28.03.2017

ŞARBON NEDİR ?

Şarbon kelimesi Türkçeye Fransızcadaki charbon (kömür kelimesinden geçti bunun nedeni şarbon hastalığının mikrobunun temasla geçen türünde deride kara lekeler oluşmasıdır. Şarbonun ingilizcedeki karşılığı olan anthrax adı ise mikrobun bilimsel adı olan bacillus anthricis ‘e dayanıyor. Şarbon mikroskop altında şerit halinde gözüken mikrobun ve bu mikrobun yol açtığı bakteriyel enfeksiyon hastalığının adıdır.
ŞARBON HASTALIĞININ ÖZELLİKLERİ
Şarbon ot yiyen hayvanlarda görülen bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır.Hastalığa yol açan mikrop toprakta ve meralarda bulunur. Mikrop hayvanın sindirim sistemine oradan da kana karışır hayvanın tüm organlarının iflas etmesine sebep olur Şarbon mikrobunun en önemli özelliği "spor" denilen ve dış ortama son derece dayanıklı yapılar oluşturmasıdır.bu sporlar doğada toprakta yaygın olarak bulunurlar ve çevre koşullarına oldukça dirençlidir. Dış ortamlarda yıllarca yaşayabilirler .
ŞARBON İNSANA NASIL BULAŞIR?
Şarbonun insandan insana bulaşması çok küçük bür ihtimaldir hastalıklı hayvandan insana geçişi ise şöyle olur :
  • Hayvanda oluşan şarbon yarasına temas ile
  • Şarbonlu hayvanın etinin yenmesi ile
  • Şarbon sporlarının bulunduğu havayı soluyarak
Şarbon mikrobu 120 ºC'lik ısıya kadar yaşıyabilir, hastalık insana 120 ºC'nin üstünde pişirilen etlerden geçmez. Şarbon sporları genellikle 1 ile 10 mikron büyüklüğünde olduğu için uzun süre havada asılı kalabilir ve solunum yoluyla havadan insana geçer.Dünyayı sarsan şarbon teröründe kullanılan mikrop ise laboratuvarda özel olarak üretilip toz haline getirilen türdendir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ VE SEYİRİ
Bulaşma şekline göre şarbon hastalığının belirtileri üç gruba ayrılır.
Deri Şarbonu: Enfekte hayvanların deri, kıl, yün gibi ürünleri ile temas eden kişilerin ciltlerindeki sıyrık veya kesiklerden bulaşır, bakteri derideki sıyrıktan vücuda girer giriş bölgesinde önce ağrı, sızı ve kabartı oluşur. Kabartı çevresinde ödem oluştuğu gibi bu hastalıklı dokunun altı ülserleşir ve ağrısız bir lezyon oluşur.
Akciğer Şarbonu: Şarbon bakterilerinin havada asılı durumda olan sporlarının solunum yolu ile alınmasından sonraki bir hafta içinde soğuk algınlığına benzer bir takım belirtilerle hastalık kendini gösterir. Ateş, bitkinlik, yorgunluk belirtileri gösterir birkaç gün içinde de soluk alıp vermede güçlükler başlar, hasta komaya girip ölür.
Bağırsak Şarbonu: Hasta hayvan etlerinin yenmesi ile bağırsak sisteminde iltihap oluşur. Hayvan ürünlerindeki sporların ağız yoluyla alınımı sonucunda bağırsaklara yerleşir. Belirtileri mide bulantısı, iştah kaybı, karın ağrısı, kusma ve kanlı ishaldir. Vakaların %25-60'ında hastalık ölümle sonuçlanır.
ŞARBON HASTALIĞININ TEDAVİSİ
Şarbon hastalığının önlenmesinde en etkin tedavi "kristal penisilin" ‘dir. Diğer bazı antibiyotikler de kullanılabilinir. Şarbon hastalığının özelliklerinden biri de geç yapılan tedavinin sonuç vermemesidir.
Tedavinin gerçekleşebilmesi için şarbon mikrobu ile temastan en geç birkaç saat sonra ilaçların alınması gerekmektedir, aksi takdirde tedavi için geç kalınabilir.
ŞARBON AŞISI
Şarbona karşı en etkin korunma yöntemi aşılanmadır. Başlangıçta 15 günde bir 3 doz, devamında 6 ayda bir 3 doz, sonrasında yılda 1 doz şeklinde yapılır. Özellikle büyük ve küçük baş hayvan yetiştirenlerle çiflik işiyle uğraşanlar en önemli risk gruplarını oluşturdukları için bu kişilerin salgın zamanlarında, mutlaka aşılanması gerekir. Bu aşı şimdilik laboratuvar personeli, hayvan artıkları ile çalışan veya tehdit altında bulunan askeri personel için kullanılmaktadır.
Merkezi Evrak ve Arşiv Müdürlüğü tarafından gönderilen, biyolojik ve kimyasal maddelere karşı şüphe emareleri ve alınması gereken tedbirler aşağıda belirtilmiştir.
ŞÜPHELER

1. Zarfın veya paketin üzerindeki posta damgası veya gönderenin adı normal dışı bir yerden geldiği izlenimi veriyorsa,
2. Zarfın veya paketin üzerindeki el yazısı yabancı ise,
3. Zarf veya paket bir yana yatkın ve dengesiz ise,
4. Paket ve zarfın boyutları ile ağırlığı arasında dengesiz bir sezgi var ise,
5. Zarf 5 mm.den daha kalın ise ,
6. Zarfın üstünde, altında ve yanlarında yay izlenimi veren bir esneklik var ise,
7. Zarf ve paket üzerinde herhangi bir küçük delik veya hazne deliği var ise,
8. Normal sayılamıyacak kokular var ise,
9. Zarfın içinde gevşeklik veya katılık hissedilebilir ise,
TEDBİRLER

1. Zarf veya paket asla açılmamalıdır.
2. İlgili güvenlik birimi haberdar edilmelidir.
3. Şüpheli mektup veya paket izole edilmeli ve kimsenin sokulamıyacağı bir yere bırakılmalıdır. Sokulması muhtemel kişiler ikaz edilmelidir.
4. Şüpheli mektup ve paketlerin ıslak elle tutulmamasına ve ıslanmamasına özen gösterilmelidir.
5. Zarf emin bir yere bırakıldıktan sonra eller ağıza götürülmemeli ve eller iyice yıkanmalıdır.
6. Paket ve zarfların ayırımı esnasında biyolojik ve kimyasal maddelere karşı maske ve eldiven takılmasına dikkat edilmelidir. http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/November/sarbn.htm
Global Bilgiler  /  at  17:23  /  No comments

Şarbon kelimesi Türkçeye Fransızcadaki charbon (kömür kelimesinden geçti bunun nedeni şarbon hastalığının mikrobunun temasla geçen türünde deride kara lekeler oluşmasıdır. Şarbonun ingilizcedeki karşılığı olan anthrax adı ise mikrobun bilimsel adı olan bacillus anthricis ‘e dayanıyor. Şarbon mikroskop altında şerit halinde gözüken mikrobun ve bu mikrobun yol açtığı bakteriyel enfeksiyon hastalığının adıdır.
ŞARBON HASTALIĞININ ÖZELLİKLERİ
Şarbon ot yiyen hayvanlarda görülen bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır.Hastalığa yol açan mikrop toprakta ve meralarda bulunur. Mikrop hayvanın sindirim sistemine oradan da kana karışır hayvanın tüm organlarının iflas etmesine sebep olur Şarbon mikrobunun en önemli özelliği "spor" denilen ve dış ortama son derece dayanıklı yapılar oluşturmasıdır.bu sporlar doğada toprakta yaygın olarak bulunurlar ve çevre koşullarına oldukça dirençlidir. Dış ortamlarda yıllarca yaşayabilirler .
ŞARBON İNSANA NASIL BULAŞIR?
Şarbonun insandan insana bulaşması çok küçük bür ihtimaldir hastalıklı hayvandan insana geçişi ise şöyle olur :
  • Hayvanda oluşan şarbon yarasına temas ile
  • Şarbonlu hayvanın etinin yenmesi ile
  • Şarbon sporlarının bulunduğu havayı soluyarak
Şarbon mikrobu 120 ºC'lik ısıya kadar yaşıyabilir, hastalık insana 120 ºC'nin üstünde pişirilen etlerden geçmez. Şarbon sporları genellikle 1 ile 10 mikron büyüklüğünde olduğu için uzun süre havada asılı kalabilir ve solunum yoluyla havadan insana geçer.Dünyayı sarsan şarbon teröründe kullanılan mikrop ise laboratuvarda özel olarak üretilip toz haline getirilen türdendir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ VE SEYİRİ
Bulaşma şekline göre şarbon hastalığının belirtileri üç gruba ayrılır.
Deri Şarbonu: Enfekte hayvanların deri, kıl, yün gibi ürünleri ile temas eden kişilerin ciltlerindeki sıyrık veya kesiklerden bulaşır, bakteri derideki sıyrıktan vücuda girer giriş bölgesinde önce ağrı, sızı ve kabartı oluşur. Kabartı çevresinde ödem oluştuğu gibi bu hastalıklı dokunun altı ülserleşir ve ağrısız bir lezyon oluşur.
Akciğer Şarbonu: Şarbon bakterilerinin havada asılı durumda olan sporlarının solunum yolu ile alınmasından sonraki bir hafta içinde soğuk algınlığına benzer bir takım belirtilerle hastalık kendini gösterir. Ateş, bitkinlik, yorgunluk belirtileri gösterir birkaç gün içinde de soluk alıp vermede güçlükler başlar, hasta komaya girip ölür.
Bağırsak Şarbonu: Hasta hayvan etlerinin yenmesi ile bağırsak sisteminde iltihap oluşur. Hayvan ürünlerindeki sporların ağız yoluyla alınımı sonucunda bağırsaklara yerleşir. Belirtileri mide bulantısı, iştah kaybı, karın ağrısı, kusma ve kanlı ishaldir. Vakaların %25-60'ında hastalık ölümle sonuçlanır.
ŞARBON HASTALIĞININ TEDAVİSİ
Şarbon hastalığının önlenmesinde en etkin tedavi "kristal penisilin" ‘dir. Diğer bazı antibiyotikler de kullanılabilinir. Şarbon hastalığının özelliklerinden biri de geç yapılan tedavinin sonuç vermemesidir.
Tedavinin gerçekleşebilmesi için şarbon mikrobu ile temastan en geç birkaç saat sonra ilaçların alınması gerekmektedir, aksi takdirde tedavi için geç kalınabilir.
ŞARBON AŞISI
Şarbona karşı en etkin korunma yöntemi aşılanmadır. Başlangıçta 15 günde bir 3 doz, devamında 6 ayda bir 3 doz, sonrasında yılda 1 doz şeklinde yapılır. Özellikle büyük ve küçük baş hayvan yetiştirenlerle çiflik işiyle uğraşanlar en önemli risk gruplarını oluşturdukları için bu kişilerin salgın zamanlarında, mutlaka aşılanması gerekir. Bu aşı şimdilik laboratuvar personeli, hayvan artıkları ile çalışan veya tehdit altında bulunan askeri personel için kullanılmaktadır.
Merkezi Evrak ve Arşiv Müdürlüğü tarafından gönderilen, biyolojik ve kimyasal maddelere karşı şüphe emareleri ve alınması gereken tedbirler aşağıda belirtilmiştir.
ŞÜPHELER

1. Zarfın veya paketin üzerindeki posta damgası veya gönderenin adı normal dışı bir yerden geldiği izlenimi veriyorsa,
2. Zarfın veya paketin üzerindeki el yazısı yabancı ise,
3. Zarf veya paket bir yana yatkın ve dengesiz ise,
4. Paket ve zarfın boyutları ile ağırlığı arasında dengesiz bir sezgi var ise,
5. Zarf 5 mm.den daha kalın ise ,
6. Zarfın üstünde, altında ve yanlarında yay izlenimi veren bir esneklik var ise,
7. Zarf ve paket üzerinde herhangi bir küçük delik veya hazne deliği var ise,
8. Normal sayılamıyacak kokular var ise,
9. Zarfın içinde gevşeklik veya katılık hissedilebilir ise,
TEDBİRLER

1. Zarf veya paket asla açılmamalıdır.
2. İlgili güvenlik birimi haberdar edilmelidir.
3. Şüpheli mektup veya paket izole edilmeli ve kimsenin sokulamıyacağı bir yere bırakılmalıdır. Sokulması muhtemel kişiler ikaz edilmelidir.
4. Şüpheli mektup ve paketlerin ıslak elle tutulmamasına ve ıslanmamasına özen gösterilmelidir.
5. Zarf emin bir yere bırakıldıktan sonra eller ağıza götürülmemeli ve eller iyice yıkanmalıdır.
6. Paket ve zarfların ayırımı esnasında biyolojik ve kimyasal maddelere karşı maske ve eldiven takılmasına dikkat edilmelidir. http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/November/sarbn.htm

0 yorum:

Şap hastalığı nedir?

Global Bilgiler
Şap Hastalığı virüs adı verilen gözle görülemeyen küçük canlılar tarafından meydana getirilen çift tırnaklı hayvanlara özgü, çok bulaşıcı ve hızla yayılan bir hastalıktır.   Bu hastalık sığır, manda, koyun, keçi ve domuzlar yanında yabani çift tırnaklı hayvanlarda da görülür.                     
Hastalık hem ekonomik boyutuyla, hem de hayvan sağlığını etkilemesi nedeniyle çok sayıda ülkenin gündemini oluşturmaktadır.
Şap hastalığının meydana getirdiği kayıplar:     
  • Süt ve et verimindeki kayıplar,
  • Hayvanların gelişmesinde gerilik,
  • Gebe hayvanlarda yavru atma,
  • Özellikle genç hayvanlarda görülen oldukça yüksek oranda ölümler,
  • Dış ticarete getirilen kısıtlamalardan doğan ekonomik kayıplar,
  • Tedavi masrafındaki maliyet
Hastalık nasıl yayılır?
Virüs ile bulaşık malzemeler, meralar, yemler, sular, rüzgar, hasta çift tırnaklı yabani hayvanlar, sinekler ve hayvan bakıcılarının  hastalığın bir bölgeden başka bir bölgeye yayılmasında önemli rol oynarlar. Panayır, pazar, göçler ve kurbanlık hayvan hareketleri, hastalıklı bölgeden hayvan ürünlerinin çıkartılması, nakil araçları şap virüsünün bölgeden bölgeye, hatta bir ülkeden diğer ülkeye yayılmasına sebep olurlar.                
Genel olarak bulaşma şekilleri:
1.Doğrudan temasla:
En yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvan hareketleri bulaşmada önemli rol oynar.Hasta ve sağlam hayvanların bir arada bulundurulması ile hastalık oluşur.
2.Hava yolu ile bulaşma:
Hastalık hava yoluyla da bulaşır. Rüzgarın yönü, hızı, hava sıcaklığı, havadaki nem oranı bulaşmada önemli faktörlerdir. Rüzgar ile hastalık etkeni daha uzun mesafelere de (60 km) yayılabilir.
3. Dolaylı  bulaşma:
  • İnsan vasıtası ile bulaşma (celep, hayvan bakıcısı, hayvan sahibi, çiftçiler, misafirler vs.)
  • Hastalığın doğal olarak bulunmadığı hayvanlar vasıtası ile bulaşma (kedi, köpek, kuşlar, fareler vs.),
  • Hastalıklı malzemeler (yem, ot, su, vs.) ve nakil araçları ile bulaşma,
  • Et ve et ürünleri ile bulaşma,
  • Süt ve süt ürünleri ile bulaşma,
  • Suni tohumlama ile bulaşma.

