15.12.2016

Erozyon ve Selle Mücadelede Genel Yaklaşımlar

Global Bilgiler  /  at  23:10  /  No comments

Global Bilgiler

Havzalardaki suyun döngüsü bir bütün olup, bu döngünün de bir bütün olarak ele alınması, izlenmesi ve değerlenmesi gerekmektedir. Havzaya bütüncül olarak bakılması, havza kaynaklarının daha akılcı kullanımını da sağlamaktadır. Bu nedenle sel ve taşkın gibi afetlerin önlenmesine dönük yaklaşımlar, katılımcı entegre havza yönetimi çerçevesinde ele alınmalıdır.
Entegre sel ve taşkın kontrolü, bir su havzasını, toprak ve yağış arasında sürekli ve çeşitli etkileşimlerin bulunduğu bir dinamik bir sistem olarak düşünür. Bu düşüncede çeşitli stratejiler, yapısal ve yapısal olmayan önlemler, karar verme süreçleri gibi çeşitli hususların kurumsal bir yapıda ele alınması gerekmektedir. Entegre sel yönetiminde, havzada ortaya çıkan can ve mal kayıplarının önlenmesi ile ilgili yapısal önlemler alınırken diğer taraftan da havza insanlarının sosyal ve ekonomik yapısını güçlendirmeye dönük stratejiler geliştirilmektedir. Bu açıdan toprak erozyonu ve sel, sadece teknik bir çözüm istenen, fiziksel bir problem olarak görülmemelidir. Havzada selin önlenmesiyle ilgili yapılması gereken faaliyetler, çeşitli kurumların görev alanına giriyorsa, sel önleme projeleri, entegre ve katılımcı olarak tanzim edilmelidir.
Sel kontrolü projesini yapan teknik elemanların, havza bütünlüğü içerisinde, toprağa bağımlı olan köylülerin, arazi kullanma metotlarını ve yaşam şartlarını iyi analiz etmelidir. Bu açıdan kırsal halkın, sosyal ekonomik yapısı, öncelikli problemlerinin tespiti, özellikle hayvan sahibi grupların, ormanlardan ve meralardan faydalanma şekli çok önemlidir. Çünkü yukarı havzada, meralarda küçükbaş hayvancılık yapan köylüler, doğal kaynakların yönetiminde ve kullanılmasında söz sahibi olup aşağı havza insanları ile çok farklı düşünürler. Aşağı havza insanları daha çok büyük baş hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerle ilgilidirler.
Dağlık sel havzalarında, yamaç arazilerde gerekli tedbirler alınmadan, yalnızca dere yataklarıyla ilgilenmek, sorunun nedenlerini ortadan kaldırmadan sonuçla uğraşmaktır. Dolayısıyla sel kontrolünde dere yataklarının yanı sıra ilk önce yamaçlarda erozyon ve sel kontrolü tedbirlerini almak, yani yamaç yüzeylerinde, toprağın yüzeysel hareketini, koruma veya teraslama ile durdurduktan sonra araziyi uygun ve yeterli bir bitki örtüsüne kavuşturmak daha sonra da oyuntularda gerekli sınai ve biyolojik tesisleri inşa etmek söz konusudur.
Bilindiği gibi bozulmuş yüksek dağlık havzalardaki selin önlenmesinin bir maliyeti vardır.
Sel önleyici tesislerin maliyetini hesap ederken, nüfusun yerinde kalkındırılması gibi ekonomik ve sosyal gelişmeleri değerlendirmek gerekir. Sel önleyici tesislerin, biyolojik çeşitliliğe etkisi, fayda maliyet analizleri, çevresel ve sosyal etki değerlendirmeleri iyi hesap edilmelidir.
Ayrıca sel ve taşkın tehlikesini belirleyebilmek için havzalarda bazı parametreler dikkatle izlenmelidir. Bu parametrelerin izlenmesi sel ve taşkın tehlikesi öncesi önlem almayı kolaylaştıracaktır. Bunlar; Şiddetli yağışlar, uzun süreli yağışlar, ani kar erimeleri, ani debi yükselmeleridir.
Bilindiği gibi bitki türleri, bulundukları mıntıkalarda uzun zamandan beri kendilerine uygun gelen bir toprak ve iklime adapte olmuşlardır. Meyili yüksek dağlık alanlarda vejetasyonun, herhangi bir tahrip neticesinde kaybolması halinde, sahaya tekrar gelmesi uzun zaman alabilir. Bu nedenle sahaya kısa zamanda, yeniden vejetasyon getirebilmek ve yüzeysel akışı durdurabilmek için teraslar yapılır. Bu terasların en önemli görevi, yamacın teraslar vasıtasıyla kesilerek aşağı doğru akan suyun taşıma gücünün azaltılarak erozyonun durdurulması ve dikilecek fidana gerekli toprak şartlarının hazırlanmasıdır.
