26.11.2017

Yeniçeriler

Yeniçeriler, Orhangazi ya da Birinci Murat zamanında kurulduğuna inanılan Osmanlı Devleti' nin askeri birlikleridir.

Yeniçeriler, Hristiyan ülkelerden alınan çocukların, devşirme yöntemi ile sıkı bir eğitimden geçtikten sonra başarılı olanlar arasından seçilerek oluşturulurdu, bu özel birlikler padişahın etrafında bulundurulurdu, savaş zamanında ise İstanbul'u korumakla görevlendirilirdi.

Sayıları dönem dönem artan, daha sonra 140 bine kadar ulaşan Yeniçeriler, padişahın ve sarayın çevresini korumakla görevli, Kapıkulu askerlerinin önemli bir bölümünü oluşturan birliklerdir.

Özellikle Niğbolu Savaşı gibi pek çok savaşta, düşmana korku salan kırmızı yeşil giysileriyle, öne çıkarak savaşmış ve pek çok kahramanlık destanı yazmışlardır.

Özellikle Osmanlının balkanlara yerleşmesin de etkili olan Yeniçeriler, zamanla Osmanlı'nın bozulmasında da en önemli unsurlardan biri olmuştur. Yeniçeriler Osmanlı tarihinin son dönemlerinde, yaptıkları isyan hareketleri ile öne çıkmış, 17. yüzyıldan itibaren, Yeniçerilere Acemi ocakları adı altında Müslüman askerlerde alınmaya başlanmıştır.

Yeniçeriler, maaşlarını üç ayda bir alırlardı, aylık olarak da Ulus'a adı verilen para verilirdi, ayrıca Osmanlı padişahlarından da culus adı altında maaş alırlardı.

Pek çok padişahın ölümünden sorumlu tutulan Yeniçeri ordusu, Osmanlı imparatorluğunun yükselme döneminde Avrupa'ya korku salan en önemli ordulardan olmuştu, özellikle 15. yüzyılda çağın en etkili ve güçlü askeri ordusu olarak anılmıştır.

Genç Osman'ın, Yeniçeri Ocağında bulunan devşirme askerler yerine, Anadolu ve Arap topraklarında yaşayan Müslümanları askerlere almak istemesi üzerine, Yeniçeriler tarafından öldürüldüğü söylenir.

Yeniçeriler ve Osmanlı ordusu savaştan önce meşhur mehteran ile savaş alanına büyük bir ses ile gelmeye başladığında düşmanın titremeye başladığı bir gerçektir ve çoğu batılı tarihçilerde bunu onaylar.

Yeniçeriler, özellikte Osmanlı'nın Yükseliş döneminde katıldıkları savaşlar nedeniyle, Avrupa' nın bilinç altında halen korkulan bir ordu olup, özellikle Avusturya ve İtalya'da Yeniçerilere İthafen, korku anlamında ve çocukları korkutmak amacıyla, susun Türkler Geliyor ve hayatın Türkler geliyor şeklinde özdeyişler ve atasözleri bulunmaktadır.

Yeniçeriler modern anlamda ilk daimi ordudur.

Özellikleri

Yeniçerilerin diğer birliklere göre belirgin farklılıkları vardı. Sadece kendilerinin giydiği üniformalar vardı, düzenli olarak maaş alıyorlardı, müzikle yürüyorlardı (mehter), kışlalarda yaşıyorlardı ve ateşli silah kullanan ilk birliklerdi. Yeniçeriler birbirlerine çok bağlıydı, kendilerini birbirlerinin ailesi olarak görürlerdi. Birinci Orta'nın birinci üyesi olan padişah, ulufe zamanı yeniçeri kıyafetleri giyip Birinci Orta ile beraber maaş alırdı. Barış zamanında asayişi sağlamakla, itfaiye işleriyle ve saray korumalığından görevlilerdi. Yeniçerilerin Padişahın korumaları olmalarına rağmen Osmanlı Ordusu'nun ana gücü değildi. 16. yy'ın sonuna kadar Yeniçeri Ocağı ordunun %10'u kadardı. 1475 yılında yeniçerilerin sayısı 6.000 civarındayken, tımarlı sipahi sayısı 40.000'dir. 17. yy'ın sonlarına doğru Osmanlılar yeniçerileri ordunun ana gücü yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda yeniçeri sayısındaki artışlarda kalite düşmeye başlamıştır.

Sefer zamanı ordunun en çok yardım alan birliğiydi. Kendilerinin gideceği yolu belirleyen ve hazırlayan, çadırlarını kuran yardımcı birlikler vardı. Ayrıca savaş zamanı hariç silahlarını taşımazlardı. Silahlarını ve cephanelerini Cebeci Ocağı taşırdı. Sefer zamanı ordudan bağımsız olarak kendilerine özel doktorlar ve hastaneler vardı. Bu farklar, - ocağın büyük askeri başarısının yanında- yabancıların ilgisini çekmiştir. Ocak kaldırıldıktan sonra bile Batı'da Osmanlı'nın simgesi olmuştur.
Ayrıca yeniçeriler Bektaşilik ve Dervişlik kültüründen etkilenmişlerdir. Yeniçeri Ocağı 16. yy'da kesin olarak Bektaşi bir yapıya bürünmüştür. Yeniçeriler kafalarına "börk" adı verilen şapkalar takmışlardır. Bazı kaynaklarda Börk'ün ilk yeniçerilerin başlarına Hacı Bektaş Veli tarafından bizzat takıldığı anlatılır. Börk'ün ön tarafında ise "kaşıklık" adı verilen bir boşluk vardı. Yeniçeriler bu boşluğa kaşıklarını takmışlardır. Kaşıklık, "kaşıklık kardeşliği" tanımını simgelemiştir.

Yeniçeri ocağı kurulduğu zaman evlenmeleri yasaktı. Ama I. Selim zamanında çok yaşlı bir yeniçerinin evlenmesi için çıkan izin kapıyı aralamıştır ve evlenme yaygın hale gelmiştir. III. Murad zamanında (1574–1595) evlenmeler artık sık görülmeye başlanmış, yeniçerilerin oğulları ocağa "kuloğlu" adı altında alınmış, ocağın yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Bu kuloğulları sonradan ya devlet adamı olmuş ya da bilimle uğraşmıştır. Yeniçeri Ağası hariç diğer yeniçerilerin sakal bırakması yasaktı. Bu yasaklara yeniçeriler uymuştur. Fakat 17. yy'ın ortasından itibaren silik padişahların başa geçmesiyle asayiş sağlanamamıştır ve ocakta da bozulmalar başlamıştır. Evlenmeye başlayan yeniçeriler karşılarında yaptırım görmeyince ticaretle de uğraşmaya başlamışlardır.