Hastalığın belirtileri?
a-Sığırlarda hastalık belirtileri;
  • Yüksek ateş,
  • Titreme,
  • Donuk ve cansız bakışlar,
  • Salyalı ve şapırtılı ağız,
  • Ağız, dil ve dudaklarda yaralar,
  • Diş etlerinde hassasiyet ve içi dolu kabarcıklar, kabarcıklar birkaç saat sonra açılır ve açık kırmızı renkli yaralar meydana gelir
  • Hassas ve ızdıraplı ayaklar,
  • Ağır vakalarda tırnak düşmesi,
  • Süt veriminde azalma,
  • Buzağılarda ölüm.

Koyunlarda klinik belirtiler;
  • Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;
  • Durgunluk,
  • Halsizlik,
  • Aniden oluşan topallık,
  • Sürüden ayrı yatma isteği,
  • Kuzularda ölüm.
Şap hastalığı insana bulaşır mı?
Şap hastalığı hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar arasında yer almakla birlikte, insanlar hastalığa karşı fazla  duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için hastalık da oldukça seyrek görülür.İnsanlar, hasta hayvanların deri veya ağız mukozası ile temas ve yeterli ısı işlemi uygulanmamış (iyi pastörize edilmemiş) virüsle bulaşık sütleri içerek, çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmayan peynirleri, yine yeterli ısı işlemi uygulanmamış, etleri tüketerek hastalığa yakalanabilirler.    Hastalık insandan insana geçmemektedir. Başlıca belirtiler ateş, yorgunluk, keyifsizlik, kollarda ve bacaklarda ağrılardır. Ağız içi kızarıktır. Ağızda, gırtlakta ve dudaklarda küçük ağrılı kesecikler oluşur. İlerlemiş olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde, doğrudan temaslarda ellerde ve ayaklarda, genellikle de parmak uçlarında rastlanır.   
İnsanlarda hastalığın seyri iyidir. İyileşme 5-10 gün içerisinde görülür.
Korunma ve Kontrol
Kontrol tedbirlerinin amacı bulaşmanın önlenmesidir.
Böyle bir hastalıkla karşılaşılınca uygulanabilecek üç metod vardır. Bunlar; aşılama, aşılama ve kesim, sadece kesim. Hayvan hareketlerinin önlenmesi en etkili tedbirlerden biridir. İnsanların hastalığın olduğu çiftlikleri ziyareti önlenmelidir. Hayvan taşıyan araçlar dezenfekte edilmelidir.Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülür yakılarak veya gömülerek imha edilir. Virüsün bulaştığı malzemeler, et, süt vb. ürünler imha edilir. 
Şap Hastalığı'na Karşı Önlemler
Şap hastalığının mücadelesinde alınacak önlemler iki yönden ele alınabilir.
1.Hastalık çıkmadan önce alınacak tedbirler:
  • Duyarlı hayvanlara şap aşısının uygulanması,
  • Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi,
  • Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün),
  • Pazarda satılacak veya başka bir yere nakil edilecek hayvanlara en az 15-20 gün önceden şap aşısının yapılması ve Veteriner sağlık raporunun alınması,
  • Ahırların girişlerinde bulundurulması gerekli paspasların veya giriş havuzlarının devamlı olarak sodyum karbonat, bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan maddelerle muamele edilmesi,
  • Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması,
  • Hayvan bakıcılarının özel elbise ve ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak tutulması.
  • Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi,
  • Şüpheli vakalarda veteriner hekimden bilgi alınması.            
2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler:
  • Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal ayrı bir yere alınması,
  • Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması, ilgililere haber verilmesi,
  • Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması,
  • Araçların çiftliğe girişinin engellenmesi,
  • Yem, saman, altlık gibi malzemelerin giriş çıkışına izin verilmemesi,
  • Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve otların yakılması,
  • Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi,
  • Satıcıların çiftliğe sokulmaması,
  • Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım ve satımının yapılmaması,
  • Ahırlar birden fazla ise, her biri için ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi,
  • Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması,
  • Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait eşya, malzeme ve naklinde kullanılan vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması,
Ne Yapılmalı?
Hastalığın denetiminde; karantina önlemleri, transportun (hayvanların giriş çıkışı) önlenmesi ve dezenfeksiyonun (ahır ve meraların ilaçlanması) önemli yeri vardır. Hastalık yapıcı mikroorganizmayı içerebilen taze beyaz peynirlerin üç aylık olgunlaşma sürecini tamamlamadan tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması gerekmektedir. Hasta hayvanların etlerinin tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması gerekmektedir.
*Alıntıdır
Global Bilgiler  /  at  17:16  /  No comments

Global Bilgiler
Şap Hastalığı virüs adı verilen gözle görülemeyen küçük canlılar tarafından meydana getirilen çift tırnaklı hayvanlara özgü, çok bulaşıcı ve hızla yayılan bir hastalıktır.   Bu hastalık sığır, manda, koyun, keçi ve domuzlar yanında yabani çift tırnaklı hayvanlarda da görülür.                     
Hastalık hem ekonomik boyutuyla, hem de hayvan sağlığını etkilemesi nedeniyle çok sayıda ülkenin gündemini oluşturmaktadır.
Şap hastalığının meydana getirdiği kayıplar:     
  • Süt ve et verimindeki kayıplar,
  • Hayvanların gelişmesinde gerilik,
  • Gebe hayvanlarda yavru atma,
  • Özellikle genç hayvanlarda görülen oldukça yüksek oranda ölümler,
  • Dış ticarete getirilen kısıtlamalardan doğan ekonomik kayıplar,
  • Tedavi masrafındaki maliyet
Hastalık nasıl yayılır?
Virüs ile bulaşık malzemeler, meralar, yemler, sular, rüzgar, hasta çift tırnaklı yabani hayvanlar, sinekler ve hayvan bakıcılarının  hastalığın bir bölgeden başka bir bölgeye yayılmasında önemli rol oynarlar. Panayır, pazar, göçler ve kurbanlık hayvan hareketleri, hastalıklı bölgeden hayvan ürünlerinin çıkartılması, nakil araçları şap virüsünün bölgeden bölgeye, hatta bir ülkeden diğer ülkeye yayılmasına sebep olurlar.                
Genel olarak bulaşma şekilleri:
1.Doğrudan temasla:
En yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvan hareketleri bulaşmada önemli rol oynar.Hasta ve sağlam hayvanların bir arada bulundurulması ile hastalık oluşur.
2.Hava yolu ile bulaşma:
Hastalık hava yoluyla da bulaşır. Rüzgarın yönü, hızı, hava sıcaklığı, havadaki nem oranı bulaşmada önemli faktörlerdir. Rüzgar ile hastalık etkeni daha uzun mesafelere de (60 km) yayılabilir.
3. Dolaylı  bulaşma:
  • İnsan vasıtası ile bulaşma (celep, hayvan bakıcısı, hayvan sahibi, çiftçiler, misafirler vs.)
  • Hastalığın doğal olarak bulunmadığı hayvanlar vasıtası ile bulaşma (kedi, köpek, kuşlar, fareler vs.),
  • Hastalıklı malzemeler (yem, ot, su, vs.) ve nakil araçları ile bulaşma,
  • Et ve et ürünleri ile bulaşma,
  • Süt ve süt ürünleri ile bulaşma,
  • Suni tohumlama ile bulaşma.

Hastalığın belirtileri?
a-Sığırlarda hastalık belirtileri;
  • Yüksek ateş,
  • Titreme,
  • Donuk ve cansız bakışlar,
  • Salyalı ve şapırtılı ağız,
  • Ağız, dil ve dudaklarda yaralar,
  • Diş etlerinde hassasiyet ve içi dolu kabarcıklar, kabarcıklar birkaç saat sonra açılır ve açık kırmızı renkli yaralar meydana gelir
  • Hassas ve ızdıraplı ayaklar,
  • Ağır vakalarda tırnak düşmesi,
  • Süt veriminde azalma,
  • Buzağılarda ölüm.

Koyunlarda klinik belirtiler;
  • Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;
  • Durgunluk,
  • Halsizlik,
  • Aniden oluşan topallık,
  • Sürüden ayrı yatma isteği,
  • Kuzularda ölüm.
Şap hastalığı insana bulaşır mı?
Şap hastalığı hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar arasında yer almakla birlikte, insanlar hastalığa karşı fazla  duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için hastalık da oldukça seyrek görülür.İnsanlar, hasta hayvanların deri veya ağız mukozası ile temas ve yeterli ısı işlemi uygulanmamış (iyi pastörize edilmemiş) virüsle bulaşık sütleri içerek, çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmayan peynirleri, yine yeterli ısı işlemi uygulanmamış, etleri tüketerek hastalığa yakalanabilirler.    Hastalık insandan insana geçmemektedir. Başlıca belirtiler ateş, yorgunluk, keyifsizlik, kollarda ve bacaklarda ağrılardır. Ağız içi kızarıktır. Ağızda, gırtlakta ve dudaklarda küçük ağrılı kesecikler oluşur. İlerlemiş olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde, doğrudan temaslarda ellerde ve ayaklarda, genellikle de parmak uçlarında rastlanır.   
İnsanlarda hastalığın seyri iyidir. İyileşme 5-10 gün içerisinde görülür.
Korunma ve Kontrol
Kontrol tedbirlerinin amacı bulaşmanın önlenmesidir.
Böyle bir hastalıkla karşılaşılınca uygulanabilecek üç metod vardır. Bunlar; aşılama, aşılama ve kesim, sadece kesim. Hayvan hareketlerinin önlenmesi en etkili tedbirlerden biridir. İnsanların hastalığın olduğu çiftlikleri ziyareti önlenmelidir. Hayvan taşıyan araçlar dezenfekte edilmelidir.Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülür yakılarak veya gömülerek imha edilir. Virüsün bulaştığı malzemeler, et, süt vb. ürünler imha edilir. 
Şap Hastalığı'na Karşı Önlemler
Şap hastalığının mücadelesinde alınacak önlemler iki yönden ele alınabilir.
1.Hastalık çıkmadan önce alınacak tedbirler:
  • Duyarlı hayvanlara şap aşısının uygulanması,
  • Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi,
  • Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün),
  • Pazarda satılacak veya başka bir yere nakil edilecek hayvanlara en az 15-20 gün önceden şap aşısının yapılması ve Veteriner sağlık raporunun alınması,
  • Ahırların girişlerinde bulundurulması gerekli paspasların veya giriş havuzlarının devamlı olarak sodyum karbonat, bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan maddelerle muamele edilmesi,
  • Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması,
  • Hayvan bakıcılarının özel elbise ve ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak tutulması.
  • Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi,
  • Şüpheli vakalarda veteriner hekimden bilgi alınması.            
2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler:
  • Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal ayrı bir yere alınması,
  • Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması, ilgililere haber verilmesi,
  • Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması,
  • Araçların çiftliğe girişinin engellenmesi,
  • Yem, saman, altlık gibi malzemelerin giriş çıkışına izin verilmemesi,
  • Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve otların yakılması,
  • Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi,
  • Satıcıların çiftliğe sokulmaması,
  • Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım ve satımının yapılmaması,
  • Ahırlar birden fazla ise, her biri için ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi,
  • Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması,
  • Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait eşya, malzeme ve naklinde kullanılan vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması,
Ne Yapılmalı?
Hastalığın denetiminde; karantina önlemleri, transportun (hayvanların giriş çıkışı) önlenmesi ve dezenfeksiyonun (ahır ve meraların ilaçlanması) önemli yeri vardır. Hastalık yapıcı mikroorganizmayı içerebilen taze beyaz peynirlerin üç aylık olgunlaşma sürecini tamamlamadan tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması gerekmektedir. Hasta hayvanların etlerinin tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması gerekmektedir.
*Alıntıdır

0 yorum:

