptir. Suyun gizli buharlaşma ısısı, H bağlarından dolayı yüksektir.

Donma

Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

Suyun hacmi, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir sıcaklığa (+4 °C'ye) düşene kadar azalır, daha sonra tekrar artmaya başlar. Donduğunda ise hacmi sıvı hale göre daha fazladır. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Bu yüzden buz, suyun dibine batmayıp su üstünde yüzer. Suyun bu özelliği yaşamın kış aylarında ya da her zaman soğuk olan bölgelerde sudaki yaşamın devam etmesine olanak tanır. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar yaşamlarını sürdürmeye devam edebilirler. 

100% saf su -48 °C'de donar

Üçlü noktası

Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273.16 Kelvin (0.01 °C) ve basıncı 611.73 Pascal'dır (0.0060373 ATM).
Elektriksel iletkenlik

Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve mineral tuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijenve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir. (Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)

Suyun halleri

Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.
Snowflakes (Kartaneleri), Wilson Bentley, 1902.
Gökkuşağı, yağmur damlacıklarının doğal optik prizma özelliği ile ışığın yansımasından oluşur.
Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.
Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.
Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tatlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.

İnsan hayatındaki yeri

Yetişkin bir insan vücut ağırlığının %60-70'i (2/3'si) sudur. Bu oran yaşa, cinsiyete, kiloya bağlı olarak farklılık gösterir. Örneğin yeni doğan bebeklerin vücudundaki su oranı %75'dir. Yaşamın ilk 5 gününde %70'e inen su oranı, sonradan yavaş yavaş azalarak bir yaşın sonunda yetişkindeki su oranına yaklaşır. Erkeklerdeki su oranı kadınlara, şişmanlar zayıflara oranla daha fazladır. Yaş ilerledikçe de vücut suyunda azalma görülür.

Su besinler ve içeceklerle de sindirim yoluyla vücuda alınır. Vücuda alınan su sindirim sisteminde emildikten sonra kana geçer. Kan dolaşımı ile vücuda dağılır ve kılcal damarlardan çıkarak doku sıvısını oluşturur. Hücre içinde bazı kimyasal reaksiyonlara katıldıktan sonra tekrar hücre dışına çıkar ve tekrar doku sıvısına dönüşür. Dokulardan kan dolaşımına katılır. Kan dolaşımı aracılığı ile böbreklere gelerek önemli bir kısmı idrar olarak vücut dışına atılır. Diğer bir kısmı ise deri, solunum ve sindirim sistemi vasıtasıyla kullanılıp vücuttan atılır.

Yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacı 2500-2600 ml kadardır. Suyun vücuda alımı ve atılımı bir denge içinde oluşur. Vücutta normal sıvı hacminin korunması için günlük sıvı alımının günlük sıvı kaybına eşit olması gerekir. Bu denge bozulduğunda hastalıklar ortaya çıkar. Yemek yemeden aylarca yaşanabilir, ancak susuz sadece birkaç gün dayanılabilir. İnsan vücudunda su dengesini düzenleyen (regüle eden) merkezler ve sistemler mevcuttur.
  • Vücuda su alımı (Hidrasyon) : Vücuda besinlerle (1000 ml) ve içeceklerle (1200 ml) ağız yoluyla su alımına ekzojen su kazanımı denir. Bir de vücudumuzda hücre metabolizması esnasında meydana gelen kimyasal reaksiyonlar sonucu oksidasyon ürünü olarak 300 ml kadar su açığa çıkar. Vücutta bu şekilde su açığa çıkmasına endojen su kazanımı denir.
  • Vücuttan su kaybı Dehidrasyon : Vücuda alınan su, idrarla böbreklerden (1500 ml kadarı), solunum havasıyla akciğerlerden (500 ml kadarı), terleme yolu ile deriden (500 ml kadarı) ve gaita ile bağırsaklardan (100 ml kadarı) vücut dışına atılır.
  •  %1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması,
  •  %3: Vücut ısı düzenin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi,
  •  %4: Fiziksel performansın %20-30 düşmesi,
  •  %5: Baş ağrısı, yorgunluk,
  •  %6: Halsizlik, titreme,
  •  %7: Fiziksel aktivite sürerse bayılma,
  •  %10: Bilinç kaybı,
  •  %11: Vücut dirençsizliği, olası ölüm,
  •  %12: %97 oranında ölüm,
  •  %15: %100 ölüm.
    Suyun vücuttaki görevleri
  • Hücrelerin ihtiyacı olan maddeleri hücreye taşımak, 
  • Hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan katı maddelerin çözünmesini sağlamak, 
  • Hücrelerde metabolik faaliyetler sonucu oluşan atık maddeleri boşaltım organlarına (böbrek, akciğer, deri, sindirim kanalı) taşıyarak vücut dışına atılımını sağlamak, 
  • Vücut ısısını dengede tutmak, 
  • Kanın hacmini dengelemek, 
  • Besinlerin sindirimine yardımcı olmak, 
  • Beyin, omurilik gibi bazı organları dış etkenlerden korumak, suyun görevleridir.