Yüzey erozyonu ile mücadele edeceğimiz arazilerde üst toprak tabakasının yeterli olması halinde, erozyonun, vejetasyonla ıslahı yeterli olabilir. Bu topraklarda bir orman toprağının yavaş yavaş meydana gelmesi için lüzumlu tedbirler alınmalıdır.
Ekseriyetle böyle yerlerde ekolojik istekleri az olan türler üzerinde durulmalıdır. Bu arazilerde üst toprak tabakası hareket halinde olduğu için seçeceğimiz bitki ve ot türleri derin kök yapmalı ve toprağı tamamen kapatmalıdır.
Erozyon ile mücadele edeceğimiz arazide genellikle yüzeyden aşınma ve taşınma başlamıştır. Bazen üst toprak tabakası tamamen kaybolmuş, fakirleşmiş ve derinliği azalmış toprak şartları ile karşı karşıya kalınır. Bilhassa ana materyal, kumlu tortul depo, fliş veya volkanik kum ve tüf ise üst toprak taşındıktan sonra ana materyal ortaya çıkmıştır.
Bu tür sahalarda erozyon tedbirlerinin ana materyal üzerinde alınması söz konusudur.
Çalışılacak sahada, ana materyal; sert kireç taşı, mermer, kristalen şist ve volkanik kayalar ise, toprak taşınmasından sonra erozyon durmaktadır. Bu tip arazilerde ağaçlandırma yönünden yapılacak pek bir şey bulunmamaktadır. Ancak; bu arazilerden taşınan materyal alttaki ziraat arazilerine meskûn sahalara ve tesislere zarar veriyorsa taşınan malzemeyi durdurmak için mekanik önlemler alınabilir.
Erozyonla savaş çalışmalarının etkili ve ekonomik olabilmesi için tekniğinin iyi bilinmesi önemlidir. Önemli olan diğer bir husus da yapılacak tesislerin yerinde ve gayesine uygun bir şekilde yerleştirilmesidir. Diğer bir deyimle her tesis evvela lüzumlu olduğu yerde ve sonra da tekniğine uygun ve ekonomik bir şekilde yapılmalıdır.
Örneğin, teraslama ve ağaçlandırma ile bir havzada gerek yamaçlarda ve gerekse dere içlerinde toprak hareketleri durdurulabilecekse, buraya, erozyona dönük dere içi sınai tesisleri ilave etmek, gereksiz masraftır.
Su toplama havzasında çalışmaların etkili ve ekonomik olması, bütün bu faktörlerin iyi etüt edilerek, nerede ne yapılabileceğine önceden isabetli karar verilmesine bağlı bulunmaktadır.
Uygulamalarda hata yapmamak için yapılacak işler projede yeterince açıklanmalı ve tesislerin yerleri, nerelerde ve ne tür arazi hazırlığı yapılacağı, yapılacak işler haritasında gösterilmelidir.
Değişik kullanımlar altındaki yamaç arazilerde, selin durdurulmasında genellikle iki ilkeden hareket edilmektedir.
1. Yağmur damlasının toprak yüzeyi üzerindeki tahripkâr etkisini ortadan kaldırmak veya azaltmak,
2. Yüzeysel akışın tehlikesiz bir şekilde akmasını ve toprak içine infiltrasyonunu sağlamak.
Her iki amacı gerçekleştirebilmek için toprak, su ve bitki arasında tabii dengenin sağlanması gerekir. Bütün erozyon kontrolü önlemlerinin amacı bu tabii dengeyi tesis etmeye dönüktür.
Çünkü, erozyon toprağın çeşitli faktörlerle yerinden koparılarak sürüklenmesidir. Sel ise suyun sürükleyici gücü ile oluşmaktadır. Suyun sürükleyici etkisini ortadan kaldırmak için bitki örtüsünün güçlendirilmesi zorunluluğu vardır. O halde, erozyonu önlemeye yönelik insan müdahaleleri genellikle bitki örtüsünü geliştirmek için yapılmaktadır. Buna kısaca, bitkilendirme de denilmektedir. Bitkilendirme çalışmaları içinde, başta ağaçlandırma olmak üzere enerji ormanı tesisi, çalılandırma ve otlandırma faaliyetlerini sayabiliriz.
Erozyon ve sel kontrolü sahalarında yapılacak ağaçlandırmalar aynı zamanda prodüktif orman tesisi amacıyla yapılıyorsa, verimliliği artırmak için ekonomik prensipler içinde her türlü teknik uygulamalar yapılabilir.
Şayet, yapılan çalışmalar yalnızca erozyonu durdurmaya dönükse, en etkili ve en söz konusu olduğu zaman, önce korumaya alınarak sahaya yeterli vejetasyon örtüsünün gelip gelmeyeceği üzerinde durulmalıdır. Çünkü sahanın korumaya alınması, en ekonomik müdahale şeklidir. Ayrıca, başka önlemler uygulansa dahi, koruma yapılması yine de şarttır.