Yedekleme Nedir? Yedeklemenin Önemi

Global BilgilerYedekleme Nedir?
“Yedekleme”, en genel anlamıyla, bir bilgisayar sistemini işlevsel kılan temel birimlerin, üzerinde çalışan yazılımların ve depolanan verilerin, ariza, hata, hasar durumlarında çalışmaların kesintiye uğramasını ve / veya verilerin geri dönülemez biçiminde kaybolmasını engellemek amacıyla birden fazla kopya halinde bulundurulmasını sağlayan işlemler bütünüdür.
Yedeklemenin Önemi
Bilgileriniz değerlidir. Onları tekrar meydana getirmek; zaman, para veya en azından kişisel keder ve gözyaşına mal olabilir. Şayet bu bilgiler bazı deneylerin sonucu ise onları tekrar meydana getirmek mümkün olmayabilir. Bilgileriniz bir yatırım olduğuna göre, onları korumalı ve kaybetmemek için bazı adımlar atmalısınız.
Temel olarak bilgi kayıplarının 4 ana sebebi vardır: donanım arızaları, yazılım hataları, insandan kaynaklanan olaylar ve doğal afetler. Modern donanımların oldukça güvenilir olmasına rağmen, halen kendiliğinden arızalar çıkabilecekmiş gibi görünmektedir. Bilgi depolama donanımlarının en kritik parçası sabit disktir ki bu diskler, elektromanyetik gürültü ile dolu bir dünya içine tam olarak kalabilen manyetik alanlara bel bağlamaktadır. Modern yazılımlar pek güvenilir gözükmese bile, kaya sertliğindeki bir program istisnadır, kural değil. İnsanlar kesinlikle güvenilmezdir, sırf keyif olsun diye veya bir amaç uğruna bilgilerinizi yok edebilirler ve yahut bir hata yapabilirler. Doğa kötü değildir, fakat her şey iyi giderken birden öfke kusabilir. Her şeyi hesaba katınca, her hangi bir şeyin doğru çalışmasının hiç de küçük bir mucize olmadığını görürüz.
Yedekleme bilgi yatırımımızı korumanın bir yoludur. Bilgilerimizin çeşitli kopyalarına sahip olursak, her hangi bir kopyanın bozulması bizim için problem teşkil etmez (en fazla yedeklerimizden yüklememizi gerektirir).
Düzenli olarak yedeklemek çok önemlidir. Fiziksel dünyaya ait her hangi bir şey gibi, yedeklerde yakında veya ileri bir tarihte hata verebilirler. İyi bir yedekleme yapmanın bir parçası da yedeklerin çalıştığından emin olmaktır; yedeklerinizin çalışmadığını görmek istemezsiniz her halde. Hasara tuz biber olarak, yedekleme işlemi esnasında bir hata meydana gelebilir; elinizde sadece yarım bir yedek varken sizi ortada bırakabilir, tek bir yedekleme aracınız vardır ve bozulabilir. Veya geri yüklemeyi denerken fark edersiniz ki: 15000 kullanıcılı alandaki önemli bir kullanıcı veri tabanını yedeklememişsinizdir. Hepsinin en iyisi de; bütün yedeklerinin mükemmel bir şekilde çalışıyordur fakat sonuncu teyp sürücünüzün içine bir kova su dolmuş olabilir.
İş yedeklemeye geldiğinde, paranoya bu işin mayasında vardır.
Neler Kaybedilebilir?
Bilgisayarlar, doğaları itibariyle çok çeşitli amaçlar için kullanılabilirler. Örnekler vermek gerekirse Internet erişimi, metin düzenleme, hesap tabloları ile mali durum izleme, fotoğraf işleme, müzik dinleme, posta kullanımı, oyun oynama, eğitim gibi amaçlar sayılabilir. Peki, bu amaçlarla kullanılan bir bilgisayar sistemi, hangi kayıplara maruz kalabilir
1. Enerji Kaybı: Genellikle gözden kaçırılan bir nokta olmakla beraber, hem bilgisayarın işlerliğinin kesintiye uğramasına, hem de donanımının zarar görmesine (ve dolayısıyla disklerdeki verinin kaybına) neden olabilen bir sorun, elektrik kesintileri ve enerji sistemi arızalarıdır.
2. Donanım Kaybı: Bilgisayar sisteminin fiziksel varlığını oluşturan tüm yapıya, donanım adı verilir. Donanımın hasar görmesi, depolama birimleri dışında veri kaybına yol açmayabilir, ancak işlerlik kesintiye uğrayacaktır.
3. Yazılım Kaybı: Burada yazılımdan kasıt, bilgisayarın işletimi için kullanılan ve kullanıcı tarafından üretilmiş verilerin dışında kalan tüm program ve program parçalarıdır. İşletim sisteminin kendisi, cihaz sürücüleri, uygulama programları, yardımcı programlar örnek olarak verilebilir.
4. Kullanıcı Ayarlarının Kaybı: İşletim sistemi ve programlar, kullanıcıların tercihlerine göre şekillendirilebilen pek çok özellik barındırırlar. Kullanıcı, kendi tercihleri doğrultusunda sistem ayarlarını yaparak bu ayarların kaydedilmesini sağlar. Bu ayarlar da doğal olarak sistemin depolama birimine kaydedilir. Depolama birimi hasar görürse veya yazılım işletiminde bir hata olursa, bu ayarlar kaybedilebilir. Örnek olarak çevirmeli ağ bağlantısı için kullanılan telefon numaraları, elektronik posta adresleri, ofis programlarının makrolar, sistemin ekran çözünürlüğü, fon resmi gibi ayarlar verilebilir.    5. Veri Kaybı: Kullanıcı ayarlarını bir kenara bırakırsak, herhangi bir uygulama programı ile oluşturulan herhangi bir dosya, yapılan herhangi bir kayıt, veri adi altında incelenebilir. Alınan ve atılan e-posta mesajları, yazılan metin dosyaları, yapılan çizimler, kaydedilen fotoğraflar hep bu başlık altında ele alınabilir.
Kayıplar Nasıl Önlenir?
Benzer bir bakışla, sayılan olası kayıplara karşı, çeşitli önlemleri sıralamak mümkündür.
1. Enerji Kaybı: Enerji kaybını önlemek üzere alınabilecek önlemler sisteme ve kullanım yerine göre değişebilir, ancak bazı temel teknikleri sıralamak mümkündür.
a. Kasa Seçimi: Sistemin tüm donanım birimleri, barındırıldıkları kasanın güç kaynağından enerji alırlar. Özelleşmiş kasalar kullanılarak, birden fazla güç kaynağının kullanımı mümkündür. Bu sayede kaynaklardan biri bozulursa, diğeri devrede kalır. Buna yedekli güç kaynağı  (redundant power supply) kullanımı denir.
b. KGK: KGK adıyla anılan kesintisiz güç kaynağı birimleri, içlerinde barındırdıkları aküler sayesinde, hem elektrik kesintilerine, hem de ani gerilim değişikliklerine karşı bilgisayarları korurlar.
c. Pil: Batarya adıyla da anılan piller, hemen hemen tüm diz üstü bilgisayarlarda güç kaynağıdır, dolayısıyla bu sistemlerde KGK kullanımına gerek duyulmayabilir. Ancak sistemin uyarıları dikkatle izlenmelidir, ani pil bitmeleri, elektrik kesintisi kadar risk yaratabilir. Bunun dışında, avuç içi bilgisayarlar için kullanılan şarjlı veya değiştirilen piller için de ayni şey geçerlidir.
2. Donanım Kaybı: Genel olarak, bilgisayarın tüm parçalarının arızalanması veya hasar görmesi elbette mümkündür. Temel yaklaşım, aksayan çalışmanın kıymeti doğrultusunda, donanımı birden fazla sayıda bulundurmaktır. Basit haliyle, bir yerine iki bilgisayar bulundurmak, amaç fatura kesmekse ve kesintiler kritik sorun yaratacaksa bir yerine iki yazıcı, bir yerine iki kartuş bulundurmak önerilebilir. Ancak kullanımda,  ekonomik gerekçeleri de düşünerek, bu önerileri uygulamak mümkün olmayacaktır. Bu durumda, işlem kesintisinden ziyade depolanan verinin kaybolmasını donanım seviyesinde engellemek tercih edilebilir. Bu amaçla, örneğin RAID adı ile anılan disk koruma sistemleri kullanılabilir.
3. Yazılım Kaybı: Sisteme yüklü olan yazılımlar, bir hasar veya arıza durumunda kullanılmaz hale gelebilir. Bu durumda sistemi kullanılabilir hale geri döndürmek için, bu yazılımları yeniden yükleme imkânı korunmalıdır. Basit haliyle, işletim sistemi, cihaz sürücüsü ve uygulama programlarının yükleme CD, DVD ve benzeri ortamları, bunların lisans kodları,  hatta hangi sırayla yüklenecekleri, önceden kaydedilmeli ve korunmalıdır.
4. Kullanıcı Ayarlarının Kaybı: İşletim sistemi ve uygulama programları üzerinde yapılan kişisel ayarlar, sistem normal çalışır halde iken ikinci bir noktaya kaydedilmelidir.
5. Veri Kaybı: Bireysel açıdan bakıldığında, sistemdeki en kıymetli şey veridir. Çünkü enerji,  donanım ve yazılım, yalnızca maddi imkânlarla yerine konabilir. Kullanıcı ayarları da daha kabul edilebilir bir çabayla yerine konabilir. Hâlbuki kişisel çabayla ortaya çıkartılmış ürünler,  daha da ötesinde başkalarının çabaları sayesinde toplanmış veriler (mesela edinilen e-posta mesajları, derlenmiş kaynaklar vb.) maddi imkânlarla yerine konamayacaktır. Alınacak önlem veri yedeklemedir ve ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Veri Kurtarmanın Adımları
Bu noktadan itibaren, enerji ve donanım yedekleme konularından bahsetmeyeceğiz. Yazılım,  kullanıcı ayarları ve verinin yedeklenmesini de, ortak temel özellikleri ile veri yedekleme başlığı ile inceleyeceğiz. Veri kurtarma, kulağa sadece kayıp yaşandıktan sonraki işlemleri kapsıyor gibi gelebilir. Gerçekten de, önceden hazırlık yapılmadığı durumlarda da kayıp veriyi kurtarma yolları bulunabilmektedir, ancak bu durum çok sinirli koşullarda işe yarar. O nedenle, bu yazının kapsamında veri kurtarma, kayıp öncesi hazırlanmayı da kapsayan,  belirli bir metodolojiyi tanımlamaktadır.
1. Yedekleme: Yedekleme,  güvenilir bir kurtarmanın en önemli adımıdır. Proaktif bir şekilde,  kayıp yaşanmadan gerçekleştirilmeli ve düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.
2. Doğrulama: Doğrulama, kayıp yaşanmadan önce, yedeklenmiş verinin hatasız olduğunun kontrol edilmesidir. Önemli bir adim olmakla beraber, bazı zorluklar ve zaman kullanımını azaltmak üzere ihmal edilebilmektedir.
3. Kurtarma: Bir kayıp halinde,  alınmış yedeklerden sistemin çalışır hale getirilmesi işlemini kapsar.
Yedekleme Yapmak İçin Nelere İhtiyaç Var?
Sağlıklı bir yedekleme yönteminde, çeşitli elemanların doğru biçimde seçilmesi ve bir arada uyumlu çalışır hale getirilmesi gereklidir. Bu elemanlar şu şekilde sıralanabilir:
1. Kaynak: Yedeklemesi yapılacak verinin, normal işletim sırasında tutulduğu ortam,  yedekleme sistemi için kaynak oluşturacak ortamdır.
2. Yedekleme Donanımı: Verinin kopyalarını oluşturmak üzere kullanılacak donanım bu başlıkta seçilmelidir. Standart depolama cihazları dışında, özel amaçlı yedekleme donanımları da kullanılabilir.
3. Yedekleme Yazılımı:
Yedekleme işlemini yürütmek üzere, yedekleme ve kurtarma işlemlerini bir arada yapmayı sağlayan yazılımlar kullanılmaktadır. Özel kullanım durumlarında birden fazla yazılımı bir arada kullanmak da planlanabilir.
4. Yedekleme Ortamı:
Kopyalanan verinin saklanacağı ortam da yapılacak işleme önemli kısıtlar getirmektedir. Bu nedenle yapılacak seçimde ortam seçimi de önem kazanmaktadır.
Yaygın Araçlar
Yukarıdaki seçimlere örnek olması açısından, (tabii ki gelişen teknolojilerin yeni seçenekler de yaratacağını akılda tutarak) bazı seçenekleri bu kısımda kıyaslayacağız.
1. Yedekleme Donanımı:
a. Sabit Disk
b. Yedek Sabit Disk
c. RAID Sabit Disk
d. Disket
e. CD-R / CD-RW
f. DVD-R / DVD-RW
g. Zip Disk / LS Disk
h. Harici Sabit Disk
i. USB Bellek
j. Teyp Sürücü
k. Ağa Bağlı Depolama
2. Yedekleme Yazılımı:
a. İşletim Sisteminin Dahili İmkânları (Win 9x / ME / NT / XP / 2000)
B. Sıkıştırma Programları (WinZip, WinRAR, vb.)
c. CD / DVD yazıcı programlar (CD Creator, Nero, vb.)
d. RAID yazılımı
e. Diğer üçüncü parti yazılımlar        
Yedekleme Yöntemi:
Yazılımlar, farklı yöntemlerle yedekleme yapılmasına imkân verir. Yaygın üç yöntem şöyle sıralanabilir:
1. Tam (Full) Yedek: Bu yöntem, seçilen kaynağın tüm içeriğini yedekler. En güvenilir yöntemdir, ancak zaman ve kapasite ihtiyacı yüksektir. Diğer yöntemler uygulanmadan önce, en az bir kez tam yedek alınmalıdır.
2. Adımlı (Incremental) Yedek:
Bu tip yedeklemede, sadece son yedekten bu yana yedeklenmemiş olduğu tespit edilen  (“Archive” attribute) dosyalar yedeklenir. Kurtarma sırasında önce tam yedek, sonra sırayla tüm adımlı yedekler kurtarılmalıdır. Bu nedenle güvenilirlik düşer.
3. Fark (Differential) Yedeği:
Bu tip yedeklemede, son tam yedekten bu yana yedeklenmemiş olduğu tespit edilen dosyalar yedeklenir. Kurtarma sırasında önce tam yedek, sonra son fark yedeği kurtarılmalıdır. Güvenilirlik orta düzeydedir. Bazı yedekleme yazılımları, istek üzerine yapılan yedekleme işlemleri dışında, ayarları kaydedilen bir yedekleme işlemini istenen aralıklarla tekrar edecek özellikler de taşırlar.
Temel Öneriler!
Bu kısımda her koşulda akılda tutulması faydalı olacak temel öneriler verilmektedir.
1. İşletim Sistemi: İşletim sisteminizin yükleme disket / cd / DVD’lerini ve LİSANS NUMARASINI mutlaka koruyunuz. Mümkün olan hallerde bu disklerin kopyalarını aliniz. Bir bilgisayarda yüklüyken diğer bir bilgisayara da yüklemediğiniz ve kendi yedekleme amacınızla koruduğunuz sürece, bu kopyalar yasadışı değildir.
2. Uygulamalar: Kullandığınız uygulamaların da yükleme disklerini koruyunuz ve kopyalarını alınız.
3. Sık Yedekleme: Mümkünse anında yedekleme sistemi (RAID) ile her an her bilgiden birden fazla kopya tutunuz. Mümkün olmazsa, en azından günde bir yedek aliniz. Bu sizi en kötü durumda bir günlük işi tekrarlamakla kurtulacak halde korur.
4. Virüs Taraması: Veri kaybı nedeni olarak virüs şüphesi varsa, mutlaka geri yükleme sırasında sistem aktif hale getirilmeden güncel bir virüs tarama yazılımı ile tarayınız.
5. Neler Yedeklenecek? En  temel haliyle şu birimleri yedekleyiniz:
a. My Documents (Belgelerim)
b. Desktop (Masaüstü)
c. Address Book (Adres Defteri)
d. E-posta dosyaları
e. Sayısal İmzanız

6. Çalışma Dosyaları: Mümkünse çalışma dosyalarınızı taşınabilir bir ortamda (USB Bellek /  CDRW / DVD-RW) bulundurun, üzerinde çalıştıkça sabit diske yedekleyin ve sabit diskten çalışmayın. Bu size her gittiğiniz yerde elinizde güncel çalışma dosyalarınızın olmasını, hem de her noktada bir yedeğiniz olmasını sağlar. 
Global Bilgiler  /  at  17:09  /  No comments