Yeniçeriler kendilerini Padişahın ve Padişahın tahtının koruyucusu olarak görüyorlardı. Yeniçerilere ocağın onların evi ve ailesi, Padişahın da babaları olduğu öğretilirdi.

Ekipmanları

Yeniçeriler mükemmel okçulardı. Ama 1440'dan itibaren tüfeklerin icat edilmesiyle tüfek kullanmaya da başladılar. I. Viyana Kuşatması'nda mühendisleri, lağımcıları Avrupa'da ün salmalarına yol açmıştır. Yakın dövüşte balta, kılıç ve yatağan kullandılar. Barış zamanında sadece hançer kullanırlardı. Yatağan kılıcı ocağın simgesi sayılacak kadar önemliydi. Sarayı koruyan yeniçeriler (Baltacılar) uzun saplı balta kullanırdı.

16. yy'dan itibaren yeniçeriler arasında tüfek kullanımı iyice yaygınlaşmıştı. Yeniçeriler tüfekleri, el bombalarını ve el toplarını kullanan ilk askeri birliklerdir. Tabanca yeniçeriler arasında pek popüler değildi ama Girit Kuşatması'ndan itibaren tabanca kullanımı da sıklaşmıştır.

Ocağın kaldırılması

İlk kuruluşu zamanında sadece devşirmelerden ve iyi eğitim almış güçlü kuvvetli gençlerden oluşan ve Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı, 16. yüzyıldan sonra Padişaha veya Hanımsultana yakın bazı yetenekleri kısıtlı kimselerin ocağa alınmasından sonra bozulmaya yüz tutmuştu. Çünkü, eğitimsiz ve başıboş kimselerin ocağa girmeleriyle bu askerî teşkilat, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet halini almıştı. Diğer taraftan Yeniçerilerin kendileri gibi Bektaşî olan Ahi esnaf ocaklarıyla iç içe olması ve Sultanın aldığı bazı ekonomik ve siyasi tedbirlere Ahi Esnaf Ocaklarıyla birlikte karşı durması Sultanın ve Ulemanın tepkisini çeker olmuştu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Padişahın sefere çıkmaması neticesinde ganimet geliri azalan Yeniçeriler, sakat ve yaşlı yoldaşlarına bakmak ve kendi hayatları ile savaşa gidenlerin ailelerinin geçimini ikame etmek için gelir elde etme çabasına girmişlerdir. Neticesinde; askerlikle ilgisi olmayan ticaret, kahvehane işletmeciliği, hamam işletmeciliği, kayıkçılık, depoculuk, odun ve yakacak işleri gibi sektörlere el atmışlardır. Yeniçerilerin; özellikle İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ortaları mensuplarının ticaret hayatına atılması; Yeniçeri Ocağının bozulması gibi lanse edilse de; gerçek bundan farklıdır. Avrupalı imparatorlukların deniz ticareti ile birlikte sömürgeciliğe yönelmesi, ve savaşların uzayıp gitmesi, devletin mali sistemini bozmuştu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde Ayan sınıfının ortaya çıkması ile, savaştan geri dönen veya savaşa katılmayan yerel beylerin sayısı artmış, Padişahın savaşa katılmaması neticesinde kendisine bağlı Kapıkulu Ocağı'nın da savaşa katılmayışı, savaş esnasında Osmanlı Ordusunun vurucu gücünü azaltmıştır. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı; 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardır.

Yeniçeri Ocağı, Vaka-i Hayriye diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle, 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı. Ocağın kaldırılması olayı II. Mahmud'un tüm esnaf teşkilatını ve ordudaki çoğu birimi bu konuda ikna etmesiyle başlamıştır. Şeyhülislama bu konu hakkında fetva çıkarılmasıyla devam etmiştir. Bir günün sabahında II. Mahmud yeniçerileri son kez uyarmış ve bu uyarıya saygı göstermeyen yeniçeriler itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine II. Mahmud topçulara ateş emri vererek yeniçeri ocağını büyük bir top ateşine maruz bırakmış ve hiçbir yeniçerinin kurtulmasına imkan vermemeye çalışmıştır. Kaçabilen yeniçeriler ise yakalandıkları yerde öldürülmüştür. Bu olaydan sonra, onların yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Muhammed'in Zafer Kazanmış orduları) adlı ordu kurulmuştur.

Global Bilgiler  /  at  19:15  /  No comments

Yeniçeriler, Orhangazi ya da Birinci Murat zamanında kurulduğuna inanılan Osmanlı Devleti' nin askeri birlikleridir.

Yeniçeriler, Hristiyan ülkelerden alınan çocukların, devşirme yöntemi ile sıkı bir eğitimden geçtikten sonra başarılı olanlar arasından seçilerek oluşturulurdu, bu özel birlikler padişahın etrafında bulundurulurdu, savaş zamanında ise İstanbul'u korumakla görevlendirilirdi.

Sayıları dönem dönem artan, daha sonra 140 bine kadar ulaşan Yeniçeriler, padişahın ve sarayın çevresini korumakla görevli, Kapıkulu askerlerinin önemli bir bölümünü oluşturan birliklerdir.

Özellikle Niğbolu Savaşı gibi pek çok savaşta, düşmana korku salan kırmızı yeşil giysileriyle, öne çıkarak savaşmış ve pek çok kahramanlık destanı yazmışlardır.

Özellikle Osmanlının balkanlara yerleşmesin de etkili olan Yeniçeriler, zamanla Osmanlı'nın bozulmasında da en önemli unsurlardan biri olmuştur. Yeniçeriler Osmanlı tarihinin son dönemlerinde, yaptıkları isyan hareketleri ile öne çıkmış, 17. yüzyıldan itibaren, Yeniçerilere Acemi ocakları adı altında Müslüman askerlerde alınmaya başlanmıştır.

Yeniçeriler, maaşlarını üç ayda bir alırlardı, aylık olarak da Ulus'a adı verilen para verilirdi, ayrıca Osmanlı padişahlarından da culus adı altında maaş alırlardı.

Pek çok padişahın ölümünden sorumlu tutulan Yeniçeri ordusu, Osmanlı imparatorluğunun yükselme döneminde Avrupa'ya korku salan en önemli ordulardan olmuştu, özellikle 15. yüzyılda çağın en etkili ve güçlü askeri ordusu olarak anılmıştır.