Özellikle, erozyon ve sel sorununun ileri boyutlarda olduğu İç, Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgeleri gibi kurak ve yarı kurak mıntıkalarda, suni müdahalelerle bitki örtüsünün yeniden tesisi hem pahalı, uzun zamanlı, hem de güç çalışmalardır. Ayrıca, kurak ve yarı kurak bölgelerimizde hüküm sürmekte olan erozyon ve selin asıl sebebinin aşırı faydalanma sonucu bitki örtüsünün tahribi olduğu dikkate alınırsa, seli durdurmanın ön şartının, tahrip edici faydalanmanın önlenmesi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Esasen, erozyona maruz bulunan havzalarımızın büyük bir bölümünde, koruma yapıldığı takdirde toprakta, yeniden, yeterli bitki örtüsünün gelmesini sağlayacak kadar ot ve çeşitli bitki kök kalıntıları mevcuttur. Bunun için bir ölçü vermek gerekirse, bir sahanın korumaya alınması ile kendiliğinden, yeniden otla kaplanabilmesi için 1 m² ‘de bir ot kökünün bulunması yeterlidir.
Su toplama havzasında çalışmaların etkili ve ekonomik olması, bütün bu faktörlerin iyi etüt edilerek, nerede ne yapılabileceğine önceden isabetli karar verilmesine bağlı bulunmaktadır.
Uygulamalarda hata yapmamak için yapılacak işler projede yeterince açıklanmalı ve tesislerin yerleri, nerelerde ve ne tür arazi hazırlığı yapılacağı, yapılacak işler haritasında gösterilmelidir.
Değişik kullanımlar altındaki yamaç arazilerde, selin durdurulmasında genellikle iki ilkeden hareket edilmektedir.
1. Yağmur damlasının toprak yüzeyi üzerindeki tahripkâr etkisini ortadan kaldırmak veya azaltmak,
2. Yüzeysel akışın tehlikesiz bir şekilde akmasını ve toprak içine infiltrasyonunu sağlamak.
Her iki amacı gerçekleştirebilmek için toprak, su ve bitki arasında tabii dengenin sağlanması gerekir. Bütün erozyon kontrolü önlemlerinin amacı bu tabii dengeyi tesis etmeye dönüktür.
Çünkü, erozyon toprağın çeşitli faktörlerle yerinden koparılarak sürüklenmesidir. Sel ise suyun sürükleyici gücü ile oluşmaktadır. Suyun sürükleyici etkisini ortadan kaldırmak için bitki örtüsünün güçlendirilmesi zorunluluğu vardır. O halde, erozyonu önlemeye yönelik insan müdahaleleri genellikle bitki örtüsünü geliştirmek için yapılmaktadır. Buna kısaca, bitkilendirme de denilmektedir. Bitkilendirme çalışmaları içinde, başta ağaçlandırma olmak üzere enerji ormanı tesisi, çalılandırma ve otlandırma faaliyetlerini sayabiliriz.
Erozyon ve sel kontrolü sahalarında yapılacak ağaçlandırmalar aynı zamanda prodüktif orman tesisi amacıyla yapılıyorsa, verimliliği artırmak için ekonomik prensipler içinde her türlü teknik uygulamalar yapılabilir.
Şayet, yapılan çalışmalar yalnızca erozyonu durdurmaya dönükse, en etkili ve en ekonomik olan önlemler tercih edilmelidir. Bu nedenle, bitkilendirme veya örtü geliştirme söz konusu olduğu zaman, önce korumaya alınarak sahaya yeterli vejetasyon örtüsünün gelip gelmeyeceği üzerinde durulmalıdır. Çünkü sahanın korumaya alınması, en ekonomik müdahale şeklidir. Ayrıca, başka önlemler uygulansa dahi, koruma yapılması yine de şarttır.
Özellikle, erozyon ve sel sorununun ileri boyutlarda olduğu İç, Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgeleri gibi kurak ve yarı kurak mıntıkalarda, suni müdahalelerle bitki örtüsünün yeniden tesisi hem pahalı, uzun zamanlı, hem de güç çalışmalardır. Ayrıca, kurak ve yarı kurak bölgelerimizde hüküm sürmekte olan erozyon ve selin asıl sebebinin aşırı faydalanma sonucu bitki örtüsünün tahribi olduğu dikkate alınırsa, seli durdurmanın ön şartının, tahrip edici faydalanmanın önlenmesi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Esasen, erozyona maruz bulunan havzalarımızın büyük bir bölümünde, koruma yapıldığı takdirde toprakta, yeniden, yeterli bitki örtüsünün gelmesini sağlayacak kadar ot ve çeşitli bitki kök kalıntıları mevcuttur. Bunun için bir ölçü vermek gerekirse, bir sahanın korumaya alınması ile kendiliğinden, yeniden otla kaplanabilmesi için 1 m² ‘de bir ot kökünün bulunması yeterlidir.

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.