Global BilgilerYedekleme Nedir?
“Yedekleme”, en genel anlamıyla, bir bilgisayar sistemini işlevsel kılan temel birimlerin, üzerinde çalışan yazılımların ve depolanan verilerin, ariza, hata, hasar durumlarında çalışmaların kesintiye uğramasını ve / veya verilerin geri dönülemez biçiminde kaybolmasını engellemek amacıyla birden fazla kopya halinde bulundurulmasını sağlayan işlemler bütünüdür.
Yedeklemenin Önemi
Bilgileriniz değerlidir. Onları tekrar meydana getirmek; zaman, para veya en azından kişisel keder ve gözyaşına mal olabilir. Şayet bu bilgiler bazı deneylerin sonucu ise onları tekrar meydana getirmek mümkün olmayabilir. Bilgileriniz bir yatırım olduğuna göre, onları korumalı ve kaybetmemek için bazı adımlar atmalısınız.
Temel olarak bilgi kayıplarının 4 ana sebebi vardır: donanım arızaları, yazılım hataları, insandan kaynaklanan olaylar ve doğal afetler. Modern donanımların oldukça güvenilir olmasına rağmen, halen kendiliğinden arızalar çıkabilecekmiş gibi görünmektedir. Bilgi depolama donanımlarının en kritik parçası sabit disktir ki bu diskler, elektromanyetik gürültü ile dolu bir dünya içine tam olarak kalabilen manyetik alanlara bel bağlamaktadır. Modern yazılımlar pek güvenilir gözükmese bile, kaya sertliğindeki bir program istisnadır, kural değil. İnsanlar kesinlikle güvenilmezdir, sırf keyif olsun diye veya bir amaç uğruna bilgilerinizi yok edebilirler ve yahut bir hata yapabilirler. Doğa kötü değildir, fakat her şey iyi giderken birden öfke kusabilir. Her şeyi hesaba katınca, her hangi bir şeyin doğru çalışmasının hiç de küçük bir mucize olmadığını görürüz.
Yedekleme bilgi yatırımımızı korumanın bir yoludur. Bilgilerimizin çeşitli kopyalarına sahip olursak, her hangi bir kopyanın bozulması bizim için problem teşkil etmez (en fazla yedeklerimizden yüklememizi gerektirir).
Düzenli olarak yedeklemek çok önemlidir. Fiziksel dünyaya ait her hangi bir şey gibi, yedeklerde yakında veya ileri bir tarihte hata verebilirler. İyi bir yedekleme yapmanın bir parçası da yedeklerin çalıştığından emin olmaktır; yedeklerinizin çalışmadığını görmek istemezsiniz her halde. Hasara tuz biber olarak, yedekleme işlemi esnasında bir hata meydana gelebilir; elinizde sadece yarım bir yedek varken sizi ortada bırakabilir, tek bir yedekleme aracınız vardır ve bozulabilir. Veya geri yüklemeyi denerken fark edersiniz ki: 15000 kullanıcılı alandaki önemli bir kullanıcı veri tabanını yedeklememişsinizdir. Hepsinin en iyisi de; bütün yedeklerinin mükemmel bir şekilde çalışıyordur fakat sonuncu teyp sürücünüzün içine bir kova su dolmuş olabilir.
İş yedeklemeye geldiğinde, paranoya bu işin mayasında vardır.
Neler Kaybedilebilir?
Bilgisayarlar, doğaları itibariyle çok çeşitli amaçlar için kullanılabilirler. Örnekler vermek gerekirse Internet erişimi, metin düzenleme, hesap tabloları ile mali durum izleme, fotoğraf işleme, müzik dinleme, posta kullanımı, oyun oynama, eğitim gibi amaçlar sayılabilir. Peki, bu amaçlarla kullanılan bir bilgisayar sistemi, hangi kayıplara maruz kalabilir
1. Enerji Kaybı: Genellikle gözden kaçırılan bir nokta olmakla beraber, hem bilgisayarın işlerliğinin kesintiye uğramasına, hem de donanımının zarar görmesine (ve dolayısıyla disklerdeki verinin kaybına) neden olabilen bir sorun, elektrik kesintileri ve enerji sistemi arızalarıdır.
2. Donanım Kaybı: Bilgisayar sisteminin fiziksel varlığını oluşturan tüm yapıya, donanım adı verilir. Donanımın hasar görmesi, depolama birimleri dışında veri kaybına yol açmayabilir, ancak işlerlik kesintiye uğrayacaktır.
3. Yazılım Kaybı: Burada yazılımdan kasıt, bilgisayarın işletimi için kullanılan ve kullanıcı tarafından üretilmiş verilerin dışında kalan tüm program ve program parçalarıdır. İşletim sisteminin kendisi, cihaz sürücüleri, uygulama programları, yardımcı programlar örnek olarak verilebilir.
4. Kullanıcı Ayarlarının Kaybı: İşletim sistemi ve programlar, kullanıcıların tercihlerine göre şekillendirilebilen pek çok özellik barındırırlar. Kullanıcı, kendi tercihleri doğrultusunda sistem ayarlarını yaparak bu ayarların kaydedilmesini sağlar. Bu ayarlar da doğal olarak sistemin depolama birimine kaydedilir. Depolama birimi hasar görürse veya yazılım işletiminde bir hata olursa, bu ayarlar kaybedilebilir. Örnek olarak çevirmeli ağ bağlantısı için kullanılan telefon numaraları, elektronik posta adresleri, ofis programlarının makrolar, sistemin ekran çözünürlüğü, fon resmi gibi ayarlar verilebilir.    5. Veri Kaybı: Kullanıcı ayarlarını bir kenara bırakırsak, herhangi bir uygulama programı ile oluşturulan herhangi bir dosya, yapılan herhangi bir kayıt, veri adi altında incelenebilir. Alınan ve atılan e-posta mesajları, yazılan metin dosyaları, yapılan çizimler, kaydedilen fotoğraflar hep bu başlık altında ele alınabilir.
Kayıplar Nasıl Önlenir?
Benzer bir bakışla, sayılan olası kayıplara karşı, çeşitli önlemleri sıralamak mümkündür.
1. Enerji Kaybı: Enerji kaybını önlemek üzere alınabilecek önlemler sisteme ve kullanım yerine göre değişebilir, ancak bazı temel teknikleri sıralamak mümkündür.
a. Kasa Seçimi: Sistemin tüm donanım birimleri, barındırıldıkları kasanın güç kaynağından enerji alırlar. Özelleşmiş kasalar kullanılarak, birden fazla güç kaynağının kullanımı mümkündür. Bu sayede kaynaklardan biri bozulursa, diğeri devrede kalır. Buna yedekli güç kaynağı  (redundant power supply) kullanımı denir.
b. KGK: KGK adıyla anılan kesintisiz güç kaynağı birimleri, içlerinde barındırdıkları aküler sayesinde, hem elektrik kesintilerine, hem de ani gerilim değişikliklerine karşı bilgisayarları korurlar.
c. Pil: Batarya adıyla da anılan piller, hemen hemen tüm diz üstü bilgisayarlarda güç kaynağıdır, dolayısıyla bu sistemlerde KGK kullanımına gerek duyulmayabilir. Ancak sistemin uyarıları dikkatle izlenmelidir, ani pil bitmeleri, elektrik kesintisi kadar risk yaratabilir. Bunun dışında, avuç içi bilgisayarlar için kullanılan şarjlı veya değiştirilen piller için de ayni şey geçerlidir.
2. Donanım Kaybı: Genel olarak, bilgisayarın tüm parçalarının arızalanması veya hasar görmesi elbette mümkündür. Temel yaklaşım, aksayan çalışmanın kıymeti doğrultusunda, donanımı birden fazla sayıda bulundurmaktır. Basit haliyle, bir yerine iki bilgisayar bulundurmak, amaç fatura kesmekse ve kesintiler kritik sorun yaratacaksa bir yerine iki yazıcı, bir yerine iki kartuş bulundurmak önerilebilir. Ancak kullanımda,  ekonomik gerekçeleri de düşünerek, bu önerileri uygulamak mümkün olmayacaktır. Bu durumda, işlem kesintisinden ziyade depolanan verinin kaybolmasını donanım seviyesinde engellemek tercih edilebilir. Bu amaçla, örneğin RAID adı ile anılan disk koruma sistemleri kullanılabilir.
3. Yazılım Kaybı: Sisteme yüklü olan yazılımlar, bir hasar veya arıza durumunda kullanılmaz hale gelebilir. Bu durumda sistemi kullanılabilir hale geri döndürmek için, bu yazılımları yeniden yükleme imkânı korunmalıdır. Basit haliyle, işletim sistemi, cihaz sürücüsü ve uygulama programlarının yükleme CD, DVD ve benzeri ortamları, bunların lisans kodları,  hatta hangi sırayla yüklenecekleri, önceden kaydedilmeli ve korunmalıdır.
4. Kullanıcı Ayarlarının Kaybı: İşletim sistemi ve uygulama programları üzerinde yapılan kişisel ayarlar, sistem normal çalışır halde iken ikinci bir noktaya kaydedilmelidir.
5. Veri Kaybı: Bireysel açıdan bakıldığında, sistemdeki en kıymetli şey veridir. Çünkü enerji,  donanım ve yazılım, yalnızca maddi imkânlarla yerine konabilir. Kullanıcı ayarları da daha kabul edilebilir bir çabayla yerine konabilir. Hâlbuki kişisel çabayla ortaya çıkartılmış ürünler,  daha da ötesinde başkalarının çabaları sayesinde toplanmış veriler (mesela edinilen e-posta mesajları, derlenmiş kaynaklar vb.) maddi imkânlarla yerine konamayacaktır. Alınacak önlem veri yedeklemedir ve ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Veri Kurtarmanın Adımları
Bu noktadan itibaren, enerji ve donanım yedekleme konularından bahsetmeyeceğiz. Yazılım,  kullanıcı ayarları ve verinin yedeklenmesini de, ortak temel özellikleri ile veri yedekleme başlığı ile inceleyeceğiz. Veri kurtarma, kulağa sadece kayıp yaşandıktan sonraki işlemleri kapsıyor gibi gelebilir. Gerçekten de, önceden hazırlık yapılmadığı durumlarda da kayıp veriyi kurtarma yolları bulunabilmektedir, ancak bu durum çok sinirli koşullarda işe yarar. O nedenle, bu yazının kapsamında veri kurtarma, kayıp öncesi hazırlanmayı da kapsayan,  belirli bir metodolojiyi tanımlamaktadır.
1. Yedekleme: Yedekleme,  güvenilir bir kurtarmanın en önemli adımıdır. Proaktif bir şekilde,  kayıp yaşanmadan gerçekleştirilmeli ve düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.
2. Doğrulama: Doğrulama, kayıp yaşanmadan önce, yedeklenmiş verinin hatasız olduğunun kontrol edilmesidir. Önemli bir adim olmakla beraber, bazı zorluklar ve zaman kullanımını azaltmak üzere ihmal edilebilmektedir.
3. Kurtarma: Bir kayıp halinde,  alınmış yedeklerden sistemin çalışır hale getirilmesi işlemini kapsar.
Yedekleme Yapmak İçin Nelere İhtiyaç Var?
Sağlıklı bir yedekleme yönteminde, çeşitli elemanların doğru biçimde seçilmesi ve bir arada uyumlu çalışır hale getirilmesi gereklidir. Bu elemanlar şu şekilde sıralanabilir:
1. Kaynak: Yedeklemesi yapılacak verinin, normal işletim sırasında tutulduğu ortam,  yedekleme sistemi için kaynak oluşturacak ortamdır.
2. Yedekleme Donanımı: Verinin kopyalarını oluşturmak üzere kullanılacak donanım bu başlıkta seçilmelidir. Standart depolama cihazları dışında, özel amaçlı yedekleme donanımları da kullanılabilir.
3. Yedekleme Yazılımı:
Yedekleme işlemini yürütmek üzere, yedekleme ve kurtarma işlemlerini bir arada yapmayı sağlayan yazılımlar kullanılmaktadır. Özel kullanım durumlarında birden fazla yazılımı bir arada kullanmak da planlanabilir.
4. Yedekleme Ortamı:
Kopyalanan verinin saklanacağı ortam da yapılacak işleme önemli kısıtlar getirmektedir. Bu nedenle yapılacak seçimde ortam seçimi de önem kazanmaktadır.
Yaygın Araçlar
Yukarıdaki seçimlere örnek olması açısından, (tabii ki gelişen teknolojilerin yeni seçenekler de yaratacağını akılda tutarak) bazı seçenekleri bu kısımda kıyaslayacağız.
1. Yedekleme Donanımı:
a. Sabit Disk
b. Yedek Sabit Disk
c. RAID Sabit Disk
d. Disket
e. CD-R / CD-RW
f. DVD-R / DVD-RW
g. Zip Disk / LS Disk
h. Harici Sabit Disk
i. USB Bellek
j. Teyp Sürücü
k. Ağa Bağlı Depolama
2. Yedekleme Yazılımı:
a. İşletim Sisteminin Dahili İmkânları (Win 9x / ME / NT / XP / 2000)
B. Sıkıştırma Programları (WinZip, WinRAR, vb.)
c. CD / DVD yazıcı programlar (CD Creator, Nero, vb.)
d. RAID yazılımı
e. Diğer üçüncü parti yazılımlar        
Yedekleme Yöntemi:
Yazılımlar, farklı yöntemlerle yedekleme yapılmasına imkân verir. Yaygın üç yöntem şöyle sıralanabilir:
1. Tam (Full) Yedek: Bu yöntem, seçilen kaynağın tüm içeriğini yedekler. En güvenilir yöntemdir, ancak zaman ve kapasite ihtiyacı yüksektir. Diğer yöntemler uygulanmadan önce, en az bir kez tam yedek alınmalıdır.
2. Adımlı (Incremental) Yedek:
Bu tip yedeklemede, sadece son yedekten bu yana yedeklenmemiş olduğu tespit edilen  (“Archive” attribute) dosyalar yedeklenir. Kurtarma sırasında önce tam yedek, sonra sırayla tüm adımlı yedekler kurtarılmalıdır. Bu nedenle güvenilirlik düşer.
3. Fark (Differential) Yedeği:
Bu tip yedeklemede, son tam yedekten bu yana yedeklenmemiş olduğu tespit edilen dosyalar yedeklenir. Kurtarma sırasında önce tam yedek, sonra son fark yedeği kurtarılmalıdır. Güvenilirlik orta düzeydedir. Bazı yedekleme yazılımları, istek üzerine yapılan yedekleme işlemleri dışında, ayarları kaydedilen bir yedekleme işlemini istenen aralıklarla tekrar edecek özellikler de taşırlar.
Temel Öneriler!
Bu kısımda her koşulda akılda tutulması faydalı olacak temel öneriler verilmektedir.
1. İşletim Sistemi: İşletim sisteminizin yükleme disket / cd / DVD’lerini ve LİSANS NUMARASINI mutlaka koruyunuz. Mümkün olan hallerde bu disklerin kopyalarını aliniz. Bir bilgisayarda yüklüyken diğer bir bilgisayara da yüklemediğiniz ve kendi yedekleme amacınızla koruduğunuz sürece, bu kopyalar yasadışı değildir.
2. Uygulamalar: Kullandığınız uygulamaların da yükleme disklerini koruyunuz ve kopyalarını alınız.
3. Sık Yedekleme: Mümkünse anında yedekleme sistemi (RAID) ile her an her bilgiden birden fazla kopya tutunuz. Mümkün olmazsa, en azından günde bir yedek aliniz. Bu sizi en kötü durumda bir günlük işi tekrarlamakla kurtulacak halde korur.
4. Virüs Taraması: Veri kaybı nedeni olarak virüs şüphesi varsa, mutlaka geri yükleme sırasında sistem aktif hale getirilmeden güncel bir virüs tarama yazılımı ile tarayınız.
5. Neler Yedeklenecek? En  temel haliyle şu birimleri yedekleyiniz:
a. My Documents (Belgelerim)
b. Desktop (Masaüstü)
c. Address Book (Adres Defteri)
d. E-posta dosyaları
e. Sayısal İmzanız

6. Çalışma Dosyaları: Mümkünse çalışma dosyalarınızı taşınabilir bir ortamda (USB Bellek /  CDRW / DVD-RW) bulundurun, üzerinde çalıştıkça sabit diske yedekleyin ve sabit diskten çalışmayın. Bu size her gittiğiniz yerde elinizde güncel çalışma dosyalarınızın olmasını, hem de her noktada bir yedeğiniz olmasını sağlar. 

0 yorum:

Mide ve karın ağrısı sebeleri?

Global BilgilerMide ağrısı, hazımsızlık ve sonucunda karında meydana gelen şişlik dengesiz ve düzensiz beslenme sonucu meydana gelen bir rahatsızlıktır. Ayrıca mide ağrısı ve karında şişliğin bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabileceği unutulmamalıdır.

Hazımsızlığın belirtileri:

- Midede dolgunluk hissi,
- Midede ağrı ve yanma,
- Karında şişlik, geğirme ve gaz çıkarma,
- Kabızlık,
- Nadir durumlarda ishal.

Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta; yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.

Bu gibi durumlarda ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız. Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazmı zor yiyecekler olup, mide ve bağırsaklarda fazla beklemektedirler.

Kabızlığın sebebi de bunların bağırsaklarda fazla beklemesidir. “Barsak tembelliği” dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.

Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında aşağıdaki uyarıları dikkat alın:
 
- Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
- Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
- Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yiyin.
- Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolay olduğundan, bilhassa akşam yemeklerinde salata bulundurunuz.

Organik hastalıklara bağlı hazımsızlık

- Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.
- Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar on iki parmak bağırsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.
- Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fıtığı şüphesini kuvvetlendirir.
- Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir.
- Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.

Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ve boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, bazen de ekşi kusmalar fazla mide asidini işaret ederler.

Tedavi, mide asidini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir.

Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.

- Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tespit edilirse, buna asitsiz dispepsi adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle mide de ağırlık hissi duyulur. İshal ateş nöbetleri ve baş ağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.

Asitsiz dispepsi de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. Çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır. 
*Alıntıdır
Global Bilgiler  /  at  16:48  /  No comments

Global BilgilerMide ağrısı, hazımsızlık ve sonucunda karında meydana gelen şişlik dengesiz ve düzensiz beslenme sonucu meydana gelen bir rahatsızlıktır. Ayrıca mide ağrısı ve karında şişliğin bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabileceği unutulmamalıdır.

