3.12.2016

Organik Tarım

Global Bilgiler  /  at  14:56  /  No comments

Organik tarım, bitki nöbetleşmesi, yeşil gübre, kompost, "biyolojik zararlı kontrolü"nü içeren ve toprak üretkenliğini sağlamada mekanik işlemeye dayanan; sentetik gübre, pestisit, hormon, hayvan yem katkıları ve genetiği değiştirilmiş organizmaların kullanımını reddeden veya sınırlayan tarım yöntemidir.

Organik tarımda toprak ve su gibi doğal çevrenin tarım eliyle kirletilmesini engellemek, temiz malzeme ve teknikler kullanılarak üretilen tarım ürünleri ile insan, hayvan ve çevrenin sağlığı üzerinde olumlu katkı sağlamak amaçlanır.

Organik tarımın temel ilkesi, kapalı bir sistem içinde doğa ile uyumlu üretimdir. Kapalı sistem, kendi kaynaklarını mümkün olduğunca kendi üreten bir üretim sistemidir ve bunu yaparken doğaya zarar vermeyen, üstelik doğayı koruyan ve doğal bozulmayı tersine çeviren yöntemleri kullanır. Bu sebeple organik tarımda uygun yöntemlerle minimum toprak işleme, toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar, kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı, dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi, uygun ekim-dikim yöntemi, bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine ekolojik yöntem ve girdi kullanımı ve hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi gibi genel esaslar yetiştiriciliğin ve gıda üretiminin genel ilkeleri olarak kabul edilmektedir. 

Sistem yaklaşımı içinde organik tarım bir organizasyondur. Ana yaklaşımı çiftliğin kapalı bir sistem içinde olabildiğince bir organizmaya benzer şekilde yönetilmesidir. Çiftlik tek bir bütün olarak ele alınır ve canlı, cansız varlıklar ve ilişkileri ekosistem yaklaşımı içinde irdelenir. Uygulamalar daha çok yöresel koşullara dayalı olarak seçilip uygulandığından o koşula en iyi adapte olmuş elementlerin bütünsel bir yaklaşımla entegre edilmesi ile başarı sağlanır. Bu açıdan yerel bilgi büyük önem taşır. Görülebileceği gibi doğa ile uyum organik tarımın temelidir ve doğal çevre ile tarımsal çevre arasındaki en önemli farklılık insan faktörüdür. İnsan faktörünün doğal çevre içine girmesi sonucunda otomatik olarak bitkilerden olabildiğince yüksek kazanç elde etme çabası da devreye girmektedir. 