0 yorum:

29.11.2016

Su Nedir?

Global Bilgiler
Oksijen ve Hidrojenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, kokusuz, renksiz, ve tatsız maddeye Su Denir.

Günlük hayatta hem biz insanların, hem de ayrımsız tüm canlıların hayati fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan en önemli, beklide yegane içecektir. Su besinlerin sindirimi, emilim ve hücrelere taşınmasında, Hücre, organ ve dokuların düzenli çalışmasında, Zaralı maddelerin vücuttan atılmasına, Vücut ısısının denetiminde ve daha sayılamayacak kadar çok işleve sahiptir.

Su, bilinen tüm yaşam biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan tatsız ve kokusuz bir maddedir. Su, canlıların yaşaması için hayati bir öneme sahiptir. Küçük miktarlarda çıplak gözle bakıldığında renksizdir. Dünya üzerinde farklı şekillerde bol miktarda bulunur.

Suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri nelerdir?

Suyun kimyasal formülü H2O'dur. Bunun anlamı bir su molekülünün iki Hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğudur. İyonik olarak da, (H+) bir hidrojen iyonuna bağlanmış, (OH-) hidroksit iyonu; yani HOH şeklinde tanımlanabilir. Standart Sıcaklık ve basınçta, suyun buhar fazı ve sıvı fazı arasında dinamik (değişken) bir denge vardır. Saf su, kokusuz, tatsız, renksizdir; fakat havadaki Karbondioksit kalıntıları ile karbonik Asit çözeltileri oluşturmaya başladığı andan itibaren tadı bozulur ve tehlikeli bir hal alır.

Dünya yüzeyinin %71'i suyla kaplıdır.Dünyadaki suların yaklaşık %97 si okyanuslarda bulunmaktadır. %2.4'ü buzul yada kardır. %0.6 lık dilimi ise göller ve nehirlere aittir.

Suyun Rengi Nasıldır - Nedir?

Kızılötesi ışın, elektromanyetik spektrum üzerinde kırmızı renkli ışık halini alır, absorbe edildiği için kırmızı rengin küçük bir kısmı görünürdür. Bu nedenle, Göl ve Deniz gibi büyük su kütleleri içindeki saf su, mavi olarak görünür. Bu mavi renk, temiz bir Okyanus veya gölde bulutlu bir Hava altında da kolaylıkla görünebilir, bu da mavi rengin gökyüzünün yansıması olmadığını gösterir. Pratikte suyun rengi, içindeki katkı, kirlilik vb. etkenlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Kireçtaşı, suyu turkuaz rengine çevirirken, demir ve benzeri maddeler kırmızı kahverengi renge döndürmektedir, Bakır ise mavi Alev rengi oluşturur. Suyun içindeki yosunlar, suyu yeşil renkli olarak gösterir.

Çözücülük

Su, eriyebilen birçok Madde için çok iyi bir (solvent) çözücüdür. Bu tip maddeler hidrofilik (hydrophilic) maddeler olarak da bilinir) iyice karıştırılmak sureti ile su içinde erirler (örneğin; tuz). Su ile karışmayan maddeler ise (örneğin; yağ) hidrofobik (hydrophobic) maddeler olarak bilinirler. Bir maddenin su içindeki erime kabiliyeti, maddenin su molekülleri arasına çekilme kuvvetinin durumuna bağlıdır. Eğer maddenin su içinde erime (çözülme) kabiliyeti yoksa, moleküller su molekülleri arasından dışarı itilir ve çözülme olmaz.