Hazımsızlığın belirtileri:

- Midede dolgunluk hissi,
- Midede ağrı ve yanma,
- Karında şişlik, geğirme ve gaz çıkarma,
- Kabızlık,
- Nadir durumlarda ishal.

Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta; yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.

Bu gibi durumlarda ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız. Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazmı zor yiyecekler olup, mide ve bağırsaklarda fazla beklemektedirler.

Kabızlığın sebebi de bunların bağırsaklarda fazla beklemesidir. “Barsak tembelliği” dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.

Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında aşağıdaki uyarıları dikkat alın:
 
- Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
- Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
- Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yiyin.
- Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolay olduğundan, bilhassa akşam yemeklerinde salata bulundurunuz.

Organik hastalıklara bağlı hazımsızlık

- Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.
- Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar on iki parmak bağırsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.
- Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fıtığı şüphesini kuvvetlendirir.
- Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir.
- Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.

Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ve boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, bazen de ekşi kusmalar fazla mide asidini işaret ederler.

Tedavi, mide asidini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir.

Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.

- Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tespit edilirse, buna asitsiz dispepsi adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle mide de ağırlık hissi duyulur. İshal ateş nöbetleri ve baş ağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.

Asitsiz dispepsi de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. Çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır. 
*Alıntıdır

0 yorum:

Brucella (Malta Humması) Nedir?

Global Bilgiler
Brucella bakterilerince oluşturulan, primer olarak ot yiyen hayvanların hastalığı olup, bu hayvanlardan insanlara bulaşarak akut başlangıç ile yüksek ateş, splenomegali, gece terlemesi, eklem ağrısı gibi belirti ve bulgularla seyredebildiği gibi; sinsi başlangıçlı, romatizmal ve psikiyatrik hastalıkları taklit edebilen atipik belirti ve bulgularla seyreden kronik hastalığa kadar değişebilen çeşitlilikte klinik tablolara yol açabilen bir hastalıktır.
Etken:Brucella bakterileri; 0.6 μm eninde, 1.5 μm boyunda, hareketsiz, sporsuz, kapsülsüz, aerop, tek tek ve bazen de uç uca zincirler oluşturabilen kokobasillerdir. Toprakta 10 haftadan, gübrede 2 yıldan, 4-8 oC'de saklanan keçi peynirinde ise 6 aydan daha uzun yaşadığı gösterilmiştir. Tereyağında 4 ayda, oda ısısındaki peynirde 2 ayda ölmektedir. Isı ve pastörizasyona ise oldukça duyarlıdır. Tulum ve kaşar peyniri uzun süre bekIetiIdiği için, yoğurt ise asiditesi fazla olduğundan hastalığı buIaştırmazIar. İntrasellüler ürerler, böylece organizmanın koruyucu etkinliklerinden kaçınabilirler. 

Başlıca insan infeksiyonu etkenleri:
B.melitensis Keçi, koyun
B.abortus Sığır, at
B.suis (nadir) Domuz, sığır
B.canis (çok nadir) Köpek
Epidemiyoloji: İnsan infeksiyonuna yol açan türler arasında virulansı en fazla olan, en ağır hastalık tablolarına yol açanı B.melitensis'tir. B.abortus ise en az virulansa sahiptir. Bruselloz aslında bir hayvan infeksiyonudur. İnsan infeksiyonları Akdeniz ülkeleri ve güney Asya'da sıktır. Japonya, Uruguay ve bazı doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinde tamamen eradike edildiği biIdiriImektedir. Çoğu gelişmiş ülkede hastalık, meslek hastalığı olma özeIIiği ile sınırIanmıştır. Bu ülkelerde çiftçi, veterinerler ve hayvan bakıcıları arasında, 20-60 yaşlardaki erkeklerde daha sık görülmektedir. İnsanlara bulaştırılmasında; kontamine et veya süt-süt ürünlerinin sindirim yolu, infekte hayvan doku/kan/lenfasının, bütünlüğü bozulmuş deri/konjunktivaya direkt teması ve infeksiyöz aerosollerin inhalasyonu (laboratuvar bulaşı) rol oynar. Pastörize süt kullanımının yaygınIaştırıImadığı, çiğ sütten yapıImış peynir yeme alışkanlığına sahip, bizim gibi ülkelerde, kırsal bölgelerde en önemli bulaş yolu intestinal yoldur.
Brucella bakterileri, metabolizmalarında oldukça tercih edilen bir madde olan eritritol ve progesteronun bol miktarda bulunduğu hayvan plasentası, meme doku ve epididimde fazlaca üremektedirler; ilk üç aydaki gebelik hayvanda infeksiyona duyarlılığı arttırmakta, abortuslara, mastit ve infertiliteye yol açmaktadır. İnsanlara bulaşta, mastitli meme dokudan alınan süt çok önemlidir.
Patogenez: Bakteri GİS ile ilişkili mukoza altı lenfoid dokudan vücuda girdikten sonra gelişen bakteriyemi sonucunda tüm vücuda yayılır. Özellikle dalak, karaciğer, kemik iIiği ve Ienf bezleri olmak üzere, organ fagositlerince tutulduktan sonra bu hücreler içinde öldürülememiş olan bakteriler intrasellüler olarak üremelerini sürdürürler, yerleştiği RES organlarını büyütürler. İntrasellüler yaşam, antikor tehditinden ve kullanılan antimikrobiyal ajanlardan bakteriyi korur. Bu nedenle sağaItımın uzun sürdürülmelidir. İmmünitenin geIişmesi ve makrofajların aktive olması sonucu mikroorganizmalar öldürülmeye başIar ve bakteri endotoksini kana dökülür. Organizmanın bu endotoksine yanıtı ile de hastalıkta görülen birçok belirti ortaya çıkar.
Kuluçka süresi, 6-20 gündür.
Asemptomatik Taşıyıcılık: Hayvanlarla sık temasta bulunanlarda fazladır, serolojik tarama ile ortaya çıkar, hastalık tablosu ve/veya yakınma yoktur, immünite baskılanınca diğer formlara dönebilir.
Akut İnfeksiyon (Tipik-Klasik Form): Belirtiler öğleden sonra başlar, üşüme-titreme ile ateş yükselir, sabaha doğru bol terleme ile düşer. Ateş, her gün artarak 8-10 günde en üst değere ulaşır, sonraki günlerde her gün bir miktar azalarak normale iner. Geçici bir iyilik halinden sonra tekrarlar. Tedavisiz olgularda tekrarlar şiddetini azaltarak süregen hal alır. Gezici eklem-kas ağrı ve tutulumu (% 60 tek eklem, diz-dirsek gibi), orşit, menenjit gibi çoklu sistem tutulumu görülebilir. Fizik muayenede; solukluk, halsizlik, ateş yüksekliği vardır, kilo kaybı, karaciğer dalak büyümesi, servikal ve/veya inguinal LAP, hidrartroz, artrit bulguları, özellikle sakroileit bulunur.
Subakut İnfeksiyon: Pek çok klinik tabloyu taklit ettiğinden tanısal yanılgılara yol açar, subfebril ateş görülebilir, halsizlik ve iştahsızlıktan başka semptom vermeyebilir, bazen grip benzeri klinik tablolar şeklinde görülür, şiddeti azalan ve tekrarlayan ateşli dönemler belirlenebilir. Asemptomatik veya akut infeksiyona, bazen de kronik forma gelişir.
Kronik İnfeksiyon (>1 yıl): Uygun tedavi edilmemiş/>40 yaş/fokal tutulumlularda fazladır, akut/aktif infeksiyon anamnez ve delili bulunmayabilir, psikiyatrik/romatolojik tabloları taklit edebilir. Kronik Yorgunluk Sendromu, depresyon, artralji bulunabilir.
Tanıda yararlanılan testler:
Lökopeni, lenfomonositoz, normokrom normositer anemi vardır. Eritrosit sedimantasyon hızı orta derecede yüksektir.
Spesifik Tetkikler:
Bakteri izolasyonu: Brain-Heart Infusion Agar gibi zenginleştirilmiş bifazik besiyerlerine ekimler yapılır. Yavaş ürediğinden ekimler 30 gün kadar izlenir. Kan kültürü % 70 başarılı. K.İ., bakteri izolasyonu için en iyi materyaldir, > % 90 başarı şansı vardır.
Serolojik/İmmünolojik Testler: Hasta serumu ile yapılan Wright Aglütinasyonu (tüp aglütinasyonu ile) ve Rose Bengal (lam aglütinasyonu ile) ve tam kan ile yapılan Spot test (lam aglütinasyonu ile) insanda oluşmuş Ab tayini; Ring testi ile ise sütte (lam aglütinasyonu ile) hayvana ait antikorların araştırılması tanısal değere sahiptir. Wright testi, her türün infeksiyonunda da spesifik antikor tayinini sağlar. Bruselloz için (+)'lik, >1/80'dir. Gelişen antikorlar inkomplet-blokan özellikte olabilir; klinik olarak Bruselloz düşünülen, ancak Wright Aglütinasyonu (-) bulunmuşlarda Coombs serumu ile tekrarlanmalıdır. Spesifik IgM, 1. haftada (+)'leşir, 3. ayda maksimuma ulaşırsa da uzun süre, bazen birkaç yıl (-)'leşmez. Bu nedenle olgunun akut/kronik formun akut alevlenmesi mi, geçirilmiş mi olduğu IgM araştırması ile sağlanamaz. Spesifik IgG ise 3. hafta sonrasında (+)'leşir, 2. ayda maksimuma ulaşır ve iyileşmeyi izleyen kısa sürede (-) hale gelir. Bu nedenle, Bruselloz için IgG, bir aktivasyon belirtecidir, (+) ise aktif infeksiyon düşünülür.
Radyolojik tetkikler: İskelet sistemi tutuluşu olan olgularda direkt film yararlıdır. Vertebra tutulumunda korpus ön köşelerinde yeniklerin olup olmadığı, "Pedro-Pons arazı" aranır Sakroiliak eklem tutulumu halinde de eklem aralığında daralma olup olmadığının aranması gerekir.
Komplikasyonlar: Gecikilmiş olgularda komplikasyonlar kısmen fazladır, en sık osteoartiküler sistemde görülür; başlıcaları sakroileit (%45), periferal artrit (%40), ikisinin birlikte saptanması (%8) ve spondilittir (%7). Sakroileit çoğunlukla tek taraflıdır, gece ağrısı ve Laseque pozitifliği tipiktir. Artrit çoklukla diz, dirsek gibi eklemlerde, monoartiküler olarak belirir. Daha çok lomber vertebralarda görülen spondilitin gelişmesi halinde paravertebral abseler de tabloya eklenebilir. Spondilit daha ve az olarak birden çok vertebrada görülür. Tipik olarak hem litik, hem de osteoblastik aktivitenin birlikte görülmesi ile Pott hastalığından ayrımı yapılabilir. Diğer komplikasyonları; sinir sistemi (meningoensefalit, miyelit, parezi, parestezi, depresyon, kronik yorgunluk sendromu, psikoz ve Guillain-Barré sendromu), genitoüriner sistem (tek taraflı epididimo-orşit, akut interstisyel nefrit, piyelonefrit, prostatit, sistit), kardiyovasküler sistem (endokardit, aortit, miyokardit, perikardit), gastrointestinal sistem (hepatit, hepatik abse, kolesistit) hematolojik sistem (anemi, lökopeni, trombositopeni, K.İ. granülomatöz tutulumu, pansitopeni) ve cilt (eritema nodozum, papül, morbiliform, skarlatiniform, ekzamatiform döküntüler) gibi birçok organ, sistem ve dokuyu ilgilendiren çeşitliliktedir.
Tedavi: Tedavide kombine antimikrobiyal kullanımı gereklidir; doksisiklin 2x100 mg + rifampisin 1x600 mg, 6 hafta kullanılır. Artrit gibi fokal infeksiyon varlığında tedavi 10 hafta gibi uzun tutulmalıdır. Rifampisin yerine streptomisin (1 g/gün, i.m., 21 gün) de kullanılabilir. Relapslarda ilk uygulanan protokol, hasta yedi yaştan küçük ise üç hafta ko-trimoksazol + 5 gün gentamisin veya rifampisin + ko-trimoksazol, kronik olgularda ek olarak levamizol, gebelerde rifampisin veya gentamisin + (doğum öncesi değil ise) ko-trimoksazol 4-6 hafta, nörobrusellozda beyin omurilik sıvısı (BOS) bulguları düzelinceye kadar (6 hafta-6 ay) rifampisin + 3.kuşak sefalosporin, endokarditte 6 aylık üçlü (doksisiklin + streptomisin + rifampisin) tedaviye ek olarak kapak replasmanı ve artritte ise uzun süreli üçlü tedavi ve gereğinde antienflamatuvar ilaçlar uygulanmalıdır.
kaynak:http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Brusella
Global Bilgiler  /  at  16:42  /  No comments

Global Bilgiler
Brucella bakterilerince oluşturulan, primer olarak ot yiyen hayvanların hastalığı olup, bu hayvanlardan insanlara bulaşarak akut başlangıç ile yüksek ateş, splenomegali, gece terlemesi, eklem ağrısı gibi belirti ve bulgularla seyredebildiği gibi; sinsi başlangıçlı, romatizmal ve psikiyatrik hastalıkları taklit edebilen atipik belirti ve bulgularla seyreden kronik hastalığa kadar değişebilen çeşitlilikte klinik tablolara yol açabilen bir hastalıktır.
Etken:Brucella bakterileri; 0.6 μm eninde, 1.5 μm boyunda, hareketsiz, sporsuz, kapsülsüz, aerop, tek tek ve bazen de uç uca zincirler oluşturabilen kokobasillerdir. Toprakta 10 haftadan, gübrede 2 yıldan, 4-8 oC'de saklanan keçi peynirinde ise 6 aydan daha uzun yaşadığı gösterilmiştir. Tereyağında 4 ayda, oda ısısındaki peynirde 2 ayda ölmektedir. Isı ve pastörizasyona ise oldukça duyarlıdır. Tulum ve kaşar peyniri uzun süre bekIetiIdiği için, yoğurt ise asiditesi fazla olduğundan hastalığı buIaştırmazIar. İntrasellüler ürerler, böylece organizmanın koruyucu etkinliklerinden kaçınabilirler. 