Genç Osman'ın, Yeniçeri Ocağında bulunan devşirme askerler yerine, Anadolu ve Arap topraklarında yaşayan Müslümanları askerlere almak istemesi üzerine, Yeniçeriler tarafından öldürüldüğü söylenir.

Yeniçeriler ve Osmanlı ordusu savaştan önce meşhur mehteran ile savaş alanına büyük bir ses ile gelmeye başladığında düşmanın titremeye başladığı bir gerçektir ve çoğu batılı tarihçilerde bunu onaylar.

Yeniçeriler, özellikte Osmanlı'nın Yükseliş döneminde katıldıkları savaşlar nedeniyle, Avrupa' nın bilinç altında halen korkulan bir ordu olup, özellikle Avusturya ve İtalya'da Yeniçerilere İthafen, korku anlamında ve çocukları korkutmak amacıyla, susun Türkler Geliyor ve hayatın Türkler geliyor şeklinde özdeyişler ve atasözleri bulunmaktadır.

Yeniçeriler modern anlamda ilk daimi ordudur.

Özellikleri

Yeniçerilerin diğer birliklere göre belirgin farklılıkları vardı. Sadece kendilerinin giydiği üniformalar vardı, düzenli olarak maaş alıyorlardı, müzikle yürüyorlardı (mehter), kışlalarda yaşıyorlardı ve ateşli silah kullanan ilk birliklerdi. Yeniçeriler birbirlerine çok bağlıydı, kendilerini birbirlerinin ailesi olarak görürlerdi. Birinci Orta'nın birinci üyesi olan padişah, ulufe zamanı yeniçeri kıyafetleri giyip Birinci Orta ile beraber maaş alırdı. Barış zamanında asayişi sağlamakla, itfaiye işleriyle ve saray korumalığından görevlilerdi. Yeniçerilerin Padişahın korumaları olmalarına rağmen Osmanlı Ordusu'nun ana gücü değildi. 16. yy'ın sonuna kadar Yeniçeri Ocağı ordunun %10'u kadardı. 1475 yılında yeniçerilerin sayısı 6.000 civarındayken, tımarlı sipahi sayısı 40.000'dir. 17. yy'ın sonlarına doğru Osmanlılar yeniçerileri ordunun ana gücü yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda yeniçeri sayısındaki artışlarda kalite düşmeye başlamıştır.

Sefer zamanı ordunun en çok yardım alan birliğiydi. Kendilerinin gideceği yolu belirleyen ve hazırlayan, çadırlarını kuran yardımcı birlikler vardı. Ayrıca savaş zamanı hariç silahlarını taşımazlardı. Silahlarını ve cephanelerini Cebeci Ocağı taşırdı. Sefer zamanı ordudan bağımsız olarak kendilerine özel doktorlar ve hastaneler vardı. Bu farklar, - ocağın büyük askeri başarısının yanında- yabancıların ilgisini çekmiştir. Ocak kaldırıldıktan sonra bile Batı'da Osmanlı'nın simgesi olmuştur.
Ayrıca yeniçeriler Bektaşilik ve Dervişlik kültüründen etkilenmişlerdir. Yeniçeri Ocağı 16. yy'da kesin olarak Bektaşi bir yapıya bürünmüştür. Yeniçeriler kafalarına "börk" adı verilen şapkalar takmışlardır. Bazı kaynaklarda Börk'ün ilk yeniçerilerin başlarına Hacı Bektaş Veli tarafından bizzat takıldığı anlatılır. Börk'ün ön tarafında ise "kaşıklık" adı verilen bir boşluk vardı. Yeniçeriler bu boşluğa kaşıklarını takmışlardır. Kaşıklık, "kaşıklık kardeşliği" tanımını simgelemiştir.

Yeniçeri ocağı kurulduğu zaman evlenmeleri yasaktı. Ama I. Selim zamanında çok yaşlı bir yeniçerinin evlenmesi için çıkan izin kapıyı aralamıştır ve evlenme yaygın hale gelmiştir. III. Murad zamanında (1574–1595) evlenmeler artık sık görülmeye başlanmış, yeniçerilerin oğulları ocağa "kuloğlu" adı altında alınmış, ocağın yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Bu kuloğulları sonradan ya devlet adamı olmuş ya da bilimle uğraşmıştır. Yeniçeri Ağası hariç diğer yeniçerilerin sakal bırakması yasaktı. Bu yasaklara yeniçeriler uymuştur. Fakat 17. yy'ın ortasından itibaren silik padişahların başa geçmesiyle asayiş sağlanamamıştır ve ocakta da bozulmalar başlamıştır. Evlenmeye başlayan yeniçeriler karşılarında yaptırım görmeyince ticaretle de uğraşmaya başlamışlardır.

Yeniçeriler kendilerini Padişahın ve Padişahın tahtının koruyucusu olarak görüyorlardı. Yeniçerilere ocağın onların evi ve ailesi, Padişahın da babaları olduğu öğretilirdi.

Ekipmanları

Yeniçeriler mükemmel okçulardı. Ama 1440'dan itibaren tüfeklerin icat edilmesiyle tüfek kullanmaya da başladılar. I. Viyana Kuşatması'nda mühendisleri, lağımcıları Avrupa'da ün salmalarına yol açmıştır. Yakın dövüşte balta, kılıç ve yatağan kullandılar. Barış zamanında sadece hançer kullanırlardı. Yatağan kılıcı ocağın simgesi sayılacak kadar önemliydi. Sarayı koruyan yeniçeriler (Baltacılar) uzun saplı balta kullanırdı.

16. yy'dan itibaren yeniçeriler arasında tüfek kullanımı iyice yaygınlaşmıştı. Yeniçeriler tüfekleri, el bombalarını ve el toplarını kullanan ilk askeri birliklerdir. Tabanca yeniçeriler arasında pek popüler değildi ama Girit Kuşatması'ndan itibaren tabanca kullanımı da sıklaşmıştır.