Kohezyon ve adhezyon

Su kohezyon kuvvetine sahip bir maddedir, yani kendi molekülleri arasında çekim kuvveti sayesinde dağılmadan kalabilir. Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir.

Yüzey gerilimi

Su, su molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu etki görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünmez bir yüzey üzerine (örn: Polietilen ) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır. Çok temizdir.

Kılcal hareket

Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yer çekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yer çekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır.

Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.

Suyun Donma noktası 

Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

Suyun Üçlü noktası

Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve Basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273.16 kelvin (0.01 °C) ve basıncı 611.73 pascal'dır (0.0060373 atm)

Elektriksel iletkenlik

Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir Elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve Mineraltuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijen ve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir.(Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)

Suyun Halleri

Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.

Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, Kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gök kuşağı oluştururlar.

Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, Erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.

Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.

Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yer altından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.

Biyolojik İşlevleri

Suyun içerdiği organik bileşikler, birçok çeşitlilikle insan bedeninin başlıca gıdasıdır. Her türlü metabolik olayların temel katalizörüdür.

Makromoleküllerin yapı taşıdır. Hidrojen köprüleri ile su moleküllerine bağlanan protein, karbonhidrat, nükleik asit gibi kompletma yeteneğine sahiptir.

İyi bir substrattır.

İyi bir ısı düzenleyicisidir. Isıyı düzenli bir şekilde ayarlar.

Doğada su

Doğada su akarsulara dökülen atıklarla kirlense ve okyanuslarda tuzlu su haline gelse de, buharlaşıp atmosfere karıştığında yine temizleniyor ve tatlı suya dönüşüyor. Ancak yağmur suyu dahi kimyasal yönden saf değildir. Havadaki gazlar ve özellikle yoğun nüfuslu yerlerde kömürle birlikte açığa çıkan sülfirik asidi de bünyesine almaktadır. Doğada mutlak saf su yoktur ve sudaki tüm yabancı kimyasalların arındırılması laboratuvarlar için dahi zorlu bir işlemdir.

Doğada sular, kaynaklarına göre klasik olarak 4 sınıfta incelenir:

Meteor suları (yağmur ve kar suları): Mevcut sular içinde en saf olanıdır, bununla beraber havada bulunan bütün gazları içerdiği gibi, bazı anorganik ve organik maddeler de bulunabilir.

Yeraltı ve kaynak suları: Bulunduğu ve geçtiği toprak tabakalarını çözmesi sonucunda, tabakaların cinsine göre, çözünmüş maddeleri içerir.

Yeryüzü suları (nehir, göl, baraj ve deniz suları): Yüzeylerinin açık olması sebebiyle özellikle organik yapıdaki yabancı maddeleri almaya yatkındır. Buna karşılık hava ile temas halinde olduğundan karbonat sertliği azdır.

Maden (mineral) suları: Doğal sulara oranla çözünmüş madde miktarı belirli bir sınırı aşmış veya temperatür ve radyoaktivitesi doğal sınırı geçmiş olan sulardır.

Suyun Uygarlığa etkisi

Su, medeniyetin başlamasında birincil etmendir. Öyle ki günümüzden 6.000 yıl önce Sümerler, Mezopotamya'da Fırat ve Dicle nehirlerinden faydalanarak ilk sulu tarımı yapmışlar ve uygarlığı başlatmışlardır. Aynı şekilde Mısırlılar da Nil sayesinde birçok alanda gelişme göstermişlerdir. Denize kıyısı olan büyük göl ve nehirlere sahip kentler gelişirken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi suyun az bulunduğu yerler ise kalkınamamıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE (BM) GÖRE DÜNYA SU GERÇEKLERİ

  • Yeryüzünün %70’i su, bunun %97.5’i tuzlu su ve %2.5’i taze su. Geri kalan taze suyun, %2.14’ü buzullarda, binde 6’sı yer altı, binde 0.9’u yüzey suyudur.
  • Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 2.2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor.
  • Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1.2 milyar insanın içecek suyu yok.
  • Dünya nüfusunun üçte birinin, 2.4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
  • Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat artmıştır.
  • Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70’i, kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kaynaklarına verilmektedir.
  • Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekmektedir.
  • Ortalama 2 milyon ton atık her gün nehirlere, göllere ve derelere atılmaktadır.
  • 1 lt atık su, 8 lt temiz su kirletmektedir.
  • Dünyada ortalama 12000 m3 kirlenmiş su var. Kirlenme engellenmezse 2050’debu kirlilik 18000 m3’lük temiz suyun kaybedilmesine neden olacaktır.
  • Dünya tarım alanlarının %70’i çölleşme tehlikesi altında.
Global Bilgiler  /  at  19:12  /  No comments

Global Bilgiler
Oksijen ve Hidrojenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, kokusuz, renksiz, ve tatsız maddeye Su Denir.