Başlıca insan infeksiyonu etkenleri:
B.melitensis Keçi, koyun
B.abortus Sığır, at
B.suis (nadir) Domuz, sığır
B.canis (çok nadir) Köpek
Epidemiyoloji: İnsan infeksiyonuna yol açan türler arasında virulansı en fazla olan, en ağır hastalık tablolarına yol açanı B.melitensis'tir. B.abortus ise en az virulansa sahiptir. Bruselloz aslında bir hayvan infeksiyonudur. İnsan infeksiyonları Akdeniz ülkeleri ve güney Asya'da sıktır. Japonya, Uruguay ve bazı doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinde tamamen eradike edildiği biIdiriImektedir. Çoğu gelişmiş ülkede hastalık, meslek hastalığı olma özeIIiği ile sınırIanmıştır. Bu ülkelerde çiftçi, veterinerler ve hayvan bakıcıları arasında, 20-60 yaşlardaki erkeklerde daha sık görülmektedir. İnsanlara bulaştırılmasında; kontamine et veya süt-süt ürünlerinin sindirim yolu, infekte hayvan doku/kan/lenfasının, bütünlüğü bozulmuş deri/konjunktivaya direkt teması ve infeksiyöz aerosollerin inhalasyonu (laboratuvar bulaşı) rol oynar. Pastörize süt kullanımının yaygınIaştırıImadığı, çiğ sütten yapıImış peynir yeme alışkanlığına sahip, bizim gibi ülkelerde, kırsal bölgelerde en önemli bulaş yolu intestinal yoldur.
Brucella bakterileri, metabolizmalarında oldukça tercih edilen bir madde olan eritritol ve progesteronun bol miktarda bulunduğu hayvan plasentası, meme doku ve epididimde fazlaca üremektedirler; ilk üç aydaki gebelik hayvanda infeksiyona duyarlılığı arttırmakta, abortuslara, mastit ve infertiliteye yol açmaktadır. İnsanlara bulaşta, mastitli meme dokudan alınan süt çok önemlidir.
Patogenez: Bakteri GİS ile ilişkili mukoza altı lenfoid dokudan vücuda girdikten sonra gelişen bakteriyemi sonucunda tüm vücuda yayılır. Özellikle dalak, karaciğer, kemik iIiği ve Ienf bezleri olmak üzere, organ fagositlerince tutulduktan sonra bu hücreler içinde öldürülememiş olan bakteriler intrasellüler olarak üremelerini sürdürürler, yerleştiği RES organlarını büyütürler. İntrasellüler yaşam, antikor tehditinden ve kullanılan antimikrobiyal ajanlardan bakteriyi korur. Bu nedenle sağaItımın uzun sürdürülmelidir. İmmünitenin geIişmesi ve makrofajların aktive olması sonucu mikroorganizmalar öldürülmeye başIar ve bakteri endotoksini kana dökülür. Organizmanın bu endotoksine yanıtı ile de hastalıkta görülen birçok belirti ortaya çıkar.
Kuluçka süresi, 6-20 gündür.
Asemptomatik Taşıyıcılık: Hayvanlarla sık temasta bulunanlarda fazladır, serolojik tarama ile ortaya çıkar, hastalık tablosu ve/veya yakınma yoktur, immünite baskılanınca diğer formlara dönebilir.
Akut İnfeksiyon (Tipik-Klasik Form): Belirtiler öğleden sonra başlar, üşüme-titreme ile ateş yükselir, sabaha doğru bol terleme ile düşer. Ateş, her gün artarak 8-10 günde en üst değere ulaşır, sonraki günlerde her gün bir miktar azalarak normale iner. Geçici bir iyilik halinden sonra tekrarlar. Tedavisiz olgularda tekrarlar şiddetini azaltarak süregen hal alır. Gezici eklem-kas ağrı ve tutulumu (% 60 tek eklem, diz-dirsek gibi), orşit, menenjit gibi çoklu sistem tutulumu görülebilir. Fizik muayenede; solukluk, halsizlik, ateş yüksekliği vardır, kilo kaybı, karaciğer dalak büyümesi, servikal ve/veya inguinal LAP, hidrartroz, artrit bulguları, özellikle sakroileit bulunur.
Subakut İnfeksiyon: Pek çok klinik tabloyu taklit ettiğinden tanısal yanılgılara yol açar, subfebril ateş görülebilir, halsizlik ve iştahsızlıktan başka semptom vermeyebilir, bazen grip benzeri klinik tablolar şeklinde görülür, şiddeti azalan ve tekrarlayan ateşli dönemler belirlenebilir. Asemptomatik veya akut infeksiyona, bazen de kronik forma gelişir.
Kronik İnfeksiyon (>1 yıl): Uygun tedavi edilmemiş/>40 yaş/fokal tutulumlularda fazladır, akut/aktif infeksiyon anamnez ve delili bulunmayabilir, psikiyatrik/romatolojik tabloları taklit edebilir. Kronik Yorgunluk Sendromu, depresyon, artralji bulunabilir.
Tanıda yararlanılan testler:
Lökopeni, lenfomonositoz, normokrom normositer anemi vardır. Eritrosit sedimantasyon hızı orta derecede yüksektir.
Spesifik Tetkikler:
Bakteri izolasyonu: Brain-Heart Infusion Agar gibi zenginleştirilmiş bifazik besiyerlerine ekimler yapılır. Yavaş ürediğinden ekimler 30 gün kadar izlenir. Kan kültürü % 70 başarılı. K.İ., bakteri izolasyonu için en iyi materyaldir, > % 90 başarı şansı vardır.
Serolojik/İmmünolojik Testler: Hasta serumu ile yapılan Wright Aglütinasyonu (tüp aglütinasyonu ile) ve Rose Bengal (lam aglütinasyonu ile) ve tam kan ile yapılan Spot test (lam aglütinasyonu ile) insanda oluşmuş Ab tayini; Ring testi ile ise sütte (lam aglütinasyonu ile) hayvana ait antikorların araştırılması tanısal değere sahiptir. Wright testi, her türün infeksiyonunda da spesifik antikor tayinini sağlar. Bruselloz için (+)'lik, >1/80'dir. Gelişen antikorlar inkomplet-blokan özellikte olabilir; klinik olarak Bruselloz düşünülen, ancak Wright Aglütinasyonu (-) bulunmuşlarda Coombs serumu ile tekrarlanmalıdır. Spesifik IgM, 1. haftada (+)'leşir, 3. ayda maksimuma ulaşırsa da uzun süre, bazen birkaç yıl (-)'leşmez. Bu nedenle olgunun akut/kronik formun akut alevlenmesi mi, geçirilmiş mi olduğu IgM araştırması ile sağlanamaz. Spesifik IgG ise 3. hafta sonrasında (+)'leşir, 2. ayda maksimuma ulaşır ve iyileşmeyi izleyen kısa sürede (-) hale gelir. Bu nedenle, Bruselloz için IgG, bir aktivasyon belirtecidir, (+) ise aktif infeksiyon düşünülür.
Radyolojik tetkikler: İskelet sistemi tutuluşu olan olgularda direkt film yararlıdır. Vertebra tutulumunda korpus ön köşelerinde yeniklerin olup olmadığı, "Pedro-Pons arazı" aranır Sakroiliak eklem tutulumu halinde de eklem aralığında daralma olup olmadığının aranması gerekir.
Komplikasyonlar: Gecikilmiş olgularda komplikasyonlar kısmen fazladır, en sık osteoartiküler sistemde görülür; başlıcaları sakroileit (%45), periferal artrit (%40), ikisinin birlikte saptanması (%8) ve spondilittir (%7). Sakroileit çoğunlukla tek taraflıdır, gece ağrısı ve Laseque pozitifliği tipiktir. Artrit çoklukla diz, dirsek gibi eklemlerde, monoartiküler olarak belirir. Daha çok lomber vertebralarda görülen spondilitin gelişmesi halinde paravertebral abseler de tabloya eklenebilir. Spondilit daha ve az olarak birden çok vertebrada görülür. Tipik olarak hem litik, hem de osteoblastik aktivitenin birlikte görülmesi ile Pott hastalığından ayrımı yapılabilir. Diğer komplikasyonları; sinir sistemi (meningoensefalit, miyelit, parezi, parestezi, depresyon, kronik yorgunluk sendromu, psikoz ve Guillain-Barré sendromu), genitoüriner sistem (tek taraflı epididimo-orşit, akut interstisyel nefrit, piyelonefrit, prostatit, sistit), kardiyovasküler sistem (endokardit, aortit, miyokardit, perikardit), gastrointestinal sistem (hepatit, hepatik abse, kolesistit) hematolojik sistem (anemi, lökopeni, trombositopeni, K.İ. granülomatöz tutulumu, pansitopeni) ve cilt (eritema nodozum, papül, morbiliform, skarlatiniform, ekzamatiform döküntüler) gibi birçok organ, sistem ve dokuyu ilgilendiren çeşitliliktedir.
Tedavi: Tedavide kombine antimikrobiyal kullanımı gereklidir; doksisiklin 2x100 mg + rifampisin 1x600 mg, 6 hafta kullanılır. Artrit gibi fokal infeksiyon varlığında tedavi 10 hafta gibi uzun tutulmalıdır. Rifampisin yerine streptomisin (1 g/gün, i.m., 21 gün) de kullanılabilir. Relapslarda ilk uygulanan protokol, hasta yedi yaştan küçük ise üç hafta ko-trimoksazol + 5 gün gentamisin veya rifampisin + ko-trimoksazol, kronik olgularda ek olarak levamizol, gebelerde rifampisin veya gentamisin + (doğum öncesi değil ise) ko-trimoksazol 4-6 hafta, nörobrusellozda beyin omurilik sıvısı (BOS) bulguları düzelinceye kadar (6 hafta-6 ay) rifampisin + 3.kuşak sefalosporin, endokarditte 6 aylık üçlü (doksisiklin + streptomisin + rifampisin) tedaviye ek olarak kapak replasmanı ve artritte ise uzun süreli üçlü tedavi ve gereğinde antienflamatuvar ilaçlar uygulanmalıdır.
kaynak:http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Brusella

0 yorum:

27.03.2017

Men Dakka Dukka Ne Demek?

"ne ekersen onu biçersin, etme bulma dünyası, çalma kapımı çalarlar kapını, kötülük eden kötülük bulur, bugün bana yarın sana, " gibi manaları olan arapça bir deyim.
Global Bilgiler  /  at  20:50  /  No comments

"ne ekersen onu biçersin, etme bulma dünyası, çalma kapımı çalarlar kapını, kötülük eden kötülük bulur, bugün bana yarın sana, " gibi manaları olan arapça bir deyim.

0 yorum:

25.03.2017

Mogan Gölü

Mogan Gölü veya yerel adıyla "Gölbaşı", Ankara'nın 25 km güneyinde Gölbaşı ilçesinde bir göldür.
Mogan gölünün yüzey alanı 561.2 Hektar (5.61 km2), ortalama derinliği 2.80 m., su yüzey kotu 972 m., göl çevresi uzunluğu 14 km., uzunluğu 11 km. ve genişliği ortalama 500 metredir. Kurak zamanda en derin yeri 4.5 metre olup, suyun en yüksek olduğu dönemde ortalama derinliği 5 metre civarına çıkmaktadır. Mogan gölünde Sazan balığı, Kadife balığı, Turna balığı, Gümüş balığı ve Kerevit vardır.
Mogan gölü Alüvyon birikimi arkasında oluşmuştur, gölün suyu hafif tuzludur. Eymir Gölü ile bağlantılıdır. Gerek Mogan gerek Eymir Gölleri "set gölleri" dirler; Ankara Elmadağından inen derelerin sürüklediği bol miktardaki kum, çakıl gibi taş parçaları eski bir vadide yer yer birikinti konileri biçiminde yığılmış, gerilerinde Eymir gölünün ve Mogan gölünün (5-10 metre derinliğindeki) çanakları belirmiştir göllerin uzanışı bir vadi uzanışına uymaktadır.
Mogan Gölü toplam 11 dereyle beslenmekte olup bunların başlıcaları Sukesen, Başpınar, Gölova, Yavrucak, Çolakpınar, Tatlım, Kaldırım ve Gölcük dereleridir. Gölbaşı ilçesinin ve Ankara-Konya karayolunun böldüğü Mogan ve Eymir gölleri Ankara-Konya yolu altından da geçen bir kanalla birbirlerine bağlı olup, Eymir Gölünün beslenmesi Mogan gölündendir; yani gölün esas kaynağı Mogan gölüdür ve Mogan çıkışındaki regülatör ve kanal vasıtasıyla Mogan'dan 3 metre daha düşük seviyede bulunan Eymir Gölü beslenmektedir. Ayrıca iki göl arasındaki 10–15 km. kalınlığa sahip alüvyal tabakalar, yağışlarla kabaran Kepekliboğazı deresi ve diğer talî derelerin topladığı suları bünyesine çekerek tabandan da Eymir gölünün beslenmesine yardımcı olur. Eymir Gölü'nün çıkışı İmrahor Vadisine doğrudur ve gölün fazla suları Batı-Doğu doğrultusunda İmrahor Vadisi'ne akar.

1910 yılında oluşan aşırı yağışlar akabinde Mogan ve Eymir gölleri yüzeyde birleşerek geçici olarak tek göl halini almışlardır. Kıyıları yoğun bağlık, etrafı tarımsal arazi, güneyi sulak çayırlarla kaplı bu göller yaklaşık 160 kuş türüne ev sahipliği yaparlar. Mogan Gölü’nde günümüze değin 226 kuş türü kaydedilmiştir. Göl, özellikle dikkuyrukların ve Pasbaş patkaların dünya üzerindeki en önemli üreme alanlarından birisidir. Eymir Gölü’nde ise en çok görülen kuş türleri sakarmeke, yeşilbaş ördek, elmabaş patka ve bahridir.
2010 ve 2011 yıllarında Ankara çevresinde görülen bol yağış hem Mogan hem de Eymir Gölü'nü olumlu anlamda etkilemiş, çok uzun yıllar sonra ilk defa çok bol miktarda su Mogan Gölü'nden Eymir Gölü'ne regülatör kapakları açılması sayesinde salınmıştır bu sayede Mogan Gölü çevresindeki rekreasyon alanı da su baskınından korunmuş ve Eymir Gölü'nde ise su altı ve su üstü yaşam biraz zenginleşebilmiştir.
Doğa parkı 644.979 m2 alan üzerine kurulmuştur. Düzenlenen doğa parkı alanı içerisinde piknik alanları, asma köprülerle ulaşılan marina adası, ahşap kıyı yolu, koşu yolu ve yaya yolları, çocuk oyun alanları, özürlü çocuklar için oyun alanı, istasyonlu koşu pisti, 3 tane tenis kortu, 2 adet mini futbol sahası ve basketbol sahaları bulunuyor.Rekreasyon alanında binicilik merkezi, spor merkezi, Mogan Gölü Araştırma Merkezi, deniz feneri binası, kayıkhane, su deposu, çeşitli kafeteryalar, danışma binaları, wc (tuvalet) binaları, tenis, golf, kaykay ve bisiklet kulübü binaları hizmet veriyor.