Ocağın kaldırılması

İlk kuruluşu zamanında sadece devşirmelerden ve iyi eğitim almış güçlü kuvvetli gençlerden oluşan ve Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı, 16. yüzyıldan sonra Padişaha veya Hanımsultana yakın bazı yetenekleri kısıtlı kimselerin ocağa alınmasından sonra bozulmaya yüz tutmuştu. Çünkü, eğitimsiz ve başıboş kimselerin ocağa girmeleriyle bu askerî teşkilat, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet halini almıştı. Diğer taraftan Yeniçerilerin kendileri gibi Bektaşî olan Ahi esnaf ocaklarıyla iç içe olması ve Sultanın aldığı bazı ekonomik ve siyasi tedbirlere Ahi Esnaf Ocaklarıyla birlikte karşı durması Sultanın ve Ulemanın tepkisini çeker olmuştu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Padişahın sefere çıkmaması neticesinde ganimet geliri azalan Yeniçeriler, sakat ve yaşlı yoldaşlarına bakmak ve kendi hayatları ile savaşa gidenlerin ailelerinin geçimini ikame etmek için gelir elde etme çabasına girmişlerdir. Neticesinde; askerlikle ilgisi olmayan ticaret, kahvehane işletmeciliği, hamam işletmeciliği, kayıkçılık, depoculuk, odun ve yakacak işleri gibi sektörlere el atmışlardır. Yeniçerilerin; özellikle İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ortaları mensuplarının ticaret hayatına atılması; Yeniçeri Ocağının bozulması gibi lanse edilse de; gerçek bundan farklıdır. Avrupalı imparatorlukların deniz ticareti ile birlikte sömürgeciliğe yönelmesi, ve savaşların uzayıp gitmesi, devletin mali sistemini bozmuştu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde Ayan sınıfının ortaya çıkması ile, savaştan geri dönen veya savaşa katılmayan yerel beylerin sayısı artmış, Padişahın savaşa katılmaması neticesinde kendisine bağlı Kapıkulu Ocağı'nın da savaşa katılmayışı, savaş esnasında Osmanlı Ordusunun vurucu gücünü azaltmıştır. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı; 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardır.

Yeniçeri Ocağı, Vaka-i Hayriye diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle, 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı. Ocağın kaldırılması olayı II. Mahmud'un tüm esnaf teşkilatını ve ordudaki çoğu birimi bu konuda ikna etmesiyle başlamıştır. Şeyhülislama bu konu hakkında fetva çıkarılmasıyla devam etmiştir. Bir günün sabahında II. Mahmud yeniçerileri son kez uyarmış ve bu uyarıya saygı göstermeyen yeniçeriler itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine II. Mahmud topçulara ateş emri vererek yeniçeri ocağını büyük bir top ateşine maruz bırakmış ve hiçbir yeniçerinin kurtulmasına imkan vermemeye çalışmıştır. Kaçabilen yeniçeriler ise yakalandıkları yerde öldürülmüştür. Bu olaydan sonra, onların yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Muhammed'in Zafer Kazanmış orduları) adlı ordu kurulmuştur.

0 yorum:

19.11.2017

PEKMEZ

Pekmezi Nedir?

Üzüm, kuşburnu, incir, keçiboynuzu (harnup) veya dut gibi tatlı meyvelerin ya da şeker pancarı, ardıç meyvesi gibi şekere dönüşebilecek tarım ürünlerinin ezilerek kaynatılması ile üretilen, Anadoluya özgü, yoğun ve tatlı bir şuruptur.

Anadolu'nun yöresel yiyeceği olan pekmez diğer ülkelerde de üretilmeye başlansa da Türkiye pekmez çeşitleri ve kullanımı konusunda öncüdür. Türkiye'de 5 farklı pekmez türü üretilmektedir. Pekmez yapılacak üzümler normal yediğimiz üzümlerden daha farklıdır. Pekmez yapılmak amacıyla üretilen bu üzümler veya dutlar havan, pres gibi makinelerle sıkılır, suyu çıkarılır. Elde edilen bu şıra 50-60 derece sıcaklıkta 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra, içerisine pekmez toprağı eklenir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından önerilen; 100 kg üzüm şırasına 1-5 kg pekmez toprağı eklenmesidir.

Pekmeze koyu rengini ve kıvamını veren işlem kaynatmadır. Kaynatma işlemi sırasında kestirilen şıranın içindeki şekerler karamelize olup kararır. Suyun kaynama süresince azalmasıyla karışım koyu bir kıvam alır. Pekmez kaynatılırken şıra bir seferde kaynatılarak pekmez haline gelmelidir. Şıra kaynatıldığında kaptaki eksilme yeni şıra ile doldurulmamalıdır. Bu pekmezin kalitesini bozar. Karışımın göz göz kaynaması ve pekmez kokusu yayması pekmezin kıvama geldiğinin göstergesidir. Kaynatma üstü açık geniş kaplarda yapıldığı gibi, vakumlu ortamda daha düşük ısılarda açık renkli pekmez üretilebilir.

Yapımı anlatılan bu ürün türüne "tatlı cıvık pekmez" denir. "Günbalı" denen pekmez türü şıranın geniş kaplarda, güneş altında suyunun uçurulmasıyla elde edilir.

Besin değeri
Pekmezin besin değerleri, yapıldığı meyveye göre değişkenlik göstermekle birlikte, karbonhidrat içeriği dolayısıyla (1,276kJ / 305 kcal) iyi bir enerji kaynağıdır. B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaç olarak bilinir. İçermiş olduğu %80'e yakın karbonhidratın tümünün glikoz ve fruktoz halinde olması sindirim sisteminde parçalanmaya gerek kalmadan kolayca kana geçmesini sağlar.


Çeşitleri

Üzüm pekmezi
Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Enerji vermesi, iştah açması belirgin özelliklerindendir. Gebelikte bebek gelişimi ve anne adayları için çok faydalıdır. Ayrıca mide, bağırsak ve böbrekler üzerine olumlu etkileri vardır. Damar sertliğine iyi gelir ve kan dolaşımını kolaylaştırır.

Yapılışı
Üzüm pekmezi olgunlaşan üzümlerden yapılır. Beyaz, siyah farketmez fakat siyah üzüm pekmezi çok aranan bir pekmez dir.toplanan üzümler sıkılmak için betondan yapılan veya içi oyulan taş salk(üzüm sıkma yeri)denilen yerde de torbalara koyularak ayakta çizme ile sıkılıp veya basınçlı sıkma makinaları ile sıkılıp şırası (suyu) çıkarılır. Çıkarılan şıra süzüldükten sonra kazanlara koyularak kaynatılır. İyice kaynatılan şıra süzülüp dinlenmesi için geniş kaplara konulur ve üzeri güneş alacak şekilde örtülerek güneşte birkaç gün bekletilir ve olgunlaşan pekmez süzülerek kaplara konur ve yenilecek duruma getirilir.