Günlük hayatta hem biz insanların, hem de ayrımsız tüm canlıların hayati fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan en önemli, beklide yegane içecektir. Su besinlerin sindirimi, emilim ve hücrelere taşınmasında, Hücre, organ ve dokuların düzenli çalışmasında, Zaralı maddelerin vücuttan atılmasına, Vücut ısısının denetiminde ve daha sayılamayacak kadar çok işleve sahiptir.

Su, bilinen tüm yaşam biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan tatsız ve kokusuz bir maddedir. Su, canlıların yaşaması için hayati bir öneme sahiptir. Küçük miktarlarda çıplak gözle bakıldığında renksizdir. Dünya üzerinde farklı şekillerde bol miktarda bulunur.

Suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri nelerdir?

Suyun kimyasal formülü H2O'dur. Bunun anlamı bir su molekülünün iki Hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğudur. İyonik olarak da, (H+) bir hidrojen iyonuna bağlanmış, (OH-) hidroksit iyonu; yani HOH şeklinde tanımlanabilir. Standart Sıcaklık ve basınçta, suyun buhar fazı ve sıvı fazı arasında dinamik (değişken) bir denge vardır. Saf su, kokusuz, tatsız, renksizdir; fakat havadaki Karbondioksit kalıntıları ile karbonik Asit çözeltileri oluşturmaya başladığı andan itibaren tadı bozulur ve tehlikeli bir hal alır.

Dünya yüzeyinin %71'i suyla kaplıdır.Dünyadaki suların yaklaşık %97 si okyanuslarda bulunmaktadır. %2.4'ü buzul yada kardır. %0.6 lık dilimi ise göller ve nehirlere aittir.

Suyun Rengi Nasıldır - Nedir?

Kızılötesi ışın, elektromanyetik spektrum üzerinde kırmızı renkli ışık halini alır, absorbe edildiği için kırmızı rengin küçük bir kısmı görünürdür. Bu nedenle, Göl ve Deniz gibi büyük su kütleleri içindeki saf su, mavi olarak görünür. Bu mavi renk, temiz bir Okyanus veya gölde bulutlu bir Hava altında da kolaylıkla görünebilir, bu da mavi rengin gökyüzünün yansıması olmadığını gösterir. Pratikte suyun rengi, içindeki katkı, kirlilik vb. etkenlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Kireçtaşı, suyu turkuaz rengine çevirirken, demir ve benzeri maddeler kırmızı kahverengi renge döndürmektedir, Bakır ise mavi Alev rengi oluşturur. Suyun içindeki yosunlar, suyu yeşil renkli olarak gösterir.

Çözücülük

Su, eriyebilen birçok Madde için çok iyi bir (solvent) çözücüdür. Bu tip maddeler hidrofilik (hydrophilic) maddeler olarak da bilinir) iyice karıştırılmak sureti ile su içinde erirler (örneğin; tuz). Su ile karışmayan maddeler ise (örneğin; yağ) hidrofobik (hydrophobic) maddeler olarak bilinirler. Bir maddenin su içindeki erime kabiliyeti, maddenin su molekülleri arasına çekilme kuvvetinin durumuna bağlıdır. Eğer maddenin su içinde erime (çözülme) kabiliyeti yoksa, moleküller su molekülleri arasından dışarı itilir ve çözülme olmaz.

Kohezyon ve adhezyon

Su kohezyon kuvvetine sahip bir maddedir, yani kendi molekülleri arasında çekim kuvveti sayesinde dağılmadan kalabilir. Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir.

Yüzey gerilimi

Su, su molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu etki görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünmez bir yüzey üzerine (örn: Polietilen ) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır. Çok temizdir.