Mogan Gölünün Haymana yolu kıyı şeridinde yer alan bölgeye, yaklaşık 4 kilometrelik ahşap platform kumsal yürüyüş yolu yapılarak, yol üzerine 3 tane seyir terası ve 400 tane oturma bankı yerleştirildi.Mogan gölü kıyısında yapılan 25 metre yüksekliğindeki deniz fenerinin balkonundan gölün tüm güzelliği izlenebilmektedir. Akşamları, deniz fenerinin tepesine takılan lazer sistemi ile gölün yüzeyi aydınlatılıyor. Mogan gölüne hakim bir tepede ise, bölge halkı ile tüm Başkentlilerin yararlanabileceği 3000 kişilik bir amfi tiyatro ve 1000 kişilik modern bir nikah salonu bulunur.
Ekolojisi ve Çevre sorunları:
Mogan gölü sularında Sazan, kadife balığı, Turna balığı, Gümüş balığı, Kerevit yetişir. Ancak göldeki oksijen oranının düşük oluşu ve çevresel kirlenme balık soylarını tehdit etmektedir. Göl, kentsel ve endüstriyel kirlenmeye maruzdur. 2008'de Kızılırmak nehrinden göle su verilerek suyun oksijence zenginleştirilmesi sağlanmıştı, 2009'da bu su verilmeyince binlerce yavru gümüş balığı ve sazan balığı ölmüştür.2012 yılında yine Mogan'ı besleyen 4 derede felaket yaşanmış ve binlerce balık kıyıya vurmuştur. Sebebi bilinmemektedir.
Mogan Gölü Efsanesi
Efsaneye göre; eski zamanlarda burada, bir köyde yaşayan Monza ve Ganey adında iki genç, birbirlerine aşık olurlar. Ama, her iki gencin aileside, bu sevgiye karşı çıkar. Bunun üzerine, iki genç, evlerinden kaçarlar ve birbirlerinden habersiz, iki ayrı tepeye çıkarlar. Bu tepelerin üzerinde, tamı tamamına 8-10 yıl, hiç durmadan ağlarlar. Gözyaşları, tepelerden inip, şimdiki gölün yatağına birikir ve göl oluşur. Monza ve Ganey’in göz pınırları kurur ve kör olurlar. Mogan ismi: Monza ve Ganey isimlerinden gelir.
Mogan Gölü Parkı:

Dinlenme, piknik ve eğlence gibi ortamlara ev sahipliği yapan Mogan Parkı, yaklaşık olarak 644,979 m² alan üzerinde bulunmaktadır. Çoğunlukla açık ve yarı açık alanları bulunan parkta, sportif ve kültürel faaliyetler de yer almaktadır.
Bu alanda; ahşap kıyı koyu, piknik alanı, koşu ve yaya yolu, marina adası, çocuk oyun alanları, engelli çocuklar için oyun alanı, istasyonlu koşu pisti, basket sahası, 2 adet mini futbol sahası, 3 adet tenis kortu bulunmaktadır.
Mogan gölüne hakim bir tepede toplamda 3000 kişilik bir anfitiyatro ile, 1000 kişilik modern bir nikah salonu barındırmaktadır. Başkentlilerin deniz özlemini kolayca giderebilecekleri Gölbaşı da yine Mogan Parkı’nda bulunmaktadır. Mogan göl kıyısında bulunan ve yaklaşık olarak da 25 metre deniz yüksekliğine sahip olan deniz fenerinin balkonundan gölün tüm güzelliği izlenebilmektedir.
Mogan gölünün Haymana yolu kıyı şeridindeki bölgeye, yaklaşık olarak 4 kilometrelik ahşap biçimli sahil yürüyüş yolu yapılmıştır. Ayrıca, yol üzerine 3 adet seyir terası ve 400 oturma bankı da yerleştirilmiştir. Bunun dışında göl ve doğa manzarasına ev sahipliği yapan park, çocuk alanı, camii, wireless, lavabo& wc, restaurant& kafe gibi olanakları da içinde bulundurmaktadır.
Rekreasyon alanındaki binicilik merkezi, Mogan Gölü Araştırma Merkezi, deniz feneri binası, spor merkezi, çeşitli kafeteryalar, kayıkhane, su deposu, danışma binaları, wc binaları, tenis, golf, kaykay ve bisiklet kulübü binaları da hizmete hazır durumdadır.
Nasıl Gidilir
Mogan Parkı, semt olarak Karşıyaka mahallesi ve Gölbaşı ilçesine bağlıdır. Ankara ili sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Mogan Parkı’na en kolay sağlanan ve yakınında bırakan ulaşım aracı otobüslerdir. EGO- 177, EGO- 108, EGO-182 gibi otobüsler ile ulaşım kolayca sağlanabilmektedir. Ayrıca özel araç ve münibüsler ise de ulaşım olanağı bulunmaktadır. Özel araç ile ulaşım sağlayacak olan kişiler için ek bir bilgi de otoparkların ücretli olmasıdır. Diğer bir nokta ise; özel araçla gidilecekse Ankara- Konya yolu takip edilip Gölbaşı kavşağı geçildikten sonra sağa dönülmelidir. Az ileride solda bulunmaktadır.
Mogan Parkı Giriş Ücreti
Mogan Parkı’na giriş ücreti 7TL’dir.
Mogan Parkı Kahvaltı Ücreti

Mogan Parkı içerisinde pek çok cafe ve restoran yer almaktadır. Burada göl kenarında kahvaltı yapmak isterseniz kahvaltı tabağı fiyatı 12.00 TL gibi rakamlardan başlamaktadır. Serpme kahvaltı 20.00 TL tutarında fiyatlandırılmaktadır.


Global Bilgiler  /  at  11:05  /  No comments

Mogan Gölü veya yerel adıyla "Gölbaşı", Ankara'nın 25 km güneyinde Gölbaşı ilçesinde bir göldür.
Mogan gölünün yüzey alanı 561.2 Hektar (5.61 km2), ortalama derinliği 2.80 m., su yüzey kotu 972 m., göl çevresi uzunluğu 14 km., uzunluğu 11 km. ve genişliği ortalama 500 metredir. Kurak zamanda en derin yeri 4.5 metre olup, suyun en yüksek olduğu dönemde ortalama derinliği 5 metre civarına çıkmaktadır. Mogan gölünde Sazan balığı, Kadife balığı, Turna balığı, Gümüş balığı ve Kerevit vardır.
Mogan gölü Alüvyon birikimi arkasında oluşmuştur, gölün suyu hafif tuzludur. Eymir Gölü ile bağlantılıdır. Gerek Mogan gerek Eymir Gölleri "set gölleri" dirler; Ankara Elmadağından inen derelerin sürüklediği bol miktardaki kum, çakıl gibi taş parçaları eski bir vadide yer yer birikinti konileri biçiminde yığılmış, gerilerinde Eymir gölünün ve Mogan gölünün (5-10 metre derinliğindeki) çanakları belirmiştir göllerin uzanışı bir vadi uzanışına uymaktadır.
Mogan Gölü toplam 11 dereyle beslenmekte olup bunların başlıcaları Sukesen, Başpınar, Gölova, Yavrucak, Çolakpınar, Tatlım, Kaldırım ve Gölcük dereleridir. Gölbaşı ilçesinin ve Ankara-Konya karayolunun böldüğü Mogan ve Eymir gölleri Ankara-Konya yolu altından da geçen bir kanalla birbirlerine bağlı olup, Eymir Gölünün beslenmesi Mogan gölündendir; yani gölün esas kaynağı Mogan gölüdür ve Mogan çıkışındaki regülatör ve kanal vasıtasıyla Mogan'dan 3 metre daha düşük seviyede bulunan Eymir Gölü beslenmektedir. Ayrıca iki göl arasındaki 10–15 km. kalınlığa sahip alüvyal tabakalar, yağışlarla kabaran Kepekliboğazı deresi ve diğer talî derelerin topladığı suları bünyesine çekerek tabandan da Eymir gölünün beslenmesine yardımcı olur. Eymir Gölü'nün çıkışı İmrahor Vadisine doğrudur ve gölün fazla suları Batı-Doğu doğrultusunda İmrahor Vadisi'ne akar.

1910 yılında oluşan aşırı yağışlar akabinde Mogan ve Eymir gölleri yüzeyde birleşerek geçici olarak tek göl halini almışlardır. Kıyıları yoğun bağlık, etrafı tarımsal arazi, güneyi sulak çayırlarla kaplı bu göller yaklaşık 160 kuş türüne ev sahipliği yaparlar. Mogan Gölü’nde günümüze değin 226 kuş türü kaydedilmiştir. Göl, özellikle dikkuyrukların ve Pasbaş patkaların dünya üzerindeki en önemli üreme alanlarından birisidir. Eymir Gölü’nde ise en çok görülen kuş türleri sakarmeke, yeşilbaş ördek, elmabaş patka ve bahridir.
2010 ve 2011 yıllarında Ankara çevresinde görülen bol yağış hem Mogan hem de Eymir Gölü'nü olumlu anlamda etkilemiş, çok uzun yıllar sonra ilk defa çok bol miktarda su Mogan Gölü'nden Eymir Gölü'ne regülatör kapakları açılması sayesinde salınmıştır bu sayede Mogan Gölü çevresindeki rekreasyon alanı da su baskınından korunmuş ve Eymir Gölü'nde ise su altı ve su üstü yaşam biraz zenginleşebilmiştir.
Doğa parkı 644.979 m2 alan üzerine kurulmuştur. Düzenlenen doğa parkı alanı içerisinde piknik alanları, asma köprülerle ulaşılan marina adası, ahşap kıyı yolu, koşu yolu ve yaya yolları, çocuk oyun alanları, özürlü çocuklar için oyun alanı, istasyonlu koşu pisti, 3 tane tenis kortu, 2 adet mini futbol sahası ve basketbol sahaları bulunuyor.Rekreasyon alanında binicilik merkezi, spor merkezi, Mogan Gölü Araştırma Merkezi, deniz feneri binası, kayıkhane, su deposu, çeşitli kafeteryalar, danışma binaları, wc (tuvalet) binaları, tenis, golf, kaykay ve bisiklet kulübü binaları hizmet veriyor.

Mogan Gölünün Haymana yolu kıyı şeridinde yer alan bölgeye, yaklaşık 4 kilometrelik ahşap platform kumsal yürüyüş yolu yapılarak, yol üzerine 3 tane seyir terası ve 400 tane oturma bankı yerleştirildi.Mogan gölü kıyısında yapılan 25 metre yüksekliğindeki deniz fenerinin balkonundan gölün tüm güzelliği izlenebilmektedir. Akşamları, deniz fenerinin tepesine takılan lazer sistemi ile gölün yüzeyi aydınlatılıyor. Mogan gölüne hakim bir tepede ise, bölge halkı ile tüm Başkentlilerin yararlanabileceği 3000 kişilik bir amfi tiyatro ve 1000 kişilik modern bir nikah salonu bulunur.
Ekolojisi ve Çevre sorunları:
Mogan gölü sularında Sazan, kadife balığı, Turna balığı, Gümüş balığı, Kerevit yetişir. Ancak göldeki oksijen oranının düşük oluşu ve çevresel kirlenme balık soylarını tehdit etmektedir. Göl, kentsel ve endüstriyel kirlenmeye maruzdur. 2008'de Kızılırmak nehrinden göle su verilerek suyun oksijence zenginleştirilmesi sağlanmıştı, 2009'da bu su verilmeyince binlerce yavru gümüş balığı ve sazan balığı ölmüştür.2012 yılında yine Mogan'ı besleyen 4 derede felaket yaşanmış ve binlerce balık kıyıya vurmuştur. Sebebi bilinmemektedir.
Mogan Gölü Efsanesi
Efsaneye göre; eski zamanlarda burada, bir köyde yaşayan Monza ve Ganey adında iki genç, birbirlerine aşık olurlar. Ama, her iki gencin aileside, bu sevgiye karşı çıkar. Bunun üzerine, iki genç, evlerinden kaçarlar ve birbirlerinden habersiz, iki ayrı tepeye çıkarlar. Bu tepelerin üzerinde, tamı tamamına 8-10 yıl, hiç durmadan ağlarlar. Gözyaşları, tepelerden inip, şimdiki gölün yatağına birikir ve göl oluşur. Monza ve Ganey’in göz pınırları kurur ve kör olurlar. Mogan ismi: Monza ve Ganey isimlerinden gelir.
Mogan Gölü Parkı:

Dinlenme, piknik ve eğlence gibi ortamlara ev sahipliği yapan Mogan Parkı, yaklaşık olarak 644,979 m² alan üzerinde bulunmaktadır. Çoğunlukla açık ve yarı açık alanları bulunan parkta, sportif ve kültürel faaliyetler de yer almaktadır.
Bu alanda; ahşap kıyı koyu, piknik alanı, koşu ve yaya yolu, marina adası, çocuk oyun alanları, engelli çocuklar için oyun alanı, istasyonlu koşu pisti, basket sahası, 2 adet mini futbol sahası, 3 adet tenis kortu bulunmaktadır.
Mogan gölüne hakim bir tepede toplamda 3000 kişilik bir anfitiyatro ile, 1000 kişilik modern bir nikah salonu barındırmaktadır. Başkentlilerin deniz özlemini kolayca giderebilecekleri Gölbaşı da yine Mogan Parkı’nda bulunmaktadır. Mogan göl kıyısında bulunan ve yaklaşık olarak da 25 metre deniz yüksekliğine sahip olan deniz fenerinin balkonundan gölün tüm güzelliği izlenebilmektedir.
Mogan gölünün Haymana yolu kıyı şeridindeki bölgeye, yaklaşık olarak 4 kilometrelik ahşap biçimli sahil yürüyüş yolu yapılmıştır. Ayrıca, yol üzerine 3 adet seyir terası ve 400 oturma bankı da yerleştirilmiştir. Bunun dışında göl ve doğa manzarasına ev sahipliği yapan park, çocuk alanı, camii, wireless, lavabo& wc, restaurant& kafe gibi olanakları da içinde bulundurmaktadır.
Rekreasyon alanındaki binicilik merkezi, Mogan Gölü Araştırma Merkezi, deniz feneri binası, spor merkezi, çeşitli kafeteryalar, kayıkhane, su deposu, danışma binaları, wc binaları, tenis, golf, kaykay ve bisiklet kulübü binaları da hizmete hazır durumdadır.
Nasıl Gidilir
Mogan Parkı, semt olarak Karşıyaka mahallesi ve Gölbaşı ilçesine bağlıdır. Ankara ili sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Mogan Parkı’na en kolay sağlanan ve yakınında bırakan ulaşım aracı otobüslerdir. EGO- 177, EGO- 108, EGO-182 gibi otobüsler ile ulaşım kolayca sağlanabilmektedir. Ayrıca özel araç ve münibüsler ise de ulaşım olanağı bulunmaktadır. Özel araç ile ulaşım sağlayacak olan kişiler için ek bir bilgi de otoparkların ücretli olmasıdır. Diğer bir nokta ise; özel araçla gidilecekse Ankara- Konya yolu takip edilip Gölbaşı kavşağı geçildikten sonra sağa dönülmelidir. Az ileride solda bulunmaktadır.
Mogan Parkı Giriş Ücreti
Mogan Parkı’na giriş ücreti 7TL’dir.
Mogan Parkı Kahvaltı Ücreti

Mogan Parkı içerisinde pek çok cafe ve restoran yer almaktadır. Burada göl kenarında kahvaltı yapmak isterseniz kahvaltı tabağı fiyatı 12.00 TL gibi rakamlardan başlamaktadır. Serpme kahvaltı 20.00 TL tutarında fiyatlandırılmaktadır.