Dut pekmezi
Duttan elde edilen pekmez türüdür. Özellikle mide hastalıkları, ülsere iyi gelir. Astım ve bronşit hastalıklarında, soğuğa karşı vücut direncinin arttırılmasında kullanılır. Sporcular için enerji deposudur. Bebeklerin ve çocukların zeka ve bedensel gelişimine yardımcı olur. Gargara halinde ağız ve boğaz hastalıklarında da etkilidir. Çocuklarda sıklıkla rastlanan pamukçukta da tedavi edici olarak kullanılır.

Yapılışı
Olgunlaşan dutlar dört kişi tarafından köşelerinden tutulan hasavan (bez) üzerine ağaçtan silkelenerek (Ağaçtan Dökülerek) kazanlara konur. Kazana dutları kapatacak kadar su konur ve çekirdeklerinden ayrılıncaya kadar kaynatılr. Kaynayan pekmez süzülüp dinlendirilikten sonra tekrar kazana konup birkaç kaynar gelinceye kadar kaynatılır ve geniş tabanlı kaplara konulur ve birkaç gün güneşte bırakılır. Güneşlendirmenin ardından tekrar süzülerek saklanacağı kaplara alınır.

Harnup (Keçiboynuzu) pekmezi
Keçiboynuzundan elde edilen pekmez türüdür. Ege ve Akdeniz yöresine has bir pekmez türüdür. En faydalı pekmez türlerinden biridir. Doğal ve katkısız olanını tüketmek gerekir.Glikoz katkılı olanlar fayda yerine zarar vermektedir.

Nefes darlığına karşı oldukça etkilidir (alerjik nefes darlığı bulunan hastalara keçi boynuzu pekmezi önerilir). Kolestrolün düşürülmesinde, tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. Cinsel gücü ve sperm sayısını artırır. Vücudu güçlendirip, yeniler. Ayrıca dişleri ve kemikleri güçlendirici etikisi de vardır. Bağırsakları hareketlendirir. İyi beslenmesi gereken çocuklar ve gebeler için oldukça faydalı bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda içerdiği mineraller (potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, bakır, çinko vb.) ve vitaminler sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine ve daha başka birçok dokuda çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kalsiyum, sodyum ve potasyum içeriği yüksektir. Bu sayede kandaki zehirli maddeleri temizler. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına karşı ve sindirim sistemi üzerine etkilidir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. İçerdiği A , B, B2, B3, D vb. vitaminler dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

Andız (ardıç) pekmezi
Andız ağacının meyvelerinden elde edilen pekmez türüdür. Andız kozalaklarından elde edilen "andız özü"yle pekmez yapılır.Harnup pekmezi gibi buda Mersin ve çevresinde sık yapılan bir pekmez türüdür. Bronşit, öksürük, sarılık, kaşıntı, egzama, mide bulantısı, akciğer, karaciğere faydalı bir pekmezdir. Bütün pekmez cinslerinde olduğu gibi kan yapıcıdır ve enerji verir.Tadı değişiktir. biraz acımsıdır.

Pancar Pekmezi
Şeker pancarı köklerinden elde edilen pekmez türüdür. Özellikle Kırklareli ilinin Poyralı köyünde ve Amasya'da iyi bilinen bu pekmez çeşidi soyulmuş ve kıyılmış taze beyaz şeker pancarının kaynatılması sonucu elde edilir. 7-8 saat kaynama sonucunda soğuduğunda macun kıvamını alan bu pekmez rumeli kültüründe önemli bir yere sahiptir.

Zayıflık ve halsizlikten yakınan kişiler için mükemmel bir şifa kaynağı. Kemik erimesinin, öksürüğün, iştahsızlığın organik ilacı. 30-40 dakikada kana karışması nedeniyle en hızlı ve doğal enerji dopinglerinden biri. Anemiden kas yorgunluğuna kadar pek çok sağlık sorununa karşı vücudun direncini arttıran ve çözüm sunan bir besin maddesidir. Yüksek tansiyonu düşürür. Vücut performansını arttırıcı, kuvvet verici ve besleyicidir. Hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Karaciğer ve böbrekleri çalıştırır. Cilt hastalıklarına karşı şifa sunar. İçeriğindeki yüksek Tiamin oranıyla sinirleri yatıştırır, depresyonu engeller. 1 kaşık pekmez bir insanın günlük demir, kalsiyum, potasyum ve magnezyum ihtiyacını içerir.

Pekmezin faydaları

Meyveler, taze olarak tüketilebildikleri gibi, kuru, pestil veya pekmez olarak da tüketilebilirler. Peki, pekmezin faydaları neler?

Pekmez, tatlı meyvelerin ezilip kaynatılarak suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilen yoğun kıvamlı tatlı bir şuruptur.

Pekmez, çocukların gelişiminde oldukça önemli olan mineralleri içerir. Özellikle çocuk beslenmesinde, karbonhidrat ve proteinler oldukça önemli bir yer tutar. Anne sütünden sonra, çocuğun yeterli beslenebilmesi için karbonhidrat ve protein desteğine ihtiyacı vardır.

Beyin enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullandığından, glikoz alınmadığı takdirde beyindeki gelişmede duraklama ve yavaşlama gerçekleşir. Kana geçmesi çok kolay olan şeker, üzümde ve pekmezde bol miktarda, glikoz ve fruktoz olarak basit karbonhidrat formunda bulunur. Bu nedenle sindirim sisteminde parçalanmasına gerek kalmaz ve dolayısıyla doğrudan emilime uğrar.

Mineraller açısından çok zengin pekmez; demir, fosfor, çinko, magnezyum, potasyum gibi mineraller açısından da oldukça zengindir. Magnezyum ve potasyum, sinir sisteminin düzenli çalışması için gereklidir ve bu ihtiyaç kuru üzüm ya da pekmez tüketimiyle karşılanabilir.

Çinko ise, cinsiyet gelişimi, büyüme ve gelişme için oldukça önemlidir. Kalsiyum açısından da oldukça zengin olan pekmez, kemiklerin gelişimi, sağlıklı büyüme ve gelişme, kalp sağlığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riskini önlemek için de tüketilmelidir.

Demir minerali de, vücutta hemoglobin yapımında kullanılmakta olduğundan, kemik iliğinde çok önemli bir düzenleyici faktördür ve kan hücreleri oluşumu için gereklidir.

Tablet halinde olan demir formu, vücutta kullanılan demir formundan farklıdır. Bu sebeple demir ihtiyacının tablet yerine doğal yollardan, yani pekmez veya kuru üzümle karşılanması çok daha uygun olacaktır.

Aynı zamanda, siyah üzüm ve pekmezde bolca bulunan antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahiptir.