Kılcal hareket

Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yer çekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yer çekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır.

Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.

Suyun Donma noktası 

Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

Suyun Üçlü noktası

Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve Basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273.16 kelvin (0.01 °C) ve basıncı 611.73 pascal'dır (0.0060373 atm)

Elektriksel iletkenlik

Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir Elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve Mineraltuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijen ve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir.(Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)

Suyun Halleri

Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.

Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, Kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gök kuşağı oluştururlar.

Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, Erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.

Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.

Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yer altından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.

Biyolojik İşlevleri

Suyun içerdiği organik bileşikler, birçok çeşitlilikle insan bedeninin başlıca gıdasıdır. Her türlü metabolik olayların temel katalizörüdür.

Makromoleküllerin yapı taşıdır. Hidrojen köprüleri ile su moleküllerine bağlanan protein, karbonhidrat, nükleik asit gibi kompletma yeteneğine sahiptir.

İyi bir substrattır.

İyi bir ısı düzenleyicisidir. Isıyı düzenli bir şekilde ayarlar.

Doğada su

Doğada su akarsulara dökülen atıklarla kirlense ve okyanuslarda tuzlu su haline gelse de, buharlaşıp atmosfere karıştığında yine temizleniyor ve tatlı suya dönüşüyor. Ancak yağmur suyu dahi kimyasal yönden saf değildir. Havadaki gazlar ve özellikle yoğun nüfuslu yerlerde kömürle birlikte açığa çıkan sülfirik asidi de bünyesine almaktadır. Doğada mutlak saf su yoktur ve sudaki tüm yabancı kimyasalların arındırılması laboratuvarlar için dahi zorlu bir işlemdir.

Doğada sular, kaynaklarına göre klasik olarak 4 sınıfta incelenir:

Meteor suları (yağmur ve kar suları): Mevcut sular içinde en saf olanıdır, bununla beraber havada bulunan bütün gazları içerdiği gibi, bazı anorganik ve organik maddeler de bulunabilir.

Yeraltı ve kaynak suları: Bulunduğu ve geçtiği toprak tabakalarını çözmesi sonucunda, tabakaların cinsine göre, çözünmüş maddeleri içerir.

Yeryüzü suları (nehir, göl, baraj ve deniz suları): Yüzeylerinin açık olması sebebiyle özellikle organik yapıdaki yabancı maddeleri almaya yatkındır. Buna karşılık hava ile temas halinde olduğundan karbonat sertliği azdır.

Maden (mineral) suları: Doğal sulara oranla çözünmüş madde miktarı belirli bir sınırı aşmış veya temperatür ve radyoaktivitesi doğal sınırı geçmiş olan sulardır.

Suyun Uygarlığa etkisi

Su, medeniyetin başlamasında birincil etmendir. Öyle ki günümüzden 6.000 yıl önce Sümerler, Mezopotamya'da Fırat ve Dicle nehirlerinden faydalanarak ilk sulu tarımı yapmışlar ve uygarlığı başlatmışlardır. Aynı şekilde Mısırlılar da Nil sayesinde birçok alanda gelişme göstermişlerdir. Denize kıyısı olan büyük göl ve nehirlere sahip kentler gelişirken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi suyun az bulunduğu yerler ise kalkınamamıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE (BM) GÖRE DÜNYA SU GERÇEKLERİ

  • Yeryüzünün %70’i su, bunun %97.5’i tuzlu su ve %2.5’i taze su. Geri kalan taze suyun, %2.14’ü buzullarda, binde 6’sı yer altı, binde 0.9’u yüzey suyudur.
  • Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 2.2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor.
  • Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1.2 milyar insanın içecek suyu yok.
  • Dünya nüfusunun üçte birinin, 2.4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
  • Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat artmıştır.
  • Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70’i, kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kaynaklarına verilmektedir.
  • Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekmektedir.
  • Ortalama 2 milyon ton atık her gün nehirlere, göllere ve derelere atılmaktadır.
  • 1 lt atık su, 8 lt temiz su kirletmektedir.
  • Dünyada ortalama 12000 m3 kirlenmiş su var. Kirlenme engellenmezse 2050’debu kirlilik 18000 m3’lük temiz suyun kaybedilmesine neden olacaktır.
  • Dünya tarım alanlarının %70’i çölleşme tehlikesi altında.

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.