İnsanların birim alandan maksimum ürün alma istekleri ise doğal olarak beraberinde hem bitkinin ve yetişme ortamı olan toprağın sömürülmesini hem de verim artışı sağlayan zorlayıcı bir takım uygulamalar sonucunda çevre kirliliğini de beraberinde getirmektedir. Tüm bunlara ek olarak bitkiler kendi doğal savunma mekanizmalarını da yitirmektedirler. Örneğin kendi doğal ortamı içinde yaşamını sürdüren bitkiler biyotik ve abiyotik çevresel faktörler ile kolayca başa çıkabilirlerken, kültüre alındıklarında bu yeteneklerini büyük ölçüde kaybetmektedirler.
Yüksek verimin hedeflendiği tarımsal ekosistemlerde monokültür (=tek bitki yetiştiriciliği) hâkimdir. Bu sebeple çeşitlilik kaybı çok fazladır. Buna karşılık doğal ekosistemlerde zengin bir çeşitlilik söz konusudur. Doğal ekosistemlerde tek enerji kaynağı güneş olmasına rağmen tarımsal alanlarda özellikle monokültür yetiştiricilikte fosil yakıt kullanımı ve aşırı enerji tüketimi ön plana çıkmaktadır. Doğal çevre içerisinde yüksek miktarda atık söz konusudur ve besin döngüsü oldukça etkindir ancak tarımsal çevre içinde atık miktarı çok düşüktür ve bir takım zorlayıcı uygulamalar sonucunda besin maddelerinin uzaklaştırılması söz konusudur.
Biyolojik çeşitlilik; etkin su, oksijen, karbon ve azot döngülerinin sağlanması, toprak verimliliğinin artırılması, doğal kaynakların korunması bitkisel verimliliğin artırılması, gıda, ilaç, hayvan besleme gibi yan alanlara zengin kaynak oluşturulması ve diğer canlıların yaşam ortamlarının oluşturulması ve korunması gibi nedenlerle başta organik tarım olmak üzere diğer bütün alternatif çevre dostu tarım sistemlerinde hayati role sahip bulunmaktadır.
Biyolojik çeşitliliğin düzenlenmesi ve doğal ekolojik çevrelerin oluşumu açısından allelopatinin önemi oldukça büyüktür. Doğal ortamlarda biyolojik çeşitliliğin düzenlenmesinde bitki topluluklarının allelopatik baskınlığı, ardışık vejetasyonların oluşumunda allelopatinin etkisi ve otsu bitki örtüsünün odunsu bitkiler tarafından baskı altına alınması gibi birçok faktör tek başına yada birlikte etkili olabilmektedir. Örneğin uzun süreli bir çalışmada, eski tarım alanlarında öncü yabani bitki olarak Helianthus annus bitkisinin yaygınlaştığı ancak 2-3 yıl sonunda kendine toksik olan bu bitkinin kendi kendini ortadan kaldırdığı ve yerin 9-13 yıl süre ile Aristida oligantha ya bıraktığı gözlenmiştir. Bu bitkinin de belli bir süre sonra yerini ortalama 30 yıl süre ile çok yıllık bitkilere bıraktığı saptanmıştır. Çalışmada gözlenen sebep ise Aristida oligantha’nın toprak mikroorganizmaları üzerine toksik olduğu ve belli bir süre sonunda N noksanlığı sebebiyle ortadan kalkığıdır. 30 yıllık süreç sonunda eski tarım arazilerinin çayır-mera alanlarına dönüştüğü saptanmış ancak çok yıllık bitki örtüsünün yerini diğer bitkiler bırakmasının sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.
Çok yüksek verim ve albeninin hedeflendiği konvansiyonel yetiştiricilikte pestisit ve hormon gibi yapay kimyasallar kullanılmakta ve bitkiler çeşitli zorlayıcı uygulamalara tabi tutulmaktadırlar dolayısıyla bitki ve toprak sömürülmekte, doğa sürekli tahrip edilmektedir. Organik tarımda ise bu uygulamalar yerine doğa ile uyumlu, sadece tüketime değil aynı zamanda kaynak yaratmayı da hedefleyen uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygulamalar, biyolojik çeşitliliğin artırılması, doğal kaynakların korunması, organik maddenin korunması ve artırılması, kapalı sistem içinde atıkların değerlendirilmesi, uygun çeşit ve anaç seçimi, bitkinin savunma mekanizmalarından ve allelopatiden yararlanma şeklinde sıralanabilir. Bu uygulamalar çerçevesinde organik tarımda kullanılan alternatif yöntemler konvasiyonel tarımdaki bakım işlemlerinden önemli farklılıklar göstermektedir. Organik tarımda kullanılan yöntemleri konvansiyonel tarımdaki bakım işlemlerinden ayıran en önemli farklılık, yapılan her uygulamanın birden fazla amaca hizmet ediyor olmasıdır. Fakat bu uygulamalar bilinçli yapılmadığı sürece çok ciddi sorunlara da yol açabilmektedirler. Bu sebeple organik tarımda bütün uygulamaların bilgiye dayalı olarak bilinçli bir şekilde yapılması çok önemlidir.
Organik tarımda biyoçeşitliliğin sağlanmasında ve korunmasında daha önce de değinildiği gibi allelopatinin önemi oldukça büyüktür. Bunun yanında, allelopatinin etkin olarak kullanılabildiği uygulamalar; örtü bitkisi kullanımı, ara bitki yetiştiriciliği, ekim nöbeti, birlikte ekim, malçlama, kompost kullanımı, yabancı ot yönetimi ve bitkilerin biyotik ve abiyotik çevresel stres faktörlerinden korunması olarak sıralanabilir. Bu uygulamalar içerisinde allelopatinin direkt olarak kullanılabildiği uygulamalar çevre yönetimi, örtü bitkisi kullanımı, ekim nöbeti ve birlikte ekim, ara bitki yetiştiriciliği ve bitkilerin biyotik ve abiyotik stres faktörlerinden korunmasıdır. Malçlama, yeşil gübreleme ve kompost kullanımında da allelopatiden yararlanılmakta ancak etki dolaylı olmaktadır. Bitki artıkları ile toprağın örtülmesi şeklinde yapılan malçlama işleminde kullanılan bitki artıklarının allelopatik özelliklerinden de yararlanılmakta, aynı bitki artıkları kompost yapında içerik madde olarak da kompost içine eklenebilmektedir. 

ORGANİK TARIM YÖNETMELİĞİ

Share

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.