Pekmezin Zararları

Pekmez ne kadar sağlık açısından faydalı olsa da üretim, saklama ve tüketim şartlarına göre sağlık için bazı riskler yaratabilir. 
Bu riskler;
  • Aşırı derecede kaynatılarak hazırlanan pekmez tüketimi kanser riskini arttırıcı etki yaratır.
  • Pekmezin kapağı açıldıktan sonra mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Aksi halde besleyici özelliğini yitirir.
  • Aşırı pekmez tüketimi ishal, mide bulantısı, şişkinlik ve göğüs ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabilir.
Global Bilgiler  /  at  15:57  /  No comments

Pekmezi Nedir?

Üzüm, kuşburnu, incir, keçiboynuzu (harnup) veya dut gibi tatlı meyvelerin ya da şeker pancarı, ardıç meyvesi gibi şekere dönüşebilecek tarım ürünlerinin ezilerek kaynatılması ile üretilen, Anadoluya özgü, yoğun ve tatlı bir şuruptur.

Anadolu'nun yöresel yiyeceği olan pekmez diğer ülkelerde de üretilmeye başlansa da Türkiye pekmez çeşitleri ve kullanımı konusunda öncüdür. Türkiye'de 5 farklı pekmez türü üretilmektedir. Pekmez yapılacak üzümler normal yediğimiz üzümlerden daha farklıdır. Pekmez yapılmak amacıyla üretilen bu üzümler veya dutlar havan, pres gibi makinelerle sıkılır, suyu çıkarılır. Elde edilen bu şıra 50-60 derece sıcaklıkta 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra, içerisine pekmez toprağı eklenir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından önerilen; 100 kg üzüm şırasına 1-5 kg pekmez toprağı eklenmesidir.

Pekmeze koyu rengini ve kıvamını veren işlem kaynatmadır. Kaynatma işlemi sırasında kestirilen şıranın içindeki şekerler karamelize olup kararır. Suyun kaynama süresince azalmasıyla karışım koyu bir kıvam alır. Pekmez kaynatılırken şıra bir seferde kaynatılarak pekmez haline gelmelidir. Şıra kaynatıldığında kaptaki eksilme yeni şıra ile doldurulmamalıdır. Bu pekmezin kalitesini bozar. Karışımın göz göz kaynaması ve pekmez kokusu yayması pekmezin kıvama geldiğinin göstergesidir. Kaynatma üstü açık geniş kaplarda yapıldığı gibi, vakumlu ortamda daha düşük ısılarda açık renkli pekmez üretilebilir.

Yapımı anlatılan bu ürün türüne "tatlı cıvık pekmez" denir. "Günbalı" denen pekmez türü şıranın geniş kaplarda, güneş altında suyunun uçurulmasıyla elde edilir.

Besin değeri
Pekmezin besin değerleri, yapıldığı meyveye göre değişkenlik göstermekle birlikte, karbonhidrat içeriği dolayısıyla (1,276kJ / 305 kcal) iyi bir enerji kaynağıdır. B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaç olarak bilinir. İçermiş olduğu %80'e yakın karbonhidratın tümünün glikoz ve fruktoz halinde olması sindirim sisteminde parçalanmaya gerek kalmadan kolayca kana geçmesini sağlar.


Çeşitleri

Üzüm pekmezi
Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Enerji vermesi, iştah açması belirgin özelliklerindendir. Gebelikte bebek gelişimi ve anne adayları için çok faydalıdır. Ayrıca mide, bağırsak ve böbrekler üzerine olumlu etkileri vardır. Damar sertliğine iyi gelir ve kan dolaşımını kolaylaştırır.

Yapılışı
Üzüm pekmezi olgunlaşan üzümlerden yapılır. Beyaz, siyah farketmez fakat siyah üzüm pekmezi çok aranan bir pekmez dir.toplanan üzümler sıkılmak için betondan yapılan veya içi oyulan taş salk(üzüm sıkma yeri)denilen yerde de torbalara koyularak ayakta çizme ile sıkılıp veya basınçlı sıkma makinaları ile sıkılıp şırası (suyu) çıkarılır. Çıkarılan şıra süzüldükten sonra kazanlara koyularak kaynatılır. İyice kaynatılan şıra süzülüp dinlenmesi için geniş kaplara konulur ve üzeri güneş alacak şekilde örtülerek güneşte birkaç gün bekletilir ve olgunlaşan pekmez süzülerek kaplara konur ve yenilecek duruma getirilir.

Dut pekmezi
Duttan elde edilen pekmez türüdür. Özellikle mide hastalıkları, ülsere iyi gelir. Astım ve bronşit hastalıklarında, soğuğa karşı vücut direncinin arttırılmasında kullanılır. Sporcular için enerji deposudur. Bebeklerin ve çocukların zeka ve bedensel gelişimine yardımcı olur. Gargara halinde ağız ve boğaz hastalıklarında da etkilidir. Çocuklarda sıklıkla rastlanan pamukçukta da tedavi edici olarak kullanılır.

Yapılışı
Olgunlaşan dutlar dört kişi tarafından köşelerinden tutulan hasavan (bez) üzerine ağaçtan silkelenerek (Ağaçtan Dökülerek) kazanlara konur. Kazana dutları kapatacak kadar su konur ve çekirdeklerinden ayrılıncaya kadar kaynatılr. Kaynayan pekmez süzülüp dinlendirilikten sonra tekrar kazana konup birkaç kaynar gelinceye kadar kaynatılır ve geniş tabanlı kaplara konulur ve birkaç gün güneşte bırakılır. Güneşlendirmenin ardından tekrar süzülerek saklanacağı kaplara alınır.

Harnup (Keçiboynuzu) pekmezi
Keçiboynuzundan elde edilen pekmez türüdür. Ege ve Akdeniz yöresine has bir pekmez türüdür. En faydalı pekmez türlerinden biridir. Doğal ve katkısız olanını tüketmek gerekir.Glikoz katkılı olanlar fayda yerine zarar vermektedir.