0 yorum:

Eber Gölü

Ana Havzası: Akarçay
Göl türü: Çöküntü gölü
Kaynakları: Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları
Etki alanı: İç Anadolu Bölgesi, Eber Kasabası, Çay, Sultandağı
Yüzölçümü: 62 km² - 164.5 km²
En derin noktası: 21 metre
Yüzey rakımı: 967 metre
Eber Gölü Afyon’un Bolvadin kazası dahilinde, Akarçay vadisinde, Bolvadin kasabasının 8 km güneydoğusunda, güneyde Sultan Dağları, kuzeybatısında, 2531 rakımlı Toprak Tepe ile çevrili, kuzeyde 2066 rakımlı Emirdağlarının güneyinde geniş bir saha ortasında bulunmaktadır. Afyon-Konya demiryolu, Çay ve İsaklı istasyonları arasında sazlık ve kamışlık olan gölün, güney kenarından dolaşır. Yaz sonlarına doğru küçülür. Afyonkarahisar’dan gelen Akarçay ile beslenir. Sultan Dağlarından inen bazı küçük dereler de Eber Gölüne dökülür. Gölün fazla suları bir ayak vasıtası ile Akşehir Gölüne gider. Bu sebepten göl tuzlu değildir. Türkiye'nin 12. büyük gölüdür.
Eber, Avşar Türkmenlerinin bir obasıdır. Göl adını bu Avşar obasından almıştır.
Eber Gölü, İç Anadolu Bölgesindeki Akarçay Havzasında, yüzey alanı 125 km² bulan, bir tatlı su bataklık olan, kuzeyinde Emir Dağları ve güneyinde Sultan Dağları, denizden 967 metre yükseklikte olan bir çöküntü gölüdür. Bulunduğu Akarçay Havzası, hep sismik olarak aktif olan, kuzeybatı-güneydoğu yönünde ortalama 100 kilometre uzunlukta ve 25 kilometre genişlikte olan çökük alandır. Bir zamanlar çok büyük ve derin olan, son Buzul Çağı (Pleistosen) gölünden geriye kalan, diğer göller gibi artık bir göldür.
Eber Gölü, Akarçay ve Sultandağları'ndan gelen kaynak suları ile beslenmektedir. Bu sebeple yıl içerisinde yüzölçümü farklılık gösterir. En düşük su seviyesi Ekim 1991'de görülmüştür. Göl alanı 62 km²'ye kadar düşmüştür. En yüksek su seviyesi ise Mayıs 1969'da görülmüştür. Göl alanı 164.5 km²'ye ulaşmıştır.
Göl, Türkiye'nin en ilgi çekici göllerindendir. Çok büyük bir göl olmasına rağmen üzerinde bulunan kamışlardan dolayı büyük kısmı göl değilde çayırlık gibi görülür. Özellikle avcıların uğrak yeridir. Üzerinde yüzlerce yüzen adacık bulunur, bu adacıklara yerli halkın "kopak" adını verdiği, kopaklar kalınlaşan kamış köklerinin topraktan ayrılarak üzerine zamanla rüzgarın etkisiyle toprak birikmesiyle meydana gelir. Bazı kopaklar o kadar büyüktür ki üzerlerinde balıkçıların, avcıların ve kamışçıların barınaklar kurdukları da görülmüştür. Etrafında kurulmuş Derekarabağ, Ortakarabağ, Yenikarabağ ve diğer komşu köylerde tarımla uğraşan insanlar, Göl kıyısındaki ekilebilir tarlalarda buğday ekip yaşamlarını sürdürürler.
Bitki örtüsü
Yüzeyinin çoğu yüksekliği beş hatta altı metreye ulaşan kırmızı kamışlarla kaplı olan Eber Gölü, sığ kıyılarında su bitkileri ve etrafında diğer bitkiler yetişir, bunlar;
Hasırotu (Typha latifolia), Kırmızı kamış (Phragmites australis), (Lycopus europaeus), (Mentha aquatica).
Balık türleri
Sazan balığı (Cyprinus carpio), Aynalı Sazan balığı (Cyprinus carpio morpha noblis), Turna balığı (Esox lucius), Dere kaya balığı (Gobio gobio).
Göçmen su kuşları
Birçok göçmen su kuşları avlanmak, kamış adalarda kuluçkaya yatmak (üremek) ve bazıları kışlamak için Eber Gölüne gelirler, bunlar;
Küçük karabatak (Phalacrocorax pygmeus), Bayağı kaşıkçı (Platalea leucorodia), Dalmaçya Pelikanı (Pelecanus crispus), Bayağı balaban (Botaurus stellaris), Balıkçılgiller (Ardeidae), Alaca balıkçıl (Ardeola ralloides), Erguvani balıkçıl (Ardea purpurea), Pasbaş patka (Aythya nyroca), Gülen sumru (Sterna nilotica), Büyük cılıbıt (Charadrius leschenaultii), Sakarca kazı (Anser albifrons), Küçük sakarca kazı (Anser erythropus), Sakarmeke (Fulica atra), Dikkuyruk (Oxyura leucocephala), Kılıçgagagiller'den (Himantopus himantopus),
Bayağı aynak (Plegadis falcinellus), ve kamışların arasında kum adalarda Kolyeli büyük yağmurcunu (Charadrius hiaticula) kuluçkaya yattıkları gözlenmiştir.
Seka Afyon Kağıt Fabrikası, ihtiyacının bir kısmını Buğdaygillerden, sulak, nemli yerlerde yetişen, boğumlu, sert gövdesi olan kamış (Phragmites australis) bitkisini, Eber ve Karamık Gölünden elde eder. Yaklaşık olarak burada bin insan çalışır. Çevredeki köylüler gölde yetişen kamış ve hasır otunun işlenmesi ile geçimlerini sağlamaktadır.
Durumu
Göl eski zamanlarda Akşehir gölü ile büyük tek bir göl halindeydi. Fakat zamanla su kaynaklarının azalması ile Akşehir Gölü Eber gölünden ayrılarak ayrı bir göl oluşturdu. Halen eber gölü bir kanal vasıtasıyla Akşehir gölüne su aktarmaktadır.
Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle ve özellikle su kaynaklarının bilinçsiz kullanılmasıyla göl küçülmeye başlamıştır. Bu nedenle Akşehir Gölüne su aktarılamamış bu da Akşehir Gölünün sularının çekilmesine sebep olmuştur. Bu nedenle Türkiye'nin en güzel göllerinden biri olan göl yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bilinçsizce yapılan barajlar ve çiftçilerin sulama amacıyla kullandıkları dalgıç pompa'lar gölün hem yerüstü hem yeraltı sulama kaynaklarını neredeyse sıfıra indirmişlerdir. Bunun neticesinde çevre mühendislikleri çalışma başlatmış ve 2007 sonunda bitecek projeler geliştirmişlerdir.
Eber Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde su çiçekleriyle bezenmiş bir bahçe iken, bugün yanına yaklaşılmayacak kadar kirletilmiştir. Eber Gölü’nü tehdit eden en büyük unsurlar, Afyonkarahisar şehrinin atıkları, Şeker ve Alkoloid Fabrikalarının atıklarıdır. Diğer bir tehdit unsuru da, atıkların Eber Gölü’nde biriktikten sonra gölün arıtma vazifesi görmesi ve bu nedenle de süzülen temiz suyun Akşehir Gölü’ne akıtılmasıdır. Gölün derinliği bugün 1.70 m'ye kadar düşmüştür. Önlem alınmadığı takdirde daha da düşeceği bir gerçektir. Gölde ekonomik değeri en yüksek olan kamış üretimi yapılmakta ve sazan, turna ve aynalı sazan balığı bulunmaktadır. Ayrıca gölün av turizmi içermesi sebebiyle de il dışından birçok kişinin göl kıyısına av evleri yapmasına yol açmıştır.
Eber Gölünde, Temmuz 2002-2003 yılları arasında yapılan bir araştırma sonucunda Monogenea asalakları burada incelenen Balıkların, iki tür Monogenea (Gyrodactylus elegans, Dactylogyrus extensus) solungaç ve yüzgeçlerinde; bir tür Digenea (Posthodiplostomum cuticola) deri ve yüzgeçlerinde; bir tür Cestoda (Bothriocephalus acheilognathi) bağırsaklarında, ve bir tür Arthropoda (Argulus foliaceus) deri, solungaç ve yüzgeçlerinde bulunmuştur.
Eber Gölü, su yılanı, tatlı su balıkları, su kuşları, su kaplumbağaları ve diğer yabani hayvanların geniş nüfusunu korumak için, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkların Koruma Kurulunun 22 Haziran 1992 gün ve 1359 sayılı kararıyla "1. Derece Tabiat Sit Alanı" ilân edilmiştir.
Afyon eber gölü arası mesafe : 67 kilometre. 
Afyon eber gölü arası süre : 57 dakika.



Global Bilgiler  /  at  10:24  /  No comments

Ana Havzası: Akarçay
Göl türü: Çöküntü gölü
Kaynakları: Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları
Etki alanı: İç Anadolu Bölgesi, Eber Kasabası, Çay, Sultandağı
Yüzölçümü: 62 km² - 164.5 km²
En derin noktası: 21 metre
Yüzey rakımı: 967 metre
Eber Gölü Afyon’un Bolvadin kazası dahilinde, Akarçay vadisinde, Bolvadin kasabasının 8 km güneydoğusunda, güneyde Sultan Dağları, kuzeybatısında, 2531 rakımlı Toprak Tepe ile çevrili, kuzeyde 2066 rakımlı Emirdağlarının güneyinde geniş bir saha ortasında bulunmaktadır. Afyon-Konya demiryolu, Çay ve İsaklı istasyonları arasında sazlık ve kamışlık olan gölün, güney kenarından dolaşır. Yaz sonlarına doğru küçülür. Afyonkarahisar’dan gelen Akarçay ile beslenir. Sultan Dağlarından inen bazı küçük dereler de Eber Gölüne dökülür. Gölün fazla suları bir ayak vasıtası ile Akşehir Gölüne gider. Bu sebepten göl tuzlu değildir. Türkiye'nin 12. büyük gölüdür.
Eber, Avşar Türkmenlerinin bir obasıdır. Göl adını bu Avşar obasından almıştır.
Eber Gölü, İç Anadolu Bölgesindeki Akarçay Havzasında, yüzey alanı 125 km² bulan, bir tatlı su bataklık olan, kuzeyinde Emir Dağları ve güneyinde Sultan Dağları, denizden 967 metre yükseklikte olan bir çöküntü gölüdür. Bulunduğu Akarçay Havzası, hep sismik olarak aktif olan, kuzeybatı-güneydoğu yönünde ortalama 100 kilometre uzunlukta ve 25 kilometre genişlikte olan çökük alandır. Bir zamanlar çok büyük ve derin olan, son Buzul Çağı (Pleistosen) gölünden geriye kalan, diğer göller gibi artık bir göldür.
Eber Gölü, Akarçay ve Sultandağları'ndan gelen kaynak suları ile beslenmektedir. Bu sebeple yıl içerisinde yüzölçümü farklılık gösterir. En düşük su seviyesi Ekim 1991'de görülmüştür. Göl alanı 62 km²'ye kadar düşmüştür. En yüksek su seviyesi ise Mayıs 1969'da görülmüştür. Göl alanı 164.5 km²'ye ulaşmıştır.
Göl, Türkiye'nin en ilgi çekici göllerindendir. Çok büyük bir göl olmasına rağmen üzerinde bulunan kamışlardan dolayı büyük kısmı göl değilde çayırlık gibi görülür. Özellikle avcıların uğrak yeridir. Üzerinde yüzlerce yüzen adacık bulunur, bu adacıklara yerli halkın "kopak" adını verdiği, kopaklar kalınlaşan kamış köklerinin topraktan ayrılarak üzerine zamanla rüzgarın etkisiyle toprak birikmesiyle meydana gelir. Bazı kopaklar o kadar büyüktür ki üzerlerinde balıkçıların, avcıların ve kamışçıların barınaklar kurdukları da görülmüştür. Etrafında kurulmuş Derekarabağ, Ortakarabağ, Yenikarabağ ve diğer komşu köylerde tarımla uğraşan insanlar, Göl kıyısındaki ekilebilir tarlalarda buğday ekip yaşamlarını sürdürürler.
Bitki örtüsü
Yüzeyinin çoğu yüksekliği beş hatta altı metreye ulaşan kırmızı kamışlarla kaplı olan Eber Gölü, sığ kıyılarında su bitkileri ve etrafında diğer bitkiler yetişir, bunlar;
Hasırotu (Typha latifolia), Kırmızı kamış (Phragmites australis), (Lycopus europaeus), (Mentha aquatica).
Balık türleri
Sazan balığı (Cyprinus carpio), Aynalı Sazan balığı (Cyprinus carpio morpha noblis), Turna balığı (Esox lucius), Dere kaya balığı (Gobio gobio).
Göçmen su kuşları
Birçok göçmen su kuşları avlanmak, kamış adalarda kuluçkaya yatmak (üremek) ve bazıları kışlamak için Eber Gölüne gelirler, bunlar;
Küçük karabatak (Phalacrocorax pygmeus), Bayağı kaşıkçı (Platalea leucorodia), Dalmaçya Pelikanı (Pelecanus crispus), Bayağı balaban (Botaurus stellaris), Balıkçılgiller (Ardeidae), Alaca balıkçıl (Ardeola ralloides), Erguvani balıkçıl (Ardea purpurea), Pasbaş patka (Aythya nyroca), Gülen sumru (Sterna nilotica), Büyük cılıbıt (Charadrius leschenaultii), Sakarca kazı (Anser albifrons), Küçük sakarca kazı (Anser erythropus), Sakarmeke (Fulica atra), Dikkuyruk (Oxyura leucocephala), Kılıçgagagiller'den (Himantopus himantopus),
Bayağı aynak (Plegadis falcinellus), ve kamışların arasında kum adalarda Kolyeli büyük yağmurcunu (Charadrius hiaticula) kuluçkaya yattıkları gözlenmiştir.
Seka Afyon Kağıt Fabrikası, ihtiyacının bir kısmını Buğdaygillerden, sulak, nemli yerlerde yetişen, boğumlu, sert gövdesi olan kamış (Phragmites australis) bitkisini, Eber ve Karamık Gölünden elde eder. Yaklaşık olarak burada bin insan çalışır. Çevredeki köylüler gölde yetişen kamış ve hasır otunun işlenmesi ile geçimlerini sağlamaktadır.
Durumu
Göl eski zamanlarda Akşehir gölü ile büyük tek bir göl halindeydi. Fakat zamanla su kaynaklarının azalması ile Akşehir Gölü Eber gölünden ayrılarak ayrı bir göl oluşturdu. Halen eber gölü bir kanal vasıtasıyla Akşehir gölüne su aktarmaktadır.
Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle ve özellikle su kaynaklarının bilinçsiz kullanılmasıyla göl küçülmeye başlamıştır. Bu nedenle Akşehir Gölüne su aktarılamamış bu da Akşehir Gölünün sularının çekilmesine sebep olmuştur. Bu nedenle Türkiye'nin en güzel göllerinden biri olan göl yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bilinçsizce yapılan barajlar ve çiftçilerin sulama amacıyla kullandıkları dalgıç pompa'lar gölün hem yerüstü hem yeraltı sulama kaynaklarını neredeyse sıfıra indirmişlerdir. Bunun neticesinde çevre mühendislikleri çalışma başlatmış ve 2007 sonunda bitecek projeler geliştirmişlerdir.
Eber Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde su çiçekleriyle bezenmiş bir bahçe iken, bugün yanına yaklaşılmayacak kadar kirletilmiştir. Eber Gölü’nü tehdit eden en büyük unsurlar, Afyonkarahisar şehrinin atıkları, Şeker ve Alkoloid Fabrikalarının atıklarıdır. Diğer bir tehdit unsuru da, atıkların Eber Gölü’nde biriktikten sonra gölün arıtma vazifesi görmesi ve bu nedenle de süzülen temiz suyun Akşehir Gölü’ne akıtılmasıdır. Gölün derinliği bugün 1.70 m'ye kadar düşmüştür. Önlem alınmadığı takdirde daha da düşeceği bir gerçektir. Gölde ekonomik değeri en yüksek olan kamış üretimi yapılmakta ve sazan, turna ve aynalı sazan balığı bulunmaktadır. Ayrıca gölün av turizmi içermesi sebebiyle de il dışından birçok kişinin göl kıyısına av evleri yapmasına yol açmıştır.
Eber Gölünde, Temmuz 2002-2003 yılları arasında yapılan bir araştırma sonucunda Monogenea asalakları burada incelenen Balıkların, iki tür Monogenea (Gyrodactylus elegans, Dactylogyrus extensus) solungaç ve yüzgeçlerinde; bir tür Digenea (Posthodiplostomum cuticola) deri ve yüzgeçlerinde; bir tür Cestoda (Bothriocephalus acheilognathi) bağırsaklarında, ve bir tür Arthropoda (Argulus foliaceus) deri, solungaç ve yüzgeçlerinde bulunmuştur.
Eber Gölü, su yılanı, tatlı su balıkları, su kuşları, su kaplumbağaları ve diğer yabani hayvanların geniş nüfusunu korumak için, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkların Koruma Kurulunun 22 Haziran 1992 gün ve 1359 sayılı kararıyla "1. Derece Tabiat Sit Alanı" ilân edilmiştir.
Afyon eber gölü arası mesafe : 67 kilometre. 
Afyon eber gölü arası süre : 57 dakika.



0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.