Nefes darlığına karşı oldukça etkilidir (alerjik nefes darlığı bulunan hastalara keçi boynuzu pekmezi önerilir). Kolestrolün düşürülmesinde, tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. Cinsel gücü ve sperm sayısını artırır. Vücudu güçlendirip, yeniler. Ayrıca dişleri ve kemikleri güçlendirici etikisi de vardır. Bağırsakları hareketlendirir. İyi beslenmesi gereken çocuklar ve gebeler için oldukça faydalı bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda içerdiği mineraller (potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, bakır, çinko vb.) ve vitaminler sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine ve daha başka birçok dokuda çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kalsiyum, sodyum ve potasyum içeriği yüksektir. Bu sayede kandaki zehirli maddeleri temizler. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına karşı ve sindirim sistemi üzerine etkilidir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. İçerdiği A , B, B2, B3, D vb. vitaminler dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

Andız (ardıç) pekmezi
Andız ağacının meyvelerinden elde edilen pekmez türüdür. Andız kozalaklarından elde edilen "andız özü"yle pekmez yapılır.Harnup pekmezi gibi buda Mersin ve çevresinde sık yapılan bir pekmez türüdür. Bronşit, öksürük, sarılık, kaşıntı, egzama, mide bulantısı, akciğer, karaciğere faydalı bir pekmezdir. Bütün pekmez cinslerinde olduğu gibi kan yapıcıdır ve enerji verir.Tadı değişiktir. biraz acımsıdır.

Pancar Pekmezi
Şeker pancarı köklerinden elde edilen pekmez türüdür. Özellikle Kırklareli ilinin Poyralı köyünde ve Amasya'da iyi bilinen bu pekmez çeşidi soyulmuş ve kıyılmış taze beyaz şeker pancarının kaynatılması sonucu elde edilir. 7-8 saat kaynama sonucunda soğuduğunda macun kıvamını alan bu pekmez rumeli kültüründe önemli bir yere sahiptir.

Zayıflık ve halsizlikten yakınan kişiler için mükemmel bir şifa kaynağı. Kemik erimesinin, öksürüğün, iştahsızlığın organik ilacı. 30-40 dakikada kana karışması nedeniyle en hızlı ve doğal enerji dopinglerinden biri. Anemiden kas yorgunluğuna kadar pek çok sağlık sorununa karşı vücudun direncini arttıran ve çözüm sunan bir besin maddesidir. Yüksek tansiyonu düşürür. Vücut performansını arttırıcı, kuvvet verici ve besleyicidir. Hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Karaciğer ve böbrekleri çalıştırır. Cilt hastalıklarına karşı şifa sunar. İçeriğindeki yüksek Tiamin oranıyla sinirleri yatıştırır, depresyonu engeller. 1 kaşık pekmez bir insanın günlük demir, kalsiyum, potasyum ve magnezyum ihtiyacını içerir.

Pekmezin faydaları

Meyveler, taze olarak tüketilebildikleri gibi, kuru, pestil veya pekmez olarak da tüketilebilirler. Peki, pekmezin faydaları neler?

Pekmez, tatlı meyvelerin ezilip kaynatılarak suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilen yoğun kıvamlı tatlı bir şuruptur.

Pekmez, çocukların gelişiminde oldukça önemli olan mineralleri içerir. Özellikle çocuk beslenmesinde, karbonhidrat ve proteinler oldukça önemli bir yer tutar. Anne sütünden sonra, çocuğun yeterli beslenebilmesi için karbonhidrat ve protein desteğine ihtiyacı vardır.

Beyin enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullandığından, glikoz alınmadığı takdirde beyindeki gelişmede duraklama ve yavaşlama gerçekleşir. Kana geçmesi çok kolay olan şeker, üzümde ve pekmezde bol miktarda, glikoz ve fruktoz olarak basit karbonhidrat formunda bulunur. Bu nedenle sindirim sisteminde parçalanmasına gerek kalmaz ve dolayısıyla doğrudan emilime uğrar.

Mineraller açısından çok zengin pekmez; demir, fosfor, çinko, magnezyum, potasyum gibi mineraller açısından da oldukça zengindir. Magnezyum ve potasyum, sinir sisteminin düzenli çalışması için gereklidir ve bu ihtiyaç kuru üzüm ya da pekmez tüketimiyle karşılanabilir.

Çinko ise, cinsiyet gelişimi, büyüme ve gelişme için oldukça önemlidir. Kalsiyum açısından da oldukça zengin olan pekmez, kemiklerin gelişimi, sağlıklı büyüme ve gelişme, kalp sağlığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riskini önlemek için de tüketilmelidir.

Demir minerali de, vücutta hemoglobin yapımında kullanılmakta olduğundan, kemik iliğinde çok önemli bir düzenleyici faktördür ve kan hücreleri oluşumu için gereklidir.

Tablet halinde olan demir formu, vücutta kullanılan demir formundan farklıdır. Bu sebeple demir ihtiyacının tablet yerine doğal yollardan, yani pekmez veya kuru üzümle karşılanması çok daha uygun olacaktır.

Aynı zamanda, siyah üzüm ve pekmezde bolca bulunan antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahiptir.

Pekmezin Zararları

Pekmez ne kadar sağlık açısından faydalı olsa da üretim, saklama ve tüketim şartlarına göre sağlık için bazı riskler yaratabilir. 
Bu riskler;
  • Aşırı derecede kaynatılarak hazırlanan pekmez tüketimi kanser riskini arttırıcı etki yaratır.
  • Pekmezin kapağı açıldıktan sonra mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Aksi halde besleyici özelliğini yitirir.
  • Aşırı pekmez tüketimi ishal, mide bulantısı, şişkinlik ve göğüs ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabilir.

0 yorum:

6.11.2017

KAS ÇEŞİTLERİ


Kaslar kasılabilen, dolayısıyla da hareketleri sağlama özelliği olan yapılardır. Vücuda desteklik eder, hareketi sağlar, vücut ısısını meydana getirir. Ayrıca iç organları bağlar ve onları askıda tutar. Çeşitli organizmalarda farklı kas tipleri vardır. Protistlerde çizgisiz kas telcikleri bulunur. Basit özellikte olmasına rağmen bir tek hücreli olan parmesyumda kontraktif kofullar kas işlevi görür. Omurgasızlarda ise çoğunlukla düz kaslardan oluşur. Yavaş ve ritmik kasılırlar. Solucanlarda, yumuşakçalarda düz kaslar bulunur. Eklembacaklılarda uçma ve sıçramayı sağlayan çizgili kaslar bulunur. Tüm omurgalılarda iskeleti hareket ettiren çizgili kaslar, yemek borusunda, midede, bağırsaklar, kan damarlarının duvarlarında, üreme organları ve diğer organ duvarlarında ise düz kaslar bulunur. Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşittir.

1.Düz Kaslar: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir. Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.

Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.

2.Çizgili Kaslar: İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler.

Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar. Bir çizgili kasın yapısı tüm bir kastan yapı birimlerine doğru; kas demeti, kas teli, telcikler (miyofibril, aktin ve miyozin proteinleri) olarak sıralana bilinir. Sarkoplazma içinde miyofibriller arasında dağılmış zengin bir endoplazmik retikulum ağı (sarkoplazmik retikulum) vardır. Miyofibriller özel bir diziliş gösteririler. Bu diziliş açık ve koyu bantlar meydana getir.

Kas liflerinde açık renkli görülen I bandı, koyu renkli görülen A bandı olarak isimlendirilir. I bandını tam ortasında koyu renkli ince çizgi Z bandı olarak adlandırılır. A bandının ortasında görülen bölgeye ise H bandı adı verilir. Kas dokusunda ard arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sakromer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir. Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına ise aktin iplikleri denir. Bu ipliklerin temel yapıları proteindir.

Miyozin iplikleri komşu I bandına geçmezler. Aktin iplikleri ise I bantların meydana getiriler ve kısmen iki taraftan A bandının içine girerler. Böylece A bantlarının ucunda miyozin ve aktin iplikleri bulunurken orta kısımlarında sadece miyozin iplikleri yer alır. Sadece miyozin ipliklerinden oluşan bu kısım H bandını meydana getirir. Aktin iplikleri I bandının ortasında birleştikleri yere de Z çizgisi denir. Kasa çizgili görünüm bu şekilde kazandırılmıştır. I bandı yalnız aktin ipliklerinden, H bandı yalnız miyozin ipliklerinden, A bandı ise hem aktin hem de miyozin ipliklerinden oluşur.

Kas Proteinlerinin Sıralanışı: Kas telleri aktin ve miyozin proteinlerinden başka hemoglobine benzeyen miyoglobin proteinini içerirler. Miyoglobinin görevi kaslarda O2 azaldığı zaman kandan O2 almak ve oksidasyonu sağlamaktır. Miyofibrilin O2’e bağlanma kapasitesi hemoglobinden fazladır. Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları bir taraftan hareketli bir kemiğe (bilgi yelpazesi.net) bağlanırken diğer taraftan mutlaka hareketli bir ekleme bağlanmışlardır. Kemiğe bağlandığı nokta başlangıç noktası, ekleme bağlandığı nokta sonlanış noktasıdır. Bu iki tutunma arasında kalan kısım karın kısmıdır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.

3.Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.
Global Bilgiler  /  at  08:18  /  No comments


Kaslar kasılabilen, dolayısıyla da hareketleri sağlama özelliği olan yapılardır. Vücuda desteklik eder, hareketi sağlar, vücut ısısını meydana getirir. Ayrıca iç organları bağlar ve onları askıda tutar. Çeşitli organizmalarda farklı kas tipleri vardır. Protistlerde çizgisiz kas telcikleri bulunur. Basit özellikte olmasına rağmen bir tek hücreli olan parmesyumda kontraktif kofullar kas işlevi görür. Omurgasızlarda ise çoğunlukla düz kaslardan oluşur. Yavaş ve ritmik kasılırlar. Solucanlarda, yumuşakçalarda düz kaslar bulunur. Eklembacaklılarda uçma ve sıçramayı sağlayan çizgili kaslar bulunur. Tüm omurgalılarda iskeleti hareket ettiren çizgili kaslar, yemek borusunda, midede, bağırsaklar, kan damarlarının duvarlarında, üreme organları ve diğer organ duvarlarında ise düz kaslar bulunur. Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşittir.

1.Düz Kaslar: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir. Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.

Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.

2.Çizgili Kaslar: İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler.

Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar. Bir çizgili kasın yapısı tüm bir kastan yapı birimlerine doğru; kas demeti, kas teli, telcikler (miyofibril, aktin ve miyozin proteinleri) olarak sıralana bilinir. Sarkoplazma içinde miyofibriller arasında dağılmış zengin bir endoplazmik retikulum ağı (sarkoplazmik retikulum) vardır. Miyofibriller özel bir diziliş gösteririler. Bu diziliş açık ve koyu bantlar meydana getir.

Kas liflerinde açık renkli görülen I bandı, koyu renkli görülen A bandı olarak isimlendirilir. I bandını tam ortasında koyu renkli ince çizgi Z bandı olarak adlandırılır. A bandının ortasında görülen bölgeye ise H bandı adı verilir. Kas dokusunda ard arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sakromer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir. Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına ise aktin iplikleri denir. Bu ipliklerin temel yapıları proteindir.

Miyozin iplikleri komşu I bandına geçmezler. Aktin iplikleri ise I bantların meydana getiriler ve kısmen iki taraftan A bandının içine girerler. Böylece A bantlarının ucunda miyozin ve aktin iplikleri bulunurken orta kısımlarında sadece miyozin iplikleri yer alır. Sadece miyozin ipliklerinden oluşan bu kısım H bandını meydana getirir. Aktin iplikleri I bandının ortasında birleştikleri yere de Z çizgisi denir. Kasa çizgili görünüm bu şekilde kazandırılmıştır. I bandı yalnız aktin ipliklerinden, H bandı yalnız miyozin ipliklerinden, A bandı ise hem aktin hem de miyozin ipliklerinden oluşur.

Kas Proteinlerinin Sıralanışı: Kas telleri aktin ve miyozin proteinlerinden başka hemoglobine benzeyen miyoglobin proteinini içerirler. Miyoglobinin görevi kaslarda O2 azaldığı zaman kandan O2 almak ve oksidasyonu sağlamaktır. Miyofibrilin O2’e bağlanma kapasitesi hemoglobinden fazladır. Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları bir taraftan hareketli bir kemiğe (bilgi yelpazesi.net) bağlanırken diğer taraftan mutlaka hareketli bir ekleme bağlanmışlardır. Kemiğe bağlandığı nokta başlangıç noktası, ekleme bağlandığı nokta sonlanış noktasıdır. Bu iki tutunma arasında kalan kısım karın kısmıdır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.

3.Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.

0 yorum:

ZIRAI DON DOLU EROZYON ÇIĞ DÜŞMESİ SU TAŞKINLARI KURAKLIK HORTUMLAR SİS KUVVETLİ RÜZGAR VE FIRTINA ORMAN YANGINLARI HEYELAN SEL BASKINI YANARDAĞ PATLAMASI DEPREMLER TSUNAMİ TRUF MANTARI KUŞ CENNETİ NEMRUT KRATER GÖLÜ COMBATING DESERTIFICATION

Copyright © 2013 Global Bilgiler. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Blogger templates. Proudly Powered by Blogger.